up
ara

Direniş Teolojisi

Direniş Teolojisi Konusu ve Özeti

Direniş Teolojisi
İtikattan İmana kitabının da yazarı İlhami Güler tarafından kaleme alınan Direniş Teolojisi kitabı İslam, türünde okuyucusu ile buluşuyor. Ankara Okulu Yayınları yayınevinden 1970 yılında 9789944162272 isbn kodu ile kitapçılarda satışa sunulan Direniş Teolojisi isimli kitap 40 sayfadan oluşuyor. Direniş Teolojisi kitabını okuduysanız mutlaka oyunuzu, kitap incelemelerinizi ve alıntılarınızı bekliyoruz. Neokur kullanıcıları fikirlerinizi merak ediyor!
Yayınevi: Ankara Okulu Yayınları
ISBN: 9789944162272
Sayfa: 40 sayfa Basım Tarihi: 1970
Gözleri aydınlanmanın yarattığı neon ışıklarıyla kamaşmış olan insanlığın büyük bir bölümünün, ilahî 'nuru' bir müddet daha göremeyeceği kanaatindeyim. Oysa, gezegenimizi kurtaracak olan bu nurdur. Dahası, seküler kapitalist yaşam tarzının yarattığı fesadın sonuçlarının biraz daha canımızı yakması gerekiyor. Özgür irademizle, ahlakî olarak Tanrı'nın buyruğuna boyun eğmediğimiz için, nefsimizin (arzularımızın) yarattığı fesadın sonucunda 'zorunlu' olarak boyun eğeceğiz gibi. Tabiî, geç kalmamış olursak...

Direniş Teolojisi - S41

S-41 kitabın 41. sayfasının ilk paragrafıdır. S41 Ekle
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Hz.Süleyman, sahip olduğu koşu atlarını seyrederken şöyle der:''Bana (kaynağı olan) Rabbimi hatırlattığı için malı/serveti severim''(38/32). Malın ve mülkiyetin iki temel fonksiyonu vardır:Birincisi, geçimi temin etmesi (yeme-içme,barınma...); ikincisi ise, yoksullara yardım. İsraf (sınırsız tüketim) ve başkalarını istifadesine sunmadan (istihdam, üretim, yardım) malı biriktirmek (ihtikar/kenz) yasaktır (6/141,7/31,104/1-3,11/87).''Onlara Allah'ın malından -ki onu size vermiştir- verin''(24/33). Zenginler, mülkiyetlerini bir toplum içinde, o toplumun bir üyesi olarak kazandıkları için;ikincisi,fakirlik, birçok insanın kendi elinde olmayan durumunun ve toplumsal gerçekliğinin bir parçası olması hasebiyle, zenginlerin denenmesinin bir unsuru olarak, mallarının bir kısmını -fakirlerin onurlarını zedelemeyecek kurumsal bir prosedürle (2/262-264) fakirlere ahlaki olarak istihdam veya diğer yollarla aktarmak zorundadırlar (zekat, sadaka, infak). Bu, Kur'an'da yüzlerce defa tekrar edilir (örnek olarak bkz.70/24,51/19). Bu aktarım, kimi fakirlerin tembelliğinin, aylaklığının, ahmaklığının besleyicisi olamaz.

Güler, Direniş Teolojisi,'İktisat İtikattır:Çağdaş Ekonominin Metafizik Kritiğine Giriş', Ankara 2011,s.59-60.
ataç ikon Direniş Teolojisi
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

''Hani o gençler mağaraya çekilmişler ve şöyle demişlerdi:''Ey Rabbimiz, üzerimizden sevgi ve merhametini eksik etme ve içinde bulunduğumuz şartlarda bizi doğruluktan ayırma''(Kehf 18/10).
Yani içinde bulunduğumuz şartlar dünyanın çivisinin çıktığı, kötülerin, zulmün, haksızlığın egemen olduğu bir dünya olabilir. Fakat biz bu şartlara asla teslim olmayacağız. Bizim üzerimizden sevgini ve merhametini eksik etme. Bizi kendi başımıza bırakma. Bizi tevhit, adalet, doğruluk ve dürüstlük yolundan ayırma. Zulme kesinlikle teslim olmayacak, dünya egemenlerine hiçbir şekilde boyun eğmeyeceğiz. Bize yardım et, ey şu kalpsiz dünyada yalnız kalmışların, kimsesizlerin, çaresizlerin Rabbi!

* R.İhsan Eliaçık, Gerçek Hayat Dini, 2006 İst.s.127-136.

Güler,Direniş Teolojisi, Ashab-ı Kehf'te Direniş Felsefesi, Ankara 2011, s.83-84.
ataç ikon Direniş Teolojisi
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Eğitim, ister genel anlamda (insan, vatandaş) isterse özel anlamda (meslek) olsun, mümkün olan erken yaşlarda insanlara belirli ideal, ülkü, amaç, hedef ve gayeler koyup bu uğurda onlarda tutku, ihtiras ve motivasyon yaratarak onları istendik bir niteliğe kavuşturma sürecidir. Genel eğitimin amaçlarından biri, bireye insan olmanın taşıdığı kabiliyetleri aktüelleştirme yeteneğini kazandırmaktır. Ancak bu, özgür toplumlarda başarılabilir. Totaliter ve katı muhafazakar toplumlarda eğitim, ya devletin resmi ideolojisini belletme sürecidir ya da tarihten devralınan kültürü yeni nesillere 'öğretme' sürecidir. Bir millete (dil, ırk, din, tarih, kültür vs.)aidiyetlk, miras alınan kimlik olarak yeni nesillere elbette verilebilir. Ancak birey olma, bu kollektif kimlikten farklı olarak 'biricik' olma,'ad' olmadır (Abdullah, Adornu, Belkıs, Brigitte...). Ad olmanın, biricik olmanın toplumla ortak olan yaı kollektif kimliğe aidiyettir (İngiliz, Türk, Müslüman, Hıristiyan...); biricik olan yanı ise, onun yaratıcılığı ve mesleğidir. Ad olmanın, biricik olmanın ortaya çıkması ve gelişmesi için özgürlük ortamı hava gibi gerek şarttır. Diğer türlü ne 'öz' olur, ne de bu öz 'gürleşir'. Orada sadece sürü vardır. Ancak bu özün yaratıcı olması için insanlara genel olarak merak etme, hayrete düşürme, şüüphe etme, sorgulama, eleştirme, karşı çıkma yeti ve imkanlarının da verilmesi veya bunların ortaya çıkması gerekir. Kıta Avrupa'sını 16.yüzyıldan sonra dünyanın önüne geçiren şey budur. Bu ruh 9-13.yüzyıllar arasında İslam dünyasında da etkindir. Bugün 'İslam Medeniyeti' diye övündüğümüz ticari zenginlik, bilim, felsefe, mimari, estetik ve şehircilik vs. o dönemde üretilmiştir.

Güler, Direniş Teolojisi,'Müslümanlar İngiltere'de En Alttakiler Peki Neden?',Ankara 2011, s.79-80.
ataç ikon Direniş Teolojisi
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Sanayi devrimi ve teknoloji, Avrupa'nın eseri olduğu gibi, bu ilişkin meslekler de burada doğmuştur. Buradaki eğitimin doğal bir parçası, insanlara bir meslek kazandırmaktır. Osmanlı'nın son döneminde zanaat (meslek) sahiplerinin genellikle gayrimüslimler olması dikkat çekicidir. Avrupa'da ve uzantılarında (ABD ve Avusturalya) kolektif olan din ve millet kimliğine oranla meslek kimliği daha öndedir. Bu nedenle ''kim' olduğu sorgulandığında genellikle mesleğini söyler. İslam ülkelerinde ekonomik ve bilimsel-düşünsel yetersizlikten dolayı, eğitim bireyleri ad olma, biricik olma ve bir mesleği olma tarzında bir süreç olarak işlemiyor. Bu nedenle bu ülkelerde miras alınan kolektif kimlik (Müslüman, Arap, Türk vs.) daha ön plandadır.'Abi ne iş olsa yaparım' niteliksizliği (amele) Türkleri Almanya'ya, Arapları Fransa'ya, Pakistanlıları da İngiltere'ye götürmüştür ve buralarda hala en alttadırlar.

Güler, Direniş Teolojisi,'Müslümanlar İngiltere'de En Alttakiler Peki Neden?',Ankara 2011, s.81.
ataç ikon Direniş Teolojisi
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Nüfusun çokluğu -aile bazında da- eğitimi ve meslek edinmeyi zorlaştıran bir husustur. Burada da nicel çoğalmanın 'gereğine' dair yanlış bir dinsel inanış olduğu gibi,bunun, Allah'ın belirlediği ezeli 'kader' inancıyla da ilişkisi vardır. Ayrıca Müslümanların genelinde yaşamı devam ettirmek için gerekli olan iaşenin 'rızık' olarak Allah tarafından önceden belirlendiği (kısmet) inancı da birçok Müslümanı, rasyonel ekonomik süreçleri ciddiye alma ve bir mesleğe sahip olmayı savsaklamakta bir etken olarak işlediği kanaatindeyim. Rızık duaları okuma, definecilik, tılsım ve simya (değersiz madenleri değerli hale dönüştürme) gibi faaliyetlerin, çöküş döneminde İslam toplumlarında ne kadar yaygın olduğu bilinmektedir. Sonuç olarak Müslümanların birey olma ve ad olmaya karşı, Müslüman, Arap, Türk vs.kolektif kimliği önemsemeleri ve dünyaya (hayata) karşı mesafe bilinçleri, onların kendi ülkelerinde Batı'dan geri; diasporada da altlarda olmalarının önemli bir nedeni olduğu kanaatindeyim.

Güler, Direniş Teolojisi,'Müslümanlar İngiltere'de En Alttakiler Peki Neden?',Ankara 2011, s.81.
ataç ikon Direniş Teolojisi
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum