up
ara

Mevzumuz Derin

Mevzumuz Derin Konusu ve Özeti

Mevzumuz Derin
Mevzumuz Derin kitabını okuduysanız inceleme eklemeyi unutmayın. Neokur kitap hakkındaki düşüncelerinizi ve yorumlarınızı merak ediyor.
Yazar:
Yayınevi: On8 Kitap
ISBN: 9786054603596
Sayfa: 164 sayfa Basım Tarihi: 1970
Ahmet Büke'nin genç blog kahramanı Bedo, şimdi bir roman kahramanı!"İnsanın en becerikli olduğu alan, kendini ikna etmesidir işte. Annemi hıçkırıklar, kendimi de uçuşan sorular içinde bırakıp, içi boş bir elbise gibi gidip yatağa uzandım. Havadaki tehlike kokusunu sonuna kadar alıyordum. Ama uyursam, yarın olursa, güneş doğarsa, hiçbir şey olmamış gibi hayatıma devam edebilirim sanıyordum."Ortak hiçbir anıya sahip olmadığı babasının yokluğuyla her gün sınanan Bedo için hayat, cevapları sürekli ertelenen bir sorular zinciri; parçaları özenle gizlenmiş, çok gölgeli bir yapboz. Kafasında dönenen sorularınsa sonu yok. Bedo'nun hayatı boşluklarla ve bu boşluklara dair sorularla epeydir delik deşik. Cevaplarsa ne ailesinden gelecek gibi, ne de okuduğu kitaplardan. Ancak bu sessizlik oyununda, umulmadık bir perde daha var. Anlayacağınız, mevzu derin.
Arif Teziç

Arif Teziç

@arif_tezic

Semaver Kadar Derin
Ahmet Büke’nin Eylül 2013’te yayımlanan romanı “Mevzumuz Derin” Andrei Platonov’dan bir alıntıyla açılıyor: “Yaz devam ediyordu...” Hangi yaz? Haziran direnişinin yaşandığı 2013 yazı elbette. Çünkü, romanın baş kahramanı Bedo’yu tanıdıkça, “GTA’da polis döven nesilden” olduğunu anlıyoruz.
Bedo, on sekiz yaşını henüz bitirmiş; annesi ve dedesiyle birlikte İzmir’de -Selanik, Girit ve Kırım göçmenlerinin yerleştiği Eşrefpaşa’da- yaşıyor. Kendi mahallesini şöyle anlatıyor Bedo:
“Zaten karışıktık… Yan komşumuz Madam Pi Yahudi’ydi. Sonraki evde Tatar bir aile otururdu. Hâlâ aynı evdeler ve İzmir’in en güzel Tatar böreklerinin satıldığı dükkânları şimdi bile iki sokak ötemizdedir. Sonra Yugoslav göçmenlerinin evleri başlar. En sonda da Giritliler oturur. Giritli Ali Abinin karısı da Selanik göçmeni olan Nurhayat Abladır.
Eh, yani bu resme bir Çingene aile girse kimin haberi olur ki.
Nitekim olmadı.”
En yakın arkadaşıysa bahsettiği bu Çingene ailesinin oğlu Barbo. Dersaneden arta kalan vaktinde ya kitap okuyor ya da Barbo’yla takılıyor.
Bedo’nun babası bir deniz kazasında ölmüş. Kendisi gibi kitap kurdu olan dedesiyle birlikte, dedesinin arkadaşı olan İsmet Amca’nın kitapçısına sıkça uğruyor. Kitaplarla kurduğu bu sürekli ilişki sayesinde yaşadıklarından kaçış olanağı yakalıyor belli ki:
“Sonuçta herkes savaş istiyordu. Annem, Nehir, hatta her defasında para üstü vermeyi ‘unutan’ kantinci…
Peki, istediğiniz gibi olsun.
Sizinle dövüşür, sonra kitapların arasında hayatla barışırım.
Haydi bakalım!”
Kitapla direniyor yaşama, her şeye rağmen yaşamayı sürdürebilmek için okuyor, okuduklarına inanmak istiyor:
“Kalkıp odama gittiğimi ve coğrafya atlasımı açtığımı hatırlıyorum. İngiltere’yi buldum. Sonra İzmir’den parmağımla denizden yola çıktım. Uzun bir yol olmalıydı. Ben buradan varmıştım İngiltere’ye, acaba babamın gemisi nerede kalmıştı?
Bunu sormak için anneme gittim. Ama kapısı kilitliydi. Hıçkırıklarını duydum.
Sonra gidip atlası terastan aşağı attım.
Bir daha da anneme sormadım babamı.
O yaşımda bir macera kitabından okumuştum; galiba Jules Verne’di; “Her şey geçer,” diyordu.”
2008’de “Alnı Mavide” kitabıyla Oğuz Atay Öykü Ödülü’nü, 2011’de “Kumru’nun Gördüğü” ile Sait Faik Hikaye Armağanı’nı kazanan; sıradanlaşan her şeyin, her insanın başlı başına bir öykü olduğunu sıkça anımsatan Ahmet Büke, Nisan-Mayıs 2013’te ON8 Blog’a “Bedo’nun Kitapları” adıyla tefrika ettiği öyküleri örerek bir ilk roman oluşturmuş. Dili temiz. Anlatıcı olarak birinci tekil şahsı seçmiş. Zaman kipleri arasında geçişleri, yer yer bilinç akışını kullanışı usta işi. Gelgelelim, bu öyküler toplamı bir roman gerilimi yaratamıyor. Ne tam anlamıyla öyküler toplamı diyebiliyoruz kitap için ne de tam anlamıyla bir roman. Fakat örülmüş öykülerden çok romana yakın; gücünüyse güldürmeyle hüzünlendirme arasındaki izleğinden alıyor.
1970 doğumlu Ahmet Büke’nin, Bedo karakteriyle anlamaya ve anlatmaya çalıştığı doksan kuşağının edebiyatta yer edinmesi önemli. Fakat doksan kuşağı için “bisiklet”in “ekşi sözlük” kadar önemi olmadığını Ahmet Büke’nin öğrenmesi gerek.
Herkesin bir şeylere tutunmaya çalıştığı “Mevzumuz Derin”de hayatının eksik parçasını bulan Bedo’nun aslında daha “derin” bir şeyle karşılaşmasıysa şaşırtıcı bir son hazırlamış romana. Diyor ki Bedo:
“O akşam Barbo’da kaldım ve ona dedim ki: “Şu yaşımda iki şey öğrendim hayattan abi; devlet ve aile. Kazdıkça dibi bulunmuyor bunların.”
Baktı bana.
“Doğru diyorsun da, zamanı gelince çoluk çocuğa karışmak lazım yine de,” dedi.
Karşılıklı güldük durduk…”
ataç ikon Mevzumuz Derin
8.33 (3 oy)
1 yorum
Fulya (@fulya68)
Harika bir inceleme olmuş, elinize sağlık! Ne yalan söyleyeyim, çoğu insan gibi çok popüler olan eserlerden bir müddet uzak durur, nedenini bilmediğim bir sebepten ötürü belki de hiç okumam :) Ahmet Büke'nin bu eseri de biraz bu kategorideydi. Kesinlikle fikrim değişti. En yakın zaman okuyacağım. :)
14.12.13 beğen cevap

Mevzumuz Derin - S41

S-41 kitabın 41. sayfasının ilk paragrafıdır. S41 Ekle
Hasan Ali

Hasan Ali

@hasanali

Yıldızları izledim.
Çok uzaktılar. Herkesten ve hepimizden uzaktılar.
ataç ikon Mevzumuz Derin
8.33 (3 oy)
0 yorum