up
ara

Şiirler

Şiirler Konusu ve Özeti

Şiirler
İlk kitabı ile edebiyat dünyasına giren Stephane Mallarme tarafından kaleme alınan Şiirler kitabı Şiir (Çeviri) , türünde okuyucusu ile buluşuyor. Varlık Yayınları yayınevinden 2005 yılında 9789754343205 isbn kodu ile kitapçılarda satışa sunulan Şiirler isimli kitap 323 sayfadan oluşuyor. Kitabı Türkçe'ye Erdoğan Alkan çevirmiştir. Şiirler kitabını okuduysanız mutlaka oyunuzu, kitap incelemelerinizi ve alıntılarınızı bekliyoruz. Neokur kullanıcıları fikirlerinizi merak ediyor!
Çevirmen: Erdoğan Alkan
Yayınevi: Varlık Yayınları
ISBN: 9789754343205
Sayfa: 323 sayfa Basım Tarihi: 2005
Stéphane Mallarmé'nin Bütün Şiirleri de diyebileceğimiz bu yapıtta, şairin sağlığında şiir seçimi, sayfa düzeni ve taslağını bizzat kendi yaptığı ama yayımlandığını göremediği Şiirler kitabı, sonradan diğer yayınevlerinin bu kitaba eklediği şiirlerin tamamı, "Zarla Şans Dönmeyecek" adlı uzun şiiri ve düzyazı şiirleri yer alıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Elinizdeki yapıtta şiirin tamamı yer alıyor. Ayrıca bu kitaba şairin sekiz gençlik şiirini (ölçüsüz çevirerek) ve İgitur adlı düzyazı çalışmasının küçük bir bölümünü ekledim. Özetle, Şiirler başlığı altında sunduğum çalışma ülkemizde şimdiye dek yapılan en geniş ve ayrıntılı çalışmadır. Bütün Şiirler diyebileceğimiz bu yapıtı okuduğunuzda şair hakkında doyurucu bir fikre sahip olabilirsiniz. Kitap şairin ölümünden bir yıl sonra, Şiirler adıyla 1899'da çıktı. Daha sonraki yayıncılar eklemeler yaptılar. Gallimard Yayınevi'nin Beyaz Koleksiyon dizisinden 1913'te çıkardığı Şiirler'de 64, aynı yayınevinin 1945 tarihli pléiade Kitaplığı dizisinden çıkardığı Şiirlerde ise 66 şiir vardı.
Erdoğan ALKAN

Şiirler - S41

S-41 kitabın 41. sayfasının ilk paragrafıdır. S41 Ekle
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Bıkmış hazin hastaneden, perdelerin pespaye
Beyazlığında kasvetli duvarda haça doğru
Çıkan iğrenç tütsüden usanmış canlı cenaze
Sürünüyor sinsi sinsi doğrultup kamburunu

Ve, çürük tenini ısıtmaktan çok, taşlardaki
Güneşi görmek için ağarmış kıllarını
Tatlı ve bol bir ışığın kavurmak istediği
Pencerelere yapıştırmaya gidiyor. Harlı,

Yanan bir ağız mavi göğe hasret ─Bir zamanlar
Hazinesini solur gibi henüz toy bir gençken
Ve de erdenmiş gibi teni bir zamanlarki kadar─
Kirletiyor ılık, altın camları öpüp birden.

Unutmuş dehşetini kutsal yağların adam
Esrik! Şifalı bitkileri, saati, yatağı,
Öksürüğü unutmuş; ve kiremitlerde akşam
Kanarken, ışıl ışıl gökyüzünde bakışları

Kuğular gibi güzel altın kadırgalarda,
Sularda uyuyorlar... burcu burcu bir ırmak...
Uyuyorlar anılarla dolu bir kayıtsızlıkla
Çizgilerinin zengin ışığını sallayarak.

Böylece, tiksinsem de katı ruhlu insandan,
Tıkınmak mutluluğu içine yuvarlandım,
Çocuğunu emziren kadına sunmak için
Yemek denen çöplüğün ardı sıra dolandım.

Kaçıp yapışıyorum bütün pencerelere
Sonsuzun sabahının yaldızladığı sofuca;
Camlarında kutsanmış, arınmış çiğler ile
Omzumu pencerelerden dönüyorum yaşama.

Kendimi aynada melek gibi görüyorum
─Pencere sanat olsa, koyu bir gizem olsa─
Seviyor, yeniden doğmayı, götürsem diyorum
Düşümü Güzelliğin yeşerdiği ufuklara!

Ama heyhat! Tutsağıyız şu yalan dünyanın
Kendi evimde bile iğreniyorum ondan
O rezil, o berbat soluğu Budalalığın
Burnumu tıkamaya zorluyor beni her an.

Ey acıyı bilen Ben, bir çaresi var mıdır
Canavarın sövdüğü şu camları kırmanın,
Ve düşmek pahasına sonrasızlık boyunca
─Tüysüz kanatlarımla havalanıp kaçmanın?
ataç ikon Şiirler
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
2 beğen · 0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Tanrıları ve çiçekleri arasında on üç saat çalan ve hep geri kalan bu Saksonya duvar saati kimin? Düşün ki, bir zamanlar nice uzak yollardan, ta Saksonya’dan geldi.
(Acayip gölgeler sarkıyor aşınmış pervazlara.)
Ya şu Venedik aynan, donuk yılanların kıyısındaki soğuk bir kaynak gibi derin, kimler seyretti kendini orda? Kuşkusuz, o, bir değil nice kadın yıkayıp akıttı bu suya günahını güzelliğini; ki uzun zaman baksaydım çıplak bir hayalet görürdüm karşımda.
─Hınzır, aklın hep şeytanlıkta.
(Örümcek ağları görüyorum büyük pencerelerin pervazları üstünde.)
Dolabımız da çok yaşlı, bak nasıl yalıyor hazin yüzlü tahtalarını alev; ömrünü doldurdu perdeler, koltuklarda ne cila kaldı, ne yüz, ya duvarlardaki şu eski oymalar ve bütün bu kırık dökükler? Bir bak, yalan mıyım söyle, kafesteki şu Bengaldeş serçeleri, şu mavi kuş bile solmadı mı zamanla?
(Pencereler üstünde titreyen örümcek ağlarını düşünme.)
Seviyorsun bütün bunları, işte bu yüzden yanındayım. Eski zaman bakışlı güzelim, şiirlerimin birinde ‘’soluk nesnelerin zerafeti var’’ demiştim ve sen değil miydin seven bu sözcükleri? Bilirim yeni eşyaları sevmezsin; o çığırtkan güvenleriyle bilirim korkuturlar seni ve onları eskitmek gereğini duyardın, bilirim çok zordur bunu yapmak, eylemin tadına varmayan için.
Gel yanıma, kapat artık yüz yıl öncesinden kalma, köhnemiş şu Almanca kitabın kapağını, ordaki kralların hepsi de ölü, oysa, ben, uzanmış eski halıda, başım solgun entarinin sevecen kucağında, ey suskun çocuk, saatler ve saatlerce konuşacağım seninle; artık ne kırlar var benim için ne yollar, ve sokaklar boş, şimdi eşyalarımızdan söz edeceğim... Daldın mı?
(Titreyip ürperiyor bak örümcek ağları pencereler üstünde.)
ataç ikon Şiirler
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
2 beğen · 0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Tapınaklar rahibi, çıplak, porselenlerden
Yansıyan resim miyim Ecem, bilemiyorum
Öptüğünüz fincandan doğan bir Hebe’nin ben
Yazgısını kıskanıp alev tüketiyorum.

Gıdığı gür sakallı köpeğin miyim? Ve de
Şekerlemen, oyunun, kızıl şarabın al al?
Hayır! Üstüme düşen bu kapalı göz de ne!
Söyle, göksel berberi kuyumcu olan kumral.

Çoşkuları meleyen, dilekleri otlatan,
Nice ahududulu gülücükleri kuzu
Sürüleri halinde besleyen Ece Kızı,

Yelpaze kanatlı Amour bu ağılı uyutan
Bir kaval ile beni çizsin, resmetsin diye
Çoban yapın bizi ecem gülücüklerinize.
ataç ikon Şiirler
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 beğen · 0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Yeniden doğma esrikliğimin gölleri, gözler
Bir soytarı gibi: elini, kolunu sallayan,
Kalemi kandilin budala isini ansıtan
Bir yazar gibi, duvara oyduğum pencereler.

El, kol, bacak sallayıp taklalar, perendeler
Atan bir yüzücüyüm sayrı Hamlet’i yadsıyan!
Denizlerde temiz, erden kaybolmaya çalışan
Biriymişçesine kazıyorum nice gömütler.

Yumrukların kışkırttığı güleç, sembol altını,
Güneş döğüyor birden arınmış çoplaklığımı
Yayılan bu serin, bu körpe sedef bedenimden.

Üstümden geçtiğinizde, ey tenin karanlığı
Buzulların suyunda boğulmuş düzgün, nerden
Bilecektiniz benim kutsanmış kokum, yağımdı.
ataç ikon Şiirler
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 beğen · 0 yorum
Ela koukla mou

Ela koukla mou

@pisipisine

Kuşkusu içinde yüce Oyun'un
Bir dantela giderek yok oluyor
Sövgü gibi yarı aralanıyor
Eşliğinde bir yatak yokluğunun.

Bu kafadar beyaz kargaşa, solgun
Pencere camına doğru kaçıyor
Aynı an bir bezek taç yansılanıyor
Dalgalanırken kefensiz yeni gün.

Düşlerle yaldızlananın evinde
Bir lavta hüzünle uyuyor işte
Oyuğunda müzisyen bir hiçliğin

Öyle ki bir pencereye doğru biz
Karnından yalnız senin yalnız senin
Çoluk çocuk toplu doğabiliriz.
ataç ikon Şiirler
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 beğen · 0 yorum
9/10
1 oy
Sence kaç puan almalı?
0