up
ara

Şimşek Hırsızı

Percy Jackson ve Olimposlular 1. Kitap -

Şimşek Hırsızı Konusu ve Özeti

Şimşek Hırsızı
Şimşek Hırsızı kitabını okuduysanız inceleme eklemeyi unutmayın. Neokur kitap hakkındaki düşüncelerinizi ve yorumlarınızı merak ediyor.
Yazar:
Yayınevi: Doğan Egmont Yayıncılık
ISBN: 9786051110455
Sayfa: 365 sayfa Basım Tarihi: 2006
Bir gün birisi çıkıp size Antik Yunan tanrılarının hala hayatta olduklarını söylese ne yapardınız? Ya ailenizden birinin bu tanrılardan biri oldugunu öğrenseniz? Olağanüstü güçlere sahip olduğunuzun farkına varsanız? Bir de peşinize takılan mitolojik efsanelerden.

KİTABIN İLK BÖLÜMÜNDEN:
BÖLÜM BİR
CEBİRE GİRİŞ DERSİ ÖĞRETMENİMİ YANLIŞLIKLA BUHARLAŞTIRIYORUM
Bakın, melez olmayı ben istemedim.
Siz de melez olduğunuzu düşünerek bu satırları okuyorsanız, tavsiyem şu: kitabı hemen kapatın! Anne babanız nasıl doğduğunuza dair hangi yalanı söylediyse ona inanın ve normal bir yaşam sürmeyi deneyin.
Melez olmak tehlikeli. Korkunç. Çoğu zaman da pis şekillerde, acı çektirerek öldürüyor sizi.
Şayet normal bir çocuksanız, bunu da kurmaca olduğunu düşündüğünüz için okuyorsanız, harika. Okumaya devam edin. Bunların hiçbirinin olmadığına inanabildiğiniz için sizi ne kadar kıskanıyorum.
Ama eğer bu sayfalarda kendinizi buluyorsanız, içinizde bir şeyler kıpır kıpır oluyorsa, hemen okumayı bırakın. Siz de bizlerden biri olabilirsiniz. Bir kere bunu anladınız mı, onların da bunu hissetmesi an meselesi olacak ve peşinize düşecekler.
Uyarmadı demeyin.
Benim adım Percy Jackson.
On iki yaşındayım. Birkaç ay öncesine kadar, New York’un dışındaki, sorunlu çocuklar için özel bir okul olan Yancy Akademisi’nde yatılı öğrenciydim.
Sorunlu bir çocuk muyum?
Eh, öyle diyebilirsiniz.
Bunu kanıtlamak için şu kısacık, sefil yaşamımdaki herhangi bir anı anlatabilirim. Ama işler esas geçen Mayıs ayında, altıncı sınıflar için Manhattan’a bir araştırma gezisi düzenlediklerinde, gerçekten kötü gitmeye başladı. Her biri kafadan kontak, yirmi sekiz tane çocuk ve iki öğretmen sarı renkli okul otobüsümüze atlamış, antik Yunan ve Roma şeylerine bakmak için Metropolitan Sanat Müzesi’ne gitmiştik.
Biliyorum, işkenceymiş gibi geliyor kulağa. Yancy Akademisi’nin çoğu gezisi öyledir.
Ama Bay Brunner, yani Latince öğretmenimiz düzenliyordu bu geziyi, o yüzden umutluydum.
Bay Brunner, motorlu bir tekerlekli sandalyesi olan orta yaşlı bir adam. Saçları gittikçe seyrekleşiyor, sakalı çalı gibi, eprimiş tüvit ceketi her zaman kahve kokar. Aklınıza havalı bir adam olacağı gelmez ama sınıfta öyküler anlatır, şakalar yapar, oyunlar oynatır. Muhteşem bir Roma zırhları ve silahları koleksiyonu da olduğundan, dersinde uyumadığım tek öğretmendir.
Bu gezi idare eder diye ummuştum. En azından bir kereliğine başım belaya girmez diye ummuştum.
Yanılmışım.
Bakın, araştırma gezilerinde başıma hep kötü şeyler gelir. Beşinci sınıftayken gittiğim okul, Saratoga Savaş Meydanı’na gezi düzenlemişti. Amerika İç Savaşı’ndan kalma bir top yüzünden başıma bir kaza geldi. Ben okul otobüsünü hedef almamıştım ki! Yine de okuldan attılar tabii. Ondan önce de dördüncü sınıftayken gittiğim okulla Deniz Dünyası filminin setindeki köpekbalığı havuzunu geziyorduk. Ben, işte nasıl olduysa, havuza uzanan iskelede yanlış bir manivelayı hareket ettirince, sınıfın tümü beklenmedik bir şekilde yüzmeye başladı. Onun öncesinde de… Neyse, siz anladınız.
Bu gezide uslu durmaya kararlıydım.
Şehrin içinde ilerlerken yol boyunca Nancy Bobofit’e katlandım. O çilli, kızıl saçlı, kleptoman kız sürekli fıstık ezmeli ve ketçaplı sandviçiyle en yakın arkadaşım Kıvırcık’ın kafasına vuruyordu.
Kıvırcık kolay hedefti. Bir kere sıskaydı. Üstelik sinirlenince ağlıyordu. Birkaç kez sınıfta kalmış olacak ki, altıncı sınıfta sivilceli, tutam tutam sakalları çıkmaya başlamış tek öğrenci oydu. Üstüne üstlük sakattı. Bacaklarındaki bir kas hastalığından ötürü, ömrü boyunca beden eğitimi dersine girmemesini sağlayan bir raporu vardı. Yürüyüşü komikti, sanki attığı her adım canını yakıyormuş gibi. Ama bunlar sizi aldatmasın. Yemekhanede börek çıkınca nasıl koştuğunu bir görmeniz gerek.
Her neyse, Nancy Bobofit sandviçi bölüp bölüp Kıvırcık’ın kafasına atıyor, attığı parçalar da çocukcağızın kahverengi, kıvırcık saçlarına yapışıyordu. Dahası, Nancy ona hiçbir şey yapamayacağımı biliyordu çünkü zaten gözetimdeydim. Okul müdürü bu gezide kötü, utanç verici, hatta kısmen eğlenceli tek bir şey bile olursa disiplin cezası vermekle tehdit etmişti beni. Dersler bitince okuldan çıkartmayarak sıkıntıdan öldürecekti.
“Bu kızı öldüreceğim,” diye mırıldandım.
Kıvırcık beni sakinleştirmeye çalıştı. “Sorun değil. Fıstık ezmesi severim.”
Çevik bir hareketle yana eğildi ve Nancy’nin öğününün bir parçası onu ıskaladı.
“Eee, artık yeter,” diyerek yerimden kalkacak oldum ama Kıvırcık beni çekip koltuğuma oturttu.
“Zaten gözetim altındasın,” diyerek durumu hatırlattı. “Bir şey olursa kabahati kime bulurlar biliyorsun.”
Geriye dönüp bakınca, keşke Nancy Bobofit’i hemen o an, oracıkta yere yapıştırsaymışım diyorum. Sonradan kendimi içine sokacağım karmaşaya kıyasla, okulda kalma cezası bir hiçmiş.
Müze gezisinin başında Bay Brunner vardı.
Tekerlekli sandalyesiyle en önde giderek, her adımın yankılandığı kocaman galerilerde bize rehberlik ediyordu. Kah mermer heykellerin, kah hakikaten eski, siyahlı turunculu vazoların sergilendiği cam muhafazaların yanından geçiyorduk.
Bu şeylerin iki, üç bin yıldır ayakta olduğunu düşününce aklım başımdan gidecek gibi oluyordu.
Bizi tepesinde büyük bir sfenks olan dört metre yüksekliğindeki taş bir sütunun başına topladı ve bunun bizim yaşımızdaki bir kız için bir stele, yani mezar taşı olduğunu söyledi. Sütunun etrafındaki oymaların anlamını anlattı. Söylediklerini can kulağıyla dinlemeye çalışıyordum, çünkü ilginç gelmişti ama etrafımdaki herkes konuşuyordu. Onları ne zaman susturmaya çalışsam bu kez de bize eşlik eden diğer öğretmenimiz Bayan Dodds bana şeytani gözlerle bakıyordu.
Bayan Dodds, Georgia’dan gelmiş, elli yaşında olmasına rağmen sürekli siyah bir deri ceket giyen ufak tefek matematik öğretmenimizdi. Harley Davidson marka bir motosikleti ta dolabınızın içine kadar sürecek kadar da sert gözüküyordu. Yancy’ye sene ortasında, son matematik öğretmenimiz bir sinir krizi geçirdiğinde gelmişti.
Bayan Dodds geldiği ilk günden beri Nancy Bobofit’i sevmiş, bana ise şeytan tohumu muamelesi yapmıştı. Kadın,eğri büğrü parmağını bana uzatır, gerçekten tatlı bir şekilde “Şimdi, şekerim,” derdi; bir ay boyunca derslerden sonra okulda kalma cezası aldığımı anlardım.
Bir keresinde, ceza olsun diye gece yarısına kadar eski matematik ders kitaplarındaki yanıtları sildirdikten sonra, Kıvırcık’a Bayan Dodds’un insan olmadığını söylemiştim. Kıvırcık çok ciddi bir ifade takınarak bana bakmış ve “Tamamen haklısın,” demişti.
Bay Brunner, Yunan cenaze sanatı hakkında konuşmaya devam ediyordu.
En nihayetinde Nancy Bobofit kıs kıs gülerek stele’deki çıplak adamla ilgili bir şeyler söyledi ben de dayanamadım, dönüp “Çeneni kapar mısın?” dedim.
Sesim arzu ettiğimden gür çıkmış.
Tüm grup kahkahalarla güldü. Bay Brunner anlattığı hikayeyi kesti.
“Bay Jackson,” dedi, “bir yorumda mı bulunacaktınız?”
Yüzüm utançtan kıpkırmızı kesildi. “Hayır, efendim,” dedim.
Bay Brunner stelenin üzerindeki resimlerden birine işaret etti. “Belki siz bu resmin neyi temsil ettiğini söyleyebilirsiniz bize?”
Oymaya baktım ve içime bir rahatlık doldu, ne olduğunu gerçekten hatırlamıştım. “Bu Kronos, kendi çocuklarını yiyor, değil mi?”
“Evet,” dedi Bay Brunner ama belli ki tatmin olmamıştı. “Ve bunu yapmıştı çünkü… ?”
“Şey… ” Yanıtı bulmak için beynimin içindekileri alt üst ediyordum. “Kronos kral tanrıydı ve… “
“Tanrı?” diye sordu Bay Brunner.
“Titan,” diye düzelttim dediklerimi. “Ve… Tanrı olan çocuklarına güvenmiyordu. Bu yüzden, şey, Kronos onları yedi, değil mi? Ama karısı henüz bir bebek olan Zeus’u sakladı ve onun yerine yemesi için Kronos’a bir kaya verdi. Sonra, Zeus büyüyünce babası Kronos’u kandırdı, Kronos da Zeus’un erkek ve kız kardeşlerini kustu…”
“Öööğ!” dedi arkamdaki kızlardan birisi.
“…böylece tanrılar ve Titanlar arasında büyük bir kavga başladı,” diye devam ettim. “Ve tanrılar kazandı.”
Gruptan bazıları yine gülüştü.
Arkamdaki Nancy Bobofit bir arkadaşına mırıldandı: “Sanki gerçek hayatta bir işimize yarayacakmış gibi. Sanki iş başvurularımızda soracaklar: Lütfen, Kronos neden çocuklarını yedi, açıklayınız.”
“Bay Jackson,” dedi Brunner, “Bayan Bobofit’in mükemmel sorusunu açıklamak gerekirse, bu, gerçek hayatta işe yarar mı?”
“Yakalandın,” diye mırıldandı Kıvırcık.
“Kapa çeneni,” dedi Nancy tıslayarak, yüzü saçlarından da kırmızı olmuştu.
En sonunda Nancy de yakayı ele vermişti. Onu uygunsuz bir şeyler derken yakalayan tek kişi zaten Bay Brunner’dı. Radar gibiydi kulakları.
Sorusunu düşündüm ve omuz silktim. “Bilmiyorum efendim.”
“Anlıyorum,” dedi Bay Brunner hüsrana uğramış bir ifadeyle. “Eh, yarım puan, Bay Jackson. Zeus aslında Kronos’a hardal ve şarap karışımı yedirerek diğer beş çocuğunu kusmasını sağlamıştı. Onlar da elbette ölümsüz tanrılardı. Titan’ın midesinde sindirilmeden yaşamaya ve büyümeye devam etmişlerdi. Tanrılar babalarını yendiler, onu kendi orağıyla parçalara ayırdılar ve parçalarını Yeraltı Dünyası’nın en karanlık köşesine, Tartarus’a attılar. Bu mutlu sonla beraber yemek vaktimiz de geldi. Bayan Dodds, rica etsem bize dışarı çıkan yolu gösterir misiniz?”
Sınıf dağıldı, kızlar midelerini tutuyor, oğlanlar da birbirlerini itip kakıp aptal gibi davranıyorlardı.
Kıvırcıkla onların peşinden gidecektik ki Bay Brunner seslendi: “Bay Jackson.”
Bunun olacağını biliyordum.
Kıvırcık’a devam etmesini söyledim. Sonra Bay Brunner’a döndüm. “Efendim?”
Bay Brunner bir baktı mı yerinizden kımıldayamazdınız. Binlerce yıl yaşındaki kahverengi gözleri her şeyi görmüş geçirmiş gibiydi.
“Sorumun yanıtını öğrenmelisin,” dedi Bay Brunner.
“Titanlarla ilgili olanı mı?”
“Gerçek hayatla ilgili olanı. Ve öğrendiklerini nasıl uygulayacağını.”
“Ha.”
“Benden öğrendiklerin,” dedi, “hayati önemi olan şeyler. Böyleymiş gibi davranmanı istiyorum. Senden yalnızca her şeyin en iyisini bekliyorum Percy Jackson.”
Kızmak istiyordum, bu adam beni çok zorluyordu.
Demek istediğim, elbette, havalıydı Bay Brunner. Sınav günleri Romalı zırhı kuşanır ve bağırırdı: “Hey hooo!” Sonra bize meydan okur, kılıcının ucuyla iterek tahtaya koşturtur ve yaşamış tüm Yunanlıların ve Romalıların adlarını, hatta annelerinin adlarını ve hangi tanrılara taptıklarını tek tek sorardı. Bay Brunner benim herkes kadar iyi bilmemi bekliyordu ama gelin görün ki bende disleksi vardı. Yani yazıları doğru dürüst oku- yamıyordum. Üstüne üstlük dikkat bozukluğum da olduğundan hayatımda C-’nin üstünde not almamıştım. Hayır, benim onlar kadar iyi olmamı beklemiyordu; daha iyi olmamı bekliyordu. Oysa ben bırakın onca adı ve bilgiyi öğrenmeyi, bunları doğru dürüst telaffuz bile edemiyordum.
Daha çok çalışırım gibi bir şeyler geveledim ağzımda. Bay Brunner ise sanki o kızın cenazesinde bulunmuş gibi stele’ye uzun uzun, üzgün üzgün baktı.
Bana dışarı çıkıp öğle yemeğimi yememi söyledi.
Sınıf müzenin girişindeki basamaklarda toplandı. Buradan Beşinci Cadde boyunca gidip gelen yayaları görebiliyorduk.
Tepemizde ise kocaman fırtına bulutları toplanıyordu, bu şehirde hiç bu kadar kara bulutlar görmemiştim. Belki küresel ısınmadan falandır diye düşündüm çünkü New York eyaletinin tümünde hava Noel’den beri bir tuhaftı. Ağır kar fırtınaları, sel baskınları, çakan şimşeklerden doğan yangınlar atlatmıştık. Şimdi bir tayfun kopsa şaşırmazdım.
Kimse durumu fark etmemiş gibiydi. Oğlanlardan bazıları güvercinleri kraker atışına tutuyordu. Nancy Bobofit bir hanımefendinin para çantasına dadanmış yankesicilik yapıyordu ve elbette Bayan Dodds hiçbir şey görmüyordu.
Kıvırcıkla diğerlerinden uzağa, çeşmenin kenarına oturduk. Böylece kimse o okuldan olduğumuzu anlamaz diye umuyorduk. Yani başka yerde tutunamayan ucubelerin gittiği okul.
“Cezalı mısın?” diye sordu Kıvırcık.
“Yok,” dedim. “Brunner ceza vermedi de bazen yakamdan düşse diye geçiyor içimden. Yani… ben dahi miyim yahu?”
Kıvırcık bir süre bir şey demedi. Sonra kendimi iyi hissetmem için derin, felsefi bir şeyler söyleyecek diye düşünürken “Elmanı alabilir miyim?” dedi.
Bir şey yiyecek halim olmadığından almasına izin verdim.
Beşinci Cadde’de akan taksi nehrine baktım ve oturduğumuz yerden birkaç sokak ötedeki annemin dairesini düşündüm. Noel’den beri görmemiştim onu. Bir taksiye atlayıp eve gitmeyi öylesine istiyordum ki. Annem beni kucaklar, gördüğüne sevinir ama bir yandan da hayal kırıklığına uğrardı. Beni doğruca Yancy’ye geri yollar, altı senede altıncı okulum olmasına ve muhtemelen buradan da atılacak olmama rağmen daha çok çabalamam gerektiğini hatırlatırdı. Bana öyle kederli bakardı ki dayanmam mümkün olmazdı.
Bay Brunner engellilere ayrılmış rampanın dibine tekerlekli sandalyesini park etti. Bir yandan kitap okuyup bir yandan mısır gevreği yemeye başladı. Sandalyesinin arkasından birden kırmızı bir şemsiye peyda oldu, sanki motorlu bir kafe masası gibiydi.
Nancy Bobofit çirkin arkadaşları ile beraber karşıma dikildiğinde -sanırım turistleri soymaktan sıkılmıştı- sandviçimi açıyordum. Yarısı yenmiş yemeğini Kıvırcık’ın kucağına attı.
“Hay aksi.” O çarpık dişleri ile bir de bana sırıtmaz mı! Çilleri, birisi yüzüne spreyle sıvı Cheetos sıkmış gibi turuncuydu.
Sakin olmaya çalıştım. Okul danışmanım bana bir milyon kez söylemişti, “Ona kadar say, öfkeni denetlemeye çalış.” Ama öylesine delirmiştim ki, aklımdaki her şey uçup gitmişti. Kulaklarım uğuldamaya başlamıştı.
Kıza el sürdüğümü hatırlamıyorum ama göz açıp kapayana dek Nancy çeşmede kıç üstü oturmuş haldeydi, bir yandan da ciyak ciyak bağırıyordu: “Percy beni itti!”
Bayan Dodds yanımızda belirdi.
Çocuklardan bazıları fısıldaşıyordu. “Gördün mü …?”
“… su … “
“… sanki onu kaptı götürdü …”
Neden bahsettiklerini anlamıyordum. Tek bildiğim başımın yine belada olduğuydu.
Bayan Dodds zavallı küçük Nancy’nin iyi olduğundan emin olup, ona müzenin hediyelik eşya dükkanından yeni bir tişört falan filan almaya söz verdikten sonra bana döndü. Gözlerinde zaferle yanan bir ateş vardı, sanki tüm dönem beklediği bir şeyi yapmıştım. “Şimdi, şekerim… “
“Biliyorum,” diyerek homurdandım. “Bir ay boyunca ders kitaplarını sil dur.”
Söylenecek doğru şey bu değildi.
“Gel benimle,” dedi Bayan Dodds.
“Bekleyin!” diye viyakladı Kıvırcık. “Bendim. Onu ben ittim.”
Sersemlemiş bir halde ona bakakaldım. Beni kurtarmaya çalıştığına inanamıyordum. Kıvırcık, Bayan Dodds’tan ölümüne korkardı.
Bayan Dodds, Kıvırcık’a öyle bir baktı ki, çocukcağızın tel tel tüylü çenesi titredi.
“Hiç sanmıyorum Çalıdibi,” dedi kadın.
“Ama…”
“Bu-ra-da-ka-la-cak-sın.”
Kıvırcık çaresizce bana baktı.
"Sorun yok abicim," dedim. "Denediğin için teşekkür ederim."
"Şekerim," diye haykırdı bana Bayan Dodds. "Hemen."
Nancy Bobofit budalaca sırıttı.
Ben de ona son model seni-sonra-geberteceğim bakışımdan attım. Sonra da Bayan Dodds'la yüzleşmek için döndüm ama orada değildi. Müze girişinde duruyordu, hem de merdivenlerin en tepesinde. Gelmem için sabırsızlıkla işaret etti.
O kadar hızlı nasıl çıkmıştı oraya?
Başıma böyle şeyler çok gelir. beynim bazen uyuyakalıyormuş gibi, bir bakmışım bir şeyi gözden kaçırmışım, sanki evren denen bulmacanın bir parçası düşmüş de kalan boşluğa bakıyormuşum gibi. Okul danışmanım bunun DEHB'den yani Dikkat Eksikliği Hiperaktive Bozukluğu'ndan kaynaklandığını söylemişti; beynim bazı şeyleri yanlış yorumluyormuş.
Ben bundan o kadar emin değildim.
Bayan Dodds'un peşinden gittim.
Basamakların yarısını tırmanmıştım ki, göz ucuyla Kıvırcık'a bir bakış attım. Solgun gözüküyordu., gözleri bir bana, bir Bay Brunner'a dönüyordu. Sanki olan bitenden Bay Brunner'ın da haberi olsun ister gibiydi. Ama Bay Brunner okuduğu romana dalmıştı.
Yukarı baktım. Bayan Dodds yine gözden kaybolmuştu. Şimdi binanın içinde, giriş holünün ucundaydı.
Tamam, diye geçirdim içimden.Bana hediye dükkanından Nancy'ye yeni bir tişört aldıracak.
Ama anlaşılan plan bu değilmiş.
Onu müzenin derinliklerinde takip ettim. En sonunda yetiştiğimde yeniden Yunan ve Roma bölümündeydik.
Bizim dışımızda galeri boştu.
Bayan Dodds Yunan tanrılarının resmedildiği kocaman bir frizin, yani duvar süsünün önünde kollaını kavuşturmuş beni bekliyordu.
gırtlağından da sanki hırlıyormuşçasına tuhaf bir gürültü geliyordu.
O sesi duymasam da sinirlerim bozulurdu gerçi. İnsanın öğretmeniyle, hele de Bayan Dodds'la baş başa kalması garip oluyor. frize öyle bir bakıyordu ki, sanki onu un ufak etmek istiyordu...
"Şekerim, sen hep sorun çıkartıyorsun," dedi.
En güvenli şeyi yaptım. "Evet efendim," dedim.
Kadın deri ceketinin kollarının uçlarına asıldı. "Başın hep dertten kurtulur zannettin, değil mi?"
Gözlerindeki bakışa delice demek az kalırdı. Şeytaniydi.
O bir öğretmen, diye düşündüm gerginlikle. Beni incitecek değil ya.
Ben... eee... düzelmeye gayret göstereceğim efendim."
Bina bir gök gürültüsü ile sallandı.
"Biz aptal değiliz, Percy Jackson," dedi Bayan Dodds. "Seni bulmamız an meselesiydi. Haydi, itiraf et, daha az acı çekeceksin."
Neden bahsettiğine dair en ufak fikrim yoktu.
"Eee?" dedi, bir şey bekliyor gibiydi.
"Hanımefendi, ben bilmi..."
"Vaktin doldu," dedi tıslayarak.
Sonra olabilecek en acayip şey oldu. Gözleri mangal ateşi gibi yanmaya başladı. Parmakları uzadı, pençelere döndü. Ceketi eriyip, kocaman, deriden kanatlara dönüştü. İnsan değildi. Pençeleri, sapsarı sivri dişlerler dolu ağzı, kırış kırış yüzü ile yarasa kanatlı bir cadıydı o artık ve beni lime lime etmek üzereydi.
meriç su özpoyraz

meriç su özpoyraz

@mericsuozpoyraz

mükemmel
bu kitap benim için harika bir seri başlangıcı oldu. Percy karakterinin olayları kendi ağzından anlatması da kitaba ayrı bir samimilik katmış. Çoğu kitapçıda bu kitap çocuk reyonlarında yer alsa da yeri ora değil. yunan mitolojisi hakkında en doğru ve en gerçek olayları o kadar hoş bir samimilik ile anlatmış ki yunan mitolojisine olan sevgim kat ve kat arttı.kitap 7 den 70 e herkesin sıkıntı çekmeden bir solukta okuyabileceği türden bir kitap herkese şiddetle tavsiye ederim eğer bu kitaba sürekli bakıp bir türlü okuma isteği gelmiyorsa hemen getirin o isteği . ee tabi bağımlı olmaktan hoşlanmıyorsanız okuma-malısınız o ayrı bir konu...
ataç ikon Şimşek Hırsızı
kitaba 10 verdi
0 yorum
Özge Şahin

Özge Şahin

@ozgesahin0

Okumak için çok geciktiğim ama başlayınca da elimden atamadığım bir kitaptı. Kesinlikle çok güzeldi. Yunan mitolojisini zaten seven bir insan olarak bu kitaba bayıldım. Filmlerini izlediğim için zaten neler olacağını az çok biliyordum ancak yine de okurken heyecanlandım. Bir kez daha kitapların filmlerden iyi olduğunu bana kanıtlayan bir kitaptı. Kesinlikle okunmalı. Zaten okuduktan sonra karakterlere iyice tutuluyorsunuz. O kadar akıcı bir kitap ki bittiğine inanmak istemiyorsunuz. Kesinlikle devamını okuyacağım.
ataç ikon Şimşek Hırsızı
kitaba 10 verdi
0 yorum
Hatice Öztürk

Hatice Öztürk

@haticeozturk

Yunan mitolojisine ilgi duymamı sağlayan bi kitaptı. Ve kitapta en sevdiğim şey ise Medusa çıkmazıydı. Beklemediğiniz yerden fırt diye beliriyordu bu yılan kadın. Çok eğlenceli saatler geçirmişmdir sayesinde. Filmini izleyip kitabı okumayanlar için söylüyorum .Tüm karakterler değiştirilmiş. Olaylar çorba yapılmış ve rezil bir şey çıkmış ortaya. Kesinlikle kitap her zaman daha iyidir :) Rick Riordan kesinlikle çok güzel bir seri vaad ediyor.
ataç ikon Şimşek Hırsızı
kitaba 10 verdi
0 yorum
Mehmet Can

Mehmet Can

@mcan

14 yaşında olan bir çocuğa yapabileceğin en büyük iyiliği yaptın hayal gücünü genişlettin ona arkadaşlık bağlarını dostları için yapabileceği fedakarlıkların insana hissettirdiği duyguların ne kadar güzel olduğunu gösterdin sen hayatım boyunca bıkmadan sürekli okuyacağım bir serisin teşekkürler Rick Riordan içinde olan çocuğu kaybetmeyen birine kitapların sihirli dünyasını gösterdin (bütün kitapları bir arada bulamadım)
ataç ikon Şimşek Hırsızı
kitaba 10 verdi
0 yorum
Misafir

Misafir

@misafir000

Percy Jackson ve Olimposlular serisinin ilk kitabı.. Bu kitapta Percy, Annabeth ve Kıvırcık'ın, tanrılar arasında çıkabilecek büyük savaşı önlemek için, Zeus'un şimşeğini bulmaya çalışırken yaşadığı olaylar anlatılıyor. Ayrıca Yunan mitolojisine dair bilgiler de var. Rick Riordan bu bilgileri size hissettirmeden öğretiyor.
Filmini de izledim.Harikaydı:)
Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum sevgili okurlar:)
ataç ikon Şimşek Hırsızı
kitaba 10 verdi
0 yorum

Şimşek Hırsızı - S41

Kekeleye kekeleye meyve tezgahında duran yaşlı hanımları, Bayan Dodds'u anlattım, annem öylece baktı. Çakan şimşeklerin ışığında yüzünün ölü görmüş gibi solduğu belli oluyordu.
Misafir tarafından eklenmiştir.
afyil

afyil

@afyil

İsimler güçlü şeylerdir gereksiz yere anılmamalı isimler
ataç ikon Şimşek Hırsızı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
afyil

afyil

@afyil

Bu da dünyadaki en iyi insanların,en talihsiz insanlar olduğunu doğruluyor
ataç ikon Şimşek Hırsızı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Reyhan irem

Reyhan irem

@reyhanirem

Ares'in gücü var. Ama tek sahip olduğu şey güç. Bazen gücün bile aklın karşısında boyun eğmesi gerekir.
ataç ikon Şimşek Hırsızı
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
ilayda erden

ilayda erden

@ilaydaerden

"Eğer hayatımın bir anlamı olacaksa,bunu benim yaratmam gerekiyor."
ataç ikon Şimşek Hırsızı
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
Örgülü Kaktüs

Örgülü Kaktüs

@sadecesila

Ucuzluktan elbise giydirilmiş, dişsiz bir deniz ayısı mübarek.
ataç ikon Şimşek Hırsızı
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
48
KİTAP
Beyaz Perdeye Aktarılan Kitaplar
Konuları senaryolaştırılarak beyaz perdeye aktarılan kitaplar listelenmektedir. İzlemeden önce okumanızı tavsiye ederiz....
396
KİTAP
Fantastik Evrenlerin Kapılarını Aralayan En İyi Fantastik Kitaplar
Okurları gerçek dünyadan koparıp bambaşka diyarlara götüren, hayal gücünün sınırsızlığını kanıtlar nitelikteki en iyi fantast...
13
KİTAP
Mitolojik En İyi Kitaplar
Mitoloji hakkında detaylı bilgi edinmek isteyenlerin mutlaka okuması gereken kitaplar bu listede yer almaktadır. Eski dönem i...
505
KİTAP
Seri Kitaplar
Birden fazla kitaptan oluşan ve uzun sürmeleri nedeniyle okurken adeta hayatımızın bir parçası olan seri kitaplar listelenmiş...
328
KİTAP
Filmi de Çekilen Kitaplar
Edebiyat dünyasından sinema dünyasına taşınan unutulmaz eserler bu listede! Film uyarlamaları mevcut olan tüm kitapları bu li...