up
ara

Bir Gün Tek Başına

Bir Gün Tek Başına Konusu ve Özeti

Bir Gün Tek Başına
Tüm Yazıları Konuşmaları kitabının da yazarı Vedat Türkali tarafından kaleme alınan Bir Gün Tek Başına kitabı Roman (Yerli), Roman (Yerli) türünde okuyucusu ile buluşuyor. Everest Yayınları yayınevinden 2003 yılında 9789752891876 isbn kodu ile kitapçılarda satışa sunulan Bir Gün Tek Başına isimli kitap 744 sayfadan oluşuyor. Kitap Orhan Kemal Roman Ödülü Kitaplar listesinde de yeralmaktadır. Bir Gün Tek Başına kitabını okuduysanız mutlaka oyunuzu, kitap incelemelerinizi ve alıntılarınızı bekliyoruz. Neokur kullanıcıları fikirlerinizi merak ediyor!
Yayınevi: Everest Yayınları
ISBN: 9789752891876
Sayfa: 744 sayfa Basım Tarihi: 2003
27 Mayıs 1960 darbesi öncesini konu alan dönemin Türkiye'sinin, Beyazıt Meydanı'ndan çatışanların hikâyesi. Bir Gün Tek Başına beyazperdeye uyarlanıyor. Vedat Türkali senarist, yönetmenliğini ise oğlu Barış Pirhasan ve torunu, Barış Pirhasan'ın oğlu Yusuf Pirhasan paylaşıyor.

27 Mayıs 1960 askeri darbesinden önce Türkiye içten içe kaynıyor. Kenan, yıllar önce gizli komünist partisine girme suçlamasıyla polis sorgusunda çabucak yılgınlığa düşmüş, eski çevresinden tümüyle kopmuştur. Karısı ve çocuğuyla korunaklı bir yaşam sürdürmektedir. Aslında mutsuzdur, içi ile barışık değildir. Bir meyhanede tanıştığı genç Günsel, içinde çürümemek için direnen ne varsa hepsini ateşleyiverir. Aşk, direniş, devrim günleri… Yaşam, Kenan'a kendini b,r kez daha sınama olanağı verir.

Vedat Türkali'nin ilk romanı 30 yaşında..
Mehmet

Mehmet

@yoldas

13 Mayıs 1919 tarihinde Samsunda doğan Vedat Türkali, 2016 yılında hayata gözlerini yumdu. 97 yıllık bir ömre sığdırılan kitaplar ve yazdığı senaryolar. Darbeler gördü, darbelerin öncesi ve sonrasının siyasal atmosferinin topluma etkilerini kitaplarına yansıttı. 97 yıllık ömründe her dönemin bütün bilgisini kuşandı, tanıklık etti ve kalemini silahı yaptı. Hemen hemen her dönem hedef tahtasına konuldu. işkencelerde teslim alınmaya çalışıldı, alınamadı, yedi yıl hapis yattı. Çıktı ve kaldığı yerden anlatmaya yazmaya devam etti. İçinden çıktığı sınıfa sırtını dönmedi. Kalemini güce peşkeş çekmiş bir çok yazarın sıkça yaptığı bir savunma yolu vardır; '' Dönemin siyasal atmosferi yazmama müsaade etmiyordu.'' diye. Vedat Türkali bu atmosfere bakmadan gördüğünü yazmaya anlatmaya devam etti. Burjuvazinin içinden çıkmış, korkularının esiri olmuş, halka sırtını dönmüş, her dönemin mevcut iktidarının belirlemiş olduğu sınırlar çerçevesinde yazmış, çoğunluğu omurgasızlık yarışına girmiş, boyun eğmiş, diz çökmüş aydınları ve yazarları öylesine güzel anlatmış ki. Bugünlere baktığında hep mi böyleydi bunlar sorusunu sormadan geçemiyorsun.

Bir dönem komünist partiye üye olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan Kenan yediği iki tokattan sonra sinip köşesine çekilip evlenip çala çocuk sahibi olup, mücadelenin aktif sembollerinden biri olan Günsel'le tanışıp ve bu aşkın çevresinde gerçekleşen olaylar. Günsel'in, Kenan'ın Nermin 'in ve diğerlerin iç hesaplaşmaları, çelişkileri. Kenan'ın korkaklığı, kıskançlığı, zaman zaman bataklığın dibine kadar gömülmesi, kitabın son anına kadar peşini bırakmayan geçmişi, Günsel'in Kenan'a olan inancı ve sırtını döndüğü gerçeklere karşı Kenan'ın kendini sorgulamasına sebep olması. Özünde iyi bir insan olsa da Kenan maalesef ki küçük burjuva duyarlılığın bir adım ötesine gidemiyor. Kitap bir dönemi anlatıyor olsa da günümüz siyasetine yakından şahit olan insanlar rahatlıkla dönemsel olmaktan çıkaracaktır işlenen konuları. Hep böyle miydi sorusunu sormadan, hep böyleymiş diyeceksiniz. Acılı bir coğrafyanın acılı çocukları derim hep, her dönemin potansiyel suçluları. Bunlara ilgili bir kaç alıntı paylaşayım.
'' İki satır yazı yazanları bile tıkıyorlar içeri. '' ( s 435 )
'' Savaş yok, dedi ama gerginliği sürdürmekte çıkarı olan büyük güçler var. '' (s 290 )
''Düzen, yıkıntısını geciktirmek için en bireyci, en bencil yanımıza itiyor bizi, dedi. '' ( s 402 )
'' Grevin sözünü bile ettirmiyorlar zaten... '' ( s 225 )
'' Yıllarca çekilen işkenceler, baskılar, hapislikler, sürekli polis kovalamaları öylesine yılgınlık yaratmış ki en namuslu kişiler bile ''örgüt'' sözcüğünden ürker olmuşlardı. Faşizmin iyice kuduzlaştığı böyle bir dönemde düzenli bir örgüt çalışması söz konusu değildi.''(219)
'' Hükümet, Basın Enstitüsü'nün protestosuna yayın yasağı koymuştu. Gazeteciler yargılanıyor, cezaevine konuyor, gazeteler kapatılıyordu.'' (s 160 )
'' Tefeci - bezirgân, finans - kapital saltanatı öylesine bir baskı yarattı ki ülkede, emekçi sınıfları, işsizlik, yoksulluklarıyla bile yolunu bulamıyor bir türlü. '' ( s 126 )
'' - Aydınlarımıza bakma, dedi. Zavallıcıklar...
Günsel kendini tutamamış gibi, sinirli, acımasız bir sesle:
- Bağışlayın beni, dedi, hiçbir zavallılıklarını görmüyorum ben. Bireysel çıkarları peşinde koşuşan bir sürü böcek...'' ( s 125 )
'' - Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi ya, ülke daha böylesine apaçık vatan satıcılarına kaptırılmamıştı. Bu atom çağında, Amerikan üsleriyle donattılar ülkeyi. '' ( s 124 )
'' Vatan, millet derken derken bir bakarsınız eski hırsızlar yine yerlerini almışlar. '' ( s 122 )

İki satır yazı yazanı tıkıyorlarmış içeri, gazeteciler yargılanıyor, tutuklanıyor ve susturulmaya çalışılıyormuş, siyasi çıkarları olanlar sürekli ülkede gerginliği artırıyormuş, gazeteler kapanıyormuş, grevin sözünü bile ettirmiyorlarmış, protestolara basın yasağı konuluyormuş. Bunlar sizlere de yabancı gelmiyordur mutlaka. Özellikle baba karakterin anlatıklarını bayağı bir sevdim. Kitabındaki karakterlerin bir çoğunu gerçek kişilerden esinlenerek oluşturmuştur Vedat Türkali. Baba karakterinin Hikmet Kıvılcımlı olduğunu öğrenmek şaşırtmadı beni. Halkçılar ile Demokratlar arasındaki kavgada halkçılar tarafında saf tutulmasını çok garipsemiyor ama şunu da söylemekten kendini alamıyor; al birini vur ötekini talepler antidemokratik uygulamalara karşı olsa da, sınıfsal bir bilinçte sınıfsal bir mücadele yolunda örgütlenildiğinde bugün yanlarında saf tuttuklarımız yarın en az dönemin iktidarı kadar acımasızlaşacaktır. Ve yine bugün kendi saflarında kendileri için örgütlendiğimiz insanlar acımasızca bedel ödeteceklerdir. Bu bedeli ödeyenler ise her dönemin potansiyel suçlularıdır. '' Tanrısı değişir kendisi değişmez tek din faşizmdir.'' Sistemin içerisinde yönetenlerin değişmesi temel hak ve özgürlükler noktasında biraz daha esnek olsa da özünde düzenin koruyuculuğundan bir adım öteye gidemeyecektir. Bir düzen var ve sistemin bütün kurumları, yasaları, kanunları o düzeni korumak adına kurulmuştur.

Kitabın akıcılığı sıkılmadan okumama sebep oldu. Öyle ki anlatılan konulara yabancı olmayan okurlar film izler gibi ilerleyeceklerdir. Kenan'la, Günsel'le ve diğerlerinin rakı masalarına misafir oldum, onların memleket üstüne sohbetlerini dinleyip, onlarla birlikte şikayetçi oldum, zaman zaman küçük burjuva dünyalarında kirlendim. Günselin o güzel sesinden Nazımdan şiirler dinledim. Kızlı erkekli ortamda hemde. ( sık sık kızlı erkekli diye anlatıyor Vedat Türkali, büyük ihtimal o döneminde gündeminde kızlı erkekli çıkışlar vardır günümüzdeki gibi ) Biz böyle rakı masalarında memleket meselelerini konuşarak mı bir şeylerin değişmesini bekleyeceğiz diye soran Günselin karşısında ezildim. Korkaklığımı Kenan gibi haklılaştırmak için kendime bile inandıramadığım sebepler ürettim. Onun gibi burjuva aydının korkaklığını iliklerime kadar hissettim. Ümitsizliğe kapıldığımız anlarda babanın kapısını çalıp sohbetlerini dinleyip yüreğimize düşen eylem ateşiyle yasaklanmış doğruları onlarla birlikte sokaklarda haykırdım. Dağılın diye haykıran gücün karşısına bedenini siper edenlerle yoldaş oldum. Düzenin korucuları tarafından gözaltına alınan Günsel'in işkence de ki dirayetine hayran kaldım. Cellatların karşısında onlarla birlikte dik durdum. Hücrede sessiz sessiz ağladım. '' Sizleri öne sürüyorlar. Vatan hainleri var aranızda. Belki de bilmeden araç oluyorsunuz... Düşmanları var bu ülkenin '' diye nasihat çeken komisere bu ülkenin tek haini ve düşmanı varsa o da memleketi Amerikan üstleriyle donatıp, natoya peşkeş çeken sizlersiniz diyerek ağız dolusu küfürler ettim. Dönemin haramileriyle günümüzün haramilerini kıyasladım. Küçük burjuva devrimcileriyle, geleneksek sol üstüne kafa yordum. Sonra geldim buraya kitabı okuduktan sonra bir şeyler karalayayım dedim, yazıp yazıp sildim, acaba başıma bir iş gelir mi diye tedirgin oldum! Herhalde o günlerden bugünlere gelinen süreci anlatacak en güzel örnek parmaklarımızın ucuna kadar gelip de yazamadığımız şeylerin tedirginliğidir. Bu tedirginliği yaşamayıp bedel ödemeyi göze alan insanlara sırtınızı dönmemeniz umuduyla.
ataç ikon Bir Gün Tek Başına
kitaba 10 verdi
13 beğen · 8 yorum
Semih Oktay (@semihoktay)
Gazetemi okuduktan sonra okuduğum ilk yazı bu inceleme oldu...Fena kendime getirdi ama henüz kahvemi içmeden. Ellerine sağlık Mehmet.Kitabım hâlâ duruyor kitaplarımın arasında.Baktım da puanım düşük olmuş benim nedense.Hatırlayamadım. Bir daha mı okusam BİR GÜN TEK BAŞINA adlı bu eseri acaba,diye kendi kendime düşünmeye başladım.Sağ ol Mehmet...
04.10.18 beğen 1 cevap
Tam Bağımsız Proton (@tambagimsizproton)
Muh-te-şem... Elinize, emeğinize, aklınıza sağlık kıymetli @yoldas üyesi. Çok açıklayıcı ve etkileyici bir metin olmuş. Uzun zaman önce okuduğum bir kitaptı ama yazdıklarınızı okurken özlediğimi fark ettim, tekrar okuma zamanı gelmiş anlaşılan. ( Bu tür eylemlerinizin devamı bekleyen sadık takipçiniz Proton)
04.10.18 beğen 1 cevap
Deniz Topaloğlu

Deniz Topaloğlu

@deniztopaloglu

“Bir Gün Tek Başına” Vedat Türkali’nin ilk romanı. Kurgusu ile karakterleri ileolayların geçtiği zaman dilimi itibari ile bir dönem romanı ama sadece ve sadece bir roman değil. Karakterlerin; kişisel,politik,psikolojik çizgilerinin ana hatları, Yazar’ın içinde bulunduğu politik mücadelenin bileşenlerinin gerçek bireysel hikayelerinden devşirilmiş.Bu roman kahramanlarının büyük çoğunluğunun Yazar’ın içinde bulunduğu toplumsal yapının bileşenlerinin bireyse hikayelerinin bir çoğunun günümüze ulaşmamış tanıdık bildik bireyler olmamasının yanında özellikle “baba” karakterinin gerçek yaşamdaki izdüşümünün, bugün bile belli çevrelerde oldukça tanınan,bilinen Hikmet Kıvılcımlı olduğu söylenir. Zaten Yazar, romanda diğer karakterleri ayrımsız bütün özellikleri ile ,zaafları,gel gitleri ,düşkünlükleri,kahramanlıkları,zayıflıkları ile verirken, “baba” karakterini hayatın içinde bütün artı ve eksileri ile bir insan olarak değil,kusursuz,bilge, birazcıkta mitleştirerek anlatmıştır.

“Bir Gün Tek Başına” sadece bir dönem romanı değil demiştik. Evet ; “Bir Gün Tek Başına” bir dönem romanı olmanın yanı sıra, bir yakın tarih kitabı, bir psikoloji kitabı, bir devrimci manifestodur aynı zamanda. Bir yakın tarih kitabıdır ama tarihsel kitapların o küf kokan,ezber ve dayatma kokan tekdüzeliğinden ve yavanlığından eser yoktur. Kitap; ta tek parti döneminin Türkiye’sinin akıl almaz baskıcı yöntemlerinden, bu baskıcı yöntemlere en çok maruz kalan sosyalistlerin hikayelerinden,Takrir-i Sükün ve benzeri baskıcı yasalardan, politik sürgünlerden,tek parti dönemi CHP’sinin içinden demokrasi ve özgürlük vaadi çıkan Demokrat Parti’nin, öncüllerinin yolundan giderek, baskı,sansür,tehdit ile bina etmeye çalıştığı iktidarının, Tahkikat Komisyonları ile iyice zıvanadan çıkması üzerine CHP’nin özgürlük söylemi arkasına sığınan tavrından ,gençlik hareketleri ve 27 Mayıs darbesine uzanan olayları farklı açılardan değerlendirmekte. O dönemde muhalefette bulunan CHP’nin tavrı üzerine Şevket’in ; “Allah belasını versin muhalefetin.İktidardayken öyle pislettiler ki ülkeyi şimdi kendileri de geberip gidecek o pisliğin içinde..”(s.224), öğrenci eylemleri üzerine Kenan’ın ; “ Tam Menderes Sovyetlere yanaşacağı sıra özgürlük ayranı kabardı birilerinin. Bilmem nasıl yutuyoruz bu oyunu?..”derken adeta tarih tekerrürden ibarettir sözünü doğrularcasına bugün ki “paralel yapı” tartışmalarını,”zamanlama manidar” sözlerini ibretle hatırlıyor , yine “ Birçok evin kapılarını tebeşirle çizmişler; Demokratlar temizletecekmiş buradakileri.” (s.708), Günsel’in ; “ Tahkikat Komisyonu’nun CHP’yi suçlamasında gizli hücre kurmak,Bizim Radyo önerilerine göre eylemde bulunmak filan var…NATO’ya düşman olduklarını da yayıyorlar CHP’lilerin” (s.678)sözleri ile de bugün yaşanan kaset savaşlarının kirli ve değişik bir versiyonunun hayata geçirildiğini ve siyasetin, ta en başından beri ülkemizde kirli bir zemin üzerinde yürüdüğü gerçeğini bir daha ibretle görüyoruz.

Cumhuriyet kurulalı beri yeraltından legale çıkamamış, çıkarılmamış, o dar alanda hapsedilmiş, baskı,takip,hapis,gözaltı ve işkence tehdidi ile muhalif siyasal alanda var olmaya çalışan sosyalistlerin, biraz içe kapanıp kendilerini anlatmakta eksik kalmaları,daha çok da hiçbir şekilde politik arenada var olmasına tahammül edemeyen sistemin manipülasyonları ile insani özelliklerinden sıyrılmış daha çok bir robotu andıran sert,duygusuz,militan, gülmeyen,somurtuk sosyalist tipinin aksine kitapta; seven,nefret eden,aşık olan,sevişen,gelgitleri, kararlılıkları,kararsızlıkları olan,şüphe eden,korkan,korkularını üzerine gitmek için çaba harcayan, kendi kendi ile hesaplaşan,zaaflarına teslim olan,canı acıyan,üzülen,gülen,psikolojik sorunları altında ezilen,takıntılı velhasıl içimizden birinden herhangi bir farklılık arz etmeyen sosyalist insan tipi ile karşı karşıyayız. Sistematik bir baskı karşısında bir savunma içgüdüsü olan korkunun ( bu korku sadece yakalanma ile ilgili değildir. Başarısız olma,beceriksizlik gibi korkuları içerir daha çok) bu insanların psikolojik-politik –zihinsel dünyalarına yaptığı baskının travmatik sonuçlarından ilki “içe kapanma”, ikincisi ise politik paranoyadır. Bu politik paranoya her daim yerli yersiz “hain” üretmeye uygun bir altyapı sunar. Kitapta Kenan’a hainlik ile suçlandığını söyleyen Sadi’nin ; “..Bu ülke böyle..Bizim Muhittin Ağbi’nin bir sözü vardır. Biri çıktı mı ortaya, başlarlar önce,yetişiyor yetişiyor demeye, ondan sonra başlarlar,bizden bizden derler; ondan sonra da polismiş,polismiş….” (s.707) sözü ne güzel anlatır durumu.
“Gerçek devrimci yolunu hiç sapıtmadan bitirendir. Bir devrimci ölmeden,yani son sözünü söyleyip de kavgadan çekilmeden yargıya varılmaz” (s.282) der ama bazıları için “bu düşünceler gençlikte var olan,sonra da ara sıra söz konusu edilen,yaşam çizgisine bulaşmasına kesinlikle izin vermeyeceğimiz…hemen unutulacak şeyler” dir.

Kitabın Konusu;

“27 Mayıs 1960 askeri darbesinden önce Türkiye içten içe kaynıyor. Kenan, yıllar önce gizli komünist partisine girme suçlamasıyla polis sorgusunda çabucak yılgınlığa düşmüş, eski çevresinden tümüyle kopmuştur. Karısı ve çocuğuyla korunaklı bir yaşam sürdürmektedir. Aslında mutsuzdur, içi ile barışık değildir. Bir meyhanede tanıştığı genç Günsel, içinde çürümemek için direnen ne varsa hepsini ateşleyiverir. Aşk, direniş, devrim günleri… Yaşam, Kenan'a kendini bir kez daha sınama olanağı verir.”
ataç ikon Bir Gün Tek Başına
kitaba 10 verdi
4 beğen · 0 yorum
erdal akca

erdal akca

@razumuhin

BİR GÜN TEK BAŞINA KALIRSAM BENİ UNUTMA SEVGİLİM
Vedat Türkali Bir Gün Tek Başına
Ayrıntı yayınları 2.basım 747 sayfa

Yıllar önce İstanbul şiirini duyduğumda çok etkilenmiş yazanında Vedat Türkali olduğunu çok sonraları öğrenmiştim Vedat Türkali (d. 13 Mayıs 1919, Samsun - ö. 29 Ağustos 2016, Yalova), Türk senarist, şair ve roman yazarı;benim için İstanbul un şairi,Yeşilçam a katkılarıyla gelişmesinde rol oynayan senarist,devrimci ve sanatçı bir ailenin kaynağıdır.Romanlarıyla geç tanıştım ve bu da Bir Gün Tek Başına adlı 1974 yılına ait romanıyla oldu.1974 Milliyet yayınları roman ödülü ve 1975 Orhan Kemal roman armağanı ödülünü alan eser; 27 Mayıs 1960 darbesi döneminde yaşanan üçlü bir aşk fonunda ülkenin durumu ,işçi sınıfının bilinçlenme çabaları ,bireyin kendini sorgulaması mevcut.
Doğrusunu söylemek gerekirse bu tür kitaplara-oyunlara -filmlere(bir görüşe,akıma düşünceye sempati duyulup bu konunun etrafında dönen) mesafeli dururum;benim için önce hikaye;kurgu,anlatım tarzı ve hiçbir zaman tam olarak belirtemeyeceğim ama derinlerden gelen senide sessiz bir anafor gibi içine alan o büyük ana fikir önemlidir.Calvino 'nun bu konuyla ilgili güzel bir yazısı vardır.(klasikleri niçin okumalı kitabından sunuş kısmı)

Kitap 747 sayfa ;bence daha kısa tutularak daha sarsıcı olurdu.Bu kadar sayfada karşıt görüşe sahip bir karakter olmaması handikapı bence.Üçlü aşk zemininde ;kahramanların bilinç akışı şeklinde kendiyle ve çevresiyle hesaplaşmalarının anlatıldığı sahneler güzel.Benim en çok beğendiğim bölümlerden biri Kenan ın Günsel ile tanıştıları bölüm.Böyle geniş hacimli kitapları olay olay anlatıp kitabı özetlemek bana biraz komik geliyor.İzlediği filmi veya beğendiği oyunu başını sonunu dolmalık biber tarifi verir gibi anlatanlar var.Maalesef bazılarını televizyonlarda da görüyorum.Hem yazarına hem okuyucusuna saygısızlık.
Bir Gün Tek Başına bir başyapıt değil ama türk edebiyatının kilometre taşlarından biri.Okunması gerektiğini düşünüyorum(en azından bu kitap olmasa bile VEDAT TÜRKALİ ye ait bir eserin).Kitap ara ara edebi olarakta üst seviyelerde geziniyor.İYİ OKUMALAR.....
EK 1
bitekbenmiokudum.blogspot.com
okudugumda@gmail.com 14.03.17
ataç ikon Bir Gün Tek Başına
kitaba puan vermedi
6 beğen · 0 yorum
T. Dmrc

T. Dmrc

@demirci3557

Vedat Türkali romanlarında bilinç akışını ortaya çelişkili, tezli, anti-tezli, doğal, küfürlü, sevgili ortaya koyuyor hep.. Kahramanları öyle bir oluşturuyor ki ne tam kahraman onlar ne de bir hiç. Ne tam sevebilirsiniz ne de nefret edersiniz tam olarak onlardan. Sanırım romanı okuyan herkesin ortak nefreti Rasim' de toplanacaktır ama bir bakıyorsunuz onundan haklı bir söz öbeği, kendisini sevdirecek bir üslubu vardır. Nermin, Günsel, Kenan üçgenin de dönen 1960 ların siyasal ikliminin arka fonu bir aşk öyküsü. Sonu yıkıcı. Sanki yaşamış gibisin dedi eşime anlatırken son bölümü. Hani şu balıkların halıya saçıldıkları an. Evet yaşatmış gibi o evi, İstanbul'u, fakülteyi, eylemleri, meyhaneleri...
Dönelim az pratiğe; Bafra sigarası edinip içesim geldi sık sık, sonra o dönemlerin teklifsiz misafirlikleri eve uğramaları diyelim ona hatta aslında ne güzelmiş. Hazırlık yok, temizlik yok çat fakülteden bilmem 3 kişi 5 kişi.. Dayanışma var. Sonra o sofraların zenginliği, mezeler, ızgaralar. İşçiler sık sık rakı yuvarlıyor birbirlerine masa ısmarlıyor. Şimdilerde ceplerde akrepler geziniyor. Çok güzeldi. Ölüm yıl dönümüne yetiştirmeye çalıştım Vedat Türkali'nin. 29 Ağustos 2016 . Dünyadan göçüp gidiş tarihi. Güzellikler içinde uyu güzel yürek.. Seneye yine bu zamanlarda başka bir eserini okuyacağım. O iç sesleri çok seviyorum ben...

Son söz Roman da yer alan karakterlerin ülkenin siyasi yapısını özetlediğini düşündüm ben nedense, Nermin; çöküntüye uğramış geleneksel tutum, Günsel umut vadeden ama temelsiz halk ateşi, Rasim ; orta yolcu gücün adamı kalpazan, Kenan; ülkenin ta kendisi, yangın yeri, bunalım merkezi... Rasim'in karısı bile nasibini aldı bu bunalımdan, yangından ama Rasim bir tek beresiz atlattı bu yangını. Şimdiler de olduğu gibi. Bu ilgimi çeken bir detay mıydı yoksa ben mi yordum bunları bilemem. Etkiledi.
ataç ikon Bir Gün Tek Başına
kitaba 10 verdi
3 beğen · 0 yorum
Sonay Ç.

Sonay Ç.

@ponnik

Bir Gün Tek Başına Kalmayı Tercih Ettin!
Öncelikle sayfa sayısı gözünüzü korkutmasın. Kitabı okutan sayfa sayısı değil, içeriğidir! Ne kitaplar okuduk incecik ama içi boş, sıkıntıdan elimizde kalınlaşan kitaplar...
Vedat Türkali'nin okuduğum ilk romanıdır. Okuyacaklarım listesinde uzun zaman kalan ve aldıktan sonra da bir süre rafta bekleyen romanı, Bir Gün Tek Başına...
Kenan, Günsel, Rasim, Nermin... hepsini ne de güzel anlattı bize Vedat Türkali. Menderes'in siyasi dönemi, çıkan politik olaylar, kayıplar, aşklar, arkadaşlıklar, yardımlaşma, mücadele... hepsi başarılıydı. Film izler gibi bir çırpıda okuttu bana elimdeki kalın kitabı.
En çok da iç konuşmaların olduğu bölümleri sevdim. O gelgitler, o kafa karışıklıkları, ikilemler... o kadar güzel aktarılmış ki, yazara büyük bir alkış göndermekten kendimi alamıyorum.
Sonunu gerçekten tahmin edemedim, edilmeyecek gibi olduğundan değil de, karakterleri bildiğimizden böyle bitsin istemez çoğu okur. Ama ben genelde sonu mutlu bitmesi istenen okurlara baş kaldıran yazarları daha bir seviyorum.
Bütün karakterler başlı başına kendince haklı ve masumdu benim gözümde. Ama Rasim'i evet Rasim'i çok sevdim. Uzun uzun anlatmak istemiyorum ama Rasim'deki o arkadaş sevgisi, arkadaşına sonsuz tahammülü deli etti beni. Ben bile kızdım Rasim'e, bırak git şu Kenan'ı ne diye arkasını topluyorsun, her zaman arka çıkıyorsun diye ama... ben de öyleyim, tıpkı Rasim gibi. Bırakamıyorum sevdiklerimi...
ataç ikon Bir Gün Tek Başına
kitaba 8 verdi
3 beğen · 0 yorum

Bir Gün Tek Başına - S41

S-41 kitabın 41. sayfasının ilk paragrafıdır. S41 Ekle
Elif öztürkmen

Elif öztürkmen

@elifozturkmen

İnsan dendi mı ne erkektir o ne kadın. Birleşince yarımşardan bir olurlar insan olurlar. Bütün çaba insan olmak.
ataç ikon Bir Gün Tek Başına
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
11 beğen · 0 yorum
Arif Boğaç

Arif Boğaç

@bogac

Kadın erkek ayrımına kapılmadan, ahlaktı, terbiyeydi boş verip konuşmanın nasıl da dinlendiren bir yanı vardır. Hep kendimizi sıkarak yaşıyoruz; demir kalıplar içindeyiz.

Sayfa:500
ataç ikon Bir Gün Tek Başına
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
11 beğen · 0 yorum
Arif Boğaç

Arif Boğaç

@bogac

Mutluluk da yorar insanı.

Sayfa:487
ataç ikon Bir Gün Tek Başına
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
7 beğen · 2 yorum
Ergün Çil (@erguncil)
Kesinlikle, bana bazen yakınlarım, "Sen Allah'tan belanı mı arıyorsun" diyorlar. Kendi kişisel sorunlarım pek olmamasına karşın, toplumsal sorunları kendime dert edip, depresyona girdiğim iiçin....
16.11.16 beğen cevap
Leandros (@leandros)
Sayın @ergun-cil Sorunlarla ilgilenmek için öğreniyoruz ki ben bu konuda Sizi Tebrik Ediyorum.
16.11.16 beğen cevap
Arif Boğaç

Arif Boğaç

@bogac

Taşları sürekli dönen bir değirmendir kafa dediğin, ya evlat, arasına bir şey koymadın mı kendi kendini öğütür, sakatlanır.

Sayfa: 18
ataç ikon Bir Gün Tek Başına
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
6 beğen · 0 yorum
Arif Boğaç

Arif Boğaç

@bogac

Yenildiğini bilmeyen kişiyi yenemezsin.

Sayfa:377
ataç ikon Bir Gün Tek Başına
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
6 beğen · 1 yorum
Ergün Çil (@erguncil)
Zevki de olmaz zaten...
16.11.16 beğen cevap
18
KİTAP
Orhan Kemal Roman Ödülü Kitaplar
Orhan Kemal Roman Ödülü 1972'den beri her yıl verilen bir edebiyat ödülüdür. Bu liste Orhan Kemal Ödülü almış kitapların list...
1176
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir. Sen de mutlaka okunması gerektiği...
1176
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir. Sen de mutlaka okunması gerektiği...
163
KİTAP
Kütüphanenizde Yer Alması Gereken Hazine Değerindeki Edebiyat Kitapları
Herkesin okuması ve kitaplığında bulundurması gerektiğini düşündüğümüz hazine değerindeki en iyi edebiyat kitaplarını bu list...
23
KİTAP
Psikolojik Romanlar
Psikolojik çözümlemeleri ile karakterlerin iç dünyalarına derin yolculuklar yapmayı seven yazarlar tarafından kaleme alınan, ...
lila

lila

@nenuphar

- …………………………………………………
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bekle bizi
Büyük ve sakin Süleymaniye’nle bekle
Parklarınla, köprülerinle, kulelerinle, meydanlarınla
Mavi denizlerine yaslanmış
Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle.
Ve bir kuruşa Yeni Hayat satan
Tophane’nin karanlık sokaklarında
Koyun koyuna yatan
Kirli çocuklarınla bekle bizi.
Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi.
Bekle dinamiti tarihin
Bekle yumruklarımız
Haramilerin saltanatını yıksın
Bekle o günler gelsin İstanbul bekle
Sen bize lâyıksın.
Daha çok devrimci anılarla yüklü bir kavga söylevine benzeyen şiir bitince suskun kaldılar bir süre.
……………………….

- Tanımış mıydın bu adamı?... dedi Kenan. Bu şiiri yazanı?...
- Cezaevinde görüşmede ağbeyim uzaktan göstermişti bir gün.

S 524-525 Cem Yayınevi

Romanda Vedat Türkali’nin insana umut, inanç, direnç veren bu şiirine rastlamak güzeldi. Şarkısının ezgileri de hüzün dolu…
https://www.youtube.com/w...h?v=PuGbtrCf47E Vedat Türkali
https://www.youtube.com/w...h?v=VRaDbvdZOWo Vedat Yıldırım
https://www.youtube.com/w...h?v=zcO662McVOQ Sevinç Eratalay
EK 1
EK 2
ataç ikon Bir Gün Tek Başına
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
15 beğeni · 2 yorum beğen ikon
Beyzade (@koraycem)
Bu kitabın film yapılma serüveni 20 senedir devam ediyor. Bu sene Barış Pirhasan'ın yönetmenliğini yaptığı Vedat Türkali belgeseli gösterime girecek. Bu sene Vedat Türkali'nin 100. doğum yıldönümü.
15.02.19 beğen 2 cevap
DAVUT SEÇER

DAVUT SEÇER

@davut38ks

 paylaşım fotoğrafı
Acılarıyla da güzel yaşamak... Her ölüm yaşayanlara kurtuluş sevincimi veriyor?
ataç ikon Bir Gün Tek Başına
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
17 beğeni · 1 yorum beğen ikon
Hayat efzaa (@hayatefzaa)
Biliyorum yaklaşıyoruz her an biliyorum oruçlu doğar insan ölğmğn iftar sofrasına demişler ben demedim...
11.10.18 beğen 1 cevap
Mehmet

Mehmet

@yoldas

 paylaşım fotoğrafı
Düşünce, eylem, ne varsa, düzenin egemen güçlerinin açık, örtülü izniyle, onayı ile en azından göz yumması ile çıkmıştır ortaya. Ufak tefek düzeltmelerle düzen sürdürülmüştür. Burda biter bizim yiğitliğimiz. Düzeni kökünden değiştirmek bilincine varanlara da kan kusturulmuştur. Biliyor musunuz ? Daha Osmanlı'da basına uygulanan ilk sansürün yasakları arasındadır sosyalist, grev sözcükleri. Aydın kalabalığımız herkesten çok kızgındır bu bilince varanlara. Çıkmayagörsün böyle biri, ilk onlar saldırır: '' Urun !..Koman!.. Yaşatman!.. Tiz boğun!.. '' Tam Osmanlı işi. Dudak büker hiç değilse. Doğruluğuna inanmadıklarından mı? Değil. Yasaklanmış doğrulardır da onun için. Korkularından. Aşağılık kompleksi bir tür. Eskilerde canına kıyan materyalist Beşir Fuat'tan beri, vebalı gibi yanından kaçılmıştır hep en doğruyu, en ileriyi görenlerin, savunanların. Aslında bitmeyen bir faşizm var ülkede. Nasıl tanımlıyoruz faşizmi: '' Finans -kapitalin en geri, en şoven öğelerinin açık terörist diktatörlüğü. '' Sürüp gider kendine özgü bir faşizm bizim toplum yapımızda. Bazı açık, bazı örtülü biçimde. Ülkede bu korku duvarını önce aydının aşması gerek. Alın size kısır bir döngü. Aydın, halka, yığına dayansa kalmayacak korkusu, güçlü bulacak kendini.

Everest Yayınları - Sayfa - 453

Bu alıntıyı Yaşar Kemal'in aydınlara, yazarlara, omurgasızlara, bukalemunlara, korkanlara ders veren güzel bir yazısıyla destekleyelim: '' Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş, sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi... Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım. Benim sanatım, içinden çıktığım sınıfın yani proletaryanın çıkarlarının emrindedir. Ben etle kemik nasıl birbirinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim. Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum. ''
ataç ikon Bir Gün Tek Başına
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
14 beğeni · 3 yorum beğen ikon
lila (@nenuphar)
Ben de sanatçının halkın yanında olmasına ilişkin Fakir Baykurt’tan bir alıntı ekleyeyim: “Sabahattin Ali; Pir Sultan Abdal, Garcia Lorca, Nazım Hikmet gibi büyük sanatçılardandı. Kahraman ve kurban olmasa da, olmadan da büyüktü. Onun yaşamında ve yapıtlarında büyük sanatçılığın bütün belirtileri vardır.
Biliyoruz, büyük sanatçıların yaşamları da büyüktür. Onlar acıyı da, sevinci de büyük boyutlarda yaşarlar. Yapıtları, sadece içerik, biçim ve estetik yönlerinden değil, sanatın işlevi yönünden de bambaşka özellikler taşır. Bundan ötürü kitleleri çok yakından ilgilendirirler. Bu ilgi de giderek onları etkiler, sarsar, onlara bilinç verir, bunalımlardan çıkış yönlerini, yollarını sezdirir, eyleme dönüşecek maddi gücü aşılar. Büyük sanatçılar bu işlevi, bunalım içindeki halkların yaşamına karışarak, onlarla birlikte soluk alıp vererek, acıyı sevinci onlarla paylaşarak, dayatılan haksız koşullara direnerek, diretmekle yetinmeyip, gerektiğinde savaşarak; savaşım içinde oluşturdukları yapıtlarda halkın dilini, duygularını, düşüncesini sevgiyle, saygıyla kullanarak sağlayabilirler.” S 271 Yanar Bir Işık
Fakir Baykurt da halkın acılarına duyarsız kalmamış toplum gerçeklerini eserlerinde işlemiş h
aksız koşullara karşın mücadeleyi sendikacı kimliğiyle de sürdürmüş, bedel ödemiş büyük sanatçılarımızdan biri.
29.09.18 beğen 3 cevap
Mehmet

Mehmet

@yoldas

 paylaşım fotoğrafı
-Biliyor musunuz o parada tüyü bitmemiş yetimin hakkı var. Hani dindarsınızdır diye söylüyorum. İçinizdeki Allah korkusu önlemiyor mu böyle bir hırsızlıktan yararlanıp, milletin parasını çalanlarla ortaklık etmeyi?

Everest Yayınları - Sayfa - 148


Kendi sınıfsal çıkarlarımıza sırtımızı dönüp bu soyguna, bu yağmaya, bu talana işçinin emekçinin alın terini gasp edenlere verdiğimiz sınırsız desteğin hesabını soruyor Vedat Türkali...
ataç ikon Bir Gün Tek Başına
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
5 beğeni · 0 yorum beğen ikon