up
ara

Aşk Ölümden Uyanıştır

Aşk Ölümden Uyanıştır Konusu ve Özeti

Aşk Ölümden Uyanıştır
Aşk Ölümden Uyanıştır kitabını okuduysanız inceleme eklemeyi unutmayın. Neokur kitap hakkındaki düşüncelerinizi ve yorumlarınızı merak ediyor.
Çevirmen: Bahar Yaldız Çelik
Yayınevi: Martı Kitabevi
ISBN: 9786053481485
Sayfa: 336 sayfa
O, sadece gerçeği istiyordu... katil ise onu yok etmeyi...Önce hayatını birleştireceği insan tarafından düğün günü terk edildi, ardından henüz yaşadığı şoku atlatamamışken büyük bir gürültüyle gerçekleşen patlamadan kıl payı kurtuldu. Peki Nina'nın başına gelen bütün bu olaylar bir tesadüf müydü? Yoksa bunların arkasında kimsenin bilmediği acımasız sırlar mı vardı?Tecrübeli dedektif Sam Navarro tam da bu gerçeği bulmalıdır, hem de hiç vakit kaybetmeden. Nina ve Sam olayların peşine düştüğünde karabasan gibi üzerlerine çöken, son derece keskin bir zekâya sahip, tehlikeli ve gözü dönmüş bir ruh hastasıyla yüzleşmek zorunda kalacaktır..."Tess Gerritsen'in ustalığına yakışan bir gerilim."-Harlan Coben-"Tess Gerritsen sizi heyecanına zor dayanacağınız bir girdabın içine sürüklüyor."-San Jose Mercury News-"Tess Gerritsen bu kitabında aksiyon, macera ve güçlü bir romantizmi bir arada sunuyor."-RT Book Reviews-"Tek kelimeyle hayranlık uyandırıcı... Gerritsen, inandırıcı karakterlerin yer aldığı, sağlam bir kurgudan oluşan bu kitapla hayranlarının beklentisini hayli hayli karşılıyor."-Los Angeles Times-"Tess Gerritsen bu romanıyla polisiye-gerilim türündezirveyi kimseye bırakmamakta kararlı olduğunu gösteriyor."-USA Today-

KİTABIN İLK BÖLÜMÜNDEN:

Birinci Bölüm
Düğün ertelenmiş, başlamadan bitmişti. Yoktu, iptaldi.
Nina Cormier, kilisenin giyinme odasında oturmuş, ay­nadaki aksine bakıyordu. Ağlayamıyor oluşuna şaşıyordu. Oysaki bu ifadesiz suratın altında çağlayarak akan, içini yakan derin bir acı olması gerektiğinin farkındaydı, ama hiç­bir şey hissetmiyordu. Henüz içinde hiçbir his yoktu. Tek yaptığı sadece kupkuru gözlerle aynadaki aksini seyretmekti. Karşısındaki resimde kusursuz bir gelin vardı. Tül duvağı yüzünün etrafına dalga dalga dökülen güzel bir gelin… Krem rengi saten gelinliğinin incilerle işlenmiş üst kısmı omuzla­rından aşağı düşen bir gelin… Uzun siyah saçlarını gevşek bir topuzla toplamıştı. O sabah onu giyinme odasında gören herkes -annesi, kız kardeşi Wendy ve üvey annesi Daniella- ne kadar güzel bir gelin olduğunu söylemişlerdi.
Aslında gerçekten de öyleydi. Yani damat düğüne gelmiş olsaydı, Nina’nın çok güzel bir gelin olacağı kesindi.
Oysaki damat kararını onun yüzüne söyleyebilecek ka­dar bile cesaretli olamamıştı. Altı aylık bir hazırlığın ve ku­rulan onca hayalin ardından, Nina’nın elinde kalan tek şey törenden sadece yirmi dakika önce eline geçen bir not olmuş­tu. Notun sahibiyse Nina’ya göre dünyanın en mükemmel erkeğiydi. Hiç abartısız, en mükemmel erkeği…

Nina,

Bu olanları düşünmem için biraz zamana ihtiyacım var. Üzgünüm, gerçekten çok üzgünüm. Birkaç günlüğüne bura­lardan gidiyorum. Seni arayacağım.
Robert

Nina kendini notu tekrar tekrar okumaya zorladı.
Zamana ihtiyacım var… Zamana ihtiyacım var…
Bir erkeğin ne kadar zamana ihtiyacı olabilir diye düşündü.
Doktor Robert’la aynı evde yaşamaya bir yıl önce baş­lamışlardı. Robert, uyumlu bir çift olup olmadıklarını ancak o şekilde anlayabileceklerini söylemişti. Evlilik çok ciddi bir iş, dönüşü olmayan bir teslimiyetti ve Robert bu konuda hata yapmak istemiyordu. Kırk bir yaşında, yeterince sorunlu iliş­ki yaşamış, deneyimli bir erkekti. Yolun geri kalanında hata yapmamaya kararlıydı. Nina’nın, tüm hayatı boyunca bekle­diği doğru kadın olduğundan emin olmak istiyordu.
Oysa Nina, Robert’ın hayatının erkeği olduğundan emindi, öylesine emindi ki, Robert’ın beraber yaşamayı tek­lif ettiği daha ilk gün doğruca evine gidip, eşyalarını topar­lamaya başlamıştı bile.
“Nina? Nina, aç kapıyı!” Nina’nın kardeşi Wendy kapıyı zorluyordu. “Lütfen, içeri girmeme izin ver.”
Nina başını ellerinin arasına aldı. “Şu anda kimseyi gör­mek istemiyorum.”
“Yanında birinin olması daha iyi.”
“Yalnız kalmak istiyorum.”
“Bak, tüm davetliler gitti. Kilise bomboş. Bir tek ben kaldım.”
“Kimseyle konuşmak istemiyorum. Eve git, olur mu? Lütfen, git.”
Kapının Diğer Tarafında uzun bir sessizlik oldu. En so­nunda Wendy, “Ben gidersem, eve nasıl döneceksin? Birinin seni eve bırakması lazım,” dedi.
“Taksi çağırırım ya da Rahip Sullivan beni eve bıraka­bilir. Biraz düşünmeye ihtiyacım var.”
“Konuşmak istemediğine emin misin?”
“Eminim. Seni sonra ararım, tamam mı?”
“Eğer, gerçekten böyle olsun istiyorsan.” Wendy bir an sustu. Sonrasında, giderek arttığı meşe kapının ardından bile belli olan bir kinle sözlerine devam etti. “Robert aşağılık bir pislik, biliyorsun değil mi? Bunu sana söylemem gerek. Za­ten en başından beri öyle olduğunu düşünüyordum.”
Nina sessiz kalmayı tercih etti. Odadaki makyaj masası­nın üzerine oturup, başını ellerinin arasına aldı. Ağlamak is­tese de tek bir damla gözyaşı bile dökemiyordu. Kulaklarına önce Wendy’nin giderek uzaklaşan ayak sesleri geldi, sonra da boş kilisenin mutlak sessizliği. Gözyaşları hâlâ kendilerini ele vermiyordu. Robert’ı da düşünemiyordu. Bunun yerine, zihni büyük bir inatla ertelenmiş bir düğünün ayrıntılarına odaklanmak için çırpınıp duruyordu. Yemekli bir davet ve hiç dokunulmamış onlarca yiyecek… Geri vermek zorunda kalacağı bir dünya hediye… St. John Adası için alınmış iadesiz iki uçak bileti… Belki de her ne olursa olsun, balayına tek başına çıkıp, Doktor Robert Bledsoe’yu unutmalıydı. Şöyle tek başına bir tatil yapmalıydı, sadece kendisi ve biki­nisi. .. En azından kalbini paramparça eden bu ilişkiden ya­nına tek kâr kalan bronz bir ten olabilirdi.
Nina başını yavaşça ellerinin arasından kaldırıp, yeniden aynadaki aksine odaklandı. Artık çok da güzel bir gelin de­ğilim, diye düşündü. Ruju dağılmış, topuzu bozulmuştu. Gi­derek daha da çok bir enkaza benziyordu.
Ani bir öfkeyle uzanıp, duvağını çekip çıkardı. Saçında­ki tel tokalar dört bir tarafa savrulurken, bir yumak inatçı si­yah saç özgürlüğüne kavuşarak, omuzlarına döküldü. Duva­ğın canı cehennemeydi. Kaldırıp çöpe attı. Beyaz lilyumlar ve pembe gonca güllerle hazırlanan gelin çiçeğini de büyük bir Öfkeyle çöp tenekesine fırlattı. Bu biraz iyi gelmişti. Öf­kesi damarlarındaki ateşi körükleyen taze bir çıra gibiydi. Bu hisle yerinden fırladı.
Gelinliğinin kuyruğunu peşi sıra sürükleyerek kilisenin giyinme odasından dışarı çıktı ve uzun dar koridora girdi. Oturaklar artık bomboştu. Koridor bembeyaz karanfillerden yapılmış çelenklerle süslenmiş, kilisenin mihrabı aralara ser­piştirilen pembe güller ve bahar yıldızı çiçekleriyle bezen­mişti. Sahne asla gerçekleşmeyecek bir düğün için özenle hazırlanmıştı. Ne var ki çiçekçinin emek emek yaptığı bunca hazırlık, mihraptan hızla geçip aradaki koridora giren Nina tarafından fark edilmemişti bile. Nina tüm dikkatini çıkış ka­pısına vermişti. Tek amacı buradan bir an önce çıkıp gitmek­ti. Rahip Sullivan’ın endişeli seslenişi bile onu durdurmaya yetmemişti. Nina günün tam bir fiyaskoyla sonuçlandığının en büyük ispatı olan çiçekler arasından hızla geçip, çift ka­natlı kapıyı hızla iterek açtı.
İşte tam da orada, kilisenin merdivenlerinde bir an dur­du. Temmuz güneşi gözlerini almıştı. Üzerindeki gelinliğiyle el ederek taksi çağırmaya çalışan tek başına bir kadın… Kim bilir bu haliyle ne kadar da dikkat çekiyordu. İçi acıyarak bu gerçeği fark etti. İlk kez o an, ikindi güneşinin pırıl pırıl ışık­lan altında gözyaşlarının gözlerine hücum ettiğini hissetti.
Ah, hayır Tanrım, hayır. Kendini koyuverip, tam da ki­lise merdivenlerinde gözyaşlarına boğulmak üzereydi. Üste­lik de Forest Bulvan’na giden araçlarla kaynayan işlek bir caddede.
“Nina? Nina, tatlım.”
Nina arkasına döndü. Rahip Sullivan nazik suratındaki endişeli ifadeyle hemen arkasındaki basamakta duruyordu.
“Senin için yapabileceğim bir şey var mı? Her ne olur­sa?” diye sordu. “İstersen içeri girip, biraz konuşabiliriz.”
Nina kederle başını iki yana salladı. “Buradan gitmek istiyorum. Lütfen, sadece bir an önce gitmek istiyorum.” “Elbette. Elbette.” Rahip nazikçe Nina’nın kolunu tuttu. “Ben seni evine bırakırım”
Rahip Sullivan, Nina’yı yavaşça merdivenlerden indirip, binanın yan tarafındaki kilise çalışanlarının park yerine doğ­ru götürdü. Nina yere sürtünmekten pislik içinde kalan gelin­liğinin kuyruğunu toparlayıp, arabaya bindi ve kucağına koy­duğu saten kumaş yığınıyla öylece oturdu.
Rahip Sullivan direksiyonun başına geçti. Arabanın içindeki sıcaklık nefes almayı zorlaştırsa da rahip motoru he­men çalıştırmadı. Onun yerine bir süre tuhaf bir sessizlikle oturdular.
“Biliyorum, Tanrı’nın tüm bu olanlar için ne tür mantıklı bir açıklaması olduğuna anlam vermek çok zor,” dedi usulca. “Ama eminim ki, bunun bir sebebi vardır Nina. Şu an için bunu anlayabilmenin zor olduğunu biliyorum. Hatta Tanrı sana sırt çevirmiş gibi bile hissedebilirsin.”
Nina, “Bana sırt çeviren Robert oldu,” dedi. Burnunu çekerek, gelinliğinin kuyruğunda temiz kalan bir yer bulup, yüzünü sildi. “Sırt çevirdi ve cehennem olup gitti.”
“Duygu karmaşası damatların oldukça sık yaşadıkları bir sorun. Eminim ki Doktor Bledsoe bir anda kendisi için çok büyük bir adım attığının farkına vardı ve…”
“Kendisi için büyük bir adım mı? Ne sanıyorsunuz, ev­lilik benim için parkta her gün yaptığım gezintilerden biri mi?”
“Hayır, hayır, beni yanlış anlıyorsun.”
“Ah, lütfen.” Nina sessiz bir hıçkırığa gömüldü. “Lütfen beni eve bırakın.”
Rahip başını iki yana sallayarak anahtarı kontağa soktu. “Tatlım ben sadece tüm beceriksizliğimle sana bunun dün­yanın sonu olmadığını söylemeye çalıştım. Hayat böyle bir şey işte… kader bize hep sürprizler sunar, Nina. Durmadan hiç beklemediğimiz krizlerle burun buruna geliriz. Damdan düşercesine pek çok şey oluverir hayatımızda.”
O an kulakları sağır eden bir patlama tüm kiliseyi adeta yerinden oynattı. Patlamanın etkisiyle kilisenin mozaik pen­cereleri havaya uçarken, rengârenk cam kırıkları park yerine bir yağmur gibi indi. Parçalanmış ilahi kitapları ve kilise otu­raklarının yerlerinden sökülmüş parçalan asfaltın üzerine sa­çıldı.
Etrafı saran beyaz duman dağılmaya başladığında, Nina gökyüzünden süzülerek inen ve Rahip Sullivan’ın hayretle kocaman açılmış gözlerinin önünde ön cama konan çiçek yapraklarını gördü.
Nina, ‘Tıpkı damdan düşer gibi,” diye mınldandı. “Da­ha iyi bir açıklaması olamazdı.”
“Siz ikiniz, hiç şüphe yok ki, yılın en büyük beceriksiz­leriniz.”
Üzgün olduğu her halinden belli olan Norm Liddell’in tam karşısında oturan Portland polis dedektifi Sam Navarro, bu söz üzerine kılını bile kıpırdatmadı. Merkezin konferans salonunda tam beş kişilerdi ve Sam bu kendini beğenmiş bölge savcısına onu herkesin içinde rezil etme zevkini yaşatmayacaktı. Suçlamaları inkâr etme gibi bir çabası da olmaya­caktı; çünkü ne de olsa gerçekten çuvallamışlardı. Gillis’le birlikte işi fena halde ellerine yüzlerine bulaştırmalardı ve şimdi artık ortada bir de ölü bir polis vardı. Ölen her ne kadar çömez bir polisse de en nihayetinde polisti, içlerinden bi­riydi.
Sam’in ortağı Gordon Gillis, “Bizim gözetimimizdeyken,” diyerek lafa başladı. “Marty Pickett’e hiçbir şekilde bölgeye yaklaşma izni verilmedi. Polis kordonunu geçtiğin­den bile haberdar değildik… ”
Liddell, “Bombanın patladığı olay yerinden sorumlu olan sizlerdiniz,” dedi. “Bu da sizi bu olayın sorumlusu kı­lar.”
“Hey, bekle bir dakika,” dedi Gillis. “Suçun bir kısmı da Memur Pickett’a ait olmalı.”
“Pickett sadece işe yeni başlamış bir çaylaktı.” “Prosedürü takip ediyor olmalıydı. Eğer öyle yapmış ol­saydı…”
Sam, “Kapa çeneni artık,” dedi.
Gillis gözlerini ortağına çevirdi. “Sam, ben sadece su­çun tamamen bizde olmadığını savunmaya çalışıyorum.”
“Bu bizi temize çıkarmaz. Çünkü görünüşe göre bu olay bizim üzerimize kalacak.” Sam sandalyesine yaslanıp, konfe­rans masasının üzerinden gözlerini Liddell’e dikti. Ne isti­yorsunuz, Bay Bölge Savcısı? Linç mi edilelim? İstifalarımızı mı verelim?”
Araya giren Amir Abe Coopersmith, “Kimsenin sizden istifa etmenizi istediği falan yok,” dedi. “Ayrıca bu tartışma bizi hiçbir yere götürmez.”
“Bir takım disiplin tedbirleri uygulanacak,” dedi Liddell. “Ne de olsa ortada ölen bir polis var… ”
Coopersmith terslenerek, “Bunu bilmediğimi mi sanı­yorsun?” dedi. “Geride kalan dul eşe bunun cevabını verecek olan benim. O kan emici gazetecilerden bahsetmiyorum bile. O yüzden bana artık biz ve bize ayaklarını yapmayı kes, Bay Bölge Savcısı. Ölen bizden biriydi. Bir polisti, avukat değil.”
Sam amirine şaşkınlıkla bakakaldı. Coopersmith’in on­dan yana olması pek alışılageldik bir durum değildi. Onun bildiği Abe Coopersmith az konuşan bir adamdı. Ve o az ko­nuşmanın ancak birkaç kelimesi övgü sözcükleri olurdu. Coopersmith’in bu tavrının sebebi Liddell’in tepesinin tasını tamamen attırmış oluşuydu. Polisler ateş altındayken birbir­lerini korurlardı.
“Pekâlâ, elimizde ne var, tekrar bir gözden geçirelim,” dedi Coopersmith. “Kasabada bir bombacımız var ve de ilk can kaybımızı yaşamış durumdayız. Elimizde başka ne var?” diyerek gözlerini yeniden yapılandırılan bomba timinin başı olan Sam’e dikti. “Evet, Navarro?”
Sam durumu itiraf ederek, “Çok bir şey yok,” dedi. Önündeki bir dosyayı açıp, içinden bir tomar evrak çıkardı. Fotokopileri masada oturan diğer dört kişiye; Liddell’a, Amir Coopersmith’e, Gillis’e ve Maine Eyalet Suç Laboratuva…
Gül Ayan

Gül Ayan

@gulayan

Kitap okumayı sevdiğim kadar, kitap araştırmayı da severim, yeni yazarlar keşfetmeye bayılırım… Bir kitap sitesinde Tess Gerritsen ismine tesadüf ettim, ilgimi çekti, Yazarın kitaplarına ve okur yorumlarına biraz baktım. Tess Gerritsen, Çin asıllı Amerikalı Yazar, 1953 doğumlu ve tıp doktoru olduğunu öğrendim. Daha önceleri okuduğum Mario Mazzanti’yi anımsattı bana Gerritsen ve bir kitabını okumaya karar verdim. Günümüzde yaşayan iki doktor, sonradan polisiye roman yazmaya karar vermişler, biri İtalyan, diğeri Amerikalı, biri erkek, diğeri kadın, ilginç bir okur macerası olacaktı benim için. Aynı zaman dilimi içinde paylaştığımız bu dünyanın, kendi yaşadığım coğrafyada veya herhangi bir başka yerinde yaşayan yazarlarının kitaplarını tanımak istiyorum.

Tess Gerritsen’in, okurları tarafından en az beğenilen romanını okuyarak başlamak istedim, nedenini tam bilmiyorum…Belki de birkaç romanını okumak istediğim için, beğeni grafiğimi yükseliş yönünde olmasını tercih ettim. Ya da fazla gerilim okumak istemediğim için… Tam bilmiyorum, sonuçta AŞK ÖLÜMDEN UYANIŞTIR, romana karar verdim. Kitap ismi tuhaf geldi ve Gerritsen’in romanına koyduğu ismi merak ettim… Tabii ki yukarıdaki isimle yakından uzaktan ilgisi yok. Romanın orijinal ismi ;Keeper of the Bride (Her Protector)

Romanı çok çabuk devrettim, çünkü okunması kolaydı. Fazla gerilim ve heyecan olmadan, romantik film tadındaydı okuduklarım yine de Gerritsen’in üslubunu sevdim. Polisiye romanlarında, illa katili veya faili benim bulmam gerekmiyor…Failin kim olduğunu tahmin etmem veya yanlış tahminlerden sonra öğrendiğimde şaşırmam şart değildir, önemli olan, katilin gerekçeleri ve yöntemleri ilgimi çekiyor olması. İşte burada Gerritsen benim ilgimi çekmeye başaramadı, failin gerekçeleri bence çok basite indirgenmişti…Hikayede daha çok gizem olabilirdi.Bu muydu failin gerekçesi yani! hayretle ve hüsranla, dedim kendi kendime…

Yine de romanı okumaktan keyif aldım.

Okuduğum tüm polisiye romanlarında, kahraman polisimiz hep bekardır, bekar olmasa bile ya karısı ölmüştür, ya ayrılmışlardır, bir şekilde yalnızdır. Evli polis, polisiye romanlarında hiç tercih edilmediği karakter olsa gerek, düşüncesi tebessümler içinde geçti aklımdan, kitabı okurken. Hayatta aşk olmazsa sıkıcıdır…Bir romanda aşk yoksa ben okumaktan sıkılıyorum. Aşkın, gerçek aşkın, özünde sadakat ve dürüstlük olduğu için, polis kahramanımızın da kaçınılmaz yalnız olması gerekiyor galiba…

Amerikan aile ilişkileri hakkında düşünceler geçti aklımdan; Nina’nın annesi ve kocaları, babası ve karıları…Geniş aile kavramı, bizim Türk geniş aile kavramından çok çok farklı. Bizlerde bağlar çok sıkı, onlarda ise fazla gevşek…Dengeyi iyi kurmak gerekiyor.

"Sam, ona kendi varlığını kendi başına anlamlandırma anlayışı aşılayan bir annesi olduğu için şanslıydı."Bu cümleyi okuduğumda, oğullarım benim için ne düşünürler diye merak ettim.

22 Eylül 2014 tarihinde, büyük oğlum beni telefondan aradı ve Boğziçi Caz Korosu mülakatını geçtiğini ve koroya kabul edildiğini söyledi…Sesindeki heyecanı hissedebildim ve gözlerim yaşardı. Harika bir tenor olduğu konusunda yanılmamıştım. Çocuklarımın müzikle uğraşmalarını çok istedim, sadece kendileri için olsa bile, elimden geleni yaptım ve küçükken onları zorladığımı dahi inkar edemiyorum… Bu gün için her iki oğlum, müzik dolu yaşam içinde olmaları bir dayatma sonucu mu bilmiyorum. ( Küçük oğlum Uludağ Üniversitesi Konservatuar piyano 1 sınıf lisans, Özgür Ünaldı'nın öğrencisi.) Baskıcı anneleri hiç sevmem, ama ben de böyle bir hata yapmış olabilir miyim diye kendime soruyorum şu an… Sonuçta annelik de öğrenilen bir şey ve hiçbirimiz ailelerimizi seçemiyoruz.

Kitaba dönecek olursam, romanın girişi, olayların gelişimi ve sonu güzeldi…Mantık hatası yoktu, ben çok iyi bir polisiyeyim iddiası da yoktu. Yumuşak , anlaşılır ve hoş bir üslupla yazılmıştı. Tercümesi de belki çok çok güzel olduğu için bu hissi uyandırdı bende. Romanda birkaç kez “önünde sonunda” ikilisi kullanılmış ve doğru olarak yazılmışlardı. Bahar Yaldız Çelik’i tebrik edemeden geçemiyorum, çünkü çevirileri ben, çok ama çok, önemsiyorum. Kitap ismi her ne kadar tam olmamış olsa da, ben de itiraf etmem gerekirse daha uygun isim bulamadım, Gelinin Koruyucusu, biraz acayip kaçardı.

Sanırım bu son buluşmam olmayacak Tess Gerritsen ile…


2 Ekim 2014
Bursa
7 yorum
Semih Oktay (@semihoktay)
Yazarı beğenmenize bir-az şaşırdım diyeceğim Gül Hanım;geçerli puan (3 mü sadece?) almış sizden... Demek,,,bu son buluşmanız olmayacak,öyle mi? Ben az daha buluşuyordum Tess Gerritsen ile…İlk buluşmam ÇIRAK romanıyla oldu;darıldık demeyeyim de son zamanlarda televizyondan duyduğum bir garip yüklemle duygularımı ifade edeceğim size:"Elektrik alamadım"...Bir daha buluşma falan olmayacak Tess Gerritsen ile…
12.11.14 beğen cevap
Gül Ayan (@gulayan)
Okur yorumlarından etkilenmiş olmalıyım. Şu an, bu satırları yazarken ,romandan bir şeyler hatırlamaya çalıştım, hiçbir şey bulamadım. Sıfır artı sıfır...Nasıl olur?! " Elektrik alamadım" ifadenizi daha önce okumuş olsaydım, sanırım Tess Gerritsenle buluşamayacaktım :) Konusunu tam hatırlayamadığım bir film izlemişim sanki.
13.11.14 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
Yemin etsem,başım ağrımaz! Pek duymuştum methini Tess Gerritsen isminin fakat bir türlü haz alamadım yazdıklarından. Elektirik alamadım;evet! Ne yapayım duya duya insanın kulağı alışıyor her türlü gereksiz Türkçe ifadeye! "Sıfır artı sıfır" diyorsunuz,hiçbir şey hatırlamadığınızı söylüyorsunuz.Şu hâlde puan vermek için biraz acele etmişsiniz.Fakat merak etmeyin,bir eseri okur-okumaz puanladığımda bonkör davranmış olduğumu ben de sonradan fark ediyorum.
24.11.14 beğen cevap
Gül Ayan (@gulayan)
10 üzerinden puan vermek daha kolay geliyor bana ve kitaba ben 10 üzerinden 5 vermiştim.Bu durumda, 5 üzerinden 2,5 puan yapıyor ve dolayısıyla 3 yıldız ediyor. Ne hesaplama ama! :) Puanlamam çok önemliymiş sanki…Bazan film izlemek için zaman ayırıyoruz, ben de bu kitabı, üç dört gün gibi çok kısa sürede devrettim ve beni pek cezp etmeyen, hafızamda yer edinemeyen bir film izlemişim gibi kabul ettim.
28.11.14 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
Aslında bir kitaptan aldığım okuma hazzını yıllardır 10 puan üzerinden değerlendiriyorum hâlâ.Bu sitede puanlamalar 5 üzerinden yapılıyor,dolayısıyla dediğiniz gibi 5 ya da 7 puan veremiyoruz.
10.12.14 beğen cevap
Gül Ayan (@gulayan)
Öğrenim hayatım boyunca, en yüksek not 6 üzerinden değerlendiriliyorduk, zayıf not ise 2 idi. Çok nadir aldığım 5 notunu hiç sevmezdim, bu gün için de 5 rakamını hâlâ sevmem. En yüksek 5 not olan sistemde, bana göre tabii, değerlendirme doğru olamıyor : )
12.12.14 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
,
28.01.15 beğen cevap
Ceren Acer

Ceren Acer

@cerenacer948

Aşkın ve gerilimin muhteşem birleşimi adrenalin yüklüydü yine özellikle son sayfalarda gerilim doruğa çıktı. Bu kitabın hem bitmesini hiç istemedim hem de sürükleyici oluşundan dolayı elimden bırakamadım. Tess Gerrıtsen yine kalemini konuşturmuş ve yazar ortaya çıkarttığı bu muhteşem kitapla beni bir kez daha kendine ve kitabına hayran bıraktı. Bu kitabı okuyup bitirdiğimde kendime çok kızdım keşke çıkar çıkmaz alıp okusaydım diye. Henüz okumamış olanlara tavsiye ediyorum şiddetle. TESS GERRITSEN'E de çok teşekkür ediyorum bu fevkalade kitabı sevenleri ile buluşturduğu için ♥ 
ataç ikon Aşk Ölümden Uyanıştır
kitaba 10 verdi
0 yorum
Asiye ARSLANTAŞ

Asiye ARSLANTAŞ

@kizilkafa

T.G'in tıbbi gerilim kitaplarını çok fazla beğendiğim için bu kitapta da aynısını beklemiştim. Ancak bu romanda T.G daha çok romantiklik unsurlarını işlemiş yani alışık olduğum yazarın alışık olmadığım bir konusuydu. Genel olarak ilermede bir sonraki hareketi tahmin etmek hiç zor değildi açıkçası. Okuması kolay bir kitap olmakla birlikte ilk kez Tess Gerritsen okuyacak olan arkadaşlara yazarla ilgili genel fikirlerinde bu kitabı baz almaması gerektiğini söylemek isterim.
0 yorum
Melda Doğan

Melda Doğan

@meldadogan

Alışık olduğumuz Tess Gerilim kitaplarından farklı , polisiye ,macera ve romantik bir kitap bu seferki :) Oldukça sürükleyici , filmi çekilse güzel ve heyecanlı olacağı kesin .

İntikam almak isteyen bir bombacı,hedefindeki hemşire ve onu korumaya çalışan polis arasında geçen bir hikayesi var. Keyifle ve merakla okudum .
0 yorum
Seda BOYACIOĞLU

Seda BOYACIOĞLU

@sedathereader

Tes Gerrittsen'in son kitaplarını okuduktan sonra bunu okumak "Keşke daha önce okusaydım." diye düşündürüyor. Tess'in ustalık dönemi eserlerinden sonra önceki dönem eserine geri gitmek mütamediyen bir şeylerin eksik olduğunu düşündürdü. Ama Tess'in kitapları her daim güzel her daim akılcı.
0 yorum

Aşk Ölümden Uyanıştır - S41

Sam "Bayan Warrenton size birkaç soru sormam gerekli" dedi.
Nina kalıp soruları dinlemedi. Ne de olsa yeterince çok soru dinlemişti. Yukarı kattaki odalardan birine çıktı. St John Adası'na gitmek için hazırlandığı valizini o odada bırakmıştı. Valizinin içinde bir mayo, askılı elbiseler ve güneş kremi vardı. Cennette geçireceği bir hafta için gerekli olduğunu düşündüğü her şeyi almıştı.
Yasmin Şahin tarafından eklenmiştir.
Ceren Acer

Ceren Acer

@cerenacer948

O, sadece gerçeği istiyordu...
katil ise onu yok etmeyi...
ataç ikon Aşk Ölümden Uyanıştır
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
Gül Ayan

Gül Ayan

@gulayan

"Sam,ona kendi varlığını kendi başına anlamlandırma anlayışı aşılayan bir annesi olduğu için şanslıydı." s. 172
ataç ikon Aşk Ölümden Uyanıştır
kitaba 6 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
Ceren Acer

Ceren Acer

@cerenacer948

O, sadece gerçeği istiyordu...
katil ise onu yok etmeyi...
ataç ikon Aşk Ölümden Uyanıştır
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
Karartı

Karartı

@kararti

Hayat böyle bir şey işte... Kader bize hep sürprizler sunar, Nina. Durmadan hiç beklemediğimiz krizlerle burun buruna geliriz. Damdan düşercesine pek çok şey oluverir hayatımızda.
ataç ikon Aşk Ölümden Uyanıştır
kitaba 6 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Karartı

Karartı

@kararti

Buna ister kötü şans, istersen karakter kusuru de, baba, ama sanırım bazı insanların payına düşen tek şey yalnızlık.
ataç ikon Aşk Ölümden Uyanıştır
kitaba 6 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
264
KİTAP
Hazinem Dediğim Kitaplar
Kitap hazineleri ortaya çıksın! Hazine değerindeki kitaplarımızı bu listede paylaşıyoruz. Sen de en değer verdiğin ve herkesi...
313
KİTAP
En Sürükleyici Kitaplar
Yemek yemek, uyumak gibi doğal ihtiyaçlarını unutmana sebep olacak en sürükleyici kitaplar bu listede! Sen de en sürükleyici ...
209
KİTAP
Asla Unutmak İstemediğimiz Kitaplar
Asla unutmak istemediğimiz, aklımızın bir köşesinde hep dursun dediğimiz en etkileyici kitapları bu listede paylaşıyoruz....
1130
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir. Sen de mutlaka okunması gerektiği...
Zehra Kurt

Zehra Kurt

@zehrakurt

Ağlamıyor oluşuna şaşıyordu...
Oysaki bu ifadesiz
suratın altında çağlayarak akan,içini yakan derin bir acı olması gerektiğinin farkındaydı,ama hiçbir şey hissetmiyordu.Henüz içinde hiçbir his yoktu...
ataç ikon Aşk Ölümden Uyanıştır
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum