up
ara

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

- Nesnesitelná lehkost bytí

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği Konusu ve Özeti

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Varoluşcu psikolojiye muhteşem bir bakış. Doğal içten ve muhteşem tespitler.
Yazar:
Çevirmen: Fatih Özgüven
Yayınevi: İletişim Yayınevi
ISBN: 9789754700121
Sayfa: 318 sayfa Basım Tarihi: 2001
Ne yapacağını bilemeden bir avlunun karşı tarafındaki duvara dalıp gitmek; bir aşk anında karnındaki inatçı gurultuya kulak vermek; ihanet etmek; ihanetin göz kamaştırıcı yolunu terk ederek gücü kendinde bulamamak; Büyük Yürüyüş´te kalabalıklarla birlikte yumruğunu havaya kaldırmak; gizlenmiş mikrofonlar önünde espri gösterisi yapmak- bu durumların hepsini tanıdım, hepsini yaşadım... Romanlarımdaki kişiler kendime ilişkin gerçekleşmemiş olabilirliklerdir... Her biri benim ancak kenarında dolaştığım bir sınırı aşmıştır... Çünkü romanın sorguladığı sır o sınırın ötesinde başlar. Roman yazarın itirafları değildir; bir tuzak haline gelmiş dünyamızda yaşanan insan hayatının araştırılmasıdır.
Gül Ayan

Gül Ayan

@gulayan

Bu satırları yazıyorsam, yine bir kitap okur maceram sona ermiştir demek. Milan Kundera, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği romanı ile ilginç ve sıra dışı maceraya sürükledi beni… Her ne kadar kitabın kurgusunu beğenmemiş olsam dahi, okumaktan keyif aldığımı inkar edemem. Yazarın üslubunu sevdim, kah kendi adından, kah bir üçüncü şahıs adından anlatıyor hikayesini. Sanki bir roman - resim gibiydi okuduklarım, nasıl bir ressam eserinin her fırça darbesinin en mükemmelini yakalamaya çalışıyorsa, Kundera da âdeta sözlerle kusursuz bir resim çiziyormuş hissi uyandırdı bende. Bu hisse kapıldım, çünkü Yazar en ufak ayrıntıyı, düşüncelerini ve heyecanını benim bir okur olarak onunla mütevazi ( paralel) olarak paylaştığıma emin olmak istermiş gibiydi. Aynı konuyu, başka başka bölümlerde ,tekrar tekrar ele alması ve tam olarak aydınlatmaya çalışmasıydı belki bana bunları düşündürten. Her zaman savunurum ki yazar- okur arasında çok özel bir bağ oluşuyor ve farklı okurlarda, aynı metinler, değişik algılamalara neden oluyor. Bu çok doğal gayet tabii ki, okuduklarımızı, kendi düşünce prizmamızla, yaşadıklarımızla, tecrübelerimizle ve hayat görüşümüzle bir şekilde harmanlıyoruz çünkü.

Okuduğum yazarların hayatlarını mutlaka incelerim, haklarında bilgi edinmeyi sevdiğim için. Milan Kundera 1929 yılında, Çekoslovakya'nın Brno şehrinde dünyaya gelmiş. Daha sonra, ülkesindeki rejimle ters düşmesi ve görüş farklılıkları nedeniyle, komünist partiden ihraç edilmiş. Yazar, 1970 yıllarında Fransa'ya göç etmiş , Fransız vatandaşı olmuş ve halen orada yaşamaktadır. Yazarın gerçek hayattan yansımalar var romanda, işte bunları keşfedince kendimi kandırılmış hissetmiyorum. Elbette ki romanlar birer kurgudan ibarettir ve Kundera’nı bahsettiği gibi; “Roman kişileri insanlar gibi kadından doğmazlar, yazarın henüz hiç kimse tarafından keşfedilmediğini ya da hakkında önemli bir şey söylenmediğini düşündüğü temel bir insani olasılığı bir fındık kabuğunun içine sığdıran bir durum, cümle ya da eğretilemeden doğarlar.” Yine de kandırmacaları, masal olmadıkları sürece, okumayı sevmem.
Romanın kahramanı Tomas ‘ın siyasi kimliği, Kundera’nın gerecek hayattaki kimliği ile örtüşüyor. Kundera ‘yı çok iyi anladığımı sanıyorum, ben de bir demir perde ülkesinde doğdum ve yetiştim. Bu anlamda roman bana yakın ve tanıdık geldi, ayrıca 2013 yılında Prag'da bulundum, dolayısıyla şehri, Vltava nehrini , Yazarın anlattıklarıyla gözümde canlandırabildim.

Romanın bu pasajdan çok etkilendim; “Oedipus, anasının yatağına girdiğini bilmiyordu, ama olup bitenlerin farkına varınca, kendini suçsuz saymadı. "Bilmeyerek" neden olduğu felaketleri görmeye dayanamadığı için, gözlerini kör etti ve o kör haliyle Tebai'den çıktı gitti.” Yakın bir geçmişte Soma’da yaşananları hatırlattı bana bu sözler…Hiç kimse suçu üstlenmedi, ateş düştüğü yeri yaktı ve geri kalan hepimiz çabucak yaşananları unutuverdik…

Yunan mitolojisinin en trajik kahramanlardan birisi olan Oedipus, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği romanında anlatılan hikayenin, dönüm noktasını oluşturuyor , bence tabii. Tomas, Oedipus’u konu alan ve kendi siyasi görüşünü ortaya koyan bir yazı yüzünden doktorluk mesleğini bırakmak zorunda kalıyor ve hayatına farklı bir yön veriyor. Oedipus beni etkileyen, karakterlerden birisi olmuştur daima. Romanda konusu geçtiği anda, büyük oğlum yakınlarımdaydı ve ben gayriihtiyari
sordum; Oedipus, kim olduğunu biliyor musun ? Olumlu cevap alacağıma neredeyse emindim. Hayır ! cevabıyla şaşkına döndüm. Şaka yaptığını sandım ilk başta, fakat oğlum gerçekten bu ismi duymamıştı ve tanımıyordu… Bu günün Türkiye’sinde, gençlerin soruya olumsuz cevap vermesi, kültürel fakirleşmenin bir örneği olabilir mi? Yoksa ben mi demode kaldım ? Elbette ki genelleme yapmak istemiyorum, benim oğlum bilmedi diye, Türkiye’de bir çok gencin soruyu bilmemesi anlamına gelmiyor tabii…Fakat ben bir anne olarak çocuklarımın iyi eğitim almaları için elimden geleni yaptığıma inanıyorum , konuyu önemsememe rağmen, oğlumdan gelen olumsuz cevap beni düşündürttü. ( Oğlum 20 yaşında ve İTÜ inşaat mühendisliği alanında eğitim almakta.) Ben lise öğrenimimde tanışmıştım Sofokles’in ünlü tragedyasıyla. Romanda, bu tragedyanın çok kısacık özetine yer veriyor Kundera ve ben oğluma o özeti sesle okudum… Böyle bir anım oldu ve burada paylaşmış oldum.

Romana dönecek olursam, Kundera’nın insan ilişkileri hakkında mükemmel tespitleri var ve anlatım biçemini çok beğendim. Bence, Fatih Özgüven’in tercümesi de oldukça başarılıydı . Ben romanı çok gerçekçi buldum ve tekrar ediyorum ki, kurgusuna rağmen, okumaktan büyük keyif aldım.

Aşk hakkında en doğru sözleri Âşık Veysel söylediğini kabul etmiştim, “Seversin, kavuşamazsın, aşk olur…” Kavuşabilenler için ise en güzel sözü Kundera söylemiş bence;
"Bir kadınla sevişmek ve bir kadınla uyumak iki ayrı tutkudur, sadece farklı değil aynı zamanda da zıt tutkular. Aşk çiftleşme arzusunda (sonsuz sayıda kadına kadar uzanabilecek bir tutku) duyurmaz kendini, uykuyu paylaşma arzusunda duyurur (tek bir kadınla sınırlı olan bir arzu)."

Romanın büyük kısmını Datça - Haitbükü plajında okudum, 2 Temmuz 2014 tarihinde devrettim.
4 beğen · 0 yorum
Nesli

Nesli

@lecerveau

Rolünü Ezberlemeden Sahneye Çıkan Oyuncularız
Milan Kundera’nın kadın, erkek ve aile ilişkileri, siyasi otorite, geleneksellik, bireysel özgürleşme konuları etrafında kurulmuş olan romanında, arka planda da Çekoslovakya tarihi, Sovyetler Birliği’nin bu ülkeyi işgali ve Prag Baharı gibi önemli toplumsal olaylar anlatılmaktadır. Romanın başlıca karakterleri, doktor Tomas, fotoğrafçı Tereza, ressam Sabina ve akademisyen Franz’dır.

Romandaki olay akışından, ne zaman, nerede, neyin yaşandığından ve olayların nasıl sonuçlandığından bahsetmeyeceğim. Zira olay akışında bazen geriye dönüşler yaşanmakta ve okuyucuyu şaşırtan detaylar daha sonra verilmektedir. Yani bir karakterin davranışlarını eleştirmeye başlıyor bazen de sinirleniyorsunuz ancak yazar ilerleyen bölümlerde bu karakterlerin yetişmiş olduğu sosyo-kültürel ortamın koşullarını açıklayınca adeta mahcup oluyorsunuz düşündüklerinizden. Zaten kitabın ortalarına geldiğinizde karakterlerin başına neler geldiğini de öğreniyorsunuz çünkü burada verilmek istenen mesajlar, hikayelerin nasıl sonuçlandığından daha bağımsız.
Ağırlığa ve hafifliğe atfedilen anlamların, tanımlamaların en etkileyici noktalar olduğunu düşünüyorum. Yazar, sonsuza kadar tekrar eden yinelemelerin dehşete düşüren bir ağırlığının olduğunu, yalnızca bir defa yaşanan şeylerin ise hafiflik olduğunu söyler, tıpkı hayatlarımız gibi.

“Yaşamlarımızın her saniyesi sonsuz kere yineleniyorsa, İsa’nın çarmıha çivili olduğu gibi biz de sonsuzluğa çivilenmişiz demektir. Bu, insanı dehşete düşürecek bir olasılık. Sonsuza kadar yinelenme dünyasında her attığımız adıma dayanılmaz bir sorumluluğun ağırlığı gelir çöker. İşte Nietzsche, sonsuza kadar yinelenme düşüncesine bunun için yüklerin en ağırı demiştir. Sonsuza kadar yinelenme yüklerin en ağırıysa, bizim yaşamlarımız bu ağırlığın karşısında göz kamaştırıcı bir hafiflik içinde belirmektedir.”

Romandaki en güzel düşüncelerden biri de kişinin ne istediğini bilememesi olgusunun gayet doğal olduğudur. Çünkü yalnızca bir defa, tek bir hayatı yaşama hakkımız var ve bunun provası, geçmişle ve başka bir hayatla kıyaslaması yok.

“Olaylar nasıl gelişirse öyle yaşıyoruz, önceden uyarılmaksızın, rolünü ezberlemeden sahneye çıkan bir tiyatro oyuncusu gibi. Yaşam öncesi ilk prova yaşamın ta kendisiyse, ne değeri olabilir yaşamanın? (…) Sadece bir kere olan şey, diyor Alman özdeyişi, hiç olmamış sayılır. Yaşanacak tek bir hayatımız varsa eğer, onu hiç yaşamamış da olabiliriz, fark etmez.”

Zürih’e taşındıktan sonra Tereza’nın Tomas’ı terk ederek Prag’a geri dönmek isteyişine ilişkin kısımlar ise romanda beni benden alan ayrıntılardan biriydi. Yanlış anlaşılmasın, bu ilişkide tutkuyla bağlı olan ve diğeri olmadan yaşamayı düşünemeyen kişi Tereza’dır. Tomas ise aşkın ve cinselliğin birbirinden bağımsız şeyler olduğunu düşünen, bedensel anlamda hiçbir kadına bağlı kaldığı söylenemeyecek karakterdedir. Peki Tereza onsuz yaşayamayacağını bildiği halde neden Tomas’ı terk etmeyi düşünür? Bunun cevabı ise tam olarak şu cümlede saklı:

“Güçlüler güçsüzleri incitemeyecek kadar güçsüz olunca, güçsüzler çekip gidecek kadar güçlü olmak zorundaydılar.”

Yani sürekli olarak terk edilme korkusuyla yaşamaktansa, gerçekleşmesi kaçınılmaz olan bir durumla kişinin kendi istediği zaman yüzleşmesi çok daha iyidir. Karşısındaki kişiyi sorumluluğun, iyi niyetin, acımanın yüklemiş olduğu ağırlıktan kurtarmış olma hissi, belki de bir nebze olsun güç verirdi zayıf olan insana.

Sevgi ve içtenlikle...

Algernon Kitap Kulübü

https://ankarakitapkulubu.wixsite.com/algernon/single-post/2017/09/22/Rol%C3%BCn%C3%BC-Ezberlemeden-Sahneye-%C3%87%C4%B1kan-Oyuncular%C4%B1z-%E2%80%93-Var-Olman%C4%B1n-Dayan%C4%B1lmaz-Hafifli%C4%9Fi
7 beğen · 0 yorum
Meursault Samsa

Meursault Samsa

@meursaultsamsa

İlişkilere bakış açınızı değiştirebilecek, en azından kalıplaşmış düşüncelerinizi sorgulamanıza neden olacak kadar enteresan bir aşkı konu alan, bunun dışında Kundera' nın insan ilişkilerini çözümleyişiyle hayranlık uyandıran bir kitap. Bence gereğinden fazla kısa. Bir Karamazov Kardeşler, Bir Savaş ve Barış kadar dolu dolu hatta yer yer onların girdiğinden daha karmaşık tartışmalara giren bir kitap. İhanetin çeşitli boyutlarına değiniyor, bir kadın ile adam arasındaki ilişkiden yola çıkıp insanlık ile hayat arasındaki ilişkiye kadar uzanıyor. Bir ilişki kitabı değil, ama ilişki kitabı nedirin de cevabı olabilecek kadar ilişkilere değinen bir kitap. Başka ne var peki? Çok ilgimi çekmese de bir ülkenin yakın siyasi tarihi var arka planda, ahlak üzerine -bana kalırsa- baştan sona bir sorgulama zaten kitap. Sadece bir ilişkideki sadakat değil ama mesele, mesleğe, ülkeye olması ya da olmaması gereken sadakat üzerine sorgulamalar mevcut kitapta. Baya baya yazmış yani abi, sağlam kitap.

Ufak bir de anımı aktarayım izninizle ki izin vermeyenler devamını okumasın :)

Yazar olduğum bir sözlükte, hanım yazarlarımızdan biri en naif tabirle vasat bir kitap çıkartmış. Reklam amacıyla sözlük yazarlarına bildirim olarak haber verilmişti bu durum. Bir bakayım kitaba dedim, arka kapaktaki tanıtım yazısını okuyunca verdiğim tepki ''off yine mi bunlardan'' oldu. Süslü püslü, derin anlam içerdiği sanılan ama benzerleri defalarca yazılan bomboş cümleler. Bir ergenin ders sırasında defterine karaladığı ve karalarken dünyanın en güzel metnini yazdığını sandığı metinlerden hallice... Neyse işte ben bu yorumların benzerinin aynısını nick altı olarak yazdım ablaya. Çok saygılı, çok naif bir yazar olarak teşekkür mesajı attı, tabii eksisini de verdi. :) Ben de kimmiş, neyin nesiymiş diyerek entrylerini okumaya başladım. ''Aldatmak'' başlığının altına tanım olarak ''basitliktir'' yazdığını görünce de tüm iletişimimi sonsuza dek kopardım. Sen kendince aşktan, ilişkilerden, karşı cinsten bahsettiğin bir kitap yaz; ama bilinen her coğrafyada, bilinen her zamanda, her dinde, her ülkede, her cinste, her yaşta, her ilişki türünde var olan bir olayı, üstelik de ahlaki olarak bakıldığında yanlış olduğu neredeyse genelgeçer kabul edilebilecek olduğu halde yine de her zaman varlığını koruyan bir olayı basitlik olarak tanımla; asıl basitliktir bu tanımı yapmaktır.

İşte bu kitap, aldatmayı basitlik olarak tanımlamamak için okunması gereken bir kitaptır.
12 beğen · 0 yorum
Oğuz V.

Oğuz V.

@oguzv

yirmili yaşların ilk yarısında bu kitabı okuduğumda oldukça hoşuma gitmişti; aradan geçen zaman içinde oluşta bulunan ben haliyle değişiyor. tam da bu değişiklik sebebiyle kundera'nın "hafiflik" seçimi eskisi gibi ilgimi çekmedi. kundera'nın ağırlık ve hafiflik arasında yapmış olduğu seçimi eleştirmek gibi bir niyetim yok; çünkü kunderanın hafifliği karşısında ağırlığı savlamak aynı derecede gülünç geliyor bana.

akıl doğası gereği pragmatik yani dış dünyaya insanın uygunluğunu/örtüşmesini temin ettiği için kendi koşulları içinde problemine yönelik arazlar seçer; işine geldiği şekliyle. dolayısıyla her çağın kendi geist'inden, kendi logos'undan -artık ne derseniz bundan- zuhur etmiş bir paradigma, düşünüş biçimi içindeyizdir: seçimlerimizde buna göre karşıtlık ya da uyum içerir.

eğer kundera tercih yapmayıp ağırlığın ve hafifliğin varoluş biçimlerini aynı ölçüde serimleyebilseydi eseri yüzyılın klasiklerine aday olabilirdi. ama zaten asıl maharet burada olsa gerek: okur eserdeki çatışmada yazar tarafından belirlenmiş bir tarafa zorlanıyorsa o yapıt ancak kendi döneminin popüler anlayışını ortaya koyuyordur. "klasik"in benim gözümdeki niteliği ise savının olmamasıdır -döneminin içinde evrenseli yansıtır- : çatışma vardır ama seçimler aynı oranda okuyana bırakıldığından her zaman -çağ ve paradigma değişse bile- insalık bilgisini açığa çıkarır. bu sebepten ötürü kendi çağından bağımsızlaşarak tüm zamanlarda okunma garantisi elde eder.

bulunduğu çağın tercihlerini yapıtına temel karan yazar ise ancak kendi döneminde okunmaya mahkumdur. söz gelimi 50 yıl sonra insanlık tercihini hafiflikten değil de ağırlıktan yana kullandığında bu kitabın bir kıymeti kalmayacaktır.

ek: kitabı ikinci kez okumama sebep olan kundera'nın çok hoşuma giden anlatı üslubudur: bu yüzden iki yıldız yerine üç yıldız veriyorum.
4 beğen · 0 yorum
Semih Oktay

Semih Oktay

@semihoktay

VAROLMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

Milan Kundera; İletişim Yayınları; Çeviren:Fatih Özgüven;Roman; 1993, 16. baskı, 318 sayfa; (6)

Çekoslavak Yazar Milan Kundera'ın VAROLMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ adlı romanını devrettim. (Yazar'ın YAVAŞLIK adlı romanını daha önce okumuştum.) Öyle aman aman sürükleyici bir tarzı yok Kundera'nın.Romanın konusu da aklımda kalacak kadar belirgin değil; beğendiğim tarafı kahramanlarının tasvirlerini yaparken onların psikolojik hâllerini,alışkanlıklarını uzuun uzun anlatmasına rağmen ilgiyle okuyabilmem oldu.Tomas misal,kadınlardan hoşlanıyor fakat onlarla bir gece boyunca aynı yatakta yatmak düşüncesinden nefret ediyor.Onlarla birlikte uyumamak için kendine göre önlemler alıyor.Tereza'nın evinde zorunlu bir gece geçirecek olması onu tedirgin ediyor.Kahvaltıda bir başka kişinin bulunması düşüncesi bile hoşuna gitmiyor.Üstelik Tomas, Tereza'nın evinde kalmasını istiyor olmasına rağmen başka kadınlara gitmek için duyduğu arzudan kaçınamıyor; bu yüzden zaman zaman kendini suçlasa da bildiğinden şaşmıyor.

Tereza,Tomas'ın kendisini başka kadınlarla aldattığını anlıyor nihayet.Bir kerelik bir ilişki yaşıyor bundan sonra Tereza.Rejim (Kızıl Ordu rejimi) aslında doktor olan Tomas'ı cam siliciliği yapmak zorunda bırakıyor bir gazeteye yazdığı yazı yüzünden. Bazı bölümlerde de Yazar aklına gelen herhangi bir durumu "Tomas'ın düşündüğü şey budur işte" diye yazıveriyor; o kadar belli...Bu yazıyı okuyan bir arkadaşımız 'neymiş bu durumlar? ' diye sorabilir.Misal beşinci bölümde Tomas'ın aklına uzayda bir başka gezegende insanların yeniden doğacağı aklına geliyor.Olur olmaz yerlerde felsefeye başvuruyor Yazar.

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği'ni okumuş olmaktan hafif bir sevinç duyuyorum;roman,tarz olarak hoşuma gitti,diyeceğim.

Cumartesi,1 Mayıs 2010
4 beğen · 0 yorum

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği - S41

"Sözcüklerin anlamını iyice açmak için, Beethoven bu muvmanı, genel olarak 'zor karar' diye çevrilen 'Der schwer gefasste Entschluss' sözcük dizisiyle başlatır."
pia şahintaş tarafından eklenmiştir.
gizem demirel

gizem demirel

@gizemdemirel

...) Önceden de söyledim, eğretilmeler tehlikelidir. Aşk bir eğretilmeyle başlar. Yani bu şu demektir ki, aşk bir kadının, dilindeki ilk sözcükle şiirsel belleğimize girmesiyle başlar.
ataç ikon Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
15 beğen · 0 yorum
Melih

Melih

@melihh

Yaşadığı yeri terketme arzusundaki insan mutsuz bir insandır.
ataç ikon Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
12 beğen · 0 yorum
Batuuu

Batuuu

@batuuu

Ama insan kendi içindeki karanlıkta büyüdükçe,dış çizgileri küçülür,kaybolur.Gözleri kapalı adam, adam enkazıdr.Derken Sabina,Franz'in görünüşünü gitgide sevimsiz bulmaya başladı ve ona bakmaktan kaçınmak üzere o da gözlerini kapadı. Ama onun için,karanlık sonsuzluk demek değildi;onun için,gördüğü şeyle uyuşmayan,gördüğü şeyin olumsuzlanması,görmeyi reddetmekti...
12 beğen · 9 yorum
Semih Oktay (@semihoktay)
Az puan vermişim : Az!
26.11.18 beğen cevap
zeynep gun

zeynep gun

@zeynepgun34

Küçüklüğümde, çocuklar için yeniden yazılmış ve Gustave Doré'un figürleriyle süslenmiş Ahd-i Atik'i okurken, Tanrı'yı bir bulutun üzerinde oturur görmüştüm. Gözü, burnu ve uzun sakalı olan yaşlı bir adamdı Tanrı ve kendi kendime, eğer O'nun ağzı varsa, yemek de yemesi gerektiğini düşünmüştüm. Ve eğer yemek yiyorsa, bağırsakları da var demektir. Ama, çok dindar bir aileden gelmememe rağmen bu düşünce her zaman ödümü kopartırdı. Tanrısal bir bağırsağın düşüncesi bile küfür gibi gelirdi bana.
Kendiliğimden, herhangi bir teolojik eğitimden geçmeden, çocuk aklıma Tanrı'yla bokun uzlaşmazlığını kavramış ve Hıristiyan antropolojisinin temel tezini, yani insanın Tanrı'nın suretinde yaratıldığını sorgulamaya vardırmıştım işi. Ya/ya da: Ya insan tanrının suretinde yaratılmıştı -ve Tanrı'nın bağırsakları vardı!- ya da Tanrı'nın bağırsakları yoktu ve insan O'na benzemiyordu.
Eski gnostikler benim beş yaşında hissettiklerimi hissetmişlerdi. İkinci yüzyılda gnostiklerin büyük üstadı Valentinus, insanı lanetlemeye kadar götürebilecek bu ikilemi "İsa'nın yiyip içtiğini ama dışkılamadığını" söyleyerek çözmüştü.

Bok, kötülükten daha zor, daha uğraştırıcı bir teolojik sorundur. Tanrı insana özgürlük verdiğine göre, gerekirse, insanın işlediği suçların sorumlusunun O olmadığını kabul edebiliriz. Oysa bokun sorumluluğu tümüyle O'nun, insanın yaratıcısınındır.
ataç ikon Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
12 beğen · 0 yorum
Ayşegül

Ayşegül

@aysegull

Sadece bir tek hayat yaşadığımız için,bu hayatı öncekilerle karşılaştıramaz ya da kusurlarımızı gelecekteki hayatlarımızda gideremeyiz;bu nedenle de ne istediğimizi bilemeyiz.
ataç ikon Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
11 beğen · 0 yorum
432
KİTAP
Hiç Unutamayacağım Dediğimiz Kitaplar
Bittiğine üzüldüğümüz, hayatımızda derin izler bırakan unutamayacağımız kitapları paylaşıyoruz....
547
KİTAP
Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap
Neokur üyelerinin katkılarıyla ortaya çıkmış olan, ölmeden önce okunması gereken kitapların toplandığı listedir. Ölüm de ner...
757
KİTAP
Okuduğum En Güzel Kitap
Okuduğumuz en güzel kitapları bu listede topluyoruz! Sen de en beğendiğin ve herkese tavsiye etmek istediğin kitapları listey...
338
KİTAP
Filmi de Çekilen Kitaplar
Edebiyat dünyasından sinema dünyasına taşınan unutulmaz eserler bu listede! Film uyarlamaları mevcut olan tüm kitapları bu li...
ruken al

ruken al

@rukenal

 paylaşım fotoğrafı
Şu sonuca vardı Tomas: Bir kadınla sevişmek ve bir kadınla uyumak iki ayrı tutkudur,sadece farklı değil aynı zamanda da zıt tutkudur. Aşk çiftleşme arzusunda (sonsuz sayıda kadına kadar uzanabilecek bir tutku) duyurmaz kendini, uykuyu paylaşma arzusunda duyurur (tek bir kadınla sınırlı olan bir duygu).
ataç ikon Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
4 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Gülizar Şahin

Gülizar Şahin

@gulizarsahin

Milan Kundera paylaşım fotoğrafı
Milan Kundera
Çok çok fazla geç kalınmış bir yorumla karşınızdayım. Bitireli neredeyse bir ay olsa da filmini izledikten sonra naçizane yorum yapayım derken bu kadar geç kaldım. Sonuç filmi izleyemedim yoğun okuma programından kaynaklı. ???
.??Milan Kundera'nın kalemiyle ilk defa bu kitabı ile tanıştım ve sonra biliyorsunuz ki müptelası oldum. Bir ayda tam üç kitabını okudum. Varoluşçuluk felsefesine dayanak olarak yazılan romanda dört ana karakterin aile, otorite, aşk, ilişkiler ve gelenekler bağlamında yazılmış bir roman. Zaman olarak ise 1968 Prag Baharı seçilmiş. Ki Milan Kundera'nın bir çok eserinde bu dönemin anlatımı vardır.
??Varolabilmek için tüm sorumluluklardan kendini soyutlayan, bu uğurda oğlundan bile vazgeçen, insanlığın en aciz durumlarını gözetleyebilmek için cerrah olan Tomas, annesinden kaçıp özgürlüğün yollarını arayan ama diğer taraftan Tomas'a gönül verip sımsıkı bağlanan Tereza, tüm klişe bağlılıklara meydan okuyup ihanetlerden farklı bir zevk alan ressam Sabina ve onun için karısından ve kızından vazgeçen ve bana göre kitabın en zayıf karakteri akademisyen Franz.
??Kitabın gidişatı ile ilgili spoiler vermeyeceğim. Fakat şunu söyleyeceğim varoluşçu psikoloji ile yazılmış muhteşem tespitleri olan bir eser. Karakterleri analiz ederken hem de okuyucuyu sorgulayan ama eleştiriden uzak bir eser. Bu eser bana ayrıca "kitsch" kavramını da kazandırdı. Anlamına baktığımız zaman "Var olan bir tarzın aşağı bir kopyası olan sanatı sınıflandırmak, ifade etmek için kullanılan Almanca bir terimdir. Bu terim ayrıca, kibirli ve bayağı bir tada sahip şeylere ve ticari kaygılarla üretilmiş olan banal, rüküş ve sıkıcı ürünlere gönderme yaparken de kullanılır." Bu kavram bir çok yerde geçiyor ve güzel bir şekilde anlatılmış. Günümüz de uyarlasak çok fazla örnek verebiliriz etrafımızdan. ??
.Hala bu eseri okumadıysanız geç olmadan okuyun...
#milankundera #varolmanindayanilmazhafifligi
ataç ikon Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
9 beğeni · 0 yorum beğen ikon