up
ara

İskambil Kağıtlarının Esrarı

İskambil Kağıtlarının Esrarı Konusu ve Özeti

İskambil Kağıtlarının Esrarı
İskambil Kağıtlarının Esrarı kitabını okuduysanız inceleme eklemeyi unutmayın. Neokur kitap hakkındaki düşüncelerinizi ve yorumlarınızı merak ediyor.
Yayınevi: Pan Yayıncılık
ISBN: 9789757652649
Sayfa: 344 sayfa
"Astronotlar üzerinde yaşam olan başka bir gezegen keşfetse, herkes müthiş şaşırır, ama kendi gezegenlerinin varlığı hiç de şaşırtmıyor onları."Jostein Gaarder, "Sofi'nin Dünyası"ndan önce kaleme aldığı "İskambil Kağıtlarının Esrarı"nda, insanın kendine ve dünyaya bakışını sorguluyor. İskambil kağıtlarının kişileştirildiği, gerçek ve hayalin iç içe işlendiği kitapta, dünyaya kendini kaptıranlarla görünenin ardındakini gören "Jokerler" arasındaki karşıtlık sunuluyor okura. Kendini arayan gençlere....
Gül Ayan

Gül Ayan

@gulayan

Affedersiniz, Jokerinizi alabilir miyim?
Kitaplar çok eski ve hiç eksilmeyen tutkum ve bu çok uzun soluklu özel merakımın içinde kitap araştırmanın ve keşfetmenin önemli yeri vardır. Son keşfim olan İskambil Kağıtların Esrarı romanı hakkında yazıyorum bugün.
11 Eylül 2017 tarihinde , henüz oku(ya)madığım bir kitabın peşine düşmüştüm yine… Kullanılmış kitaplar ilgi alanımda oldukları için, öncellikle, ikinci ellerini bulursam onları almayı tercih ederim, Fersude Sahafından( İzmir) kitabı sipariş etmek üzereyken, tek kitap satın almak istemediğim için, sanal sahafta gezinti yapmaya devam etmiştim, İskambil Kâğıtlarının Esrarı ismi gözüme takılana kadar, daha önce bu kitabı duymamıştım, isim hoşuma gidince, içimde bir ses “işte bu” demişti, hiç tereddüt etmeden ossaat kitabı satın almıştım, çünkü kendime böyle sürprizler yapmaya bayılırım.

Kitabı satın aldıktan sonra yazarı kim olduğunu merak edip bakmıştım, çünkü Jostein Gaarder ismi de tanıdık gelmemişti.Küçük araştırma sonucunda, şimdi her şey çok kolaylaştı, yazarı anımsayamadığımı, fakat yazmış olduğu Sofie'nin Dünyası romanını çok duyduğumu ve hatta anlayamayacağımdan korktuğum için okuyamayacağımdan hayıflandığım bir felsefi roman olduğunu çok iyi biliyordum ve bundan dolayı kendime hazırlamış olduğum sürprizden memnun kalacağımdan şüphelendiğimi itiraf ediyorum. Suçlayacak birisi mi var, ha ha ha, çok eğleniyorum yazarken... Hatta, keşke Yazarın kim olduğunu daha önce baksaydım diye kendi kendime kızmıştım, öğrenmiş olsaydım, kitabı edinemezdim sanırım…

Hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve ben müthiş keyif aldım romanı okumaktan ve 9 Ekim 2017 tarihinde devrettim. Jostein Gaarder, benim saygımı fazlasıyla kazanmış oldu…

Yazarın hayatı hakkında edindiğim kısa bilgileri paylaşıyorum. Jostein Gaarder (d. 8 Ağustos 1952; Oslo), Norveçli yazar.
Annesi, Inger Margrethe Gaarder öğretmendi ve çocuk kitapları yazarıydı. Babası, Knut Gaarder Oslo'da kolej müdürlüğü yapıyordu. Jostein Gaarder 1971'te Oslo Кatedral Okulu'nu bitirdi. 1974'te evlendi. 1976 ve 1983 yıllarında iki oğlu oldu. 1976'da Oslo Üniversitesi'nde İskandinav dilleri (Norveççe), düşünce tarihi ve dinler tarihinden lisans eğitimini tamamladı.1981'de Ailece Bergen'e yerleşti ve Fana Koleji'nde on yıl boyunca felsefe ve edebiyat öğretmenliği yaptı. 1991'de tekrar doğdu şehir Oslo’ya döndü ve tüm zamanını kitap yazmaya ayırdı.

Jostein Gaarder’ın bu kadar genç olduğuna şaşırmıştım doğrusu, ben Sofie’nin Dünyası Yazarının hep 19.Yüzyıla ait olduğunu düşünmüştüm nedense…
Bu kadar uzun girizgahtan sonra , biraz romandan söz edeyim, İskambil Kağıtların Esrarı, 1990 yılında yayımlanmış ve çok emin olmamakla beraber Jostein Gaarder’ın ilk romanıdır.

İskambil kağıtların, mor gazozun , büyülü adanın öyküsü bir aile geçmişiyle birleştirilerek harika bir roman çıkmış ortaya ve son sayfasını devrettikten sonra, kendime sorduğum ilk soru; Neden bu romanı daha önce okumadım?

Roman, 12 yaşındaki Hans Thomas ve babası, Norveç'ten, felsefenin doğuş yeri olan Yunanistan'a, bir çok yıl önce onları terk eden Hans Thomas'ın annesini aramak için araba gezisine çıkmalarıyla başlıyor. Yolda, Hans Thomas, gizemli minyatür bir kitap bulur ; 1842'de batmış bir geminin ve iskambil destesinin hayata geçirildiği garip bir adada anlatılan muhteşem anılar. Böylece bir hikaye içinde, bir hikaye okudum ve anlatımı çok başarılı buldum.

Kitabın ilginç yapısı var, her bölüm farklı bir iskambil kağıdı ile temsil ediliyor ve bölüm için bir sözle ip ucu veriliyor.
Masal, hayal, gerçek, hayatın anlamı, genel felsefi kavramlar bir çocuğun adından heyecanla anlatılıyor, çünkü anca bir çocuk varsa bence heyecanın dozu arttırılabiliyor. Tuhaf bir cümle oldu, bu incelemelerimi sadece ben anlıyorum gibime geliyor, sonuçta ben öncellikle zaten kendim için yazıyorum…Neden paylaşıyorum mu ? Belki benim gibi birileri vardır ve bilgi edinmek isterler diye… Gülüyorum… Ben, öğrendiğim ilginç bilgileri, öğrenmek isteyen insanlarla paylaşmayı severim. Misal ben böyle bir incelemeyi çok büyük keyifle okurdum:)))) ha ha ha...Ki tanımadığım kitaplar hakkında çok yorum, üstelik severek okurum.

Bizim kuşak, 70. Yıllar kuşağı, iskambil kağıtlarıyla daha çok oynuyordu sanki, ya da bana mı öyle geliyor!? Gençliğimde iskambil kağıtları hayatımın önemli bir parçasıydı. Üniversite yıllarımda misal çok kağıt oyunu oynardık, o zamanlar İnternet yok, kapalı demirperde bir ülke olan Bulgaristan’da eğlenceler kısıtlıydı ve yardıma kağıt oyunları geliyordu. İyi bir briç oyuncusuydum ve bazan yalnız kaldığımda kendime kağıt falı bakardım…O yüzden kitabın ismini görünce içimde çok çok eski anılar canlandı, çünkü neredeyse Türkiye’ye ayak bastığımdan( 1989 yılı) bu yana,iskambil kağıdı hemen hemen hiç oynamadım. İskambil kağıtları, ben onlara kart diyorum, benim için nostaljik bir anıdan ibarettir.

Her konuda öğrenme meraklısı olduğum için, iskambil kağıtlarını kim buldu, nereden geliyor tarihleri hakkında netten biraz bilgi edindim ve çok kısa paylaşıyorum;Oyun kartlarının nerede ve ne zaman ortaya çıktığı tam olarak bilinmiyor. 7. ve 10. yüzyıllar arasında Çin’de ortaya çıktığı ve ve 13. yüzyılda Marco Polo tarafından Avrupa’ya getirildiği tahmin ediliyor 14.yüzyıl Fransa'sında bugünkü şekillerle beraber oynandığı kesin ispatlanmış vaziyette.

Tekrar kitaba dönecek olursam, öylesine basit fakat çarpıcı fikirlerle karşılaştım ki daha önce neden onları fark edemediğimi çözemedim.
"Astronotlar,üzerinde yaşam olan başka bir gezegen keşfetse, herkes müthiş şaşırır, yer yerinden oynar.Ama kendi gezegenlerinin varlığı hiç de şaşırtmıyor onları." diyor Hans Thomas’a babası ve devam ediyor,
" Hayatımız aslında hayret verici bir masaldan farkı yok, diye düşünüyordum. Buna rağmen çoğu insan dünyayı gayet "normal" buluyor. Ve bunu dengelemek için, normal olmayan bir şeyler arıyor hep, Marslılar gibi. Çünkü dünya onlara hiç de bir bulmaca gibi görünmüyor. Oysa benim durumum çok farklıydı.Ben dünyayı garip bir rüya sayıyordum ve bu rüyanın ne anlama geldiğini bulmak için akla uygun bir açıklama aramaktayım."

Hayatın anlamını ve en esrarengiz yanı bu dünyanın nasıl var olduğunu, yaşadığımız kürenin ne kadar anlaşıl(a)maz olduğunu anlamaya çalışan bir baba, kesinlikle farklı birisi, tıpkı bir destedeki farklı olan Jokerler gibi; “ne sinektir, ne karo, ne kupa ne de maça.Her şeyin dışındadır, ötekilerle aynı yere ait değildir.” O yüzden bu sıra dışı babanın, büyükçe bir çekmece dolusu, Joker koleksiyonu var ve iskambil kağıtları oynayan bir grup gördüğünde, tanımasa da, Joker toplama tutkusuna yenik düşerek bu soruyla onlara yaklaşıyor; “Affedersiniz, Jokerinizi alabilir miyim?”

Hikaye ilerledikçe varlık temaları, Tanrı'nın dünyadaki rolü, kader ve yaşamanın sevinci ya da dünyanın güzelliği her iki hikayede de çınlıyor ve ben felsefi bir kitabın bu kadar kolay okunabileceğime şaşırıyordum…

Siz hiç bir destede kartların rakamlarını topladınız mı ? Ben hiç toplamamıştım doğrusu.Resimli kartları, resimsiz kartlara ilave ederek 11,12 ve 13 diye sayarsak 52 kartın toplamı tam tamına 364 yapıyor + 1 Joker etti size 365. Bir yılın günleri…

Peki iskambil renkleri kaç? Dört- Maça, Kupa, Karo Sinek
Bir yılın mevsimleri kadar

Peki destedeki 52 kart, Bir yılın haftası kadardır 52...

Bu basit gerçeği, romanı okumadan önce hiç fark etmemiştim.

İskambil renkleri konusunda az çok bilgim vardı yine de bilmeyenler için Jostein Gaarder’ın tanımına yer veriyorum;

“Karolar; Gümüş renkli saçları ve mavi gözleri
Sinekler ; Kahverengi saçları, esmer tenli ve ve kahverengi gözleri
Kupalar; Sarı saçları ve yeşil gözleri
Maçalar ; Siyah saçlar ve kapkara gözler.”


İstediğim tüm cevapları alamamış olsam bile, eğlenceli ve gizemli bir kitap okur macerasıydı. Seyahat etmeyi seven herkes okumaktan keyif alır bence, çünkü kitapla birlikte pek çok yere gidiyorsunuz…

Ben mesela Arendal diye şirin bir kasaba keşfettim. Norveç, görmek istediğim ülkeler listesinin ilk sıralarındadır ve kısmet olursa ve Norveç’e yolum düşerse, Arendal’ı da görmek isterim…1990 yılında, kitabın yazıldığı yıl, Dünyanın en uzun karayolu tüneli St.- Gotthard olduğunu da öğrendim, yaklaşık 17 km , bugün için artık , Dünyanın üçüncü büyük karayolu tüneli …İlkini de öğrendim 24,5 km uzunluğunda ve çok ilginç coğrafyada… Gaarder bunu tahmin etmiş miydi acaba ? Merak edenler kolayca öğrenebilirler…Türkiye’de en uzun karayolu tüneli Ordu’da 3,825 km Nefise Akçelik Tünelidir.

Kitap hayalimde pek çok yerlere götürdü beni , gerçekte ise benimle birlikteydi ilk kez gittiğim Pokut yaylasına ( 16 Eylül 2017 ). Karadeniz bölgemizin pek çok yerini gezdim ve son yıllarda, gelen yabancılarla doğal güzelliğin acımasızca katledildiği gördükçe, kendimi de bir parça suçlu hissediyorum. Pokut yaylası,şimdilik, bakirliğini koruyabilmiş ender yerlerden biri, çok ama çok güzel…

Uzattım, fakat son bir konuya değinmek istiyorum. Kitabın Karo Ası bölümüne…

Bundan birkaç yıl önce oğluma sorduğum bir soru; Oedipus kim? ve olumsuz cevabı sonrasında, bu soruyu pek çok kişiye sordum ve hayretler içerisinde, pek çok olumsuz cevap ile karşılaştım. Beni en çok etkileyen trajedilerden birisidir Oedipus ve romanın Karo Ası bölümünde, baba oğluna bu trajediyi anlatıyor.

" Her zaman yeni fikirler çıkıyor ortaya. Hiçbir konu tekrarlanmıyor, hiçbir beste iki kez yapılmıyor..." diyor Gaarder ve ben bu sözlerle uzun incelememi noktalıyorum.


13 Aralık 2017
Bursa
1 yorum
Gül Ayan (@gulayan)
İncelememi yazarken araştırmıştım, fakat eksik öğrenmişim, kendim için düzeltiyorum. Bugün Türkiye'de en uzun karayolu tüneli 2016 yılında faaliyete geçirilen Ilgaz Tüneli - 5,488 km uzunluğundadır. Bir anekdot geldi aklıma,yıllar yıllar önce, üniversitede bitirme ödevi hazırlamak üzereyken, hocamız anlatmıştı. Makina fakültesinde bir öğrenci bitirme ödevinde şöyle yazmış; makinenin dişlisini ağaç malzemeden kullanıyorum, çünkü canım öyle istiyor ve ayrıca bu ödevleri kimse okumadığı için...Ama şans bu ya, birisi okuyuvermiş ve ödev güme gitmiş, hocamız uyarmıştı, siz siz olun, bitirme ödevinizi ciddiye alın. Velhasıl kelam, benim incelemelerimi de kimse okumuyor, olsun, kazara birisi okursa yanlış bilgi vermemiş olayım. Düzeltme bölümünden, doğru bilgiyi yazabilirdim, fakat benim bir anım var Ordu Tüneli ile ilgili, o yüzden elim varmadı silmeye : )))
08.01.18 beğen 2 cevap
Seval Deveciler

Seval Deveciler

@nymphes

Kitap varlığı sorguluyor İnsan nasıl var oldu? Nereye doğru gidiyor? Bu düşünceyi İskambil kağıtları üzerinden bağlaması epey ilginçti. Bu sorgulamayı bir tarafa bırakıyorum yılları mevsimleri ve günleri iskambil kağıtlarına benzetmesi , dört şeklin mevsimleri simgelemesi, toplam sayının bir seneye tekabül etmesi ve artık günleri jokerin oluşturması... farklıydı etkilendim doğrusu.
Varlığı sorgulamasına gelince evet aslında haklı insanın kendisi mucizeyken , dönüp kendine bakamaksızın başka mucizeler araması , kendini hiç sorgulamaması ... aslında temel soru bu. İskambil kağıtlarından oluşan cüceler gibi bir falın açılmasıyla Yaratıcının kolundan dökülüp , insanın ortaya çıkışı ise nasıl var olduk sorunusun hala muallak olduğu gerçeğini gösteriyor. somut bir şeye dayandıramıyoruz, inançtan başka.
Eleştirim ise şu : Kitabı elime aldığımda o kadar dolu o kadar yoğun gözüktü ki gözüme beklentimi karşılamadı aslında. DAha yoğun felsefeye değinebilirdi daha yoğun sorgulayabilirdi. İskambil kağıtları gibi enteresan bir konu bulmuşken ve bunu simgeleştirmişken daha farklı olaiblirdi diye düşünüyorum. Bana hafif aile çocuk filmi tarzında geldi Çikolata Fabrikası tadında bir kitaptı yani.

"Aslında 'doğaüstü' denen şeyden bu kadar çok bahsetmemiz, tuhaf bir körülükten geliyor: En esrarengiz olan şeyi göremiyoruz - yani dünyanın varolduğunu. Çoğu insan koca bir bulmaca gibi gözümüzün önünde duran yaratılışla değil de, Marslılarla , uçan dairelerle ilgileniyor. Ben bu dünyanın bir raslantı olabileceğine inanmıyorum."

"Bir arkadaşımı düşünüyorum, tam o anda telefon ediyor ya da çat kapı, gelmiş.Çoğu kimse doğaüstü bir şey olduğunu sanır bu rastlantıda. Oysa, aynı arkadaşımı kapımı çalmadan da defalarca düşünmüşümdür.Ya da onu düşünmediğim zamanlar da bana telefon etmiştir." " Ama biz bu iki olayın aynı anda meydana geldiği durumları hatırları hep. Mesele bundan ibaret."
0 yorum
Ezgi Erdoğan

Ezgi Erdoğan

@ezgierdogan0

Felsefeyle ilgili bir kitabın bu kadar güzel olabileceğini hiç tahmin etmiyordum. İnsanların iskambil kağıtlarına benzetilmesi çok beğendiğim ve yaratıcı bulduğum bir fikir. Yazar hayatı sorgulamış bu kitabında, insan ne için yaşar? Hayatlarımızın nasıl boş olduğunu yüzümüze vuruyor, okurken şaşırıp kalıyorsunuz. İl sayfalarda bu ne ya çok sıkıcı falan diyor olabilirsiniz çünkü ben dedim ama 50. sayfaya kadar kitap rengini belli etmeye başlıyor diyebilirim. Jostein Gaarder bu kitabında 10/10 almayı başardı benden, Sofie'nin Dünyası'nı da okuyacağım.
0 yorum
Esra

Esra

@esrabaskeles

Kitap yaşamla ilgili meselelere farklı bakmanızı sağlıyor, en temel felsefi sorular hikayenin içine yedirilmiş. Gerçekle fantastik öğelerin birleşimi gayet yerinde. Konusuyla, anlatımıyla çok farklı bir kitap. Ama şahsi fikrim hayatımın kitabı, başyapıt vs. olacak düzeyde değil. Kitapta en çok beni yazarın hayalgücü etkiledi. Sırf bunun için bile okunur...
0 yorum
H. Alper KIRICI

H. Alper KIRICI

@halperkirici

Yıllar geçmesine ve kitabın adını bile unutmama rağmen, hikayenin bazı yerleri o kadar vurucuydu ki bu kitabı hiç unutmadım.
Mor gazozu jokerleri. Anita - Atina anagramını.
ve daha nicesini.
Kesinlikle okuyun tavsiye ederim. Bu kitabı Balıkesir'de ablamın evinde okumuştum. Bir daha elime geçse bir kez daha okurum.
0 yorum

İskambil Kağıtlarının Esrarı - S41

S-41 kitabın 41. sayfasının ilk paragrafıdır. S41 Ekle
Okuyan kız

Okuyan kız

@okuyankiz

astronotlar üzerinde yaşam olan başka bir gezegen keşfetse, herkes müthiş şaşırır, ama kendi gezegenlerinin varlığı hiç de şaşırtmıyor onları.
ataç ikon İskambil Kağıtlarının Esrarı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Tombul Ruh

Tombul Ruh

@nazzghotmailcom

Ben, biz insanların çok zeki, örneğin uzayın ve atomların yapısını inceleyebilecek kadar zeki olduğumuz halde, kendi hakkımızda pek bir şey bilmememizi tuhaf buluyordum. Babamın cevabı bana o kadar akıllıca geldi ki, onu burada kelimesi kelimesine aktarabileceğimi sanıyorum: "Eğer beynimiz, onu anlayabileceğimiz kadar basit olsaydı", dedi ve tam burada durdu biraz, "o zaman öyle aptal olurduk ki, yine anlayamazdık onu."

Bunu uzun düşündüm. Sonunda, sorumun yanıtı olabilecek hemen her şeyi içerdiği sonucuna vardım.
Babam devam etti sözlerine: "Örneğin, bizimkinden çok daha basit yapıda beyinler var. Bir solucanın beyninin nasıl işlediğini anlayabiliyoruz mesela, en azından büyük ölçüde. Solucanın kendisi anlayamaz bunu, çünkü beyni fazla basittir bu iş için."

- Kabalmysteriet
ataç ikon İskambil Kağıtlarının Esrarı
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Tombul Ruh

Tombul Ruh

@nazzghotmailcom

Ben, biz insanların çok zeki, örneğin uzayın ve atomların yapısını inceleyebilecek kadar zeki olduğumuz halde, kendi hakkımızda pek bir şey bilmememizi tuhaf buluyordum. Babamın cevabı bana o kadar akıllıca geldi ki, onu burada kelimesi kelimesine aktarabileceğimi sanıyorum: "Eğer beynimiz, onu anlayabileceğimiz kadar basit olsaydı", dedi ve tam burada durdu biraz, "o zaman öyle aptal olurduk ki, yine anlayamazdık onu."

Bunu uzun düşündüm. Sonunda, sorumun yanıtı olabilecek hemen her şeyi içerdiği sonucuna vardım.
Babam devam etti sözlerine: "Örneğin, bizimkinden çok daha basit yapıda beyinler var. Bir solucanın beyninin nasıl işlediğini anlayabiliyoruz mesela, en azından büyük ölçüde. Solucanın kendisi anlayamaz bunu, çünkü beyni fazla basittir bu iş için."

- Kabalmysteriet
ataç ikon İskambil Kağıtlarının Esrarı
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
kitap pınarım

kitap pınarım

@kitappinarim

Annem kendi kendisini bulabilmek için, dünyaya açılmak istemişti. Babamla ben de, dört yaşında oğlu olan bir kadının kendini bulması için artık zamanın gelmekte olduğunu kabul etmiş, hatta bu konuda onu desteklemiştik. Ama hiç anlayamadığım şey, kendini bulmak için neden ille de gitmesi gerektiğiydi. Neden bu işi Arendal’daki evimizde halledemiyordu? Ya da hiç olmazsa, Kristiansand’a bir gezi yapmakla yetinemez miydi sanki? Kendini bulmak isteyen herkese tavsiyem, bulundukları yerde kalmalarıdır. Yoksa kendilerini hepten kaybetme tehlikesi çok büyüktür.
ataç ikon İskambil Kağıtlarının Esrarı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
kitap pınarım

kitap pınarım

@kitappinarim

Çocukluğunu Alman piçi olarak geçirdikten ve yıllarca denizlerde dolandıktan sonra, babamın alkollü içeceklere karşı her zaman bir zaafı olmuştu. Ama bence, bu kadarı biraz fazlaydı. Hep unutmak için içtiğini söylüyor, ama tam da bu noktada yanılıyordu aslında. Çünkü ne zaman içse, hep büyükannemle büyükbabamdan, Alman piçi olarak yaşamak zorunda kaldığı hayatından bahsederdi. Bazen ağladığı da oluyordu. Bence alkol, olayları daha iyi hatırlamasına yarıyordu asıl.
ataç ikon İskambil Kağıtlarının Esrarı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
209
KİTAP
Asla Unutmak İstemediğimiz Kitaplar
Asla unutmak istemediğimiz, aklımızın bir köşesinde hep dursun dediğimiz en etkileyici kitapları bu listede paylaşıyoruz....
746
KİTAP
Okuduğum En Güzel Kitap
Okuduğumuz en güzel kitapları bu listede topluyoruz! Sen de en beğendiğin ve herkese tavsiye etmek istediğin kitapları listey...