up
ara

Kreutzer Sonat

Kreutzer Sonat Konusu ve Özeti

Kreutzer Sonat
Kreutzer Sonat kitabını okuduysanız inceleme eklemeyi unutmayın. Neokur kitap hakkındaki düşüncelerinizi ve yorumlarınızı merak ediyor.
Çevirmen: Ayşe Hacıhasanoğlu
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
ISBN: 9786053608929
Sayfa: 144 sayfa
Lev Nikolayeviç Tolstoy (1828-1910): Anna Karenina, Savaş ve Barış, Diriliş'in büyük yazarı, yaşamının son otuz yılında kendini insan, aile, din, devlet, toplum, özgürlük, boyun eğme, başkaldırma, sanat ve estetik konularında kuramsal çalışmalara da verdi. Bu dönemde yazdığı roman ve öykülerinde yıllarca üzerinde düşündüğü insanlık sorunlarını edebi bir kurguyla ele aldı. İlk olarak 1889'da yayınlanan Kreutzer Sonat, sansüre uğramasına rağmen çok büyük ilgi uyandırmış, tartışmalara sebep olmuştur. Tolstoy'un son derece sade, gerçekçi ve etkileyici anlatımının doruğa çıktığı eser, yaşamının son döneminde ortaya koyduğu yeni ahlak anlayışının da önemli örneklerinden biridir.
Tuhaf Bir Erkek

Tuhaf Bir Erkek

@cuhela

Çok Geniş İnceleme
Tolstoy’un başı sansür ve polisle her zaman dertteydi. Hükümetin doğru düzgün baş etmeyi beceremediği kıtlıklardan, acımasız yönetimin açtığı davalara dek halk ve liberal muhalefet hep Tolstoy’dan bir tepki bekliyordu ve o da kendisinden beklenen tepkiyi vermemezlik etmiyordu. Bir romancı olduğu kadar toplumsal sorunlara işaret eden bir kişilik ve ahlâkçı olarak da ünlüydü. Liberal bir yazar, “Rusya’da bir değil, iki Çar var,” demişti bir defasında; “ikincisi Tolstoy’dur.” Dünyanın vicdanı diyorlardı Tolstoy için. Elinizde tuttuğunuz roman Tolstoy altmış bir yaşındayken, 1889’da yayımlandı ve büyük bir skandal yarattı hemen. Sansürcüler Kroyçer Sonat’ı yasaklayacaklardı, ancak en sonunda romanın sıradan insanların alamayacağı kadar pahalı bir edisyonla basılmasına karar verildi. Ama Tolstoy’un önünü bu şekilde kesmeye çalışmak işe yaramadı pek; yapıtları müritleri tarafından çoğaltıldı ve yüzlerce kopya hâlinde ülkeye dağıtıldı. Samizdat’ı icat eden Sovyetler değildi. (Samizdat, Komünist Parti’nin yasakladığı yapıtların yasadışı dağıtımına verilen addı.) Tolstoy’un ahlaki düşünür olarak sahip olduğu ününün gücünden dolayı Kroyçer Sonat’taki iştah kaçırıcı görüşleri göz ardı etmek ya da önemli değil diye geçiştirmek mümkün değildi hiç. Amerika’da posta idaresi Kroyçer Sonat’ı tefrika eden gazetelerin dağıtımını yasakladı. Theodore Roosevelt, Tolstoy’un cinsi ve ahlaki bir sapık olduğunu söyledi. Yeni yeni ortaya çıkan kadın hareketleri öfke doluydu: Yeni Kadın modelinin konuşulduğu günlerdi bunlar.[2] Tolstoy’a koşulsuz bir bağlılık duyan Çehov kitabı estetik erdemleri yüzünden savundu ve romandaki temaların tartışılmasının önemli olduğunu söyledi. Roman sanatının okurlarda uyandırdığı duygusal tepkiler hep sıradışı olmuştur, ama o dönemki ruh hâli aşırı tepkilere çok daha elverişliydi. Zannederim ki bu romanı şimdi okuyanlar önce merak duyacaklar –tüm bu yaygara neden kopmuştu?– sonra da Savaş ve Barış’ı, Anna Karenina’yı, Diriliş’i yazan gözde yazarlarının böyle bir şey de yazabilmiş olmasını huzursuzluk, çaresizlik ve şüpheyle karşılayacaklar.
Bugün okurken Kroyçer Sonat’ın sizi hemen şöyle bir sarsması gerekir. Romanın hikâyesi zamanın bütün gazetelerinde yayımlanan ve Tolstoy’un başlatmak istediği tartışma için faydalandığı bir olaydan gelir. Bir adam gerçekten de kıskançlıktan karısını öldürmüştür, ama Tolstoy’un anlattığı biçimiyle bu hikâyeyi okurken, “Ama bir dakika, bu kadının suçu gerçekten neydi?” diye sorarken buluruz kendimizi. Zamanın katı ölçütlerine ve ahlâki kurallarına göre bile öyle çok büyük bir günah işlememiştir kadın. Bir kocanın kıskanç tahayyülü her tür ortam, bakışma ve olasılıktan büyük bir şüphe ve öfke havası yaratmayı bilir. Kadının bu kıskançlıklara karşı kendisini şöyle savunduğunu hayal edebiliriz: “Ama sayın yargıç, hiçbir şey olmadı ki! Benim şanssızlığım hayatımı sefaletle dolduran kıskanç bir manyakla evlenmiş bulunmak. Sevgilim olduğu söylenen bu adamla beni bizzat o, kocam tanıştırdı ve bu adamı evimize sokup bizi sık sık ziyaret etmesini isteyen de yine oydu – amatör müzisyenleriz ikimiz de. Kocamın beklenmedik bir anda eve döndüğü ve beni sevgilim olduğu söylenen o adamla yemek yerken bulduğu akşam düşündüm ki bir kereliğine bile olsa şu adamı kendimi bir suçlu gibi hissetmeden evimize davet edeyim. Efendim, bundan daha masum bir durumla karşılaşmamışsınızdır siz. Nasıl olur da yanlış bir şey yaptığım düşünülebilir? Hizmetçiler ayaktaydı daha, bize yemek servisi yapıyorlardı, üstelik çocuklar da uyumamıştı henüz, çocukların hep yaptıkları gibi, olup biteni seyrediyorlardı. Hiçbir şey olmadı. Hiçbir şey olamazdı.” Ama kadın kendini savunma fırsatına kavuşamadı hiç, çünkü kıskanç bir öfkenin pençesinde kıvranan kocası tarafından öldürüldü.
Kroyçer Sonat boş yere duyulan bir kıskançlığın büyüleyici bir anlatımı olarak okunabilir. Kendini kıskançlıkla dolu bir deliliğe sürükleyen bir erkek bundan daha iyi anlatılamazdı. Bu kıskanç koca psikiyatristler tarafından analiz edilebilir ve şu sonuca ulaşılabilirdi; adam gizli bir eşcinseldi. Gerçekten de tam psikoloji kitaplarına girecek türden bir vakaydı bu.
Tolstoy’un heyecanlı sesinin Kroyçer Sonat’ta nasıl, karı-koca ilişkilerini panoramik bir genişlikle anlatan Anna Karenina’da nasıl çıktığını mukayese etmek faydalı olabilir. Anna Karenina’da yeni evli bir çift, Kitty ve Levin, birlikte taşradaki hayatlarına alışmaya çalışıyorlardır. Levin, Tolstoy’un gençliği üzerine inşa edilmiş bir karakterdi. Tolstoy, Levin’i toplumsal konulardaki görüşleri sıradışı, insan içindeyken bir parça tuhaf ve karısına fazla fazla âşık biri olarak tarif eder. Yaz mevsimidir, ev ziyaretçilerle doludur ve bu ziyaretçilerden biri Levin’in (ve Tolstoy’un) nefret ettiği sosyete dünyasından çıkıp gelmiştir. Komik bir karakterdir bu; bir parça şişmandır, başına gülünç bir İskoç şapkası takmıştır, hırslıdır ve Kitty’ye de hafiften abayı yakmıştır. Kitty’yle açık açık flört etmek Moskova’da ve St. Petersburg’daki sosyetik salonlarda normal karşılanabilir, ama Levin bu sosyetik adamı büyük bir öfke içinde evinden dışarı atar. Erkek akrabaları onunla dalga geçip Levin’e “Türk” diye isim de takarlar. Genç çiftin, her seferinde kendinden utanan ve hayali rakibini seyredip gördüğü her şeye mümkün olan en yanlış yorumu getiren kocanın yüzünden çıkan tuhaf kavgaları mükemmel bir biçimde gözlemlenmiştir. Levin, ailesi ve komşuları tarafından tuhaf (köylüler ve ziraat hakkındaki tüm o gülünç fikirlerini hatırlayalım) ve aptalca bir kıskançlığa sahip biri olarak görülür. Ama Tolstoy, Levin’i romanının dünyasından kapı dışarı etmez ve Levin’i anlatırken çizdiği şefkatli portreyle karakterinin tuhaflıklarını affedilmez görmediğini de okuyucuya hissettirir. Ama Tolstoy, Kroyçer Sonat’ı da yazmıştı.
Aynı zamanda, en büyük özelliği dengesi ve olaylarla insanları birlikte kavrayan panoramik bakış açısı olan Savaş ve Barış’ı da Tolstoy yazmıştı. Savaş ve Barış’taki tutkusuz, keskin bakışı bu romanda bulamayız hiç. Kroyçer Sonat’ta romancının yargıları akla uygunluklarıyla değil, güç ve enerjileriyle karşımıza çıkarlar. Tolstoy’un bu kitapta sergilediği duruş olabileceklerin en aşırısıdır ve biri çıkıp da onun Kroyçer Sonat’ı yazmaktan pişmanlık duymuş olabileceğini düşünür diye Tolstoy bir süre sonra Kroyçer Sonat’ın Devamı diye bir de savunma metni yazmıştır. Burada Tolstoy tıpkı bir tabuta çivi çakar gibi Kroyçer Sonat’taki bütün görüşlerini teker teker yineler ve herhangi bir zevk, neşe ve en hafifinden de olsa bir cinsellik, aşk ya da sevişme mutluluğu olasılığını toprağın derinliklerine gömüverir. Yine de iki büyük romanın yaratıcısı Tolstoy her tür tutku ve zevki ve biz zavallı günahkârların cinsellikle ilişkilendirebileceği duyguları da anlatmıştı.
İçinde bulunduğu fanatik ruh hâlinin pençesindeki Tolstoy bütün insanlığın cinsellikten elini eteğini çekmesini savunmuş ve bunun insan ırkının sonunu getireceği itirazıyla karşılaşınca da mealen, “Getirirse getirsin!” diyen bir cevap vermiştir. Bu cevabı bir de Fransız hayranı yönetici sınıfın söyleyeceği biçimde tekrarlayalım; tant pis.
Ama Tolstoy cinselliğin yaşanmadığı bir hayat olasılığına inanıyor olamazdı, çünkü bizzat kendi hayatı ona bunun aksini öğretmişti. Kendi cinselliğiyle ve kendi kendisiyle olan mücadelesi, Tolstoy bunları saklamaya çalıştığı için değil de davranışları ve ilkeleri birbirine uymadığı için yer yer biraz kafa karıştırıcı bir biçimde de olsa, kâğıt üzerine geçmişti hep.
Evliliğinden önce Tolstoy yozlaşmış ve mahvolmuş bir karakterdi – ya da kendisi böyle söylüyordu. Köylü kadınlarla yatıp kalkan Tolstoy’un en az bir tane gayrimeşru çocuğu vardı. Ayrıca çevresinde Çingeneler de –ÇİNGENELER!– olurdu hep; erdem yollarından geçmiş genç, çekici erkeklerdi bunlar. Tolstoy o dönemki roman karakterlerinin birçoğu gibi Çingeneler’e kaçardı. Evlendikten sonra ise hayatında artık Çingeneler yoktur ve Tolstoy sadık bir eş olmak için çok çalışmaktadır. Güçlü cinselliği Tolstoy’u yetmişli yaşlarında da terk etmemişti.
Hayatının geç bir döneminde Tolstoy kendini dine verip yeniden dünyaya geldiğine inanan Hristiyanlara benzeyen birine dönüştü. Hayatını baştan sonra değiştiren dini bir deneyimdi bu. Anna Karenina’da da bir dini dönüşüm anlatılır. Levin inançsız olduğu için çaresiz hissediyordur kendini. Politik terimlere aktarılmazsa bunu bugün anlamak bizim için zordur, ama 19. yüzyılda insanlar inançlarını kaybettiklerinden korkarak, inançsız olduklarını düşünerek ya da inanç açlığı çekerek kendilerini büyük mutsuzluklara sürüklüyorlardı. Ben kendim de, genç bir kızken, böylesi bir mücadeleden bol bol yaralar da alarak çıkmış kazazedelerle tanıştım. Şimdi, geçmişe bakarken diğer tüm seslerden daha yüksek bir sesle Matthew Arnold’ın bahsettiği “melankolik, uzun, ağır ağır sessizleşen uğultu”yu duyabiliriz.[3] Tanrı’ya inanmamaktan yükselen bir uğultudur bu.
Levin intihara meyilli biriydi. Romanının dokunaklı bir bölümünde Tolstoy Levin’in en sonunda inanç sahibi olmasını anlatır; yaşadığı psikolojik çatışma ve gerilim o kadar büyüktü ki Levin’in, diye düşünmemiz beklenir, bu gerilimin şu veya bu biçimde bir çözüme ulaşması gerekiyordu.
Hristiyanlığın insan mutluluğuna büyük katkısı, inananlara bedenlerinden ve tenlerinden nefret etmeyi öğretmek olmuştur. Hristiyanlık inananlara kadınlara karşı güvensizlik aşılamış, onlardan cinsellikten hoşlanmamalarını istemiştir. Bu konuda Hristiyanlık diğer iki Ortadoğu dinine benzemez hiç. Musevilik cinselliği kötülemek şöyle dursun inançlılara Sabat günlerinde sevişmeyi emreder ve böylece cinselliği kutsallaştırır. İslâm da bu konularda katı değildir. Rahibeleriyle ve hizmetçileriyle sevişen, küçük erkek çocuklarla seks yapan bekâr rahipleri Musevilik ve İslâm’da değil, Hristiyanlıkta buluruz. Ama Tolstoy aynı Hristiyanlığı kendi ihtiyaçlarına ve inançlarına uygun biçimde kesip biçebileceğini de hissediyordu.
Tolstoy böylece her zaman içinde potansiyellerini barındırdığı şey hâline geldi – bir fanatik. İnançlı bir Hristiyan olduktan sonra Tolstoy’un hararetli ve heyecanlı yüzünü, çevresindeki insanlara kendisi gibi olmakla yükümlü olduklarını söyleyen (çünkü bir fanatik olarak tek bir hakikat vardı Tolstoy’un aklında – kendi hakikati) kabadayı tavrını anlatan hikâyeler vardır. Bir fanatiğin mantığı diye bir şey vardır gerçekten de; fanatik, bir tane ya da bir grup önermeyle işe başlar ve elindeki bu önermelerden hiç yorulmadan diğer tüm önermeleri çıkarır.
Hamile bir kadınla ya da loğusalık dönemindeki bir anneyle seks yapmak yanlış ve ahlâksızcaydı Tolstoy’a göre. Karısı Sonya, söylediklerindeki tutarsızlıklara itiraz ediyordu ama Tolstoy kendiyle çelişkiye düşmekten korkmuyordu hiç. Böylece, mantık yoluyla en azından bu argümanı öne sürdüğü süre boyunca Tolstoy çok eşliliği savundu, çünkü aklı başında tarafı, yaptığı bekârlık talebinin ne kadar imkânsız olduğunun farkındaydı. Buralarda Tolstoy biraz da hırçın gençliklerini unutmuş, şimdi onlu yaşlardakilere “hayır diyebilme”nin kolaylığından bahseden politikacılara benzer. Hayır deyin – tek yapmanız gereken bu! Azıcık da olsa sağduyusu olan ya da kendi gençliğini azıcık da olsa hatırlayan biri bunun ne kadar saçma olduğunu bilir; ama burada fanatik bir mantığın pençesindeyizdir.
Bu tür durumlar arasında benim tercihim imansız olduklarını söyledikleri adamı canlı canlı yaktıktan sonra bir de zavallının ailesine polis gönderip ateş yakarken kullanılan odunun parasını alan Engizisyon’dur. Kimden alacaklardı parayı başka? Akrabaları öldürülen kişinin kül edilmesini istememiş olabilirler, evet, ama bu canavarın bu hâle gelmesinin sebebi açıkça kendileridir ve bu yüzden odun alacak parayı da yine onlar vermelidir. İnsan boş zamanlarını (maalesef günümüzde de çok fazla sayıda bulunan) aşırıcıların mantık paralamalarını seyretmekle geçirdiğinde bol bol eğlenir, ama acılı bir eğlencedir bu. Tolstoy’un bütün insan ırkı için bekâr, cinsellikten uzak bir hayat sürmeyi önermesi bu tür aşırıcı mantık yürütmelere mükemmel bir örnek teşkil eder.
Kadınların kendi önerdiği cinsel yasaklar hakkında ne düşünüyor olabileceği Tolstoy’u hiç ilgilendirmedi. Karısının bu konuda yüksek sesle dile de getirdiği bir sürü itirazı vardı. Tolstoy ise kadınların “saf’ olduklarında ısrar ediyordu. Hatta “güvercinler kadar saf” olduklarını söylüyordu. Aklı başındayken Tolstoy önerdiği yasakların hepsinin saçma sapan şeyler olduğunu biliyordu ama bütün kadınların tatsız, utanç verici ve hatta doğal da olmayan seks faaliyetinden nefret ettiğini ısrarla söylemesi gerekiyordu. Bunlar Tolstoy’un seksle ilgili kullandığı aşağılayıcı sıfatlardan yalnızca bir kısmı. Saf bir bakire seksten daima nefret edecektir.
Kitabının yarattığı yaygara boyunca arkasında duran Çehov kadın cinselliği konusunda saçma sapan konuştuğunu Tolstoy’a söylemişti. Bu noktada insanın, acaba sorun hiç de öyle düşündüğümüz kadar karmaşık değil miydi, diye sorası geliyor: Tolstoy’un yatakta iyi olmamasıyla mı ilgiliydi her şey? Kadınların seksten hoşlanmadığını söylemekte ısrar etmesinin bir açıklaması olmalı. Tolstoy’un karısı Sonya seksten hoşlanmıyordu ve cinselliği kocası dizinin dibinden ayrılmasın diye bir araç olarak kullanıyordu. Gece ayrı bir yatakta yalnız yatmayı istediğinde Sonya izin vermiyordu Tolstoy’a. Onu dost canlısı, sade ve duyarlı biri hâline getirdiği için kocasıyla sevişiyordu Sonya; eğer müritleri Tolstoy’un mutlu aziz havasının sebebinin karısıyla seks yapması olduğunu bilselerdi, diye dalga geçiyordu Sonya, o zaman onlar da hemen seksin olmadığı bir hayat vaaz eden Tolstoy’la dalga geçmeye başlayacaklardı.
Yatakta kötü olan Tolstoy’un bir benzeri de seks hakkında pek az şey bilen D. H. Lawrence’tı; en azından erken dönem romanlarında Lawrence seks konusunda çok cahildi. Ama yine de aşk, cinsel güç mücadeleleri ve tutku üzerine muhteşem yazıyordu Lawrence. Bu bana çok tuhaf gelir. Sonra, ahlak kurallarını kafasına hiç takmayan Frieda, Lawrence’a nasıl iyi sevişileceğini öğretti, ama zavallı Sonya hayatı boyunca tek bir erkekle yattı – söylenenlere göre bu erkek, Lev Tolstoy, birine sarılırken insandan çok bir ayıya benziyordu.
Büyük romanlarını yazarken karakterlerinin seksten nefret ettiklerini gösteren bir işaret yoktur ama bir tartışmacı olarak Tolstoy kadınların seksten tiksindiklerini, sevişme bitince soğuk ve düşmanca bir ruh hâli içine girdiklerini ve bu düşmanlığın erkeklerle kadınlar arasındaki cinsel çekim ve ilgisizlik döngüleriyle gizlenmiş gerçek ilişki olduğunu söylüyordu.
Tolstoy çok yaşlandığında karısıyla aralarındaki seks hayatı artık bitmiş, Sonya Tolstoy da her zaman korktuğu şeyin en sonunda başına geldiğini söylemişti: Artık sevişmediği kocasıyla arasında hiçbir bağ kalmamıştı. Yine de, çok yaşlandıklarında da Tolstoy çifti birbirlerine, diğeri olmadan kendisinin yaşayamayacağını söyleyen aşk dolu mektuplar yazıyorlardı.
Bu seks ve kavga döngüsü beni her zaman büyülemiştir. Tutkulu bir sevişmenin zevklerine varmış herkes benzer bir tutkuyla girişilen kavgaları da hatırlayacaktır. Seks her türlü duyguyu güçlendirirken düşmanlığın da bazen bu güçlenen duygulardan biri olması şaşırtıcı değildir hiç. Hem zaten daha heyecanlı ve güzel bir cinsel deneyim için çıkarılan çılgın kavgalardan bahsedenleri de duymuşuzdur. Zevk alın – ama hayır, lanet olsun zevk almaya. Kadın gönülsüz bir kurbandır ve erkek de onun suçluluk duygularıyla hareket eden sıkıntı kaynağı.
Tolstoy’la karısı birlikte on üç çocuk yaptılar. Sonya Tolstoy sekiz yılda sekiz çocuk doğurdu. Evet, ortalıkta bir sürü dadı da vardı, ama arka arkaya doğurulan bütün bu çocuklar Tolstoy’un aklının gerisindeki düzensiz duyguları açıklarken yine de işimize yararlar.
Bugünlerde tedavisi birkaç günden fazla sürmeyecek hastalıklar yüzünden Tolstoy çifti üç yılda üç çocuk kaybetti. On üç çocuklarından dördü öldü. Sonya bu süre boyunca hem hamileydi, hem çocuk bakıyordu, hem de bir yandan ölen çocuklarının yasını tutuyordu. Tolstoy da çocuklarının ölümünden karısı kadar etkilenmişti. Çok sevdiği on üçüncü çocuğunun fazla fazla dokunaklı ölümünden sonra şöyle demişti: “Evet, gerçekten de ne kadar da tatlı ve harika bir çocuktu... Ama şimdi onun öldüğünü söylemek ne anlama gelir? Ölüm yoktur ki aslında; o ölmedi, çünkü Sonya’yla biz onu çok seviyoruz ve bize hâlâ hayat veriyor o.” Tolstoy’un bencilliği burada göründüğü kadar korkunç değildir aslında; kederden delirmiş hâlde, duygularından kaçmaya çalışarak tarlalar boyunca koşarken bir yandan da “düzensiz ve vahşi” bir sesle, “Ölüm yok! Ölüm yok!” diye bağırdığı da bilinir Tolstoy’un.
Kroyçer Sonat’ı Tolstoy, Beethoven’ın aynı adlı keman sonatını dinledikten sonra yazdı.[4] Bu beste Tolstoy’u çok etkilemişti. Yüzü bembeyaz, acılar içinde sonatı yeniden dinlemek istemiş, duyduklarından etkilenerek karısıyla sevişmiş ve o gecenin sonucunda da Sonya hamile kalmıştı. Bu hamileliğinden doğacak çocukları İvan yedi yıl sonra ölecek ve Tolstoy ısrarla yinelemeye devam edecekti: Ölüm yoktur.
Bu sıralarda Tolstoy toplumsal konuları tartışmayan sanat eserleri yazmak için ortada hiçbir bahane olmadığını öne sürüyordu. 1865 yılında şöyle yazmıştı: “Bir sanat eserinin amaçlarını sosyalizminkilerle ölçemezsiniz. Bir sanatçının görevi bir soruna kimsenin karşı çıkamayacağı bir cevap bulmak değil, okuyucusunu hayatı her yönüyle sevmeye zorlamaktır.” Sosyalist ve dinî risalelerle uğraştığı o dönemlerde yazdığı Diriliş’te ve İvan İlyiç’in Ölümü’nde Tolstoy’un sanatçılığı tüm bu söylediklerine rağmen toplumsal konuları tartışma azmine üstün geliyordu.
Cinselliğin yasaklanmasını önerdiği ve kimsenin elden bırakılamayacak kadar sürükleyici bir roman olmadığını iddia edemeyeceği Kroyçer Sonat’tan az bir süre sonra Avrupa’da Bohemler çağı başladı. Birinci Dünya Savaşı, bu savaşın toplumsal sonuçları, özgür aşk hareketi ve “ye, iç, mutlu ol” havası Bohemler çağını daha da güçlendirdi. 1907’de Tolstoy’a ve romanına kaba bir cevap gibi gelen şöyle bir olay oldu: Henüz yeni doğum yapmış olan Ida John, Paris’te hummadan ölürken ününün doruğundaki düzenbaz kocası Augustus John’la birlikte şampanya kadehini “aşk şerefine” kaldırıyordu. Aynı anda, kocasının metresi, yan odada Ida’nın çocuklarına bakıyordu.
Geleneksel cinsel ahlaktan, tam ters sebeplerle de olsa, Tolstoy kadar nefret eden Bohemler o günlerde bir azınlıktı ve amaç olarak insanları şaşırtmayı belirlemişlerdi. Burjuvaziyi etkilemek Bohemlerin varoluş sebebiydi. Kısa bir süre sonra İkinci Dünya Savaşı başladı ve savaş kendi ahlakını yarattı; sonra akıllı bir arkadaşımın “yatay el sıkışma” dediği zamanlara geldik ve şimdi artık bugün Avrupa’nın her köşesinden genç kadınlar gruplar hâlinde tatil kasabalarına gidiyor, göç eden geyiklerin yolunu gözleyen Eskimolar gibi, kendilerini bekleyen erkeklerle tahminen oldukça zevk de alarak düzüşüyorlar.
Hazcılık çağındayız, tamam mı?
Ne oldu peki geçen zaman içinde? Doğum kontrolü keşfedildi.
Anna Karenina’da çocuk bakmaktan bunalmış Dolly toplum dışına atılmış Anna’yı ziyaret eder ve bu kötü kadın Dolly’ye gizli gizli hamile kalmadan nasıl sevişileceğini bildiğini fısıldar. Anna, kendisi hâlâ genç ve güzelken Dolly’nin şimdiden çocuk bakmaktan çökmüş olduğunu söylemeyecek kadar kibardır. Dolly duydukları karşısında şoke olur ve korku duyar. Midesi bulanıyordur. Ve Tolstoy da doğum kontrolü hakkında Dolly’yle aynı şeyleri hissediyordur. Ona göre doğal olmayan bir şeydir bu; kadınlar doğum kontrolü yoluyla kendilerini canavarlaştırıyor, kadın, yani anne olma kapasitelerini yok ediyor ve böylece erkeklere “zevkleri hiç kesintiye uğramasın” diye hizmet ediyorlardır. Dikkatinizi çekiyorum; burada da seksten zevk almak erkeklere atfedilmiştir.
Anna Karenina’dan her zaman sosyete güzeli Anna’yla onu baştan çıkaran Vronsky’nin hikâyesi olarak bahsedilir. Bu görüşe göre 19. yüzyılın büyük aldatma teması üzerine bir çeşitlemedir Anna Karenina. Aldatma romanlarının en büyüğü olarak yaptığı ünü (kimilerine göre bu ün Madam Bovary’ye aittir) kitabın bakış açısının genişliğini belirsizleştirir: Aslında romanda Anna’yı yalnız başına değil, birçok başka kadın karakterle bir arada görürüz. Dolly kötü bir kocanın mutsuz karısıdır. Kitty kıskanç ve sevgi dolu bir kocanın mutlu karısıdır. Ayrıca Tolstoy’un nefret ettiği flörtçü hanımlar ve çok saygı duyduğu köylü kadınlar vardır Anna Karenina’da. Bunlardan biri Levin’in hizmetçiden çok bir arkadaş olarak gördüğü hizmetçisi, diğeri Dolly’yi evinin düzensiz dünyasından kurtarmaya gelen köylü kadındır. Genç bir köylü kadın çocuğunun ölümünden bahsederken, “Yaradan omuzlarımdan yük aldı,” diyerek Dolly’yi şaşkına çevirir: Çocuğunun ölümü eksilen bir boğaz anlamına gelir köylü kadın için. Evlilik çağına girmiş bir kadın kendine koca bulamaz ve sürekli olarak diğer insanların evlerine misafirliğe gideceği bir hayat sürmeye mecbur bırakılır. Kötü bir kadın (Anna Karenina’nın yansıması) fahişedir ve geleceği de yoktur kötü bir kadının. Anna Karenina, geçtiği dönemdeki kadınların durumu hakkında bir romandır. Anna şimdi olsa kendini trenin altına atmak zorunda kalmazdı. Dolly o kadar çok çocuk yapmaz, Kitty de muhtemelen sebepsiz yere kıskançlık eden kocasından o kadar memnun olmazdı. Evde kalmış kadının bir kariyeri olur, kadın çocuğuyla baş başa bekâr ve mutlu bir hayat yaşardı. Büyük sanatçı Anna Karenina’nın hiçbir sayfasında seksten nefret eden ve erkek cinselliğine karşı sabit bir öfke duyan bir kadın tasvir etmez. Anna, en sonunda, kendisi özgür değilken özgür olduğu için Vronsky’den nefret eder ama cinsel olarak nefret etmez ondan.
Ahlakçı Tolstoy’la sanatçı Tolstoy arasındaki çatışmanın küçük bir ipucunu Anna Karenina’nın başlangıcında buluruz: “İçim nefretle dolu, intikamımı alacağım,” demişti Tanrı. Ama Anna Karenina’da intikam yoktur; roman Tolstoy’un her şeye karşı duyduğu sevgi ve anlayışla ışıldar.
Her şeyi ve herkesi anlıyordu Tolstoy, ama kendini değil. Gorki’ye şöyle demişti: “İnsan depremlere, salgınlara, korkunç hastalıklara ve her tür ruhsal dalgalanmaya göğüs gerebilir, ama en korkunç trajedi her zaman için yatak odasında yaşanan trajedi olacaktır.”
Tolstoy çiftinin fırtınalı zamanlarında her şeyin sütliman olduğu günler de olurdu. Şimdi o günler hakkındaki bütün bilgilere sahibiz ya da sahip olduğumuzu düşünüyoruz, ama çoğumuz bugün Tolstoy çiftinin özel yaşantısının nasıl olduğunu aydınlatacak deneyimlere sahip değil.
Tolstoy’ların kır evi Yasnaya Polyana bugün her yıl binlerce insanın gezdiği kutsal bir tapınak. Yasnaya Polyana pek çok odası olan bir villaydı. Tolstoy’ların sürekli artan aile nüfusuna yetmediği için bu villa daha sonra genişletilmişti. Her taraf kulübeler, tek odalı küçük yapılar ve sonradan dikilmiş binacıklarla doluydu. Bugünse Yasnaya Polyana bizi mimari özelliklerinden çok içinde yaşayan insan kalabalığından kaynaklanan rahatsızlık potansiyeliyle şaşırtmalıdır. Bu evin içlerini ısıtmanın korkunç zor olduğunu varsayabileceğimiz büyük, yüksek tavanlı odaları vardı. Yazları tarlalarla ve ağaçlarla çevrili bu evde hayat cennet gibi olurdu, ama Rusya’nın bir de uzun ve soğuk geçen ünlü kışları vardır. Evdeki mobilyalar iş görüyordu. Üzerinde hem Tolstoy’un hem de on üç çocuğunun doğduğu sedir sert, kaygan ve rahatsızdı.
O günlerde su şimdi olduğu gibi borulardan geçip musluktan dışarı akmazdı; bir kovaya konularak getirilirdi ve evlerin hamamları olurdu bir de. Elektrik yoktu ama, hayır. Bir Tolstoy romanında yaşlı bir adamın tek bir mumun yardımıyla çalışma odasında yazı yazdığını okuruz.
Evde Tolstoy’la karısından başka on üç çocuk, hizmetçiler, bakıcılar, özel hocalar, mürebbiyeler, akrabalar ve pek çok da ziyaretçi olurdu. Ayrıca Tolstoy’dan yemek ikram etmesini bekleyen ve çoğunlukla da haftalar boyunca evde yatıp kalkmak isteyen müritler vardı. Müritler tavan arasında, hizmetçilerin odalarında kalırlar –peki hizmetçilere ne olurdu?– ya da koridorlara döşek serip orada uyurlardı. Bir öğün boyunca yemek masasının çevresinde otuz kişi olması alışılmadık değildi. Bizim alışageldiğimiz rahatlık hissi bu evde yoktu hiç. Ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu zaman içinde öğrendiğimiz mahremiyete de kolay kolay erişilemezdi. Tolstoy’un bir çalışma odası vardı ama kendinde bu hakkı gören herhangi biri (mesela karısı Sonya, baş müridi iğrenç Çertkov ya da ruhsal konularda yardım bekleyen diğer başka insanlar) Tolstoy’un çalışma odasına istediği gibi girip çıkabiliyordu. Tolstoy odasının kapısından dışarı adımını attığında çevresinin aynı anda olup biten pek çok şeyle kuşatıldığını görüyordu. Yetişkinler arasında yaşanan kavgalar, çocukların birbirleriyle nedensizce didişmeleri, ağlayan bebekler, müritlerin kendi aralarındaki tartışmalar; tüm bu sesler o tahta duvarlar arasında uzun uzun yankılanmış olmalı. Kontes anlaşılır olarak sinirlerinin gerildiğinden şikayet ediyordu, ama Tolstoy’un da aynı şekilde gerginlikten şikayet etmeye hakkı vardı.
On üç çocuk. On üç. On üç. Dört tanesi, ölü. Köylü bir kadından, kendini zor bir hayata hazırlamış, çiftlikte yaşayan bir kadından değil, eğitimli, duyarlı ve gerçekte yaşamak zorunda kalacağı gibi bir hayatı yaşamayı asla aklından geçirmemiş bir kadından bahsediyoruz.
Kroyçer Sonat’ta çocuk doğurmanın getirdiği mutsuzluklarla ve çocukların ölme olasılıklarının yarattığı çaresizlik duygularıyla ilgili bir tirat vardır. Özellikle de ölme olasılıklarıyla uyandırdıkları korkulardan gelen mutsuzlukla ilgili bir tirat vardır; en küçük bir hâlsizlik belirtisi bile ölümcül bir hastalığa dönüşebilir. Anna Karenina’da da, Savaş ve Barış’ta da bebek bakmanın ve çocuk yetiştirmenin zorlukları anlatılır. Tolstoy, ailesinin omuzlarına yerleştirdiği yüklerden kendini soyutlamış bir baba değildi. Böyle bir evde nasıl öyle bir baba olabilirdi ki zaten? Hamilelik, sabahları yaşanan mide bulantıları, süt ateşi ve çatlamış göğüs uçları hakkında her şeyi biliyordu. Göğüsten emzirmenin ve uykusuz gecelerin bütün sıkıntılarından haberdardı. Büyük romanları hayatın sıkıntılarını tıpkı zevkleri gibi kabul eder; her şey dengelidir, oranlıdır, ama öyle bir nokta gelir ki artık Tolstoy için hayat katlanılamaz bir şeye dönüşür. Deri değiştiriyor gibidir şimdi. Sonya’nın bir parça çatlak olduğu çok söylenmiştir; hatırlayalım ki aynı Sonya, Savaş ve Barış’ı ve diğer tüm romanları temize çeken kişiydi ve bu işleri hamileyken, sevgili Lev’ine hizmet edip çocuk doğururken yapıyordu. Doğurduktan sonra daha yeni yeni kendine gelirken kendisiyle sevişmek isteyen Tolstoy’dan şikâyetçiydi Sonya. Elbette Lev Tolstoy’un kendi de zaman içinde bir parça delirmişti. Bir ara Tolstoy kendisinin korkunç bir karikatürüne benzeyen müridi Çertkov’la tuhaf bir arkadaşlık kurdu.
Klinik depresyon geçirmiş ya da ruhun karanlıklarıyla yüz yüze gelmiş insanları tanıyanlarımız, bu insanların teselli etmesi kulağa en az kötü akort edilmiş piyanolar kadar yanlış gelen korkunçlukta ruhsal manzaralar tarif ettiklerini duymuşlardır. Sizi yüzeysel olmakla suçlar bu mutsuzlar: “Şimdi hissettiğim şey var ya,” derler aptal arkadaşlarına, “işte hakikat bu.” Şöyle söylerler: “Depresyona girdiğinde hakikati görürsün, gerisi yanılsamadır.” Kroyçer Sonat’ı okurken de böyle hisseder insan. Çok çaresiz bir manzaradır bu – çıkış yoktur! Bu tuhaf adamın içine kendi girdiği kafesi hatırlayalım. Seks – kötü. Hamile kadınla seks – kötü. Evlilik dışı sekse hayır. Suçluluk hissetmek ve kendinden nefret etmek için ideal bir reçete. Tolstoy’un bize anlattığı bu her tür mutluluk ve zevkten mahrum çorak ülke, hakikatin kendisidir. Öyle olsun bakalım.
Şimdi kendimizi yine o evin içinde hayal edelim. Akşam olmuş, yemekler yenmiş, ziyaretçilerle müritler kendi köşelerine çekilmişler. Büyük çocuklar hâlâ ayakta, ders çalışıp müzik çalıyorlar, kendi sesleri gibi yüksek ayak sesleri tahta zeminden yükseliyor. Küçük çocuklar kendi odalarında hemşireleriyleler ve bütün küçük çocuklar gibi de gürültülüler.
Tolstoy bu akşam kocalık görevlerini yerine getirmek istiyor – Sonya’ya durumu anlatıyor. Tanrı, Tolstoy’un şehvetle olan mücadelesinde onu yalnız bırakıyor bu akşam.
Sonya’nın son doğurduğu bebeği altı aylık. Yeniden hamile kalmış olmaktan korkuyor. Lev ona gülümseyerek ve sevecenlikle yaklaşırken kafası karışık olmalı Sonya’nın; dünyadaki laboratuvarlar henüz doğum kontrolünü keşfetmemişler. Sonya uzun evlilik hayatı boyunca hamile kalmaktan korkmayacağı bir cinsel ilişki yaşamadı, tek bir defa bile. Eğer hâlâ hamile kalmadıysa, belki bu akşam kalacak. Kont ve kontes, Lev ve Sonya, kapıların kapalı olduğundan emin oluyorlar ve çocukların üst kata gelip de kendilerinden bir şey istememelerini umuyorlar. Yeni bebekleri yan odada hemşiresiyle birlikte. Bebeğin karnı aç ve ağladığını duyabiliyorlar. Lev karısının sütten şişmiş göğüslerine dokunmamaya çalışıyor. Sonya göğüs uçları hep çatladığı için başlarda bebeğini emzirmeyi reddetmiş hep ama Lev de emzirsin diye ısrar etmiş. Ve Lev karısının çatlak göğüs uçlarının bazen kanadığını da hatırlıyor. Eğer bir şey yapmazlarsa bebeğin ulumaları yüzünden bakıcı kucağında bebekle odaya girecek. Lev yatağın üzerinde ileri geri gidip gelirken yan odada köylü kız bir ninni söylüyor ve ninninin müziği ve ritmi onu daha da heyecanlandırıyor, çünkü Tolstoy kızdan bir parça hoşlanıyor da. “Yarabbim,” diye düşünüyor Sonya, “lütfen hamile kalmayayım. İnşallah hamile değilimdir, göğüs uçlarım bir daha düzelmeyecek hiç.” Ne kadar özen gösterse, göğüslerini elleriyle ne kadar korusa da süt aniden yatağa dökülüveriyor; kendi üzerine, Lev’in ellerine. Sonya kendinden iğrenerek huzursuzca ağlıyor şimdi, ama bir yandan da eline Lev’e ne kadar hırslı bir canavar olduğunu hissettirme fırsatı geçtiği için mutlu. Çarşafları yıkamak gerekecek; daha o sabah temizlenmişlerdi oysa. Temizlik yapan kız yine şikâyet edecek; ev halkının temizliğini yapmak ne kadar zor ve üstelik bir de hava kötüyken yıkadığı kıyafetleri kurutmak ne kadar zahmetli. Sonya’nın ağlaması Lev’i öfkelendiriyor ve şimdi Lev suçluluk hissediyor ve kendine karşı acımasızlaşıyor. Sonya ne kadar uğraşsa da yine de yatağa akıveren sütün boşa gitmesinden kederleniyor ve yan odadaki bebeğinin ağladığını duydukça sütün göğüslerinden akmaya başladığını görüyor. Şimdi çığlıklar atan bebek çok süt ister ve kolay kolay tatmin de olmaz. “Ona bir parça süt ısıtayım,” diye düşünüyor Sonya. “İnşallah çocuklar bütün sütü yemekte bitirmemişlerdir. Eve yetecek kadar süt getirmiyorlar bir türlü – ben nasıl idare edeceğim bütün bu insanları?” Hemen yataktan çıkıp temizlenebilmek için Lev’den kendisini rahat bırakmasını istiyor. Evet, isterse bebeği emzirdikten sonra geri gelebilir Lev. Tolstoy karısına o akşam çalışma odasında yatacağını söylüyor. “Evet,” diye düşünüyor Sonya, “şimdi istediğini elde ettin ve artık beni unutabilirsin.” Kendini unutulmuş ve cezalandırılmış hissediyor.
Ve Tolstoy, Tanrı’nın dualarına cevap vereceğini ve cinsel arzularını yok edeceğini umarak kaçıyor ondan.
Böyle sahneler daha önce yüzlerce defa yaşanmış olmalıdır.
Böylesi evliliklerin sıkıntılarını ortadan kaldıran fahişelerin neden o kadar yaygın olduklarına şaşmamak gerek; bunu bir defasında bizzat Lev söylemişti. Ama şimdi fikrini değiştirmiş ve fahişeliğin ahlaksızlık olduğuna karar vermiştir. Neden zavallı masum kadınlar erkeklerin iğrenç cinsel arzularıyla aşağılansınlar?
Elinizdeki kitabı bugün okurken insan kadınların ve erkeklerin kaçtıkları bir cehennemden yükselen ıstırap çığlıklarını duyar gibi oluyor. Ama bir dakika; bu kaçışı gerçekleştirenler Batı dediğimiz dünyada yaşayanların büyük çoğunluğudur aslında. Afrika’da ya da Hindistan’da ya da dünyanın fakir ülkelerinden birinde yaşayan bir kadının sekiz çocuk yaptığını ve bunlardan üçünün öldüğünü okuduğumuzda Yasnaya Polyana ve Kroyçer Sonat’ın dünyasının aslında bize hiç de uzak olmadığını görürüz.

DORIS LESSING
ataç ikon Kreutzer Sonat
kitaba 10 verdi
0 yorum
Semih Oktay

Semih Oktay

@semihoktay

2016/43/184 Sayfa - KROYÇER SONAT - Tolstoy - Ulak Yayıncılık 184 Sayfa
KROYÇER SONAT

Roman;Tolstoy;Ulak Yayıncılık;Çeviren:K.Türel;184 Sayfa

Devrettim KREUTZER SONAT başlıklı Tolstoy romanını dün akşam.Yazarımız kadın erkek ilişkilerini konu olarak almış bu eserinde.Başlangıçta bir trende seyahat eden birkaç adam ile bir kadının konu hakkında birbirlerine söyledikleri yer alıyor.Anlatıcı da bu 'birkaç adam' dediklerimin hemen yanında oturuyor ve sadece dinliyor.Aslında tüm roman boyunca dinliyor Anlatıcı.Nadiren söze karışıyor ve birkaç soru sormakla yetiniyor.Kime soruyor bu soruları.Pozdnışev isimli roman başkişisine soruyor.Romanı okumak isteyenler buradan sonrasını okumasınlar lütfen!

Pozdnışev işte az önce "Başlangıçta bir trende seyahat eden birkaç adam ile bir kadının konu hakkında birbirlerine söyledikleri yer alıyor." diye bahsettiğim tren yolcularının arasında yer alıyormuş meğer.Sohbet koyulaştığında bu Pozdnışev denen iblis diyor ki:"Gazetelerde Pozdnışev'in karısını nasıl öldürdüğünü okumuşsunuzdur." Bakıp kalıyor sohbete katılanlar.Bilmiyorlar kimdir Pozdnışev.Trene inenler,binenler oluyor.Birkaç istasyonda duruyorlar falan filan.Romanın roman olması için gerekli teferruatlar.Bir ara Pozdnışev ile Anlatıcı yalnız kalıyorlar.Baş başa. Ve bu Pozdnışev dediğim İblis ruhlu cani adam karısını nasıl öldürdüğünü Anlatıcı'ya anlatmayı teklif ediyor.Bu teklifi niçin,neden,hangi gerekçeyle yaptığı anlaşılmıyor Pozdnışev İblisi'nin.Pozdnışev Canisi'nin.Anlatıyor da anlatıyor.Bölümler dolusu anlatıyor ve o sıra tren yoluna devam ediyor tabii.Duruyor,kalkıyor.Yeni gelenler,istasyonlarda inenler oluyor.Bu cani ruhlu iblis Pozdnışev çok severek,âşık olarak evlendiği karısından sekiz yıl sonra bıkıyor.Bu arada beş çocukları oluyor. Pozdnışev'in,karısının,çocuklarının ya da diğer roman kahramanlarının ismi var,cismi yok.İnsanı betimleyememiş Tolstoy ya da "betimlememiş" diyeyim.Acayip kavgalar ediyor karısıyla.Aklından karısını öldürmek bile geçiyor.Bu beş çocuk annesi kadın meğer piyano çalarmış...Pozdnışev'in ön ayak olmasıyla Truhaçevskiy isminde bir kemancı ile tanışıyorlar ve ailecek görüşüyorlar.Truhaçevskiy ile Pozdnışev'in karısı birlikte piyano çalıyorlar.Farkındayız elbette değil mi? Olay Kreutzer Sonat'a doğru gidiyor bir vesileyle.Fakat ne oluyor? Bu aynı zamanda godoşluk hisleriyle dolup dolup taşan Pozdnışev cani ruhlu pislik aklından bu kemancı Truhaçevskiy'i karısıyla bir daha görüştürmek istememesine rağmen tam tersine davranıyor. Truhaçevskiy'i bir daha davet ediyor evine.Karısıyla bu "alt yanı hotantolarınki gibi fazla gelişmiş" dediği Truhaçevskiy'nin birlikte müzik yapmasını kıskançlıkla dolup taşarak izliyor.Bir dahaki sefer olmayacak,izin vermeyeceğim,gelemeyecek,mealinde düşünüyor fakat sıra Truhaçevskiy'nin işi bitip evden ayrılma zamanına gelince bu godoş ruhlu Pozdnışev kendini tutamıyor...Tekrar gelmesini ve karısı ile birlikte çalmasını kendi teklif ediyor.Diğer yandan da kıskançlığı devam ediyor ve bu Kemancı ile karısının kendisi olmadan da görüşmeye başlayabileceklerinden şüpheleniyor.Ve sıra neye geliyor? İş gezisine! Pozdnışev birkaç günlük bir iş için evinden ayrıldığında bu şüpheler içini kemirip duruyor.Karısından bir mektup alıyor.Mektupta yazdığına göre Kemancı Truhaçevskiy uğramış müzikle ilgili bir iş için.Bunu hiç çekinmeden bana bildirmesinin altında bir iş var,diyor godoş ruhlu Pozdnışev.Karısı ile bu adam arasında geçen her sözü,her bakışmayı tekrar tekrar zihninden geçiriyor.Çıldırmak üzere olduğunu sanıyor.Evet,diyor,bir şeyler olmalı karımla bu kemancı arasında.Belli bir şey bu.İş toplantısından bir gün erken ayrılıyor.Zor bir yolculuk yapıyor,bazı aksilikler çıkıyor ve gece yarısı evine varıyor.Işıklar açıktır evinde.Bu saatte kim ola ki evde,diye soruyor.Mutlaka bu Truhaçevskiy gelmiştir fırsattan istifade,benim yokluğumdan faydalanacak tabii,diyor.Eve zili çalıp giriyor.Hizmetli kapıyı açıyor.Ve işte Truhaçevskiy'nin paltosu asılı!!! Kendini kaybediyor.Öldürecek karısını,belli artık.Kendisinin artık karısını öldüreceğini de anlıyor ve biliyor.Odasından hançerini alıyor.Karısıyla kemancının kapıları kapalı salondan gelen birlikte icra ettikleri müziğin sesi geliyor.Nedir bu müzik? Bu müzik Beethoven'in KREUTZER SONAT başlıklı eseridir.

Okumama vesile olan AFD arkadaşımıza teşekkür ediyorum.

Perşembe,1 Eylül 2016
EK 1
KREUTZER SONAT başlıklı bu Tolstoy romanını okumama vesile olan AFD @afd arkadaşımıza teşekkür ediyorum. Kaldı bana armağan etmiş olduğu MAVİ başlıklı kitap... 🎹🎹🎹 05.07.19
ataç ikon Kreutzer Sonat
kitaba 8 verdi
0 yorum
Misafir

Misafir

@misafir000

Tekrar bir Tolstoy şaheseri incelemesi ile merhaba diyorum.


Kitabı okuduğum gibi incelememi eklemek istedim. Çünkü "Diriliş" gibi bu eser de beni oldukça derinden etkiledi. Kitaba dair ekşisözlükte bilgi toplarken mutlaka ama mutlaka, evlenmeden önce okunması gerektiği görüşü gözüme takıldı. Gerçekten de öyleymiş. Benim aşka, evliliğe ve kadın-erkek ilişkilerine bakış açım değişti. Resmen bir kitap okudum hayatım değişti.


Unutmadan bahsetmek istediğim önemli bir konu da kitabın baskısı ve çevirisi. Varlık yayınları 1959 baskısı ve Nihal Yalaza Taluy çevirisini okudum. Gerçekten Varlık zamanının en iyisi, hatta şimdiki yayınevlerinden bile iyiymiş diye düşündüm okuyunca. O zamanlara bakacak olursak günümüzdeki şartların ve gelişmişliğin yarısı bile yok iken adamlar kalkıp bütün Türk ve dünya klasiklerini basmışlar. Helal olsun. Bir de Nihal Yalaza kitapları çevirmiyor; adeta yeniden yazıyor. Tolstoy Türkçe öğrenip okusaydı bu çeviriyi alnından öperdi herhalde Nihal Yalaza'yı.


Kitabın kahramanı Pozdnışev'i tam istediği şekilde oluşturmuş Tolstoy. Vermek istedigi mesajlar gayet acık. Şimdi burada kitapta geçenleri anlatarak küfür yemek istemiyorum zaten anlatmak da doğru değil buna karsıyım. Ama şunları söyleyebilirim ki Tolstoy aşkın sadece bir martavallar bütünü olduğunu, esas amacın insanın içindeki hayvani cinsel duyguları tatmin etmek adına cinslerin birbirlerine yaklaşmak için aşk adı altında resimi, şiiri ve süsü kullandığını net bir şekilde kanıtlıyor. Zaten amacının da bu olduğundan kitap sonundaki açıklamasında bahsetmiş. İşte size o açıklamadan bir kesit:

Gençlerimizin peşinde koştuğu sevgi daima şehvetten temel aldığı halde, boyuna, bütün sanatların yardımiyle suslenen, şiir havası verilen bir aşkın lafı edilir. Genç erkeklerimizin altın çağlarını cazibeli bir aşk macerası veya parlak bir evlenme peşinde geçirirler. Kızlarla kadınlar da aynı maksatla erkekleri ağlarına düşürmek gayretindedirler.
Bu yüzden insanların en çok istifade edilebilecek günleri yalnız faydasız değil, aynı zamanda zararlı bir işe sarfediliyor. Hayatımızdaki delice lüks, erkeklerin aylaklıgı ; kadınların, erkeklerde şehvet uyandırmak maksadiyle düşük kadınları taklit ederek vücutlarını alabildiğince açmaları hep bu yüzdendir.


Evet yukarıda da görüldüğü gibi Lev amca her şeyi özetlemiş. Bence bu kısa roman da diğerleri kadar etkili, toplumsal olayları irdelemek acısından. Okumanızı istemiyorum; adeta yalvarıyorum. Bundan sonraki hibe kitaplar kampanyama mutlaka bu kiatbı da koyacağım. Bu baskıyi değil yalnız onu da belirtelim.


****uzun incelemeyi sıkıcı bulanlara alternatif inceleme kampanyamız**** olaylar tren yolculuğu sırasında cereyan buluyor.
ataç ikon Kreutzer Sonat
kitaba 10 verdi
2 yorum
Zahide Ç. (@zahidec)
çok güzel olmuş.özellikle sonu:)
19.07.14 beğen cevap
Sarp Deviren (@sarp)
Teşekkürler zahide :) sonunu, okuduğu kitaba iki kelimelik inceleme ekleyen arkadaşlara ithaf ediyorum :)
19.07.14 beğen cevap
Vahit YILDIRIM

Vahit YILDIRIM

@gregorsamsa0

tolstoy'un klasiklerinden.
incil'den "fakat ben size diyorum ki her kim bir kadına hırs ve arzu ile bakarsa içinden onunla zina etmiş olur" gibi bir cümle ile baslayan ve karısından cok cektiği bilinen tolstoy'un evlilik üzerine fırtınalar koparması muhtemel, insan(kadın-erkek) ilişkilerini irdeleyen kitap.

bu sırada gülme mi, ağlama mı ne olduğu belli olmayan bir ses işitildi. başımızı çevirdiğimiz vakit benim hizamda oturan kır saçlı, parlak gözlü adamı, farkında olmadığımız halde, yanımıza kadar gelmiş, ayakta gördük. geçen konuşma ona pek dokunmuş olacak. hali değişmiş, yüzü kızarmıştı. bir yanağının adaleleri sinirden çekiliyordu. işkilli bir sesle:
-ne imiş o aşk, dedi, evliliğin meşruiyetini temin için aşk?...
kadın, söze yeni karışan bu komşumuzun heyecanlı olduğunu fark ederek, hazımlı gördü ve izah etti:
-hakiki aşkı konu etmiyorum, eğer erkekle kadın arasında böyle bir sevgi mevcut ise evlilik pek tabiidir.
parlak gözlü adam mahcubiyetle gülümsemeyerek:
-peki ama, dedi, hakiki aşktan neyi kastediyorsunuz?
artık bu münakaşayı nihayet vermek istediği apaçık görülen kadın cevap verdi:
-aşkın ne olduğunu bilmeyen yoktur!
-ben bilmiyorum. onun tarifini sizden işitmek isterdim.
-pek basit…
kadın biraz düşünmeye lüzum gördü. sonra devam etti:
-aşk…aşk... dedi. bir kadın veya erkeğin mukabil cinsten bir kimseye karşı tercih duygusudur.
-(gülerek) tercih. ne kadar zaman için? bir ay mı, iki gün mü, yarım saat mı?
-affedersiniz ama siz başka şeyden konuşuyorsunuz galiba.
-hayır, aynı şeyden konuşuyorum.
avukat:
-bayan demek istiyor ki, evlilik kuvvetini aşktan, bağlılıktan almalıdır ve ancak böyle olursa o evlenme kutsiyet kazanır. sonra hakiki bir sempatiye, siz istersiniz aşk deyiniz, ciddi bir bağlılık esasına dayanmayan evlilikler için de ahlaki mükellefiyet mevzubahis olamaz.
son sözü kadına dönerek söylemişti. kadın bir baş işaretiyle avukatı tasdik etti.
-sonra...
avukat devam edecekti. fakat kendini zor tuttuğu anlaşılan muhatabı ona meydan vermedi.
-ne münasebet! ben de işte aynen ondan bahsediyorum. yani herhangi bir kimsenin karşı cinsten diğer bir kimse için duyduğu kötümser tercih duygusunu soruyorum: bu tercih ne kadar zaman için?
kadın (omuzlarını kaldırarak):
-ne kadar zaman için olacak, pek uzun, belki de yaşadıkları kadar.
-romanlar için evet, fakat hayat için asla! bu kötümser tercihin yıllarca sürdüğü de pek azdır. çok kere aylara, haftalara, günlere, hattâ saatlere hastır.
ataç ikon Kreutzer Sonat
kitaba 10 verdi
0 yorum
Müzeyem Adem

Müzeyem Adem

@conquerorssultan

Beethoven'ın Rodolphe Kreutzer'a ithaf ettiği ve bu yüzden “Kreutzer (Kroyçer) Sonatı" olarak bilinen op. 47 9 numaralı keman-piyano sonatından esinlenerek yazmış Tolstoy bu romanını. Yazar bu müziği tehlikeli ve baştan çıkarıcı bulmuş ve sanırım bu yüzden de romanına onun adını vermekle kalmayıp kahramanların (Pozdnişev'in karısı ve "sözde" aşığı) üzerinde çalıştığı eser olarak ta onu seçmiş. Böylelikle Pozdnişev'in kuşkuya kapılıp içten içe kıskançlık krizlerine girmesinde bu sonatın çalışılmasının da payı olduğu mesajı verilmiş.
Benim gibi meraklanıp Kreutzer Sonat'ı duymak isterseniz müziğe ulaşabileceğiniz bir çok link var ama ben şunu https://www.youtube.com/watch?v=OF9fneQ50Us paylaşmak istedim çünkü piyanonun başında Fazıl Say var. :)
Bunlar Beethoven'in sonatı içindi, gelelim Tolstoy'un Kreutzer Sonat'ına. Olayları başkahraman olan Pozdnişev'in ağzından okuyor, adeta onun iç dünyasında bir yolculuğa çıkıyoruz. Orada öfkenin soğuk rüzgarları esmekte. Düzene, toplumdaki ahlak anlayışına ve hatta aileye karşı duyulan bir öfke söz konusu. Çünkü kızların, sonrasında kadınların böyle kokoş olması hep onları yetiştirenlerin suçu kahramanımıza göre.
Sert bir dil ile eleştiriyor Pozdnişev kadınları, aileyi, evliliği. Kitabı okurken sanki tek düşman, her şeyin suçlusu kadınlarmış hissine kapılıyorsunuz.
Bence bu romanı herkes okuyamaz. Şöyle ki yazılanları haksız, eleştirileri ağır bulup ya da yazarın düşüncelerini paylaşmadığınız için yarıda bırakmak isteyebilirsiniz. Ama tarafsız kalabiliyorsanız mutlaka okumalısınız. Düşündüren, kısacık ama dopdolu bir kitap. :)
ataç ikon Kreutzer Sonat
kitaba 8 verdi
2 yorum
Balık (@balikadam)
Güzel bilgiler için teşekkürler
16.04.16 beğen cevap
Müzeyem Adem (@conquerorssultan)
Rica ederim.
18.04.16 beğen cevap

Kreutzer Sonat - S41

''Cinselliğin doyurulmasıyla aşk tükenmişti ve birbirimizin karşısında gerçek duygularımızla, gerçek ilişkimizle kalmıştık, yani biri diğeri vasıtasıyla olabildiğince fazla doyum sağlamak isteyen, birbirine tamamen yabancı iki bencildik''
Emine 🍁 tarafından eklenmiştir.
Engin Şahinşah

Engin Şahinşah

@enginsahinsah

Mutsuz insanların kentte yaşamaları daha iyidir. İnsan kentte yüz yıl yaşar da çoktan öldüğünün ve çürüdüğünün farkında bile olmaz. Bunu kendiliğinden anlayacak zamanı yoktur, hep meşguldür.
ataç ikon Kreutzer Sonat
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Tuğba Koç

Tuğba Koç

@tugbakoc

Ne için yaşayacağız? Eğer hiçbir amaç yoksa, eğer yaşam, sırf yaşamış olalım diye bize verilmiş bir şeyse yaşamanın gereği yoktur.
ataç ikon Kreutzer Sonat
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
Sezgin Taşcı

Sezgin Taşcı

@sezgintasci

Aslında aşk denince cinsel değil manevi aşk kastedilir. Eğer manevi aşk, manevi beraberlik söz konusu ise, bu manevi beraberliğin sözlerle, konuşmalarla, sohbetlerle ifade edilmesi gerekir. Böyle bir şey yoktu. Yalnız kaldığımız zamanlar konuşmak müthiş zor oluyordu. Yararsız sonuçsuz bir çabaydı konuşmak. Ne söyleyeceğini düşünüp söylüyorsun, sonra yine susuyorsun, söyleyecek bir şey bulman gerekiyor. Konuşacak bir konu yoktu. Bizi bekleyen yaşamla, düzenle, planlarla ilgili söylenebilecek her şey söylenmişti, daha ne söyleyenecekti?
ataç ikon Kreutzer Sonat
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
Sezgin Taşcı

Sezgin Taşcı

@sezgintasci

Herhangi bir konuda kendisinden daha kötüsünü bulamayacak, bulunca benden daha kötüsü de var diyerek gurururlanıp, kendinden hoşnut olmayacak tek bir alçak yoktur.
ataç ikon Kreutzer Sonat
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Kadınlar da tıpkı hor görülmenin öcünü parasal egemenlikleriyle alan Yahudiler gibiler.Yahudiler,''Madem bizim sadece tüccar olmamızı istiyorsunuz,o zaman biz de size tüccar olarak hükmederiz,'' diyorlar.Kadınlar da,''Madem bizim sadece şehvet aracı olmamızı istiyorsunuz,o zaman biz de şehvet aracı olur sizi köleleştiririz,'' diyorlar.
ataç ikon Kreutzer Sonat
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
538
KİTAP
Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap
Neokur üyelerinin katkılarıyla ortaya çıkmış olan, ölmeden önce okunması gereken kitapların toplandığı listedir. Ölüm de ner...
33
KİTAP
En Baba Yazarların En Kral Dünya Klasikleri
Kalem duayenlerinin hayal güçlerini yansıttıkları, klasikleşmiş ve kültleşmiş en önemli dünya klasikleri listelenmektedir. H...
209
KİTAP
Asla Unutmak İstemediğimiz Kitaplar
Asla unutmak istemediğimiz, aklımızın bir köşesinde hep dursun dediğimiz en etkileyici kitapları bu listede paylaşıyoruz....
104
KİTAP
Başyapıt Niteliği Taşıyan Önemli Kitaplar
Tüm dünyada yüzbinlerce okur tarafından beğenilerek okunmuş, çığır açan başyapıt niteliğinde kitaplar. Okurken asla pişman ol...
746
KİTAP
Okuduğum En Güzel Kitap
Okuduğumuz en güzel kitapları bu listede topluyoruz! Sen de en beğendiğin ve herkese tavsiye etmek istediğin kitapları listey...
Müşkülpesentt

Müşkülpesentt

@muskulpesenty

 paylaşım fotoğrafı
Kitap benim için herkesten ve herşeyden değerlidir. Herkes gider kitaplarım kalır... İyi geceler...
ataç ikon Kreutzer Sonat
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
5 yorum
Gülcan (@gulcann)
Kakaolu süt mü o ? ?
17.04.18 beğen 3 cevap