up
ara

Bir Gün Tek Başına Kitap İncelemeleri

Mehmet

Mehmet

@yoldas

13 Mayıs 1919 tarihinde Samsunda doğan Vedat Türkali, 2016 yılında hayata gözlerini yumdu. 97 yıllık bir ömre sığdırılan kitaplar ve yazdığı senaryolar. Darbeler gördü, darbelerin öncesi ve sonrasının siyasal atmosferinin topluma etkilerini kitaplarına yansıttı. 97 yıllık ömründe her dönemin bütün bilgisini kuşandı, tanıklık etti ve kalemini silahı yaptı. Hemen hemen her dönem hedef tahtasına konuldu. işkencelerde teslim alınmaya çalışıldı, alınamadı, yedi yıl hapis yattı. Çıktı ve kaldığı yerden anlatmaya yazmaya devam etti. İçinden çıktığı sınıfa sırtını dönmedi. Kalemini güce peşkeş çekmiş bir çok yazarın sıkça yaptığı bir savunma yolu vardır; '' Dönemin siyasal atmosferi yazmama müsaade etmiyordu.'' diye. Vedat Türkali bu atmosfere bakmadan gördüğünü yazmaya anlatmaya devam etti. Burjuvazinin içinden çıkmış, korkularının esiri olmuş, halka sırtını dönmüş, her dönemin mevcut iktidarının belirlemiş olduğu sınırlar çerçevesinde yazmış, çoğunluğu omurgasızlık yarışına girmiş, boyun eğmiş, diz çökmüş aydınları ve yazarları öylesine güzel anlatmış ki. Bugünlere baktığında hep mi böyleydi bunlar sorusunu sormadan geçemiyorsun.

Bir dönem komünist partiye üye olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan Kenan yediği iki tokattan sonra sinip köşesine çekilip evlenip çala çocuk sahibi olup, mücadelenin aktif sembollerinden biri olan Günsel'le tanışıp ve bu aşkın çevresinde gerçekleşen olaylar. Günsel'in, Kenan'ın Nermin 'in ve diğerlerin iç hesaplaşmaları, çelişkileri. Kenan'ın korkaklığı, kıskançlığı, zaman zaman bataklığın dibine kadar gömülmesi, kitabın son anına kadar peşini bırakmayan geçmişi, Günsel'in Kenan'a olan inancı ve sırtını döndüğü gerçeklere karşı Kenan'ın kendini sorgulamasına sebep olması. Özünde iyi bir insan olsa da Kenan maalesef ki küçük burjuva duyarlılığın bir adım ötesine gidemiyor. Kitap bir dönemi anlatıyor olsa da günümüz siyasetine yakından şahit olan insanlar rahatlıkla dönemsel olmaktan çıkaracaktır işlenen konuları. Hep böyle miydi sorusunu sormadan, hep böyleymiş diyeceksiniz. Acılı bir coğrafyanın acılı çocukları derim hep, her dönemin potansiyel suçluları. Bunlara ilgili bir kaç alıntı paylaşayım.
'' İki satır yazı yazanları bile tıkıyorlar içeri. '' ( s 435 )
'' Savaş yok, dedi ama gerginliği sürdürmekte çıkarı olan büyük güçler var. '' (s 290 )
''Düzen, yıkıntısını geciktirmek için en bireyci, en bencil yanımıza itiyor bizi, dedi. '' ( s 402 )
'' Grevin sözünü bile ettirmiyorlar zaten... '' ( s 225 )
'' Yıllarca çekilen işkenceler, baskılar, hapislikler, sürekli polis kovalamaları öylesine yılgınlık yaratmış ki en namuslu kişiler bile ''örgüt'' sözcüğünden ürker olmuşlardı. Faşizmin iyice kuduzlaştığı böyle bir dönemde düzenli bir örgüt çalışması söz konusu değildi.''(219)
'' Hükümet, Basın Enstitüsü'nün protestosuna yayın yasağı koymuştu. Gazeteciler yargılanıyor, cezaevine konuyor, gazeteler kapatılıyordu.'' (s 160 )
'' Tefeci - bezirgân, finans - kapital saltanatı öylesine bir baskı yarattı ki ülkede, emekçi sınıfları, işsizlik, yoksulluklarıyla bile yolunu bulamıyor bir türlü. '' ( s 126 )
'' - Aydınlarımıza bakma, dedi. Zavallıcıklar...
Günsel kendini tutamamış gibi, sinirli, acımasız bir sesle:
- Bağışlayın beni, dedi, hiçbir zavallılıklarını görmüyorum ben. Bireysel çıkarları peşinde koşuşan bir sürü böcek...'' ( s 125 )
'' - Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi ya, ülke daha böylesine apaçık vatan satıcılarına kaptırılmamıştı. Bu atom çağında, Amerikan üsleriyle donattılar ülkeyi. '' ( s 124 )
'' Vatan, millet derken derken bir bakarsınız eski hırsızlar yine yerlerini almışlar. '' ( s 122 )

İki satır yazı yazanı tıkıyorlarmış içeri, gazeteciler yargılanıyor, tutuklanıyor ve susturulmaya çalışılıyormuş, siyasi çıkarları olanlar sürekli ülkede gerginliği artırıyormuş, gazeteler kapanıyormuş, grevin sözünü bile ettirmiyorlarmış, protestolara basın yasağı konuluyormuş. Bunlar sizlere de yabancı gelmiyordur mutlaka. Özellikle baba karakterin anlatıklarını bayağı bir sevdim. Kitabındaki karakterlerin bir çoğunu gerçek kişilerden esinlenerek oluşturmuştur Vedat Türkali. Baba karakterinin Hikmet Kıvılcımlı olduğunu öğrenmek şaşırtmadı beni. Halkçılar ile Demokratlar arasındaki kavgada halkçılar tarafında saf tutulmasını çok garipsemiyor ama şunu da söylemekten kendini alamıyor; al birini vur ötekini talepler antidemokratik uygulamalara karşı olsa da, sınıfsal bir bilinçte sınıfsal bir mücadele yolunda örgütlenildiğinde bugün yanlarında saf tuttuklarımız yarın en az dönemin iktidarı kadar acımasızlaşacaktır. Ve yine bugün kendi saflarında kendileri için örgütlendiğimiz insanlar acımasızca bedel ödeteceklerdir. Bu bedeli ödeyenler ise her dönemin potansiyel suçlularıdır. '' Tanrısı değişir kendisi değişmez tek din faşizmdir.'' Sistemin içerisinde yönetenlerin değişmesi temel hak ve özgürlükler noktasında biraz daha esnek olsa da özünde düzenin koruyuculuğundan bir adım öteye gidemeyecektir. Bir düzen var ve sistemin bütün kurumları, yasaları, kanunları o düzeni korumak adına kurulmuştur.

Kitabın akıcılığı sıkılmadan okumama sebep oldu. Öyle ki anlatılan konulara yabancı olmayan okurlar film izler gibi ilerleyeceklerdir. Kenan'la, Günsel'le ve diğerlerinin rakı masalarına misafir oldum, onların memleket üstüne sohbetlerini dinleyip, onlarla birlikte şikayetçi oldum, zaman zaman küçük burjuva dünyalarında kirlendim. Günselin o güzel sesinden Nazımdan şiirler dinledim. Kızlı erkekli ortamda hemde. ( sık sık kızlı erkekli diye anlatıyor Vedat Türkali, büyük ihtimal o döneminde gündeminde kızlı erkekli çıkışlar vardır günümüzdeki gibi ) Biz böyle rakı masalarında memleket meselelerini konuşarak mı bir şeylerin değişmesini bekleyeceğiz diye soran Günselin karşısında ezildim. Korkaklığımı Kenan gibi haklılaştırmak için kendime bile inandıramadığım sebepler ürettim. Onun gibi burjuva aydının korkaklığını iliklerime kadar hissettim. Ümitsizliğe kapıldığımız anlarda babanın kapısını çalıp sohbetlerini dinleyip yüreğimize düşen eylem ateşiyle yasaklanmış doğruları onlarla birlikte sokaklarda haykırdım. Dağılın diye haykıran gücün karşısına bedenini siper edenlerle yoldaş oldum. Düzenin korucuları tarafından gözaltına alınan Günsel'in işkence de ki dirayetine hayran kaldım. Cellatların karşısında onlarla birlikte dik durdum. Hücrede sessiz sessiz ağladım. '' Sizleri öne sürüyorlar. Vatan hainleri var aranızda. Belki de bilmeden araç oluyorsunuz... Düşmanları var bu ülkenin '' diye nasihat çeken komisere bu ülkenin tek haini ve düşmanı varsa o da memleketi Amerikan üstleriyle donatıp, natoya peşkeş çeken sizlersiniz diyerek ağız dolusu küfürler ettim. Dönemin haramileriyle günümüzün haramilerini kıyasladım. Küçük burjuva devrimcileriyle, geleneksek sol üstüne kafa yordum. Sonra geldim buraya kitabı okuduktan sonra bir şeyler karalayayım dedim, yazıp yazıp sildim, acaba başıma bir iş gelir mi diye tedirgin oldum! Herhalde o günlerden bugünlere gelinen süreci anlatacak en güzel örnek parmaklarımızın ucuna kadar gelip de yazamadığımız şeylerin tedirginliğidir. Bu tedirginliği yaşamayıp bedel ödemeyi göze alan insanlara sırtınızı dönmemeniz umuduyla.
ataç ikon Bir Gün Tek Başına
8.9 (81 oy)
10 yorum
Semih Oktay (@semihoktay)
Gazetemi okuduktan sonra okuduğum ilk yazı bu inceleme oldu...Fena kendime getirdi ama henüz kahvemi içmeden. Ellerine sağlık Mehmet.Kitabım hâlâ duruyor kitaplarımın arasında.Baktım da puanım düşük olmuş benim nedense.Hatırlayamadım. Bir daha mı okusam BİR GÜN TEK BAŞINA adlı bu eseri acaba,diye kendi kendime düşünmeye başladım.Sağ ol Mehmet...
04.10.18 beğen 1 cevap
Tam Bağımsız Proton (@tambagimsizproton)
Muh-te-şem... Elinize, emeğinize, aklınıza sağlık kıymetli @yoldas üyesi. Çok açıklayıcı ve etkileyici bir metin olmuş. Uzun zaman önce okuduğum bir kitaptı ama yazdıklarınızı okurken özlediğimi fark ettim, tekrar okuma zamanı gelmiş anlaşılan. ( Bu tür eylemlerinizin devamı bekleyen sadık takipçiniz Proton)
04.10.18 beğen 1 cevap
Batuuu (@batuuu)
Hocam incelemen çok güzel olmuş daha önceden farkedip baksaydim belki de kitabı sormazdm ama iyi oldu belki birilerini de etkiler okur kitabı
22.04.19 beğen 1 cevap