up
ara

Jakob Von Gunten Kitap İncelemeleri

Ömer Aydemir.

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Samimiyet.
Ergenlik dönemi karmaşadır. Çocukluk ile yetişkinlik arasında bir flu dönem. Hormonlar, duygular ve dşüncelerin bir harmanı. Halüsinojenik almış gibi olduğumuz zaman dilimi. Bir garip varoluş çabası. İdealler evrenine batırılmış bir duygusal psikoz süreci. Her şey abartılı her şey zorunlu hiçbir şey gerekmeyen bol sivilceli bir kendini kendine ve kendini bulunduğu ortama ispat etme cabaları manzumesi. Bir çok cümlenin kurulup hiç bir şeyi ve her şeyi anlattığımız dönem. Yani gidiş gelişlerin yaşandığı kaygan bir zaman dilimi. Karakter denilen mevhumla istesek de istemesek de tanıştığımız bir duruş belirlemeye çalıştığımız dönem. Bu dönemi etkileyen bir çok şeyin içinde eğitim belkide en önemlisi. Mihenk taşı halini alıp değerimizi biçen bir değirmen. Bu süreç yaşanırken eğitim ile veya onu sayesinde veya onun yokluğunda bize biçilen rolü oynamaya başlama zamanı. Meslek okulları haline gelmiş, tüm sıralı, tahtalı, öğretmenli, müdürlü, arkadaşlı, kavgalı binaları kapsayan; bazen korkunç bazen sevimli bazen heyecanlı bazen ızdıraplı şiirsel romantik olabilen kısmen hatırlanan geçmişin parçası.
Eğitilmek ise ayrı bir sorun elbette, daima tartışılan ne öğretelim, ne işe yarar ne yaramaz karar verilemeyen ama standart sağlamak için het şeyin mübah görüldüğü ortam. Giydiğin kıyafet bile standart olsun mu olmasın mı diye bir karara varılmaz toplumsal gerçek:

“Üniforma giyiyoruz. Bu üniforma bizi hem aşağılıyor hem de yüceltiyor. Üniformalarla özgür değilmiş gibi görünüyoruz. Bu belki bir utançtır. Fakat üniformanın içinde aynı zamanda güzel de görünüyoruz. Bu bizi kendisine ait fakat yırtık ve kirli kıyafetlerle dolaşan insanların içinde bulunduğu utançtan kurtarıyor. Örneğin benim için üniforma giymek çok iyi çünkü ben ne giymem gerektiğini hiç bilmem...”

Eğitilmek bazen hiç istemediğimiz bir eylem. Bazen sevdiğimiz, bazen nefret ettiğimiz bazen işe yarar bazense işe yaramaz bulduğumuz bir olgu. O süreç yaşansın istiyoruz toplumsal bakış açısı ile. Çünkü havuca ulaşamayan eşek istiyoruz. Önünde daima bir hedefi olan. Ve asla hedefe ulaşamayan bir gençlik toplumsal hayal olmasada vardığımız nokta. İlk zorunlu eğitimin Amerika’da başladığı düşünülürse bu bu liberal ekonomi için gerek şart:

“Belki içimde çok bayağı biri var. Ama belki de damarlarımda aristokrat kanı taşıyorum. Bilemiyorum. Ancak şundan eminim: Hauatımın ilerki döneminde yusyuvarlak, hoş bir sıfır olacağım. Yaşlı bir adam olarak, kendine güvenen, kötü yetiştirimiş zorba gençlere hizmet edeceğim; ya dileneceğim ya da yok olacağım.”

Bir yok oluş öyküsü olabiliyor bu süreç ve bazen de bir varoluş baş kaldırma süreci. Bir sürü sebep sonuç ilişkisinin müsebbibi. Hayatı öğrenme veya öğrenememe.
İlk elden yazılmış roman. Bir ergen ve genç gözüyle bir erkek okulundaki tüm süreçler değilse bile çoğu iniş çıkışlar hayaller rüyalar. Gerçeğe karışan sizi sarsan halüsinasyon anları. LSD almış çiçek çocukların hayalleri gibi değil ama süreç. Ayağı yere basan gidiş gelişler. Sorunlu varoluşun farkında bir genç ve ona göre seçimler yapmayı isteyen bir isyankar. Ailesine yabancılaşmayı tercih etmiş sıfırdan başlamak isteyen ve ilerki ideali bir yüksek sosyete hizmetlisi olmak isteyen genç. Etrafındaki arkadaşları bunlarla olan ilişkileri ve öğretmenleri ile kuramadığı bağın öyküsü. Bu kitabı okurken en çok hissettiğim samiyetti.
Keyifli okumalar!
ataç ikon Jakob Von Gunten
kitaba 9 verdi
4 yorum
Pınar (@dreamerr)
“Ayağı yere basan gidiş gelişler” güzel tümce 👏🏻
03.08.19 beğen 2 cevap