up
ara

Yeraltından Notlar

Yeraltından Notlar Konusu ve Özeti

Yeraltından Notlar
Kendisini toplumdan soyutlamış kendi deyimiyle "hasta" bir insan olan isimsiz kahramanımızın neden kendini soyutladığını, insanlardan neden nefret ettiğini, kendi çelişkilerini ve neden kendini yeraltına kapattığını anlatır.
Çevirmen: Nihal Yalaza Taluy
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
ISBN: 9789944884013
Sayfa: 140 sayfa Basım Tarihi: 1970

Yeraltından Notlar Kitabı Hakkında Genel Bilgi

1864 yılından basılan bu kitap bir çok önemli düşünürü ve yazarı varoluşçu anlamda etkilemiştir. Dostoyevski bu eserini Çernişevski'nin Nasıl Yapmalı? - 1. Cilt adlı ütopik sosyalist eserine cevap niteliğinde yazdığı düşünülür. Çernişevski'nin yine Petersburg'da geçen romanındaki iyimserliğin karşısında Yeraltı'nın, insanların kendi yeraltılarının, karanlığını, çelişkilerini ve sancılarını anlatır. Bu karanlığı “Ben hasta bir adamım” diyen kahramanımıza anlattırır.
2012 yılında kitapla birebir olmasa da serbest bir uyarlama olarak Yeraltı filmi Zeki Demirkubuz tarafından çekilmiştir.

Yeraltından Notlar Kitabının Konusu

Kırklı yaşlardaki kendi “yeraltı dünyası”ndan kafasını çıkaran bir adamın gençlik dönemine bakışını ve neden bu hale geldiğini anlatır bu kitap. Kendini dünyadan soyutlamış, kızgınlıklarını, kırgınlıklarını, çatışmalarını… anlatır kahramanımız. Kahramanımızın adı yoktur.

Roman iki bölümden oluşur. İlk bölüm, kahramanımız içindeki tüm karanlığını anlattığı uzun bir monologdur. Çevresindeki insanlardan neden tiksindiğini, onları neden sevmediğini açıkça dile getirir. İkinci bölümde ise, daha önceden arkadaş oldukları belli olan birkaç kişi ile yarım kalmış hesabını görmek için kahramanımızın yeraltından çıkışını anlatır.

Yeraltından Notlar Kitabının Özeti

İlk bölümde kahramanımızın uzun bir monoloğu vardır. Kendisi her zaman geri planda kalmıştır. Hiç kabul edilememiştir toplum ve arkadaşları içinde. Kendisinin son derece zeki olduğunu vurgular ve bu yalnızlığını ve itilmişliğini de buna bağlar. İnsanlardan korkusunu kapatmak için onlardan tiksindiğini ve onları küçümsediğini söylemekten çekinmez kahramanımız.

İnsanlara karşı sürekli bir eleştiri, sürekli bir yargı geliştiren kahramanımızın kendi içinde de dinmek bilmez çelişkiler fırtınası vardır. Kendine güveni hiç olmadığını söylerken sebebini bilinçli olmasına bağlar. Herkesten daha zeki ve bilinçli olduğu için kendine güvenemiyordur. Fakat bu bile bir çelişkidir.

Okul ve iş arkadaşlarını hayatından çıkarmış ve kendi yeraltı dünyasına kapanmıştır kahramanımız. Kendisini hiç anlamamış ve kabul etmemiş olan arkadaşlarından nefret eder. Onlardan daha zeki, bilinçli olduğu için arkadaşları onu hiç sevmemiştir. Kahramanımız onları hayatından çıkarmasının sebebi olarak bunu açıklar. Hepsi onun aksine para, ün, şöhret… gibi şeylere düşkündürler. Ama o bilime, edebiyata ve kitaplara tutkundur. Bu ayrım bile onlardan nefret etmesine yeterlidir.

Romanın ikinci bölümünde ise, birilerine aşırı derecede ihtiyaç duyduğu bir vakit eski arkadaşlarıyla karşılaşır ve onların planlarına bir şekilde dahil olur. Bu bir veda yemeğidir. Her zaman olduğu gibi arkadaşlarıyla birlikte olmaktan son derece rahatsız olur ve bu yemeğe geldiği için de çok pişman olur.
Yine arkadaşları adsız kahramanımızla alay eder, onu küçümserler. Bu durum onun gururunu aşırı derecede kırar. Ve çok alkol tüketir. Böylece işler daha çok çığırından çıkar. Arkadaşları en sonunda onu bırakıp gider. Kahramanımız da kırılan gururunu tamir etmek için onların peşinden gider. İntikamını alacaktır.

Gittiği yerde bir kızla tanışır. Ve ona ev adresini verir. Tabi buna da pişman olur ve eve gelmemesi için dualar eder. Fakat içten içe de her gün gelmesini bekler. Aşık olduğunu kabul edememektedir kıza. Fakat ona son derece fazla aşık olmuştur. Bir gün kahramanımız yardımcısıyla tartışması esnasında kız evine gelir. Bu onu daha çok öfkelendirir ve bütün öfkesini kıza yansıtır. Başkaları onun kalbini ve gururunu nasıl kırdıysa o da kızın kalbini ve gururunu kırar. Her şeyi mahveder ve başlamadan her şey biter.

Bu romandaki kahramanımızın bir adı yoktur ama aslında adı hepimizin adıdır. Herkes bu kahramanımızın karanlığında kendi karanlığını bulacaktır. Kendi kırıklarını, öfkesini bulacaktır. Dostoyevski bu kısa romanında bütün insanların hayatlarının büyük bir kısmına dokunarak onların kendi yeraltı dünyasını ziyaret eder.
Fatma Zehra Yıldırım

Fatma Zehra Yıldırım

@fzehrayildirim

Romanın Özeti

Rutin hayattan kendisini koparıp, kendini yeraltının karanlık düşüncelerine kaptırmış bir anti kahraman üzerinden yazılmış olan kitap 2 bölümden oluşuyor. İlk bölümde, yani "yeraltı" adı verilen bölümde, yazar kendince neyin ne olduğuna dair bilgiler verir. İradenin önemsizliğinden, her şeyin cetvel ve analitik ya da geometri ile belirlendiği yerde maceranın gereksizliğinden, heyecanın yitip gittiğinden bahseder. "İş cetvelle aritmetiğe dayanınca, iki kere iki yalnızca dört ediyorsa, iradenin lafı mı kalır! iki kere iki, iradem karışmasa da dört edecek. İrade bu mudur!" diyerek konuyu özetler. Her şeyin, her olayın bu şekilde çözüldüğünü söyleyenlere ise yaşamanın ya da heyecanın bir öneminin kalmadığını bildirerek sahneden çekilir. Sıradan bir insan olma arzusu taşır, zeki bir insanın ya da her bir olayı anlama kapasitesine sahip insanın sıkıcılığından ve sıradan insanın karşısındaki durumundan bahseder. İkinci bölüm ise yani "notlar" bölümünde ilk bölüme göre yaşayışın bir tezahürünü ortaya koymaktadır. Zeki ya da anlama yeteneği üst sınırlarda olan insanın, sıradan insan ve ilişkiler karşısında nasıl da madara olduğundan, onun kimsenin nezdinde arkadaş yerine bile konmamasından bahseder.

Anlatılmak İstenen Tema

İnsanlara “ne isteyeceklerini” şablonlarla dayatmak olmaz, özgür irade bu değildir, eğer böyle bilimsel ve akla dayalı olarak bir matematik formülü gibi insanlara ne istemeleri gerektiği dayatılırsa, gerçekten “istemekten vazgeçerler”, akıl sadece öğrenilen bir şeydir, istekler ise bir bütün olarak insanın doğasına aittir, bilinç ve bilinç dışıdır, yaşamın kendisidir, insanın en değerli şeyleri olan kimliğini ve kişiliğini muhafaza etmektedir, insan yer geldiğinde kendi çıkarlarıyla çatışan şeyleri mahsustan isteyebilir, inatla akıl ile çelişebilir, insanlık tarihi ahlaksızlıklarla, akla aykırılıklarla doludur, insan hayatını daha erdemli ve daha mantıklı bir düzene sokmayı amaç edinmiştir. İnsanoğlu aklın üstünlüğüne de karşı çıkarak, kasten delirebilir, mağara adamına dönüşebilir, insanoğlunun böylesi kendi çıkarlarına aykırı isteklerinin kaynağı akıl değildir, insan bunun kaynağının bilinmemesine, gizemine hayrandır… Sonuçta, aklın insana neleri istemesi gerektiğini dayattığında, bu “özgür irade” kavramıyla çok çelişkilidir…

Eleştirilerim

Karakterin hayatı boyunca gözlemlediği ve bence de keşfedildiğinden beri böyle süre gelen hatta gelecek için de aynı kalacak olan bir şey var. Şöyle demişti yazar: "19. yüzyılda kafası çalışan adamın omurgasız olması ahlaki bir zorunluluktur." Bunu şu şekilde açıklayabilirim; omurgasız olmak yani normal olanın dışında olup ahlaki olana uyum sağlamayan, sadece kendi çıkarı doğrultusunda hareket eden, bunu yapmak için denediği yolları kendisine mübah gören bir zihniyet barındırmaktır omurgasız olmak.
Peki nasıl oldu da insan yaradılışında var olan bencilliği bu derece üst seviyeye taşıyabildi? Yaşam koşullarının değişmesi, dünyanın kendini yenilemesi ve her yenileyişinde insanların daha omurgasız hale gelmeleri kastedilen yüzyıl itibariyle -19.yy- saniyeleşmeyle gelişti.
Buradaki gelişme "ileri" kelimesinin anlamına tezattır; insanların daha bireyci temelle yetiştirildiği, güçlünün kendini haklı görme lüksüne olanak tanıyan, yaşamak yani standardı yüksek yaşamak isteyenlerin kendinden altta olanı ezmeye çok müsait hale geldiği bir dönem. Buna "uygarlaşma" deniyor. Kitabın otuz birinci sayfasında "Neyimizi yumuşatmış uygarlık?" sorusunu soruyor yazar ve soruya şöyle cevap veriyor:
"Uygarlık insanda duygu çeşitliliği yaratmıştır sadece. Bekli de bu duygu çeşitliliği insanı kan dökmede haz bulmaya kadar götürür. Atilla ve Stenka Razin gibilerin bile ellerine su dökemeyecekleri en incelikli kan dökücülerin en uygar insanlardan çıktığını ve Atilla veya Stenka Razin kadar göze çarpmamalarının sebebinin böyle insanlara sıkça rastlanması, bunun artık alışılmış bir duruma dönüşmesi olduğunu hiç fark etmediniz mi? İnsanlar uygarlık sayesinde daha kana susamış olmadılarsa bile, en azından daha kötü, aşağılık katiller olmuşlardır. Şimdilerde kan dökmeyi alçakça saymamıza rağmen bu aşağılık işle her şeyden çok meşgul oluyoruz."
Bu demek oluyor ki zaman geçip insanlık olarak ilerleme kat edildikçe bizlere sunulan şeyleri o kadar çok benimsiyoruz ki o şeylerin olmadığı zamanları düşünemez hale geliyoruz. Bunu her alana yayabiliriz. Örneğin çok saçma, amaçsızca üretilmiş bir ürün için bile "gereksiz" diye düşünemiyoruz. Çünkü o kadar tüketim delisi bir toplum olmaya başlamışız ki bize ne sunuluyor, bizden ne isteniyorsa irademiz dışında ama iradeli olarak bunu yapıyoruz. Hem karakteristik olarak hem fiziki anlamda birçok yönden tek tipleşmiş insanlar olarak varlığımızı sürdürüyor ve çocuklarımızı da bu şekilde yetiştiriyoruz.
Atilla ve Stenka Razin ile omurgasızlaşmak söyleminden nasıl buralara geldim diye bir bağlantı yapacak olursam asıl bahsetmek istediğim şey, uygarlık dediğimiz şeyin aslında belli bir standarda uymak demek olduğu. Zaman, şartlar, uğraşlar değiştikçe çeşitli alanlarda keşifler yapılıp yeni şeyler ortaya çıktıkça insanlar olarak kendi yapılarımızı bizler de değiştiriyoruz ama bu değişimin normal düzeyde olduğundan bahsetmem pek mümkün değil. Düzenin içinde öyle bir hale gelmişiz ki durup düşünmüyoruz bile... Çevremizde ne var, neler popülerleşmiş, beklentiler ne yönde, çoğunluk ne yapıyor vs vs. Bu seçenekleri çoğaltabiliriz. Kitapla bunların çok alakası yokmuş gibi görünse de kitap kişiyi düşünmek zorunda bırakıyor ve bir uçtan başlayarak sorgulamalar yapıyorsunuz. Sonuçlarını da kendi toplumunuz için düşünüyorsunuz.
Mesela o kadar çerçevelenmiş haldeyiz ki hoşumuza giden şeyleri başkalarının kullanmaması bizim motivasyonumuzu hiç düşürmüyor! Çoğunluğun yaptığını yapmayan birisi varsa yanlış yapan odur. Şunu demek istiyorum çok gündelik bir örnek olarak sosyal medya hesabı kullanılmamasını söyleyebilirim. Özellikle son zamanlar da teknoloji delisi bir ülke olarak kendimizi ifade etme şeklimiz değişti. Hatta köklü değişiklikler yaşıyoruz. Koca bir nesil bir üst neslimizle beraber "takipçi sayıları", "bilmem kaç tane alınan beğeniler" ile kendimizi ifade eder hale gelmiş durumdayız. Böyle düşünmeyen bir yakınımız falan da varsa onu ötekileştirerek olayımıza devam ediyoruz. Her şeyin yarışa dönüşmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Hem bireysel olarak hem ülke medyası olarak bu konuda çok iyi gidiyoruz! Stil yarışmalarının düzenlenip insanların orada birbirlerine girmelerini seyretmekten hoşlanan, bunlardan etkilenerek giymeye başlayan, yapamadığı makyaj, edinemediği bir yırtık kot için kendini yetersiz hisseden bir nesilden ne bekleyebiliriz?
Üretmekten, düşünmekten, sorgulamaktan uzak, laylaylom bir toplum modeli sağlıklı olarak neler verebilir gelecek nesillere? Kötüye giden bu model zehirli sarmaşık gibi ya da bulaşıcı bir hastalık...
O kadar çok alışmışız ki yapmamız gereken şeylerin, düşünmemiz gereken şeylerin bizlere sunulmasına artık şu duruma gelmişiz. Bu da kitapta fark edip doğruladığım bir eleştiri noktası oldu benim için. Şöyle yazıyor kırk birinci sayfada:
"Mesela içimizden birine daha çok özgürlük vermeyi, ellerimizi çözmeyi, faaliyet alanını genişletmeyi, üzerimizdeki vesayeti kaldırmayı bir deneyin bakalım... Yemin ederim, hemen yeniden vesayetiniz altına girmeye gönüllü oluruz..." Gerçekten de bunun böyle olacağını düşünüyorum. Bugün var olan ama dün o olmadan yaşayabildiğimiz neler varsa elimizden alındığında afallayacağız. Düşünmek, sorumlu olmak, üretmek her zaman için zor olacak ve biz alıştığımız kolayı bırakmamak adına direneceğiz! Ama eğitimci adayları olarak özellikle bizlerin silkinerek kendimize gelmemiz şart.
İşte bu kadar net aslında!
ataç ikon Yeraltından Notlar
kitaba 10 verdi
6 beğen · 2 yorum
Fatma Zehra Yıldırım (@fzehrayildirim)
[silindi]
11.04.18 beğen cevap
Fatma Zehra Yıldırım (@fzehrayildirim)
Anlatım bozuklukları diyip susuyorum. Metin düzenlemesi olsa iyi olurmuş. O.o
11.04.18 beğen cevap
Ömer Aydemir.

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Canlı hayat.
Bu incelemeyi yazmak ve burada paylaşmak çok ama çok riskli aslında o kadar çok kişi okumuş o kadar çok inceleme ve alıntı var ki. Yine de bir de benden okuyun istedim:

“İnsan olmak, yani gerçek, kendi vücuduna sahip, kanlı canlı bir insan olmak dahi bize güç geliyor; bundan utanıyor, ayıp sayıyor, bildik, genel anlamda insan olmaya çabalıyoruz hep. Aslında biz ölü doğmuş yaratıklarız; zaten çoktandır canlı olmayan babalardan dünyaya geliyoruz ve bundan da gittikçe daha çok hoşlanıyoruz. Bundan zevk alıyoruz. Yakında bir kolayını bulup doğrudan doğruya fikir dölleri olarak dünyaya geleceğiz.”

Varoluşun her sorgulanışı yeni bir pencere açmak çabasının bir parçası. Dünya ve tarih değiştikçe bu kavramlar değişiyor. Her zaman diliminde başka başka kavramlar ile sınanıyoruz aslında. Mutluluk, huzur, güven, iyilik ve kötülük kavramsal olarak belli bir kesinliği olacağını düşündüğümüz tanımlar. Oysa hiç birinin asla bir kesinliği olmadı. Kültürel ve coğrafik bir bileşeni olduğu gibi sosyo-ekonomik bir paydası da daima var oldu.
Bir birikimin yani kültürel ve sosyolojik birikimin üzerine doğan bizler için iyi genelde normal ve çok olan içinde sunuldu. İsteklerimizin bir cetvel ile ölçmek veya bir metot oluşturmak mümkün olsaydı bunu bilim ve teknolojik gelişme ışığında yapardık eminim. Oysa mümkün değil ama toplumsal yaşam bir norm dayatıyor daima bize. İsteklerimiz bu norm içinde kalınca yasal ahlaklı ve kabul edilebilir oluyor. Ama biz dualist bir çelişkinin içinde varlığımızı sürdürüyoruz:

“...zira hepimiz yaşamla bağını az ya da çok kaybetmiş, kör topal idare eden insanlarız. Hatta yaşamdan öylesine kopuğuz ki, gerçek “canlı hayata” karşı adeta tiksinti duyuyor, bize hatırlatılmasına dahi katlanamıyoruz. Öyle bir hale gelmişiz ki, gerçek “canlı hayat” bize adeta bir iş bir ödev gibi görünüyor, onu kitaptan öğrenmeyi yeğliyoruz. Peki neden bazen telaşa kapılır, kimi kaprisler, çılgınlıklar yaparız? İstediğimiz nedir? Bunu kendimiz de bilmeyiz. Kaprislerimiz, isteklerimiz yerine gelse bundan ilk biz zararlı çıkarız. Biraz daha fazla serbestlik vermeyi, ellerimizi çözmeyi, hareket alanımızı genişletmeyi, üstümüzdeki vesayeti kaldırmayı deneyin bir... sizi temin ederim, o anda tekrar vesayet altına girmeye can atarız.”

Elbette bu çıkarımları yaparken yaşadığımız şartlardan bize kalanlarla yaparız. Gözlem yaparız hayatı herkes ve her şeyi. Gözlemler sonucu çıkan her bilgi kırıntısını yaşamımız ve kültürel birikimimizle harmanlarız. Öfke ile sevinç ve ya hayal kırıklığı ile yoğrulmuş bir sürü cümle çıkar ağzımızdan. Bu cümleler bir çok insan için gerçek bir sürüsü için abartı bir o kadarı içinse safsata olabilir. Acıyla harmanlanmış gerçek hayat, tutunmak için sağlam bir zemin olmaktan çok bir zemindir eni kökü. Baktığımızda gördüğümüz her şeyi yere yakın yerden uzakta görürüz bu zemin bağlamında.
Yazıldığı dönemin üzerinde bir gözlem sonucu ortaya çıkan bir eser kitap. Bir anti kahraman söylemleri gibi algınlanma ve bu nedenle çok anlaşılmama ihtimali olan bir kitap. Ve nitekim öyle de olmuş döneminde çok eleştiri alan bu kitabı Nietzsche bir vahiy olarak nitelendirmiş. Kendi döneminin çok üzerinde gerçekten bu kitap. Bir popüler ikon bile olsa okumaya değer bir sürü niteliği var bu kitabın. Olaylara bakışı ve insan kavramını doğasını kökünden ele alıp incelemiş. Sanılanın ve kabul edilenin aksine insan doğasının kötü işe yaramaz yanlarını da insanın bir parçası olarak nitelendirmiş. İsteklerimizin ve yaptığımız eylemlerin daima bizim çıkarımız doğrultusunda olduğunu iddia etmek ne kadar doğrudur sorusuna bu doğanın yapısı ile açıklıyor yazar. Bir de şu soruyu soruyor; bugüne kadar yaptığımız eylemler bazında biz daima kendi çıkarımıza uygun mu davrandık?
Keyifli okumalar!
ataç ikon Yeraltından Notlar
kitaba 9 verdi
27 beğen · 10 yorum
kader.cmln (@naturmort)
Yazarın, kitabı özellikle Sulusepken -inşAllah doğru hatırlıyorumdur- bölümünde kendi hayatından esinlenerek yani yarı otobiyografik bir şekilde yazdığı söyleniyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz acaba?
06.12.18 beğen 1 cevap
Batuuu (@batuuu)
harika bir inceleme olmuş kalemine sağlık.
06.12.18 beğen 2 cevap
Elsa Rose (@elsarosee)
Kitaptan Alıntılarla harmanladığınız incemeniz harika bir bütünlük kazanmış. Dediğiniz gibi o kadar çok inceleme yapılmış ki, bunların üstüne daha ne söylenir. Bir alıntı da benden olsun “ namuslu insanlar fakirken de iyi yaşıyorlar “ ve Bir tane daha “ sevginin bulunmadığı yerde aklı da arama. “
30.01.19 beğen 1 cevap
ryhmer

ryhmer

@nirvanayaulasanadam

hastalık arayanlara
her zaman toplumda var olan, kendini "hasta" olarak tanıtan ve çevresine aşağılamayla, tiksintiyle bakan insancıklara karşı atılan bir tokattır. kendini karakterle özdeşleştirmeye çalışan ve karakterin duygularını kendinde bulduğuna inanan, bunlardan utanmayan okurlar varsa kitabı gerçekten anlamamıştır. anlatıcı gibi ırkçı, megaloman, bilgiçlik taslayanların kitabın bir bölümünde geçen fahişeye verilen demece tekrar bakması gerek.

aslında kendini ve kendi gibi insanların fahişeyle benzer yanlarını gözümüze sokuyor. fahişe evinden kaçıp yıllarca kalacağı bu evde insanca bir ilişki kuramaz, yemekle çalışan bir oyuncağa benzer. yaşı geçtiğinde bir çukura atarlar, duasını bile etmezler.

megaloman kişi de etrafındakilere aşağılamayla bakar, arkadaş edinemez; edindiğini de kul etmeye çalışır. yıllar boyu böyle yaşar gider, düşüncelerini değiştirmeye cesaret edemeden, topluma doğru bir şekilde bakmayı denemeden kendi yarattığı "yeraltı"nda çürümeye yüz tutar. herkesin kendisiyle uğraştığını zanneder ve kendi kafasında birilerini düşman edinir; çünkü duygularını kullanmayı o kadar özlemiştir ki düşman edinmek bile zevk verir. bir çarpışmaya haftalarca hazırlık yapacak kadar, daha doğrusu bir çarpışma planlayacak kadar hayatına anlam kazandıramamış bir insancıktır! nefret etmek sevmekten ona daha çok zevk verir -çünkü farklılığı sevemez- ama sevgiyi de tatmayı içten içe ister. bunun için çaba sarf etmez.

hatta böyle düşündüğümüz zaman fahişe bile megalomandan daha dürüsttür. hem fahişenin birini sevme yetisi vardır, megaloman kimseyi yanına yaklaştırmaz, el vermek isteyenin kolunu keser. ona göre asıl yardıma ihtiyaç duyan diğerleridir. kendini ötekileştirip geride kalanlardan ayrılmayı ister.

"yaşamdan öylesine kopuğuz ki, 'gerçek hayata' karşı adeta tiksinti duyuyor, bize hatırlatılmasına dahi katlanamıyoruz. öyle bir hale gelmişiz ki, gerçek 'canlı hayat' bize adeta bir iş, bir ödev gibi görünüyor, onu kitaptan öğrenmeyi yeğliyoruz."
ataç ikon Yeraltından Notlar
kitaba puan vermedi
3 beğen · 0 yorum
Naime Çabaser

Naime Çabaser

@naimecabaser

Dostoyevski - Yeraltından Notlar
Bir kitap okurken beğendiğiniz yerlerin altını çizersiniz ya: işte bu yazı tüm satırlarını tek tek çizmek istediğim bir kitap hakkında. Dostoyevski - Yeraltından Notlar

Bir şarkı sözünde, bir yazıda, bir yerde kendinizi bulup, "Sanatçı sanki beni anlatmış." dediğiniz olmuştur. İşte bu kitapta benim hislerim tamamen böyleydi. Ben her sayfada Dostoyevski'yi değil de, kendi zihnimi okudum sanki!

Yazar: "Ant içerim ki her şeyi tam anlamıyla algılamak, hastalıktır." diyor. Zaten 150 sayfa boyunca okuduğunuz da tamamen hasta bir adamın sözleri.

Bu adam toplumla iç içe yaşadığı 20 yıl boyunca, içinde bulunduğu toplumdan daha farklı ve daha zeki durumda olmuş. Bu yüzdendir ki her daim uyum problemi çekip, dışlanmış. Bu da bu adamı içi kin ve nefretle dolu çekilmez biri haline getirmiş.

Nihayetinde 20 yaşındayken bu adam kendini toplumdan tamamen soyutlayıp, "yeraltım" diye söz ettiği evinde hiç kimse ile bir iletişimi olmaksızın yaşamaya başlamış.

Çok çok iyi biliyorum ki, bu yaşam tarzı bu gibi insanlar için saadettir. Başlarda cennete düşmüş gibi hissettirir. Peki ya sonra? İnsan yalnız kaldıkça kendini bulur, düşünür ve sorgular. "Neden böyleyim? Neden bu haldeyim?" diye sorar ve sorularına cevap buldukça insanlara olan kini ve nefreti artar. Bu durum sürdükçe de kendisinin diğerlerinden farklı ve zeki olduğunu bilse de halinin acınası olduğunun farkına varır. Bu acınasılık da öyle bir şeydir ki: şahıs herkes gibi, normal, aptal, mutlu ve sosyal olmayı diler. Fakat seçim şansı yoktur.

Bu yüzdendir ki bu adam yıllar sonra yazmaya başlar. Bu yüzdendir ki yıllar önceki okul arkadaşına gidip kendini yemeğe davet ettirir. Bu yüzdendir ki son sayfalarda Liza'ta o acı itirafları yapıp, içindeki kini ve nefreti döker..

Evet, bu hastalıklı bir adamın hikayesidir. Tamamen kalbime ve beynime dokunmuş bu kitabın tesiri sanırım kolay kolay geçmeyecek ve her zaman favori kitaplarımdan birisi olarak kalacak..
ataç ikon Yeraltından Notlar
kitaba 10 verdi
6 beğen · 0 yorum
yvz

yvz

@yvz

varoluşçu mücadeleler veren roman kahramanlarının ilklerinden olan isimsiz yeraltı adamımızın hikayesi. dostoyevski iki bölüme ayırdığı romanın ilk bölümünü -sanki anlaşılmasını istemeyecek derecede- öylesine karmaşık şekilde yazmış ki, bu bölüm adeta okunaksız bir el yazısıyla, farklı zamanlarda alınmış post-it notlarını andırıyor. tek okumada bu kısmı anlamak gerçekten de maharet istiyor. ikinci bölümde ise alışıldık,somut, hikaye tarzı anlatımla karşılaştığımızda ayaklarımız yere basıyor,ilk bölümdeki bazı kavramlar yerine oturuyor. bazı kavramlar dedim çünkü bu romanı okumanın yanında, yazarın yaşamını, rusyanın o dönem içinde bulunduğu durumu incelemek şart. dahası dostoyevskinin çernisevski ve gogol gibi isimlere yaptığı atıfları anlayabilmek için de bu yazarların ilgili eserlerinin de azbuçuk bilinmesi gerekiyor.

sayfa sayısı fazla olmasa da bu kitabı bitirmek pek de kolay değil.bahsettiğim gibi ilk bölümü tekrar okumanız gerekebilir. kitap okunması bittiğinde bile düşünme süreci vaktinizi bir hayli alacaktır.

çeviri konusuna gelirsek, romanı 3 ayrı kitabevi baskısından okudum.(işbankası-n.taluy, iletişim-m.özgül,can-e.altay) diğer 2 meşhur rus edebiyatı çevirmenine göre taluy çevirisini daha iyi bulduğumu söyleyebilirim. anlatımı daha akıcıydı, diğer çevirilerle karşılaştırdığımda bire bir kelime çevirisi yapmaktansa anlam çevirisi yaptığı sonucuna vardım. yani okuduğum cümleler dostoyevskininkilerde daha çok taluy'unkilerdi.(çeviride bu durum zaten kaçınılmazdır) ancak anlatımdaki akıcılıktan dolayı bu durumu hiç yadırgamadım

tavsiye edilir (:
ataç ikon Yeraltından Notlar
kitaba 8 verdi
1 beğen · 0 yorum

Yeraltından Notlar - S41

Nihayet şuna geliyoruz baylar:En iyisi hiç bir şey yapmamak! Bilinçli tembellik hepsinden iyi! Onun için yaşasın yeraltı! Normal insanları çatlayasıya kıskandığımı söyledim ya, gene de gördüğüm kadarıyla, onların bugünkü halinde olmak istemem.(kıskanmasına gene kıskanacağım,hayır hayır, yeraltı daha karlı!)Orada hiç olmazsa insan...Eeh! Şimdi bile yalan söylüyorum!Yalan, çünkü iyi olanın yeraltı değil,başka,bambaşka,hasretini çekip bir türlü elde edemediğim şey olduğunu iki kere ikinin dört ettiği gibi biliyorum! Cehenneme kadar yolu var yeraltının.
Selçuk Çelebi tarafından eklenmiştir.
Karamel merii

Karamel merii

@karamelmerii

"Fazla bilinçli olmak bir hastalıktır.Gerçek tam bir hastalıktır. Sıradan bir bilinç, insanın yaşamı için fazlasıyla yeterlidir." (s.14/15)
ataç ikon Yeraltından Notlar
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
32 beğen · 20 yorum
amour (@amour)
Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farklı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil,içindeki boşluk ise,insanı ayakta tutan da benlik zannı değil,hiçlik bilincidir.
26.01.19 beğen 2 cevap
amour (@amour)
Sorumluluğunun bilincinde olan insan her zaman geleceğe bakar, suçlayan insan her zaman geçmişe.
26.01.19 beğen 1 cevap
amour (@amour)
Bilinç, gerçekten varolduğumuzun tek gerçek kanıtıdır.
26.01.19 beğen 1 cevap
Tenebris Casper (@carnage)
Gerçekten birini sevmek benim için gereksiz bir lüks oluyordu.
26.01.19 beğen 1 cevap
Buse Eyiol (@buseeyiol)
Bilinçli olmamak zor bilinçli olmak daha da zor...
26.01.19 beğen 1 cevap
Efsun (@efsun183)
Fazla düşünmek te öyledir bence kendimden biliyorum bazen çok da düşünmemek lazım
26.01.19 beğen 1 cevap
Cansın Çakar

Cansın Çakar

@cakarcansin

Duvarı yıkmaya gücüm yetmiyorsa kendimi parçalayacak değilim elbette. Ama önümde duvar var diye boyun eğmeyi de kabullenemem.
ataç ikon Yeraltından Notlar
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
28 beğen · 0 yorum
Marla

Marla

@marsheus

saat 0:00
sigara yok
gece çok sessiz
sende yoksun

saat 0:02
sigarayı buldum
sen olmasan da olur
ataç ikon Yeraltından Notlar
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
23 beğen · 0 yorum
Fırat Y.

Fırat Y.

@fy

İnsan olmak, gerçek insan, etiyle kemiğiyle insan olmak bile ağır gelir bize. Utanırız bundan, insan olmayı yüz karası sayarız, benzeri olmayan toplumsal birtakım insanlar olmak için çabalarız. Ölü doğmuş insanlarız biz ve uzun zamandır canlı babaların çocukları değiliz. Giderek daha çok hoşlanıyoruz böyle doğmuş olmaktan. Zevk duyuyoruz bundan. Çok yakın bir gelecekte bir şekilde düşüncelerden doğmanın yolunu bulacağız.
ataç ikon Yeraltından Notlar
kitaba 9 verdi, inceleme eklemedi.
16 beğen · 0 yorum
Selenay

Selenay

@selenay

Fakat iyi olanın tamamen başka bir şey olduğunuda biliyorum; o şey ki, özlemini duyuyorum ancak bir türlü bulamıyorum.
ataç ikon Yeraltından Notlar
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
14 beğen · 0 yorum
757
KİTAP
Okuduğum En Güzel Kitap
Okuduğumuz en güzel kitapları bu listede topluyoruz! Sen de en beğendiğin ve herkese tavsiye etmek istediğin kitapları listey...
547
KİTAP
Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap
Neokur üyelerinin katkılarıyla ortaya çıkmış olan, ölmeden önce okunması gereken kitapların toplandığı listedir. Ölüm de ner...
149
KİTAP
Tüm Zamanların En İyi Kitapları
Hem okurların hem de yazarların büyük bir kısmı tarafından başarılı bulunmuş, kitap tavsiyesi istendiğinde akla ilk gelen, tü...
35
KİTAP
En Baba Yazarların En Kral Dünya Klasikleri
Kalem duayenlerinin hayal güçlerini yansıttıkları, klasikleşmiş ve kültleşmiş en önemli dünya klasikleri listelenmektedir. H...
432
KİTAP
Hiç Unutamayacağım Dediğimiz Kitaplar
Bittiğine üzüldüğümüz, hayatımızda derin izler bırakan unutamayacağımız kitapları paylaşıyoruz....
OverTheRainbow

OverTheRainbow

@hasretsa

 paylaşım fotoğrafı
Rus edebiyatıyla aramızda tuhaf bir ilişki var. Özellikle Dostoyevski'nin beni tanıdığını düşündüğüm halde ona hep çekinerek yaklaşıyorum. Elimdeki çok eski bir kitap, ama yeni olsa da her cümle benim için yine de çok karmaşık olurdu. Buna rağmen nasıl oluyorsa, aynı cümleyi hatta sayfayı iki kere okumam gerekse de asla bırakmayı düşünmedim. Aylar önce verdiğim bir kararla bazı şeyleri fazla üstelememeye, ileri gidemiyorsam bırakmaya karar vermiştim. Yani anlamadığım ya da ilgimi çekememiş kitaplar, filmler, insanlardan vazgeçmek daha kolay oldu. Ama bu kitapta benim için bir şey olduğunu daha başında anlamıştım. Kitapta sorulan her soru @elifbirkadin ve @jaigurudevaom ile daha önce tartışmasını yaptığımız konularla ilgili. Bu gruba başka birinin girmesi hiçbir zaman kolay olmadı (3 aşamalı testler gerekebilir. 😊) Benimle aynı şeyleri düşünen bir çok yazar keşfettim, oturup saatlerce sohbet etmek istediğim. Ama eğer gruba bir yazarı dahil etme şansım olsaydı o kişi Dostoyevski olurdu sanırım. Bir kere biz kumarbazın önde gideniyiz. Bir aradayken dedikodu ya da 'güzellik sırları' hakkında pek konuşmayız, 101 oynarız. 😂 (Kumarbaz'ı henüz okumadım). Sonra doğanın başlı başına bir yönetici olduğunun, onu yönlendirmeye çalışanların ya da doğa kurallarını yok sayanların insanlığa da ihanet ettiğinin bilincindeyiz. Tabiri caizse son yıllarda her şeyi evren için yapıyoruz. Hakiki insanlık için. Ve Dostoyevski Yeraltı'yla, son zamanlarda kafamızı kurcalayan, kafamı kurcalayan bazı konulara da açıklık getirdi. Yine de şunu söyleyeyim, Dostoyevski ve Gogol okumak benim için cesaret isteyen şeylerdi. Yapmam gerekenlerden bir kaç madde çıkarılmış gibi bir hafiflik, daha fazla soruya boğulmuş gibi de bir ağırlık hissederek okumaya devam ediyorum. 🙏
ataç ikon Yeraltından Notlar
kitaba 7 verdi, inceleme eklemedi.
10 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Elsa Rose

Elsa Rose

@elsarosee

 paylaşım fotoğrafı
II
Dinlemek isteseniz de, istemeseniz de, şimdi size niçin bir haşere bile olamadığımı anlatmak istiyorum baylar. Tamamıyla ciddi olarak söyleyeyim ki, böcek olmayı çoğu zaman arzuladım. Yazık ki buna bile layık olamadım. Baylar, yemin ederim ki, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; gerçek tam manasıyla bir hastalıktır. Sy: 7
~~~ Dostoyevski’nin bu kitabında kayboluyorum okudukça. Daha önce okusaydım neler değişirdi, kim bilir?
ataç ikon Yeraltından Notlar
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
17 beğeni · 5 yorum beğen ikon
amour (@amour)
☺️👏🏻👏🏻👌
28.01.19 beğen 1 cevap
Elpis

Elpis

@elpis

yeniden paylaşım fotoğrafı
yeniden
uzun zamandır okumaya ara vermiştim. şimdi yeniden bu kitapla başlıyorum, huzursuzum
ataç ikon Yeraltından Notlar
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
12 beğeni · 4 yorum beğen ikon
Karamel merii (@karamelmerii)
Kitabın yayınevi nedir ? Ben çeviri kitap aldığımda yayınevine dikkat ediyorum. Çünkü hepsi aynı kalitede çevirmiyor. Hâliyle çeviri hatalı olunca o edebi zevk de uçup gidiyor.
12.01.19 beğen 1 cevap
✨UrsaMajor✨ (@elifbirkadin)
Ben yeni bitirdim ve çok beğendim umarım güzel vakit geçirirsiniz
12.01.19 beğen 2 cevap
✨UrsaMajor✨

✨UrsaMajor✨

@elifbirkadin

 paylaşım fotoğrafı
〰️ Kötü biri olamamak bir yana, herhangi bir şey olmayı da beceremedim: Ne kötü ne iyi, ne alçak ne namuslu, ne kahraman ne de haşerenin biriyim. Şimdi bir yandan köşemde pinekliyor, bir yandan da acı, faydasız bir teselliyle avunuyorum.〰️📌
ataç ikon Yeraltından Notlar
kitaba puan vermedi, inceleme ekledi.
8 beğeni · 0 yorum beğen ikon