up
ara

Faşizmin Kitle Psikolojisi

Faşizmin Kitle Psikolojisi Konusu ve Özeti

Faşizmin Kitle Psikolojisi
Kanser kitabının da yazarı Wilhelm Reich tarafından kaleme alınan Faşizmin Kitle Psikolojisi kitabı Psikoloji, türünde okuyucusu ile buluşuyor. Cem Yayınevi yayınevinden 0 yılında 9789754069334 isbn kodu ile kitapçılarda satışa sunulan Faşizmin Kitle Psikolojisi isimli kitap 416 sayfadan oluşuyor. Kitabı Türkçe'ye Yüksel Pazarkaya çevirmiştir. Kitap Düşündürücü ve Zihin Geliştirici Kitaplar listesinde de yeralmaktadır. Faşizmin Kitle Psikolojisi kitabını okuduysanız mutlaka oyunuzu, kitap incelemelerinizi ve alıntılarınızı bekliyoruz. Neokur kullanıcıları fikirlerinizi merak ediyor!
Yazar:
Çevirmen: Yüksel Pazarkaya
Yayınevi: Cem Yayınevi
ISBN: 9789754069334
Sayfa: 416 sayfa
Wilhelm Reich'ın (1897 - 1957) Karakter Analizi adlı yapıtı okuyucuya ilk kez sunulduğunda, eleştirmenler tarafından o ana dek "psikoloji konusunda söylenmiş olanların en iyisi ve en köklü düşünülmüşü" olarak tanımlanmıştı. Kitap çok geçmeden Nazi Almanyası'nda yasaklandı. Karakter Analizi ancak 1945'de, ABD'de yeniden basılabildi. O günden bugüne, bu başyapıt psikoterapinin gelişimine büyük katkı yapmıştır. Değişiklikler yapılsa da, Reich'ın kitabında işlediği temel görüşler pek çok terapi yönteminde benimsenmiştir.

Reich, Freud'un yorum analizinin karşısına, beden dilinden yola çıkarak, bastırmanın çok çeşitli katmanlarına adım adım ilerleyen davranış analizini koyar. Kas gerginliklerinin çözülmesinin cinsel enerjiyi serbest bıraktığını, bunun da aykırı davranışları ortadan kaldırdığını saptamış, buradan yola çıkarak vejetatif akımlar anlayışını geliştirmiştir. Bu anlayış, Reich'ın daha sonra geliştirdiği orgon terapisine bağlı biyopsikiyatrinin temelini oluşturmuştur.
Misafir

Misafir

@misafir000

Faşizmin kitle psikolojisi (cinsel doyumsuzluk kuramı)
Faşizmin kitle psikolojisi (cinsel doyumsuzluk kuramı)

Hitlerin Faşizmi ve Wilhelm Reich

Irkçılık bazı yazarlarca, korku, nefret, güvensizlik, dayanışma, fazla enerji, tutku gibi psikolojik ve sosyal psikolojik etmenlerle açıklanır. Pek çok açıklama bu başlık altında toplanabilir, ortaya atıldıkları tarih sırasına göre üç örnek ile yetiniliyor. Bunlardan birincisi;

Wilhelm Reich'in Orta Sınıf İnsanının Bastırılmış Cinselliğinin Ürünü Olarak Irkçılık Kuramı ;

Wilhelm Reich (1897-1957) “Faşizmin Kitle Ruhu Anlayışı” adlı yapıtında, ırkçılığı faşizmin bir öğesi, ancak (s. 112'de) «Alman faşizminin tutunduğu ana menteşe ırk kuramıdır» diyecek kadar önemli, asal bir öğesi olarak görür. Reich bir öğretinin ekonomik temelinin onun somut dayanağını açıkladığını, ama bize onun akıldışı çekirdeği konusunda bir şey öğretmediğini (s. 118'de) söyler. Bir öğretinin maddesel, ekonomik temeli iki yönlüdür. Öğreti dolaylı yoldan toplumun ekonomik yapısına bağlıdır; dolaysız yoldan bu öğretiyi üreten ve toplumun ekonomik yapısıyla belirlenen insanların kendilerine özgü zihinsel yapılarına bağlıdır. Böylece, akıl dışı, ideolojik bir ortamda yetişen insanlar, akıldışı «kişilik yapıları» kazanırlar.

Reich'a göre emperyalizmin görüş açısını anlamak için onu doğuran ekonomik temele bakmalıyız. O zaman faşist ırk kuramı ile ulusçu öğretinin, ekonomik güçlüklerle karsılaşan bir egemen katmanın emperyalist amaçlarına bağlı oldukları görülür. Ancak bu ekonomik etmenler öğretinin özünü oluşturmaz, yalnızca yeşereceği toprağı oluştururlar. Faşist öğretinin akıldışı çekirdeği, faşist kişilik yapısıdır.

Reich, yapıtının (1942 yılında yapılan) birinci baskısında faşizmi, bir siyasal ideolojiyi örgütlü bir biçimde temsil eden siyasal partilerden biri gibi gördüğünü söyler. Her katmandan, her ırktan, her ulustan ve mezhepten insanları kapsayan hekimlik deneyimi, ona bu eski görüşünün yanlışlığını göstermiştir; faşizmin, orta sınıf insanının kişilik yapısının siyasal alanda örgütlenmiş görünümünden başka bir şey olmadığını öğretmiştir.

Faşist kişilik yapısı belli partilere, ırklara, uluslara özgü değildir. Dahası, kişilik çözümlemesi alanında yaptığı deneylerle, faşist duyarlılığın ve düşüncenin bazı öğelerini taşımayan tek canlının [insanın] bulunmadığı, sonucuna varmıştır. Irksal önyargıların etkilerinin genişliği, dünyanın dört bir yanına yayılmış bulunmaları, bunların kaynağının insan beynindeki akıldışı kesim olduğunu göstermektedir. Öyle ki, ırklar kuramı faşizmin uydurduğu bir şey değildir; tam tersine, ırksal nefret, bu nefretin siyasal alanda dile getiriliş biçimi olan faşizmi doğurmuştur. Irkçı öğreti orgazm güçsüzlüğü çeken insanın kişiliğinde dışa vuran biyolojik bir hastalıktır. Faşizm, makineci buyurgan uygarlıkla onan makineci gizemci öğretisi tarafından ezilen insanın temel coşkusal tutumudur, bir «coşkusal veba»dır.

Ne var ki bu hastalığın kökleri derindedir. Bu bakımdan faşizm, ilk güdüleri, biyolojik güdüleri, binlerce yıldır baskı altında tutulan sıradan bireyin akıldışı kişilik yapısının dile gelmesidir. Buraya kadar düşüncelerini daha çok kendi sözlerinden izlediğimiz, bundan sonra izlemekte güçlük çekip yaptıklarını daha çok yorumlama yoluna gideceğimiz Reich, faşizmi, nesnel koşullar bakımından ekonomik bunalıma ve emperyalist eğilime bağlayan (Marksist), öznel koşullar bakımından cinsel güdüleri bastırılmış insanın akıldışı, gizemci kişilik yapısına bağlayan (Freudçu) bir sentezle açıklamaya çalışmaktadır. Bu iki olgu arasındaki bağlantıyı, anlayabildiğimiz kadar, ırkçılık kuramının sağladığını düşünmektedir. Ekonomik ve psikolojik öğelere bu ideolojik öğenin de katılmasıyla Faşizm, Reich'a göre, bir kitle eylemine dönüşmüştür.

Hitler, geleneksel toplumsal yapılar arasında, özellikle aile içinde sıkışıp kalan cinsel enerjiyi açığa çıkarmış, harekete geçirmiştir.

Reich yapıtının üçüncü baskısına yazdığı önsözde (s. 20' de) on yıl önceye (birinci baskının yapıldığı yıla) oranla ırkçı kuramın biyolojik gizemcilikten başka bir şey olmadığının daha iyi görüldüğünü söyler. Irkçılık kuramının dile getirdiği bu biyolojik gizemcilik şöyle işler: Saf Aryan ırkı düşüncesinin içindeki saflık kavramıyla, ırkın karışması korkusu yaratılarak, cinsel imsak yüceltilmiş, daha doğrusu geleneksel cinsel baskılama ideolojik bir biçim verilmiş olur. Naziler arasında cinsel ilişkilere ancak ırk, ulus, parti gibi belli kültür değerlerine katkıda bulunmak için izin verilmesiyle de, cinsel enerji parti yararına kullanılmış olur.

Cinsel baskının biriktirdiği öfke ise, imsakçı davranmayan, ırkı karışık halklarla, kendilerinden Aryan ırkının saflığını bozma tehlikesi gelen Yahudiler'e yöneltilir. Bu öfke kendini Yahudiler'e eziyet etmek gibi sadist biçimlerde ortaya koyabilir. Irkçı kuram içinde Cermen kanının Yahudi kanıyla zehirlendiği görüşü, Alman düşünüşünün de Yahudi Marx tarafından zehirlendiği çağrışımını yaptırmaktadır.

Öte yandan efendiler ırkının üstünlüğüne inanmak, nasyonal sosyalist kitlelerin, kendilerini bu ırkın simgesi olarak sunulan führer ile özdeştirmelerine varır. Böylece, bir yandan yığın içindeki önemsiz kimselerin führer oldukları düşüne kaptıracak kadar körleşmelerine; öte yandan führere bağlanarak tutsaklıklarını seve seve benimsemelerine yol açar. Irkçı öğretide ırkların karışması kavramının toplumun egemen sınıfıyla ezilen sınıfların karışmaması kavramını gizleyişinde, sınıflı toplumda cinsel baskının oynadığı önemli rol görülür.

Cinsel baskı sonucunda biriken enerjileri böylece yücelten ya da saptıran nasyonal sosyalizmin ırk kuramının çekirdeği, ataerkil ailenin cinsel baskı ile bilinçaltına soktuğu «doğal cinsel yaşam ile orgazm işlevi karşısında duyulan öldürücü korkudur». Böylece Reich Alman faşizminin tutunduğu ana menteşenin ırk kuramı olduğunu ortaya koymuş olduğunu düşünür.

Reich'a göre, Naziler'in emperyalizme hizmet eden ırkçılık öğretisi, tüm çelişkileriyle ve saçmalıklarıyla, akıldışı kökenlidir; olguları kendi kanıtlarına göre eğer büker. Böyle özünde irrasyonel olan bir düşünüşü rasyonel kanıtlarla çürütemezsiniz. Onu çürütmek için akıldışı işlevlerini gün ışığına çıkarmak gerekir. İki akıldışı işlevi vardır: 1. emperyalist özlemlere biyolojik bir kanıt kazandırmak, 2. ulusçu duyarlılığın bilinçdışı duygusal güdülerini dile getirip bazı ruhsal eğilimleri gizlemek.

Sonuç olarak Reich; Faşizmin, bilinçaltı bir yapı ile ortaya çıktığını, kitlelerin cinsel doyumsuzluğuyla açıklanabileceğini söyler.

kaynak : http://blog.milliyet.com.tr/fasizmin-kitle-psikolojisi--cinsel-doyumsuzluk-kurami-/Blog/?BlogNo=377090
0 beğen · 3 yorum
(@)
toplumların değişim evreleri, bazı dönemlerde, bazı düşünürlerin çalışmalarının özellikle okunmasını zorunlu kılıyor. özellikle içinde bulunduğumuz dönemde wilhelm reich mutlaka tekrar okunması, üzerinde düşünülmesi gereken bir düşünür. onun 'faşizmin kitle psikolojisi' ile 'dinle küçük insan' adlı çalışmalarını yeniden dikkatli okuduğumuzda türkiye'nin bugünkü durumuna hayli ışık tutacak ipuçlarına ulaşabiliriz bence.

gerçi faşizmin kitle psikolojisi kavramı sadece bugünleri değil, türkiye'nin genel durumunu anlatıyor ama bugünkü gibi günlerde faşizmin her türlüsü özellikle çıldırabiliyor. o nedenle okuyup, çalışmanızı tavsiye ediyorum..

'faşizmin kitle psikolojisi' gayet tabii ki düz anlatımla, kitlelere mal olan bir düşünce sistematiğini tanımlıyor ama ayrıca faşizmin sıradan, gündelik rutinin içinde eritilmesini olağanlaştırılmasını da içeriyor. yani faşizmin sadece belirgin bir ideoloji olarak bir siyasi parti veya kişide simgelenmiş bir düşünce olması gerekmiyor. toplumun gündelik pratiklerine sinmiş, olağanın içine yedirilmiş, rutinleştirilmiş bir pratik de olabilir-ki bu durum çok daha tehlikeli sonuçlara yol açabilir-. çünkü rutin olanı, olağan görüleni sıradan insanlar çok daha rahat benimser ve akla gelmeyecek hareketleri son derece rutinmiş gibi yapabilirler.

maalesef türkiye'de sosyal ortam böyledir ve böyle olduğu için de bu toplumda bazı dönemlerde akıl almaz vahşetler patlayabilmiştir. örneğin; bir futbol maçından sonra iki komşu şehrin birbirine girip onlarca ölüyle sonuçlanan bir savaş çıkabilmesi, bir oteldeki insanların orayı kuşatanlar tarafından yakılıp öldürülebilmeleri, bu tür patlama noktalarıydı.

ama özünde faşist olan, faşizmi gündelik rutinine işlemiş olan toplumda analiz yapmak için öyle özel patlamaları da beklemek gerekmiyor. dediğim gibi; gündelik rutinimiz bu tür mikro patlamalarla dolu zaten.

çok rutin, çok da mantıki bir laf söylüyorsunuz, örneğin; 'anneler çocuklarını askere göndermekten korkarlar' diyorsunuz ve karşınızda düşünce vahşeti başlıyor, hemen vatan hainliğiyle suçlanabiliyorsunuz.

bu, 'küçük insanlar'ın linç psikolojisidir. 'küçük insan' var olabilmek için kendisine iyi davranmadığını düşündüğü hayatta, ayakta durabilmek için daima abartılı tavır ve düşüncelere ihtiyaç duyar.

örneğin; evine oğlunun şehit düşmüş vücudunun geri geldiği bir annenin, ağlamayıp cansız vücut karşısında asker selamı filan vermesini talep ederler. bu tür davranışlar onları besler.

bu tür taleplerin insani olmadığını ve bir anneden milliyetçi gösteriler beklemenin haksızlık, insafsızlık olduğunu söyleyenleri de hemen linç ediverirler.

resmi otoriteler de bu tür tavırları siyaseten uygun buldukları manipüle ettiklerinde ise faşizmin kitle ruhu devreye girer.

şehitlerin gelmeye başladığı bu dönemde, türkiye yine rasyonel düşünme ortamını kaybetmiş durumda. sadece bu konuyla alakalı değil dediğimiz. üniversite kapısında türbanlı kızı tartaklayabilen insanlar da faşizmin kitle tabanını oluşturan 'küçük insanlar'dır.

türkiye faşizmler konusunda son derece zengindir. kadınlara örtünme zorunluluğunu getirmek isteyenler bir başka tür, örtülü kızlara zorla yasaklar getirenler ayrı tür, annelik içgüdüsüyle askerliğe karşı çıkanlara linç uygulayanlar daha da farklı, ayrı bir kategorideki faşistlerdir.

tüm bu faşizm bolluğundaki karmaşada, kendine rasyonel, abartılı düşüncelere dayanmayan bir hayat kurup yürütmeye çalışan insanlar ise mümkün değil rahat bırakılmazlar.

bu da türkiye'de doğma kazasına uğramış makul insanların bir kaderi olarak kabul edilebilir. çünkü yapılabilecek başka bir şey yok galiba...

ben son zamanlarda gündelik yaşamımıza bakarken 20'nci yüzyıla ait bir eski sloganı sıkça hatırlamaya başladım. 'ya sosyalizm ya da barbarlık' diyordu bu slogan. hâlâ daha geçerli ne yazık ki... çünkü makul insanlara mutluluk verebilecek bir orta yol ne yazık ki bulunamadı. üstelik 'küçük insanlar' faşizmde her zaman da çok mutlu ve her şeyin aynen, hiç bozulmadan sürmesi için uğraşıyorlar.

onlar faşizmler listemize yeni türler eklemek için düşünüyorlar sadece.

serdar turgut
22.09.15 beğen cevap
(@)
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/42/448/5040.pdf
22.09.15 beğen cevap
(@)
Faşizm arzusu

Wilhelm Reich “Faşizmin Kitle Psikolojisi” eserindeki tezlerini Almanya’da faşizmin önü alınamaz yükselişi esnasında, 1930’larda kaleme aldı. Ne Marksist yaklaşımın sosyal sınıflara dayanan izahı, ne Adolf Hitler’de vücud bulan kişi kültü, ne saf kitlelerin kötü niyetli politikacılar tarafından aldatıldıkları iddiası, ne de olan bitenden bihaber oldukları safsatası faşizmi anlamak için yeterlidir, der Reich. Ona göre, faşizm arzulanır. Kitlesel mistik törenler, faşizm de dâhil, sıradan insan kalabalıklarının binlerce yıldır baskılanan biyolojik dürtüleri ve tatminsiz orgazm birikimiyle oluşan irrasyonelliğinin açığa çıkmasını sağlar. Kalabalıklar, tarihin bir evresinde koşullar elverdiğinde arzuladıkları faşizmi yaşama imkânı bulurlar.

Faşizmin, bu memlekette de geçerli olan boyutlarından biri bu içgüdüsel, sürüsel, ayinsel tınıları. Devasa AKP mitinglerini, ayılan bayılanları, ulu önderin sözel linçlerine kitlenin verdiği akisleri, her fırsatta atılan nutukları, “zapt etmekte zorlanılan kitle” tehditlerini, kefenli teşrifatçıları ve baskı imparatorluğunu görünce Reich’ın tahlilleri ziyadesiyle oturuyor buraya.

İşin bir de “yerel, millî” boyutu var. İttihatçı- Kemalist tasavvurun icadettiği ulusun temeli Sünnî İslâm’dı. Ve bu ilkeden hareketle diğer farklı kimliklerin sürülmesi, yok edilmesi, yok sayılmasıydı. Zira Sünnî İslâm ulusu oluşturabilecek tek kapsayıcı uhuvvet, yegâne ortaklıktı. Ancak kurucu unsurun kamusal alanda yeri yoktu. Siyasî İslâm’ın tek başına iktidar olması ve Müslümanların kudretlenmesiyle homojen ulus çatırdadı, temelindeki Sünnî İslâm’ın kamusal yasağı kalktı. Bugün ulusun dinî temeli iyice belirgin. İktidar, temsil etme iddiasında olduğu çoğunluğun dinini ve o çoğunluğun arzularını, çökmüş olan toplumsal birlikteliğin yerine ikame etmenin cazibesini hazla yaşıyor ve yaşatıyor. Cumhuriyetin Sünnî temelli ulusunun laik supabı atınca cibilliyet, öz ortaya çıkıverdi. Yeni Türkiye denilen Sünnî Türkiye!

Ne diyor ideolog Davutoğlu? “Bir gün herkes AK Partili olacak.” “Bizim için vatandaşlarımız siyaseten ikiye ayrılır: Bugün AK Partiye oy verenler, yarın verebilecek olanlar; AK Partililer ve potansiyel AK Partililer.” “Vatan al ve turuncu bayraklarla donatılacak.”

Çöken Eski Türkiye’nin ulusal tasavvurunun yerine çoğulcu bir birlikteliğin temelini atmıyor. Kitlesinin dışında kalanlarla empati kurmuyor. Öyle olunca İttihatçı- Kemalist faşist eğilim başını doğrultuyor ve iktidarla birlikte Türkiye’yi içine çekiyor. Üstelik ilk kez kitlesel destekle. Erken Cumhuriyet dönemindeki toplum mühendisliğinin kitlesel desteği yoktu, mevcut iktidarın var. “AKP derin devletle ittifak kurdu” lafının ardında kitlesellik garantisi var. Zira sonuçta faşizm, otoriterliğe meyyal, otoriteye medyun, onları “ölesiye” sahiplenen bir kitleyle var olur.

Artık müzmin hınç alma güdüsü olur, Selefîlik olur, her farklı olana düşman erillik olur... Ya da rant/ talan/ gasp temelli kaynak kullanımı âdetinin önüne, tüm denge/ denetleme/ danışma mekanizmalarının iptal edilmesi sayesinde açılan uçsuz bucaksız alandan nemalanarak zenginleşen ve tüketimle âdeta sarhoş olan kitleler olur... Doğa düşmanlığı olur... İktidarın yeni beyinlerinin ısrarla altını çizdiği “yolsuzluğu biliyor ama görmezden geliyorlar” savunmasındaki suç ortaklığı itirafı olur... Bu topraklarda işlenmiş ve asla yüzleşilmemiş kitle katliamlarının kılıfı olur... Bunların hepsi birden olur... Ölümcül olan, türdeş çoğunluğun, AKP söylemi ile muktedirin kişiliğinde vücud bulan sürüsel, ayinsel tecellisi. Hoşgeldin Yeni Faşist Türkiye.

Ne var ki beride, vicdanlı mütedeyyinleri de kapsayan ve asal çoğunluk olan Kalan Türkiye var. O Türkiye “cinler şişeden çoktan çıktı, ne faşist restorasyon ne de Eski Türkiye mümkün artık ” diyor.

cengizaktar@gmail.com
Twitter@AktarCengiz
22.09.15 beğen cevap
Gamze Züleyha Üredi

Gamze Züleyha Üredi

@gzuleyhauredi

Hangi zihinle okuduğunuza bağlı olarak değişebilen bir kitap Faşizmin Kitle Psikolojisi. Ben çok beğendim, bu yüzden çekinmeden on üzerinden on vererek değerlendireceğim, ama bu kesinlikle onun yüzde yüz doğru olduğunu ya da mükemmel olduğunu göstermiyor. Çünkü belli bir bilgi birikimi olmadan okunabilecek bir kitap olduğunu düşünmüyorum ve ben ne yazık ki o belli bilgi birikiminin kıyısına öyle çok da yaklaşmamışken okudum; bu durum, her şeyi değiştirmek zorunda kalıyor, zira böylece incelemem yetkin olmuş olmuyor. Bunu dikkate almanızı önermek durumundayım.

Bir kere Reich'ın ne dediğini, ne demek istediğini çok iyi kavramak gerekiyor; bu da asla onu direkt okuyarak yapılabilecek bir şey değil. Yazdıklarının tüm açıklığına rağmen, topluma bağlı olarak ortaya çıkan bunalımlı yapısı, anlaşılırlığına gölge düşürebiliyor. Kendisi sıkça kitapta, "Hitler de bunu bilmeyerek yapmıştır." (Bu Hitler savunması değildir, yaptığı çirkin şeylerin özünde ne olduğunu bilmediğine dikkat çekmek istemiştir; cümlenin yalınlığı yanıltmasın.) tarzında eleştiriler getiriyor; bu eleştirilerindeki gibi, onun cümlelerinin de bilinmeyerek farklı anlamlara çıktığını düşünüyorum. Ancak burada ne yaptığını bilmeyen Reich değildir, o yalnızca içinde bulunduğu bunalımlı bilgin rolüyle yanlış anlaşılmalara sebep olmuş olabilir. Zira bundan önce okuduğum "Dinle Küçük Adam"ında da beni yanlış düşünceler içerisine itmiş, uzun bir sorgulamanın ardından kendini kabul ettirebilmişti. Bu gibi sebeplerden, buraya bir "Faşizmin Kitle Psikolojisi okunmadan önce bilinmesi gerekenler" içerikli birkaç şey sıralamak istiyorum:

1- Frankfurt Okulu nedir, ne değildir; mutlaka öğrenin.
2- Wilhelm Reich hakkında, hiç değilse, asgari miktarda bilgiye sahip olun.
3- Faşizm nedir, ne değildir; bilin.
4- Psikolojiye olan ön yargılarınızı müsait bir yere bırakın.
5- Freud ve Marx ile ilgili birkaç temel şeyi kesinlikle kavrayın.

Bu kitap, ancak, yukarıda saydığım şeylerden sonra tam anlamıyla anlaşılabilir -ki ben de bunu yapmış değilim, bu yüzden tekrar okuyacağım.

Niçin on üzerinden on olduğuna gelelim o zaman. En önemli sebep, aktarmada bilginin yeterli olmayacağına olan inancım. Reich yalnız bilmekle kalmıyor, bildiklerini olabilecek en etkili şekilde anlatıyor. Bir yığın alıntı ekleyip düşüncelerini kanıtlamaya çalışmıyor; aksine, Hitler'in kitabından (Kavgam) kesitler alıyor, faşist parti taraftarlarının yazılarından alıntılar yapıyor ve inceliyor, derdi kanıtlamak değil. Bildiğini, herkeste olmasında ısrarcı olduğu sorumluluk duygusuyla aktarmaya çalışıyor. Yer yer söylemlerinin keskinleştiğini hissedebilirsiniz, ama inanın, onu azıcık tanısanız, bu söylemler aslında nereye çıkar, kestirebilirsiniz.

İkinci önemli sebep, yalnızca inceleme yapmak derdinde olmayışı; her incelemesinin ardından kısaca çözüm getirecek bir şeyler söylüyor ve bununla da yetinmiyor, kitabın son sayfalarını tamamen çözüm arayışına bırakıyor.

Üçüncü sebepse, yaşadıklarına ve hislerine rağmen (Dinle Küçük Adam'ı dikkatli gözlerle okuyarak bu konuda net bir fikre sahip olabilirsiniz.) umudundan vazgeçmiyor oluşu. Değişime inatla inanıyor, bu öyle önemli ki...

Bu ilk okumamdan çıkarımlarımın hissettirdiklerini açıklayan kısa bir özet. Ve hal böyleyken bile, gönül rahatlığıyla önerebilirim.

Dikkatli okumalar.
ataç ikon Faşizmin Kitle Psikolojisi
kitaba puan vermedi
0 beğen · 0 yorum

Faşizmin Kitle Psikolojisi - S41

S-41 kitabın 41. sayfasının ilk paragrafıdır. S41 Ekle
Gamze Züleyha Üredi

Gamze Züleyha Üredi

@gzuleyhauredi

Doktor olarak işim hastalıkları iyi etmek. Araştırmacı olarak bilinmeyen doğa ilişkilerini ortaya çıkarmak. Siyasi bir zirzop gelir de, hastalarımı ve mikroskobumu bırakmaya beni zorlarsa, o zaman rahatsız edilmemek için, gönüllü çekip gitmezse, onu kolundan tutup kapı dışarı ederim. İşimi istilacılardan korumak için, güç kullanıp kullanmayacağım, bana ya da işime bağlı olmayıp davetsiz gelenin davetsizliğinin ölçüsüne bağlıdır.
ataç ikon Faşizmin Kitle Psikolojisi
kitaba puan vermedi, inceleme ekledi.
3 beğen · 0 yorum
Gamze Züleyha Üredi

Gamze Züleyha Üredi

@gzuleyhauredi

Büyük düşünürlerin pek çok yapıtı gibi Marksizm de boş kalıplarda dejenere oldu, Marksist politikacıların elinde bilimsel-devrimci içeriğini yitirdi. Öylesine günlük politik kavgaların içine karışmışlardı ki, Marx ile Engels'in devrettikleri canlı yaşam görüşünün ilkelerini daha fazla geliştirmediler.
ataç ikon Faşizmin Kitle Psikolojisi
kitaba puan vermedi, inceleme ekledi.
2 beğen · 0 yorum
Gamze Züleyha Üredi

Gamze Züleyha Üredi

@gzuleyhauredi

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, bir fil (6000 yıl) bir tilki deliğine (300 yıl) sıkıştırılamayacağı gibi, faşist kitle vebasıyla da son 300 yıllık çerçevenin sosyal önlemleriyle baş edilemez.
ataç ikon Faşizmin Kitle Psikolojisi
kitaba puan vermedi, inceleme ekledi.
2 beğen · 0 yorum
Gamze Züleyha Üredi

Gamze Züleyha Üredi

@gzuleyhauredi

Marx sosyolojisi, kitle psikolojisini bilmemekten "burjuva"yı "proleter"in karşısına koydu. Bu psikolojik olarak yanlış. Karakter yapısı kapitalistle sınırlı olmayıp her meslekten çalışanın içindedir. Özgürlükçü kapitalistler ve gerici işçiler vardır. Karakter açısından sınıf ayrımları yoktur.
ataç ikon Faşizmin Kitle Psikolojisi
kitaba puan vermedi, inceleme ekledi.
2 beğen · 0 yorum
Gamze Züleyha Üredi

Gamze Züleyha Üredi

@gzuleyhauredi

...Ama bir çocuk ana babanın toplamından daha fazladır. O yeni, bağımsız ve geleceğe açık bir canlıdır.
ataç ikon Faşizmin Kitle Psikolojisi
kitaba puan vermedi, inceleme ekledi.
2 beğen · 0 yorum
121
KİTAP
Düşündürücü ve Zihin Geliştirici Kitaplar
Okurken bir yandan düşündüren, beynimizi çalıştıran, ve ufkumuzu açan zihin geliştirici en iyi kitaplar listelenmektedir....