up
ara

Orta Zekalılar Cenneti

Orta Zekalılar Cenneti Konusu ve Özeti

Orta Zekalılar Cenneti
Zülfü Livaneli'nin Orta Zekalılar Cenneti adlı kitabı, Türkiye'de ve dünyada değişmekte olan düzen üzerine yazılmış çarpıcı denemelerden oluşmaktadır.
Yayınevi: Doğan Kitap
ISBN: 9786050930948
Sayfa: 464 sayfa Basım Tarihi: 2015
"Orta zekalılar, pek bilgili olmasalar da, kurnazdırlar ve uyumludurlar. Üzerlerinde bir sevgisizlik kabuğu taşıyan orta zekalılar, toplumdaki saygın yerlerini koruyabilir, insanların yaşamları hakkında kararlar verebilir, hepimizi yönetebilir ve pijamalarını giyip, balkonlarına kışlık odunlarını istif edebilirlerken, ne bizleri ne de vicdanları tarafından rahatsız edilirler. Rasyonel toplumlardaki, 'bir işi, en iyi yapabilecek kişinin üstlenmesi' kuralı altüst olur. Örtülü orta zekalılar, kendi dayanışmalarını kurarak, yetenekli insanı yok eder ve kendilerinden birini oturturlar oraya. Her dönemde, her çevrede ve her aşamada..."

Zülfü Livaneli, orta zekalılar için bir cennet niteliği taşıyan Türkiye'den ve değişmekte olan dünyadan, güncel ve çarpıcı yansımalar getiriyor yazılarında. Geniş bir kültür birikiminin süzgecinden geçirerek sunduğu bu gözlemler, günümüz gerçeğinin karabasanını, yüzünü geleceğe dönmenin verdiği umutla aşıyor...

Orta Zekalılar Cenneti Kitabının Konusu
Doğan Kitap tarafından 2015 yılında yayımlanan Orta Zekalılar Cenneti, Zülfü Livaneli'nin 1991 ve 2010 yıllarında yazdığı Orta Zekâlılar Cenneti ile Sanat Uzun Hayat Kısa adlı kitaplarındaki yazılarını bir araya getirip derlemesiyle oluşmuştur.

"Orta Zekalılar Cenneti" ve "Sanat Uzun, Hayat Kısa" Kitaplarının Yeni Baskısı için Not
Kimi yazı başlıkları, şiir dizeleri, türkü sözleri toplumun belleğinde yer tutar, slogana dönüşür, o ülkenin söz dağarına kalıcı biçimde yerleşir. Bu hoş durum birkaç kez benim de başıma geldi. Örneğin, 1973 yılında Stockholm'de yayınladığım albümde yer alan "Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi" adlı şiirim, Uğur Mumcu dostumun bu dize üzerine bir yazı yazmasıyla daha da perçinlendi ve o yıllardan bugüne kadar unutulmadı. Bu örneklerden bir tanesi de 1991 yılında bir yazıda kullanmış olduğum ve bir kitabıma adını vermiş olan "Orta Zekalılar Cenneti" ifadesi. Toplum bu anlatımı benimsedi, çeşitli zamanlarda gazete yazarlarımız bu anlatıma yer veren yazılar yayınladılar. Demek ki bu işin, henüz farkına varamadığım derin bir kimyası ve iletişimi var.

Orta Zekalılar Cenneti'ni yazdığım yıldan bu yana, Türkiye'de ve dünyada çok şey değişti ama gözlemlerime göre "orta zekalı"ların iktidar alanı daha da genişledi, neredeyse başa çıkılmaz bir ortak paydaya dönüştü. Toplum kaliteyi -deyim yerindeyse- kusmaya başladı, iyiliğin yerini kötülük, temizliğn yerini pislik, hakkın yerini haksızlık, kibarlığın yerini kabalık, ahlakın yerini ahlaksızlık alma yolunda epey ileri gidildi.

Ne yazık ki "orta zekalı"ların başarısı ve insan soyuna acı çektirmesi, bir ülkeyle, bir bölgeyle sınırlı değil. Dünyanın en etkili ülkesini yöneten birtakım orta zekalıların, herkese yalan söyleyerek Ortadoğu'yu kanlı bir bataklığa sürüklemesi, milyonlarca insanı katledecek, yerinden yurdundan edecek savaşlar başlatması başka türlü nasıl açıklanabilir? Neo-con denilen yeni muhafazakar orta zekalıların sözüm ona "ılımlı İslam" modeli olarak yürüttükleri aptalca politikanın sonuçlarını Şam'da, Halep'te, Suruç'ta, Ankara'da, Paris'te, görmedik mi? Kanlı terör örgütlerini yaratan, destekleyen ülkelerin, dünyada ne kadar acıya sebep olduklarını bir iç yangınıyla izlemedik mi?

Ne yazık ki "demokrasi" adı verilen bir manipülasyon oyunu, orta zekalıların elinde mutlak bir iktidar aracına dönüştü. Platon'un "Ülkeleri filozoflar yönetmeli" tezi, "Ülkeleri orta zekalı lümpenler yönetmeli" ilkesine dönüştü.

Bu da bizi ister istemez zeka ile kurnazlık arasındaki uzlaşmaz çelişkiye getiriyor: Birçok yazımda tekrarladığım gibi zeki insan kurnaz olmaz, kurnazlar da zeki olamazlar. Çağımızda zeka denince akla ilk gelen insanlardan biri Albert Einstein değil mi? Hep ona gönderme yapıldığı, hep o örnek verildiği için ben de zeka/kurnazlık arasındaki uzlaşmaz çelişkiyi onu örnek vererek anlatmaya çalışayım.

Einstein'ın evrensel zekasından hiç kimsenin kuşkusu yok. Ama ya kurnazlık? Acaba böyle bir kavram bir kez olsun Einstein'ın yanına uğramış mıdır? Acaba bu bilim insanı, kuyruğa kaynak yaparak öne geçme kurnazlığını gösterebilir miydi; saf bir insanı dolandırıp parasını alabilir miydi; acaba kendini olduğundan daha değerli, daha zengin, daha önemli gösterebilmek için hinoğluhin planlar kurabilir miydi? Hayır, kesinlikle hayır. Çünkü büyük zekalar, büyük bilim insanları, çağlar ötesine kalacak sanatçılar genellikle saf insanlardır, yaşam acemisidirler. Baudelaire bir şiirinde "geniş kanatlarıyla havada süzülen kartalların, yine bu kanatlar yüzünden yerde yürüyemediği"nden söz eder. Doğrudur. Kafalarında evreni yeniden kuran dehalar, sokak kurnazlığını anlayamazlar bile. Çoğunun otistik gibi görünmesi, topluma ayak uyduramayıp inzivaya çekilmesi bu yüzdendir işte. Stefan Zweig'ın Montaigne biyografisinin bir bölümünde kullanılan şu cümle, bu konuyu yetkin bir biçimde anlattığı için burada anmaya değer. Zweig, Ahmet Celal'in güzel Türkçesiyle şöyle sesleniyor bize: "Michel de Montaigne 1570 yılında, otuz sekiz yaşında kulesine çekildiğinde, hayatını kesin olarak noktaladığına inanmaktadır. Daha sonra Shakespeare gibi o da her şeyin kırılgalığını, 'resmi makamların insanlara üstten bakışlarını, politikanın cilvelerini, belediye çalışmalarının yol açtığı can sıkıntısını' ve her şeyden önce dünya işlerine karışmadaki yeteneksizliğini açık seçik görebilmiştir. (...) Başkaları mevki, nüfuz ve ün peşinde koşarken, Montaigne'in bütün çabası artık yalnızca kendisine yöneliktir. "

İnsanlığa katkıda bulunmuş birçok büyük ismin "inziva"ya çekilmek zorunda kalmasının gerçek nedeni, dünyayı kaplayan orta zekalılıktan ve onların kurnazlıklarından yorulmuş olmalarıdır.

Halklar statik değildir, kendilerini yöneten kadrolara göre yeniden biçimlenirler. Örneğin bugünkü Alman halkı, olumlu anlamda İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Alman halkından farklılaşmıştır. Değer yargıları ve ahlaki üstünlükleri değişiklik gösterir. Çünkü halk canlı bir organizmadır ve durmadan değişir. Bazen iyiye, bazen kötüye doğru.

Bizde son yıllarda ne yazık ki orta zekalılar eskiye kıyasla daha da öne çıktılar, subaşlarını ele geçirdiler ve bütün kurnazlıklarıyla toplumu da kendi yönlerinde dönüştürmeye başladılar.

Ne olup bittiğini anlamamamıza destek verebilecek böyle bir kitabı yeniden yayınlarken, iki ayrı kitaptan, yani Orta Zekalılar Cenneti ile daha sonra yayınlanmış olan Sanat Uzun, Hayat Kısa'dan bir derleme yapmayı ve birlikte sunmayı istedim. İçimden öyle geldi. Umarım okurlar bunu uygun karşılarlar.
Zülfü Livaneli

Arka Kapak Bilgisi
1991 yılında yayınlanan Orta Zekâlılar Cenneti ile 2010 yılında yayınlanan Sanat Uzun, Hayat Kısa'dan derlenen yazılar elden geçirilmiş yeni baskısıyla okurlarla buluşuyor.

"Orta Zekâlılar Cenneti'ni yazdığım yıldan bu yana, Türkiye'de ve dünyada çok şey değişti ama gözlemlerime göre 'orta zekâlı'ların iktidar alanı daha da genişledi, neredeyse başa çıkılmaz bir ortak paydaya dönüştü. Toplum kaliteyi -deyim yerindeyse- kusmaya başladı, iyiliğin yerini kötülük, temizliğin yerini pislik, hakkın yerini haksızlık, kibarlığın yerini kabalık, ahlakın yerini ahlaksızlık alma yolunda epey ileri gidildi.

Ne olup bittiğini anlamamıza destek verebilecek böyle bir kitabı yeniden yayınlarken, iki ayrı kitaptan, yani Orta Zekâlılar Cenneti ile daha sonra yayınlanmış olan Sanat Uzun, Hayat Kısa'dan bir derleme yapmayı ve birlikte sunmayı istedim. İçimden öyle geldi. Umarım okurlar bunu uygun karşılarlar."
-Ömer Zülfü Livaneli -
Bir dostla daha vedalaşmanın hüznü var içimde..
Sizlerde böyle mi bilmiyorum ama bir kitabı okurken kahraman olurum sayfa sayfa..
Duygularını özümser bazen aşık olurum hiç görmediğim diğer kahramana, bazen dolaşırım hiç görmediğim şehirlerde
Hiç bilmediğim bir çiçeğin kokusunu çekerim içime
Bazen zehir zemberek bir tat bırakır damağımda içmediğim o sigara
Serseri olurum katran karası sokaklarda
Ya da katil olurum bazen büründüğüm karakteri hiç yadırgamadan..
Ben okumayı değil sanırım o kitabı yaşamayı seviyorum hayalimde. .
Bu sefer okuduğum bir roman değil..
Ne duygu değişimleri ne sonunu merak ettiğim hikayeler..
Bu kez bir yazar oturdu karşımda
Üstelik en sevdiklerimden diyebildiğim. .
Üstelik kalemine aşık olduğum...
Güzel bir sohbet geçti aramızda..
Her satırı O'nun sesinden dinledim...

Yeni yıla seninle girmek güzel oldu Sevgili Yazar.
Çoğu düşüncelerine katılıyorum.
Aslında benim dünya görüşümün şekillenmesinde senin payın inkar edilemez..
Uzunca bir liste tuttum yine.. İçinde Falkner, Borges, Milan Kundera ,Balzac, Yaşar Kemal..
Kimlerin kitabı yok ki.. Bir kısmını daha önce okumuş olsam da yeniden okuma isteği uyandı içimde.. Tabiri caizse okumadıklarımın eksikliğini iliklerimde hissettim.. Tadı damağımda kalan güzel bir sohbet oldu...

Kitap 1991 yılında yayınlanan "Orta Zekalılar Cenneti" ile 2010 yılında yayınlanan "Hayat Uzun, Sanat Kısa" dan derlenmiş.. Roman okumayı aşağıda gören bir nesile cevap niteliğinde... Aslında okumayan toplumdan başı bozuk düşüncelere, toplumu yönlendiren siyasetçilerden popüler kültüre, Mustafa Kemal Atatürk 'e ve daha birçok konuya dair güzel bir derleme... Öyle görünüyor ki Livaneli yazdıkça ben okuyacağım..
1 yorum
ekar (@ekar)
insanoğlunun edindiği en asil alışkanlık, kitap okuma alışkanlığıdır..
09.01.18 beğen 1 cevap
Ülkü Efe

Ülkü Efe

@ulkuefe0

Zülfü Livaneli'nin her kitabında bulduğum duru ve akıcı dili bu kitabında da fazlasıyla buldum,çok keyifle ve bir solukta bitirdim.İşlediği konular,verilen örnekler,mükemmel benzetmeler ve özellikle güncel konular başta olmak üzere hemen her konuyla ilgili bir bölüm vardı.Keyifle okunacak bir kitap şiddetle öneriyorum.
0 yorum

Orta Zekalılar Cenneti - S41

O zamanlar, henüz değer yapısı sarsılmamış bir toplumda yaşamakta olduğumuzu fark edememişim.
Burcu S. tarafından eklenmiştir.
Burcu S.

Burcu S.

@bs

Müzik deyip geçmeyin. Bazen içinde yaşadığımız gerçekliği kelimelerden daha derin anlatır.
1 yorum
Gülcan (@gulcann)
.
16.12.16 beğen cevap
Burcu S.

Burcu S.

@bs

(...)Ama çoğunluk ne yazık ki gösteriş düşkünlüğünden kurtulamıyor. Yalnız zenginler değil, orta tabaka da içinde olmak üzere her kesim birbirine karşı gösteriş yapmayı seviyor.

Ama bir yandan da nazar değer diye ödü kopuyor. Nazara karşı bu kadar çok önlem alınan başka bir ülke biliyor musunuz?

Nazar boncukları, üzerlikler, kurşun dökmeler, ateşe buz atmalar, her sözün başında "Maşallah" demeler, "Tu! Tu! Tu!" diyerek tahtalara vurmalar, muska taşımalar, nazar duaları okumalar, burun ve popo kaşımalar hep kötü göze karşı korunmak için değil mi?

Nazar, eşitlikten bu kadar uzak ve gelir dağılımı aşırı derecede bozuk bir ülkede, korkunç bir gösteriş merakının pençesinde kıvranan toplumun yadsınamaz bir gerçeği olarak beliriyor.
0 yorum
Burcu S.

Burcu S.

@bs

Temel eğitimi bitiren çocuklarımız uygarlığın belki de ilk koşulu olan şiddetten uzak durmayı, başka insanlara saygı göstermeyi, doğayı sevmeyi becerebiliyorlar mı?
Yoksa iş olsun diye bitirilen okullardan, kültür ve eğitim düşmanı hoyrat, kaba gençler mi yetişiyor?
0 yorum
Burcu S.

Burcu S.

@bs

Türkiye'deki esas önemli kaybın beş on milyar değil, değerler sistemi ve kültür kaybı olduğunu anlayanların sayısı çok az. "Bize biraz gelenek ve insani değer gönderin!" diyebileceğimiz bir IMF de bulunmuyor.
0 yorum
Irem USTA

Irem USTA

@iremusta

" yaşamda sadelik, düşüncede ihtişam "
0 yorum
18
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Zülfü Livaneli Kitapları
Kitapları 10'dan fazla dile çevrilen, müzisyen, yazar, politikacı, senarist ve yönetmen olan Zülfü Livaneli'nin mutlaka okunm...
Furkan

Furkan

@turgenyev

Rönesansımız paylaşım fotoğrafı
Mustafa Kemal'in büyük projesi, Osmanlı'nın kuruluşundaki 13.yüzyıl felsefesini tekrar canlandırmak ve özellikle Yavuz Selim'den sonra Araplaşmış olan Osmanlı uygarlığını yeniden Anadolulu kılmaktır.

Büyük bir asker olduğu kadar, önemli bir kültür adamı olan bu dahinin ele aldığı kültür dönüşümü ve ''Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli kültürdür.'' sözü, bizim Rönesansımız, yani yeniden doğuşumuz olarak algılanmalı.

Mustafa Kemal ne Batı taklitçisidir ne de Doğu mistiği, O, Türkiye Cumhuriyeti'ni kendi toplumsal özü, yani Anadolu kültürü üzerinde yeniden inşa etmeye çalışmış bir devrimcidir.

-Zülfü Livaneli
s.93
0 yorum
Furkan

Furkan

@turgenyev

Eski Bir Tapınak Yazısı paylaşım fotoğrafı
Gürültü ve patırtının ortasında sükunetle dolaş;
Sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma.
Başka türlü davranmak, açıkça gerekmedikçe
Herkesle dost olmaya çalış.
Ama kimseye teslim olma.
Telaşsız ve açık seçik konuş.
Başkalarına da kulak ver.
Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları;
Çünkü dünyada herkesin bir öyküsü vardır.
Yalnız planlarının değil,
Başarılarının da tadını çıkarmaya çalış.
Ne kadar küçük olursa olsun işinle ilgilen.
Hayattaki dayanağın odur.
Olduğun gibi görün.
Sevmediğin zaman sever gibi yapma.
Aşka burun kıvırma sakın;
O çöl ortasındaki çimenliktir.
Yılların geçmesine öfkelenme
Gençliğe yakışan şeyleri
Gülümseyerek teslim et geçmişe.
Ara sıra isyana yönelecek gibi olsan bile
Hatırla ki, kainatı yargılamak imkansızdır
Onun için kavgalarını sürdürürken bile
Kendi kendinle barış içinde ol.
Görmeye çalış ki,
Bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen,
Dünya yine de güzeldir.

1816 yılında, Baltimore kentindeki eski bir tapınağın duvarına kazılmış bir metin.

s.49,50
2 yorum
ekar (@ekar)
harika bir nasihat..
31.12.17 beğen 2 cevap
Eseflal (@eseflal)
?baska turlu davranmak acikca gerekmedikce ?
31.12.17 beğen 2 cevap