up
ara

İzler ve Gölgeler

İzler ve Gölgeler Konusu ve Özeti

İzler ve Gölgeler
Öğleden Sonra Aşk ve Şeytan, Melek ve Komünist kitaplarının da yazarı Nedim Gürsel tarafından kaleme alınan İzler ve Gölgeler kitabı Roman, türünde okuyucusu ile buluşuyor. Doğan Kitap yayınevinden 1970 yılında 9789752933040 isbn kodu ile kitapçılarda satışa sunulan İzler ve Gölgeler isimli kitap 215 sayfadan oluşuyor. İzler ve Gölgeler kitabını okuduysanız mutlaka oyunuzu, kitap incelemelerinizi ve alıntılarınızı bekliyoruz. Neokur kullanıcıları fikirlerinizi merak ediyor!
Yazar:
Yayınevi: Doğan Kitap
ISBN: 9789752933040
Sayfa: 215 sayfa Basım Tarihi: 1970

İzler ve Gölgeler - S41

Sahi, ne diyordum ! Prag'ın gizlerinden söz ediyordum sanırım. Demem o ki, çanlarıyla puslu havayı, demir tekerlekleriyle vitrinleri titreten tramvaylarla da dolaşabilirsiniz kenti, ama en iyisi yaya dolaşmak. Mesafeler çok uzak değil çünkü, sokaklarsa alabildiğine çekici. Kalabalığa karışıp kendinizi günün akışına bırakmanız yeter. Ben de öyle yaptım. Şair Nezval gibi rastlantısal güzellikleri, günlük yaşamın olağanüstü yönlerini, ayrıntıların beklenmedik şaşırtıcılığını keşfe çıktım. Neler mi gördüm ? İki kapı arasında Mucha'nın bir yapıtını örneğin. Yeni Dünya'da mor sıvalı bir ev, Şato'da eski fenerleri gün boyu yanan çıkmaz bir sokak gördüm. Strahov Manastırı'nın kitaplaığında içi saman doldurulmuş bir timsah, çatısında üç güzel martı vardı. Dünyanın tüm böcekleri, binbir çeşit renkleri ve tuhaf kabuklarıyla cam vitrinlerde sergileniyordu. Ve bir kahvenin tozlu rafında unutulmuş Rude Pravo'nun eski sayıları eskinin olağanüstü günlerinden söz ediyordu. Sonra Vltava'da, Mississippi'nin çamur rengi sularında yüzer gibi yol alan timsahlarca izleniyormuş duygusu uyandıran, yandan çarklı bir gemi. Siyah beyaz kuğular. Kıyıda bir süre daha dursaydım, Varoluşun Dayanılmaz Hafifliği'nde ki Tereza gibi, akıntının sürükleyip götürdüğü tahta bankları, büyük aşkların tanığı o alçakgönüllü nesneleri bile görebilirdim. Ama acelem vardı. Akşam olmadan bizim yeniçeri heykelinin bulunduğu yere varmalı, öyküsünü kendi ağzından dinlemeliydim. Adımlarımı hızlandırarak tunç mantosunun içinde hala dimdik duran Jas Hus'un heykelini ardımda bırakıp Karel Köprüsü'ne doğru yöneldim. Hanus ustanın saati, ben tam önünden geçerken çalmaya başladı. Bir süre havarilerin dansını seyrettim. Sırayla çıkıp arzı endam ettiler. Onları insanoğlunun zaaflarını simgeleyen heykelcikler izledi : gurur, cimrilik, zevk ve iskelet suretinde ölüm peşpeşe geçtiler.
Ahmet Erciyes tarafından eklenmiştir.