up
ara
‹ Tüm Aynı Yıldızın Altında İncelemeleri

Aynı Yıldızın Altında Kitap İncelemeleri

Gülnihal Özen

Gülnihal Özen

@gulnihalozen

Baş karakterimiz Hazel başta tiroit kanseri iken kanseri daha sonra metastaz yaparak ciğerine de sıçrıyor ve bu yüzden sürekli oksijen tüpü ile gezinmek zorunda. Öleceğini biliyor ve kendini de buna alıştırmış. Değil 16 yaşındaki bir ergenden 40lı 50li yaşlardaki bir insandan bile beklenemeyecek bir olgunluk gösteriyor hastalığı karşısında. Hiçbir isyan lafıyla karşılaşmadım dersem yalan söylemiş olmam haliyle. “Neden ölmeliyim ki?”, “Neden kanser oldum?”, “Yaşıtlarım böylesine çok eğlenirken ben neden bir oksijen tüpüne bağımlıyım?” gibi herhangi bir cümleye rastlamadım. Kitabı Hazel’in bakış açısından okuyoruz ve bence Hazel, yaşamanın anlamını kavramış olan yegâne insanlardan birisi. Sadece geride bırakacağı anne ve babasından başka kimse için üzülmüyor diyebiliriz.

"Acı olmadan mutluluğun değerini bilemeyiz."


Herhangi bir yakınımız, illa ki anne, babamız veya dedemiz olmak zorunda değil her sabah okula ya da işe giderken karşılaştığımız “Günaydın” demekten başka bir diyalog kurmadığımız bir komşumuz bile ölene kadar ölümün varlığından çok da haberdar olmuyoruz. Tamam, belki ölümü elbet bir gün herkesin tadacağını biliyoruz ama bununla karşılaşmadığımız sürece farkına varamıyoruz.

Hani dedim ya sadece geride bırakacağı anne ve babası için üzülüyor diye. Bazı şeyleri de sırf onları mutlu etmek için yapıyor. Mesela kendisi istememesine rağmen annesi istediği için Destek Grubu’na katıldı. Öyleki bir gün bu gruba arkadaşı Isaac’e destek için gelen Augustus’la tanışıyorlar ve daha ilk andan flörtleşmeye başlıyorlar. Flörtleşme dediysem öyle cıvık cıvık konuşmalar içeren şeyler değil masum ve saf bir ilişki.

”Peki,” dedi. “Artık uyumam lazım. Neredeyse bir oldu.”

"Peki," dedim.

"Peki," dedi.

Kıkırdayıp, “Peki” dedim. Sonra hat sessizleşti ama kapanmadı. Adeta odamda benimle birlikteymiş gibi hissediyordum ama bir bakıma daha iyiydi; sanki ben odamda, o odasında değilmiş de sadece telefonla ziyaret edilebilen, görünmez ve belli belirsiz bir üçüncü mekandaymışız gibiydi.

"Peki," dedi sonsuzluk kadar uzun gelen bir süreden sonra. "Belki peki bizim sonsuza dek’imiz olur."


İçerikten çıkıp asıl yorumuma doğru gelelim şöyle. Öncelikle beni kitabı okumaya en çok iten şey internette karşılaştığım yorumlar ya da aldığı ödüller değildi. Başta aşk içerikli bir kitap olduğunu düşündüğümden yüz bile çevirmiştim, yalan yok. (Bu arada aldığı ödüllerini hepsini hak etmiş, helal.)Sonrasında aşkın yanında kanseri ve kanser hastalarının günlük yaşamlarını içerdiğini öğrenince kitabı satın alan ve bana okutmak için türlü çabalar gösteren bir arkadaşımdan 2-3 günlüğüne ödünç aldım.

"Başka ne diyebilirim? O çok güzel. Ona bakmaktan sıkılmıyorsun. Ondan daha zeki olup olmadığını düşünmüyorsun, öyle olduğunu biliyorsun. Kimseyi incitmeden komik olabiliyor. Onu seviyorum. Onu sevdiğim için çok şanslıyım, Van Houten. Bu dünya da incinip incinmeyeceğine dair tercih yapma şansın yok ancak seni kimin inciteceğini seçebilirsin, ihtiyar. Ben kendi tercihlerimden memnunum. Umarım o da tercihlerini sever."

Kitabı okurken bir sürü duyguyu aynı anda hissediyor olmanızın yanı sıra bitirdikten sonra da yokluğunu hissedeceğiniz kitaplardan birisi olacak. Gözlerinizin önünce “Peki?” “Peki.” replikleri dolanacak. Ha bir de Augustus var, unutamayacağınız kahramanlar arasına rahatça ekleyebilirsiniz.. ah Augustus ah….
3 beğen · 1 yorum
Neslihan Ceylan (@neslihanceylan1)
filmini izlemiştim çok güzeldi
03.09.14 beğen cevap