up
ara

Hah

Hah Konusu ve Özeti

Hah
Fasulyenin Bildiği kitabının da yazarı Birgül Oğuz tarafından kaleme alınan Hah kitabı Öykü, türünde okuyucusu ile buluşuyor. Metis Yayınları yayınevinden 0 yılında 9789753428880 isbn kodu ile kitapçılarda satışa sunulan Hah isimli kitap 88 sayfadan oluşuyor. Hah kitabını okuduysanız mutlaka oyunuzu, kitap incelemelerinizi ve alıntılarınızı bekliyoruz. Neokur kullanıcıları fikirlerinizi merak ediyor!
Yazar:
Yayınevi: Metis Yayınları
ISBN: 9789753428880
Sayfa: 88 sayfa
"Çünkü onlar 'annelerini erken, babalarını ölümlerine yakın seviyor'. Onlar en çok bunu biliyor. Babalarsa sevilmeye gelmiyor. Babalar bir kere sevildi mi hemen kısalıp ölüyor. Buna önce yas, sonra yasa deniyor. Böyle oluyor: Çocuk tüfeği eline alıyor. Namlunun ucunda: okunaksız bir baba. Sonra korkunç şeyler oluyor. Kırık cıncık ve leke. Saçma ve kül. Ve bir de bakmışsın, baba gökte soluk bir amblem. Tedavülden kalkmış delik para."Birgül Oğuz'un kitabı yas üzerine. Ancak yalnızca kişisel bir kaybın yasını tutmuyor Hah. Hafızalardan silindi silinecek "yılbindokuzyüzeylül" devrini şimdiye fırlatmak arzusunu da duyuyor. Temsil, telafi ve idrak edilemez olanı temsil, telafi ve idrak etmeye çalışıyor. Zamanın yas'a müdahalesi, halden hale geçen öykülerin dilinde buluyor karşılığını.
Meursault Samsa

Meursault Samsa

@meursaultsamsa

Yeni neslin umut vaat eden yazarlarından. Romanını görene kadar ne çok övmek ne de çok yermek istiyorum kendisini. Bu yazarın ikinci kitabı, ilkini bulmak pek de kolay değil zaten. Önce nesnel bilgi; 80 sayfalık, kaybetmek temalı bir öykü kitabı bu. Babanın ölümünün ardından hissedilenlere ilişkin, babaya ilişkin bölük pörçük ama aslında -benim anladığım o yani- tek bir öykü var kitapta. Kitabı bir barda okumaya başlamıştım ki ilk sayfanın ortalarında bu kitap bu ortamı aşar deyip bıraktım. Aslında başlangıcıyla oldukça heyecanlandırdı beni kitap ancak yer yer o heyecanımı depreştirse de çoğunlukla oflamalarla sürdü kendisiyle olan birlikteliğimiz.Kitap aynı hikayeyi farklı yaklaşımlarla anlattığı kadar farklı bakış açılarıyla da anlatıyor aynı zamanda. Bir bütünlük kurmak gerçekten zor bu yüzden. Nasıl tarif etsem, sanki iki farklı kitap yazılırken sayfalar bir rüzgarla dağılmış, sonra karışık olarak toplanmış ve basılmış gibi. Bu bir eleştiri mi yoksa övgü mü inanın ben de bilmiyorum. Önce şunu söyleyeyim pek çoğunuzun bayıldığı benimse çok yapay bulduğum popüler türk yazarların-özellikle yeraltı edebiyatı denen türde- kitaplarının yanında dimdik duran bir kitap bu. Üslubu bambaşka ki zaten bu yüzden bir üsluptan bahsedebiliyoruz. İlk başlarda farklılaşmak uğruna zorlama gibi geliyor ama bir şekilde üstelik o karmakarışıklığa rağmen size bu üslubu kabul ettiriyor Birgül Oğuz. ''Ya şiir gibi öykü yazıyor ya da öykü gibi şiir'' demişti bir ekşi sözlük yazarı bu kadın için. Ben biraz yamultuyorum o ifadeyi; şiir gibi öykü yazdığı bölümlere kıyasla öykü yazdığı bölümler çok daha şiirseldi.
Kitabın son bölümünde, diğer bölümlere kıyasla kafiye arayışından ve ünlemlerden vazgeçip uzun cümlelere başlıyor Birgül Oğuz ve ben buraları çok sevdim işte. Bir adamın bir yere gitmesi defalarca anlatılmıştır önemli olan bunu nasıl anlattığındır. Birgül Oğuz bu kitapta tam olmasa da gelecekte bir adamın bir yerden bir yere gidişini çok farklı bir şekilde anlatabileceği izlenimi uyandırdı bende. Mesela bir bölüm var kitapta. Ölen babasının devlet dairesindeki ölüm işlemlerini yaptıracak kızımız. Yani şöyle düşünün; bir saat önce ölen bir adam aslında devlet için hala hayatta olan bir adamdır. Emekli maaşının yatma günü ayın ikisi diyelim, ayın birinde ölen adamın maaşı ayın ikisinde yatacaktır. Ancak belli işlemler sonunda, belki bilgisayar programındaki bir değişiklik, belki bir evraktaki düzeltmeden sonra o adam devlet için de ölmüş olacak ve artık o maaş yatmayacaktır. Biliyorum harika bir örnek verdim ama bana bu örneği verdirten Birgül Oğuz işte. Babasının cesedini(ölümüne ilişkin evrakları yani) çantasında taşıyışını bir anlatışı var ki işte kurgu bu, yaratıcılık bu diyorsun. Yine kitabın başlarında bir cenaze evi anlatımı var ki adeta o evde taziyeye gelenlerden biri oluyorsunuz. Ama aldanmayın bu kadar övdüğüme, kitapta öyle sayfalar var ki on kere okuyorsun, eviriyorsun çeviriyorsun yine de bir anlam veremiyorsun. Cümle güzel tamam ama bir önceki ve bir sonraki cümle ile bir türlü bağlantısını kuramıyorsun. Bu kadar kapalı anlatım bana göre fazla ya da ben yetersizimdir belki bilmiyorum. Kitabı çok sevdiğim bir yönetmenin filmlerine benzettim. Kendisi muazzam şeyler yakalar, ama bunları aktarırken illa ki gereğinden fazla karmaşıklaştırır olayı ve bir yerden sonra siz ya anlattıkları düşündüğümden çok daha fazla ya da düşündüklerimden çok daha az ama asla düşündüklerim değil hissine kapılırsınız. Yönetmenin adı bana kalsın. Bu kitap da tam olarak bu hissi uyandırdı bende. Bir de kitapta italik halde yazılmış cümleler var ki bunlar kimi zaman bir şiirden, kimi zaman bir şarkıdan, kimi zaman da benim de nereden olduğunu internetten aramaktan sıkıldığım için öğrenemediğim alıntılar.
Tek bir alıntı ekleyeceğim çünkü cidden çok sevdim o benzetmeyi. Bir de kitapla ve üslupla ilgili bir fikriniz olsun diye alıntılar bölümüne değil ama buraya rastgele seçtiğim paragrafını ekliyorum;

Akşam kapıya dayandığında, tak tak, göz kapaklarımdaki tozu silkeleyip kim o? Derdim. O zaman kapıdan baba girerdi. Dünyanın uğultusu girerdi. Kapkara ve kocaman türbinlerin uğultusu, asitli sıvaların fokurtusu, eğe ve çekicin sesi, yanmış yağ ve polyesterin kokusu girerdi. Ayaklarını sürüyerek girerdi. Tanıyarak büyürdüm. Sofraya tuzkarabiberekmek götürürdüm.

Edit: Birgül Oğuz, kitapta 3 farklı öykü olduğunu ve temalar aynı olsa da öyküler arasında bir ilişki bulunmadığını belirtmiştir.
ataç ikon Hah
kitaba 6 verdi
5 beğen · 0 yorum
Evren Erarslan

Evren Erarslan

@evrenerarslan

Hah, bir ağıtı, terkedilişin ardından yaşanan hayalkırıklığını anlatan bir kitap. Öyle bir hayal yitkinliği ki kendi benliğinden ödün verip, yaşama dair umutların birer birer patladığı bir yaşam söz konusu oluyor. Okuması ve sindirilmesi biraz zor bir kitap. Sayfa sayısına göre anlattığı fazlasıyla dolgun olsa da, deneysel bakış açısı insanı bir an önce bitirmek için teşvik etmiyor. Değişik duygular uyandırdı, hatta betimlemeleri beğendim de diyebilirim. Ancak tam anlamıyla okuyucuyu yakalayamayan bir yapısı var. Bir şans daha verilebilir yazara. Kısa bir yolculuk zamanında bu öyküyü de okuyabilirsiniz.
ataç ikon Hah
kitaba 6 verdi
0 beğen · 0 yorum

Hah - S41

Yazarkasa hırç diye kapanır. Etkafa'nın gözü sulu sulu bakar boynuma. Derim onun gözü var, onun da var gözleri yıllardır, onun da. Aklımın çatalında makas değiştirir upuzun bir cümle, geniş zamandan geçer, mıhlanmış zamana devrilir.
S. tarafından eklenmiştir.
Meursault Samsa

Meursault Samsa

@meursaultsamsa

Aklımın çatalında makas değiştirir upuzun bir cümle, geniş zamandan geçer, mıhlanmış zamana devrilir. (Sf: 41 - Metis Yay. - 3. Baskı)
ataç ikon Hah
kitaba 6 verdi, inceleme ekledi.
2 beğen · 0 yorum
Umut

Umut

@yumuk

"Çıkıp gitmek isterdi gerçekten bu yün korseden, yün fanila, atlet, külot, külotlu çorap, elbise, hırka, şal ve mantodan dışarı. Bu mavi ve tenekeden hışmın kalabalık içinden çıkmak isterdi. Caddenin, semtin, ilçenin, şehrin, ülkenin, kıtanın ve dünyanın dışına çıkmak. Bu suyu sarı, camı yosun tutmuş bulanık akvaryumdan iyice dışarı." s.63

"Kaç hece bu 'biz' dedikleri, diyordum. Kaç kişi sığar bu heceye?" s.23

"Ama illa aklıyla mı bilmeli insan?" s.17
ataç ikon Hah
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
1 beğen · 0 yorum
Korkmaz.

Korkmaz.

@kgk

“Bilmezler ki gölge, ağacın yere düşen düşüncesidir.”
ataç ikon Hah
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
odalık

odalık

@odalik

Onlar mı? Onların kabesi vardı. Bizim kabemizse başkaydı. Her sabah toplanıyorduk çevresinde ekmek kırıntılarının, cam bir tuzluğun ve çelik kaşıkların. "Bak," diyordu baba, elinde bir şeftali çekirdeği, "bir şeftali bin şeftali demektir." Baba böyle deyince, havada sersem eğriler çizen ayaklarımı fark ediyordum. Sanki bir rüyaya uyanıyordum da karnımda kıpırdanan çekirdeğin fıkırtısını duyuyordum. Daha da sıkı tutunuyordum elimdeki kaşığa ve sofrada bir başıma kaldığımda kaşığın sapını masaya vurup "onların kabesi var," diyordum, "ama şeftali çekirdeği bizim."
ataç ikon Hah
kitaba 7 verdi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
7.1/10
8 oy
Sence kaç puan almalı?
0