up
ara

Saygı

Eşit Olmayan Bir Dünyada - Respect in a World of Inequality

Saygı Konusu ve Özeti

Saygı
Ten ve Taş
Batı Uygarlığında Beden ve Şehir kitabının da yazarı Richard Sennett tarafından kaleme alınan Saygı kitabı İnsan ve Toplum, Sosyoloji türünde okuyucusu ile buluşuyor. Ayrıntı Yayınları yayınevinden 2004 yılında 9789755394398 isbn kodu ile kitapçılarda satışa sunulan Saygı isimli kitap 272 sayfadan oluşuyor. Kitabı Türkçe'ye Ümmühan Bardak çevirmiştir. Saygı kitabını okuduysanız mutlaka oyunuzu, kitap incelemelerinizi ve alıntılarınızı bekliyoruz. Neokur kullanıcıları fikirlerinizi merak ediyor!
Çevirmen: Ümmühan Bardak
Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
ISBN: 9789755394398
Sayfa: 272 sayfa Basım Tarihi: 2004
Yazar Schubert'ten örnek vererek, oda müziği icracılarının beraber çalma ve ortaya büyüleyici ve ahenkli bir müzik çıkarma tecrübelerinden yola çıkarak, toplum içinde başkalarına ve kendine saygı, mesafelilik, hem bireyselliğini ortaya koyup hem de birileriyle beraber bir şey yapma denklemi için güzel bir çözüm önerir.
Kitap herkesi, bireylerinin kendilerine ve başkalarına saygı duymayı başarabildiği, ahenkli sesler çıkarabilen bir toplumun hayalini kurmaya davet ediyor.
Misafir

Misafir

@misafir000

Sizce sevgi mi daha önemli saygı mı?
Sizce sevgi mi daha önemli saygı mı? Bu ve benzeri sorular mutlaka bir yerlerde karşınıza çıkmıştır. 'Yüreğinin sesini dinle' komutuna sorgusuz sualsiz sadık kalanlar "Sevgi elbette ki" diyecektir. Sanki saygının yüreğin sesiyle ilgisi yokmuş gibi... Çoğunlukla sevginin yanında ikinci plana itilen ve aslında insanı daha 'nitelikli' olmaya zorladığı için çok da sıcak karşılanmayan saygı kavramı, insanların vicdanlarıyla ve dolayısıyla da yürekleriyle yakından ilgili oysa ki... Bu gerçeği herkesten daha iyi bilen toplumbilimciler için en az sevgi kadar önemli ve değerli bir konu olan saygı, Amerikalı toplumbilimci Richard Sennett'ın kitabına da konu olmuş. Saygı üzerine bir kitap yazmanın bile başlı başına saygı duyulacak bir uğraş olması, kitabı sıradan okurlar için de ilginç kılıyor. Üstelik kitabın adının, yani Saygı'nın bir de altbaşlığı var: 'Eşit Olmayan Bir Dünyada'... Bu, kafamızdaki saygı kavramının çok daha geniş bir anlam kazanacağına dair küçük bir ipucu.

Saygıyı anlatan bir kitap aslında okurdan da biraz gayret bekliyor. Bir kere, herkesin saygının anlamına dair az çok fikri vardır, ama kitabı okudukça bu konuda ne kadar az bildiğinizi keşfetmeye hazır olun. Bir toplumbilimcinin kaleminden çıktığı ve üzerinde 'roman' türünde bir eser olduğuna dair bir not bulunmadığı için biraz da çekinerek yaklaştığınız kitabın sayfalarını çevirmeye başlayınca, rahat bir nefes alıyorsunuz. Sennett, adeta bir roman kahramanını anlatır gibi önce kendi hayatını yazıyor. Babasız büyüyen ve çocukluğunun bir bölümü Chicago'daki bir toplu konut projesi olan Cabrini'de geçen Sennett, burada küçük yaşta gözlemlemeye başladığı sınıfsal ve ırksal ayrıma dair düşüncelerini anlatmaya koyuluyor. Beyaz çocuklarla siyah çocuklar arasındaki 'kanlı' cam savaşları, bu savaşların ailelerce nasıl karşılandığı, sosyal hizmet görevlisi annesinin yardım ettiği insanlara karşı mesafeliliği, eşitsizliğin yol açtığı huzursuzluklar ve müziğe karşı derin sevgisi, Sennett'ı yakından tanıyarak okur olarak ona güvenmemizi sağlıyor. Küçük yaşlarından itibaren viyolonsel çalan ve eğitimini müzik üzerine yapmaya karar veren Sennett'ın hayatını başka bir disipline kaydırmasına ise sol elindeki rahatsızlık neden oluyor. Başarısız bir operasyon sonrasında sol elini kullanamaz hâle gelen ve böylece yirmi bir yaşındayken müzik kariyeri son bulan Sennett, o zamanlar bu kötü durumla hemen yüzleşmeye hazır olmadığını belirtiyor ve bunun acısını da en yakınındaki insanlardan çıkardığını ekliyor. Ancak daha sonra araştırma görevlisi olarak Harvard Üniversitesi'nde başlayan 'yeni hayat'ı, insanın yetenek konusunda da eşit olmayan bir dünyada yaşadığını, ancak yeni bir kapı açmaya cesaret eden kişinin kendisine yeniden saygı duymaya başlayabileceğini ortaya koyuyor. Gençlerin fazla 'örnek' kişilerle çok da anlaşamadığına ve karşısındaki kişinin geldiği daha üstün nokta karşısında kendi eksikliğini iyice hissederek yavaş yavaş düşmanca bir sessizliğe gömülebileceğine de dikkat çeken yazar, hayatta hedef belirlemek konusunda da kuralcı ebeveynlerin hoşuna gitmeyebilecek bir gerçeği dile getiriyor.
Saygının anlamı, kitabın dönüm noktasını oluşturuyor. Kendi hayatını anlattığı ilk bölümde, saygı kavramının anlamını sular seller gibi ezberlemekten daha çok derinlemesine hissetmemizi sağlayan Sennett, 'Saygının anlamı' adlı bu bölümden itibaren 'derin'e inmeye başlıyor. Sıradan bir okur olarak, "Korktuğum başıma geldi" diyorsunuz, çünkü Sennett bu bölümde artık roman kahramanı maskesinden sıyrılarak toplumbilimci kimliğini belirgin hâle getirmeye başlıyor. Artık çok da 'su gibi akmıyor' kitap, ama biliyorsunuz ki saygı bunu gerektirir. Okudukça, saygıya ve saygı kavramının dünyamızdaki rolüne dair ne kadar az şey bildiğinizi ve saygıyı zaman zaman başka kavramlarla karıştırıyor olabileceğinizi keşfediyorsunuz. Örneğin, statü, prestij, onur, tanıma ve itibar... Bu kavramları da tek tek ele alan Sennett, sonuçta saygıyla eş tutulamayacak bu terimlerde olmayan şeyin adını da koyuyor: Karşılıklı ihtiyacın farkında olmak... Saygının, dünyanın farklı toplumlarındaki ve tarihin farklı dönemlerindeki gelişimini çok sayıda örnek vererek açıklayan ve konuya bilimsel olarak yaklaşan isimleri zaman zaman tahammülü zorlayan bir yoğunlukta sıralayan Sennett, "Dikkatli okuyucu, Kant ve Locke'un pek de aynı fikirde olmadıklarını fark edecektir" gibi okura cesaret aşılayan cümlelere de yer vermiyor değil. Üstelik, 'Merhamet Yorgunluğu' gibi ilginç başlıklar da, kitaba karşı saygınızı canlı tutuyor. Aslında bu paragraf, televizyonun günümüz insanını duyarsızlaştırdığı savına da ilginç bir karşılık veriyor. Bizi duyarsızlaştıran, gördüklerimiz konusunda sadece bir 'aracı' olan televizyon mu, yoksa insanın insana ettiği veya salgın hastalık gibi çaresiz durumlar karşısında kendimize olan saygımızı yitiriyor olmamız mı? Bu tür sorularla baş başa kalacağınız kitapta, çalışan insanın 'saygıyla imtihanı' da temel konulardan biri olarak ele alınıyor. İş başındaki insanların çalışma sırasında yardım isteme ve bunu yaptığında muhtaç görünme korkusuna da değinen Sennett, toplumsal çözümlemeci Robert Putnam'ın, iş arkadaşlığının Amerikan arkadaşlıklarının yüzde onundan azını teşkil ettiğini bulduğunu belirtiyor. Hem okur hem de kendisi için uzun bir serüven gibi gözüken bu iki yüz yetmiş iki sayfalık saygı duruşu sonunda, Sennett dünyadaki eşitsizliği yok etmek için kesin bir çözüm ortaya koyamıyor ve tam da bu yüzden gerçekçi bir sona doğru ilerliyor.
ataç ikon Saygı
kitaba 8 verdi
0 beğen · 0 yorum

Saygı - S41

Karşıkültür, hem teoride hem pratikte disipline karşı tam bir saldırıya girişti. Siyaset felsefecisi Marshal Berman, genç yaşlarında, "tüm gerçeklerin ve tüm değerlerin hızla değişip tersine döndüğü çürütüldüğü, ayrıştırıldığı, yeniden birleştirildiği bir girdaba yakalanmış bir varlık hissi; temel olan şeyin ne olduğu, değerli olanın ne olduğu, gerçeğin ne olduğu hakkında temel bir belirsizlik" karşısında duraksamış, geri çekilmişti. Tarihçi James Miller, bizim kuşağın öğrencileri adına konuşan bir örgüt olan Demokratik Bir Toplum İçin Öğrenci Birliği'nin kendisi "kendiliğindenlik, hayal gücü, tutku, şakacılık ve eylem özelliklerine, özgürlüğün sınırlarında, yaşamın kıyısında var olma duygusuna" terk eden bir birlik olarak tanımlamıştı.
Misafir tarafından eklenmiştir.
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Çoğu açlıklar gibi, saygı kıtlığı da insan yapımıdır; yiyeceğin aksine saygının hiçbir maliyeti de yoktur. O zaman niçin saygı bu kadar kıt olsun ki?
ataç ikon Saygı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
3 beğen · 0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Herkesin bir çeşit yeteneği olduğuna ve tüm yeteneklerin bir değeri olduğuna inanmak isteriz. Ancak yeteneğin birbirine eşit olmayan iki biçimi vardır. Bir şeyi iyi yapmanın kendine has özellikleri, insanlara saygı duyulması ve kendilerine saygı duymaları için yapılan nesnel eylemler alanına girer. Potansiyel yetenek ise, farklı bir kategoriye girer; imkânlarla olduğu kadar motivasyon ve irade ile yakından ilgili, oldukça kişisel bir değerlendirmedir. Tam da bu farklılık çok önemli bir eşitsizliğe sebep olur. Kendini dönüştürmek fikri, kişinin daha önceden bildiği bir yaşamı arkasında bırakma gücüne sahip olduğunu farz eder. Bu aynı zamanda kişinin daha önceden tanıdığı insanları da arkasında bırakması anlamına gelir. Bu nedenle, genç doktor gibi "gelecek vaat eden" bir kişi, ardında bıraktıklarının kendilerine olan saygısının altını oyabilirdi. "Çalış, gayret et!" komutunun arkasındaki mesaj, "Eğer ben bunu yapabiliyorsam, siz neden yapamayasınız?" idi. Elbette ki genç doktor hayata atıldığında hiçbir kültürel sermayesi yoktu; yükselişi tamamen kendi çabasıyla ve kendi görüşüne göre yalnızca dünsel inancı sayesinde olmuştu. Fakat kendi geleceğine inanç, onu dinleyicilerinden ayırıyordu. İlham almaya gelen dinleyiciler daha ilerisini göremediler ya da kendilerinin başka bir versiyonunu hayal edemediler; doktorun kendine güveni yalnızca dinleyicilerin eksiklik hissini keskinleştirdi.
ataç ikon Saygı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 beğen · 0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

"Şüphesiz ki insanın kendisiyle ne yapacağını bilmesi de bir tuzak olabilir. Çocukların geliştirdiği yeterlilik, bir oyunda nasıl iyi oynanıp galip gelineceğini öğrenme örneğindeki gibi, oyun oynamakla yakından ilgilidir. Bunun nihai amacını ya da değerini ölçmek çok da gerekli değildir. Bu tamamıyla işlevsel yeterlilik, daha sonra genç bir yetişkinin hayatına zarar verebilir. Toplum anne-baba ve öğretmenlerin kişiliğinde bu işlevsel seçimi onaylayabilir; fakat bu, genç yetişkin açısından fazla kolaya kaçmaktır, karmaşık arzulara ve hayatın gürültüsüne kendini kaptırmak kolaycılıktır. Ne istediğini tam olarak bilen bir genç, ancak sınırlı bir insan olabilir."

s. 40
ataç ikon Saygı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

"Merhamet yorgunluğu, sürekli acı verici gerçeklikler karşısında sempatilerimizin tükenmesini ifade eder. İşkence kurbanları, vebayla dünyadan silinen insan yığınları, Holocaust'un vahşi boyutları gibi şeyler duygularımız üzerinde öyle çok talepte bulunur ki, sonunda herhangi bir şey hissetmekten vazgeçeriz. Merhamet, sonunda yanıp biten ateş gibi tükenir."

s. 151
ataç ikon Saygı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

"Toplumda, özelinde de refah devletlerinde karşı karşıya kaldığımız sorunun özü, güçlünün nasıl zayıf kalmaya yazgılı olanlara karşı saygı duyacağıdır"
ataç ikon Saygı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum