up
ara
‹ Yaban

Yaban Kitap İncelemeleri

nur uzuner

nur uzuner

@nuruzuner

Yakup Kadri bu romanında köy gerçeklerini anlatımda kuruluğa düşmeden dile getirmiş.
ataç ikon Yaban
kitaba puan vermedi
14 beğen · 4 yorum
Yasin Bahçeci (@yasinbahceci)
Bi parça mütevazi bi değerlendirme olmamış mı? :)
20.11.18 beğen 2 cevap
gezgin abdal (@gezginabdal)
Yine okuyamadığım kitaplardan biri. Ancak ön yargıya düşmeden sormak istiyorum, köy hayatının anlatımı modernite karşısında bir gerilik bir, bir zayıflık mı, yoksa “yaban” toplumsallığımızın özü gibi mi anlatılıyor?
20.11.18 beğen 2 cevap
Halit Eser

Halit Eser

@haliteser

''Dee, sizin gibi yabanın biriydi.''
''Talim,terbiye,iyi örnek, bunların hepsi geçici şeylerdir.Ve çevre değiştirmedikçe , insanın değişmesine imkan yoktur.''
Tamamına katılmamakta istisnaların olduğunu hepimizin hatta Yakup Kadri'nin kabul etmesine dayanan bu düşünce esasen Yaban'ı Yakup Kadri nezdinde benim açımdan özetlemiştir.
Yakup Kadri kitabın başında belirttiği gibi suçu Türk aydınına yüklemiş ama kitapta Anadolu'nun değişmez şartlarının insan üzerindeki etkisinden de fazlaca bahsetmiştir.Ve sonunda başkahramanızın ağzından Anadolu insanını affetmiştir.

Kitap dönem izlerini taşımasından düşünülmüş psikolojik tahlillere oradan Türk toplumunun değişmezliklerini hala devam eden düşünce yapısına kadar birçok noktadan çarpıcı bir özellik taşımaktadır .
*Okumanız şiddetle tavsiye edilir .

Üstad ara ara karşımıza çıkan edebiyat mülahazaları yapmıştır bunlarda en iyisiyle bitirmek de bana şart olmuştur :
''Edebiyatı , sanatı başkaları yaparken hoş bulurum.Fakat kendim bundan çekinirim,Edebiyat ve sanat dünyasında yalnız dahiler vardır. Ondan ötesi , bir alay zavallı taklitçi , bir alay zavallı maskaradır''
(Belki kendisi için söyleyip bir mütevazilik sergilemiş belki iğnenin ucunu başkalarına batırmıştır.Kim bilebilir ? )
ataç ikon Yaban
kitaba puan vermedi
3 beğen · 0 yorum
İlhan yücel

İlhan yücel

@ilhanyucel

El mi yaban bey mi yaban? Devlet-Aydın mi yaban köylü mü yaban? Zor yıllar..
Horaitus:" Haydi kalk git halkın içine karış artık sen benim malım değilsin". ' 2 baskısında kitabın yazarından Yaban adlı eserine dair görüşerinin içinde çıkıveriyor bu sözler. Kitabın gerçekten bir amaç ve farkındalık sağlama meyilli bir uslupla donatılmış. 1. İnönü savaşı il e başlayaıp sakarya savaşı ile sona eren zaman diliminde seçtiği bir köyde köylü olarak adlandırdığı sınıfla aydın arasındaki kopukluğu ortaya koymuş. Takdir edersiniz ki cumhuriyet inkılaplarının yayılmasında fikirlerin halka sunulmasında önemli yer teşkil edecektir dergiler kitaplar. Bu sebeple Anadolu' da inkılapların etkili olabilmesinin önünü açmak istemektedir. Sürekli sorgu içerisinde devam eden kitap hem köylüyü hem de aydını sorgulamaktadır, ağırlıkla eleştirilen köylüdür. Aslında olaylara kayıtsız kalan bir köy zümrelerinin ortaya çıktığını iddia etmektedir. Bana çok acımazsız geldi, başlarda. Çünkü ortaya varını yoğunu koyan köylerden hiç bahsedilmiyor. Kendi eleştirisinde de bu kitabın yayınlanmasının doğru olup olmadığını sorgulamıştır. Belki üzerine alınması gereken grup ayrı bir gruptur o yıllarda tüm köylüleri yazılarında eleştiri topuna tutulan tüm köylü halkla aynı kefeye koymak yanlış olur.

Ahmet Celal karakteri( baş karakter) manen ölecektir. Bu noktadan sonra yazıların muhakkak okunmasını istemektedir. Bundan önceki bölüme kadar zorlama bir aksiyon,kurgu ve aşırı küçümseme yüklediği için böyle yazmış olabilir. Bu noktaya kadar köylünün iyimser tutumu, gelenekçi bağları sürekli sorgulanmıştır. Salih Ağa Muhtar ve İmamdan oluşan bermuda şeytan üçgenin oluşturduğu yer yer haksızlıklara gebe bırakacak sonuçların da doğru olabileceği gözden kaçırılmamalıdır. Arazi davaları, sarkıntılıklarda kayıtsızlık, ev baskınları vs. konularında özel hakların nasıl sarsılabileceğini de güzel ortaya koymuş.

1. Dünya Savaşı sonrasında kopan kolu İstanbul'da işgalci subaylar önünde bir zillet( hor görme nedeni iken) iken köylerdeki insanlar için bir şeref olarak belirmesini istemektedir. Fakat köyde bir çok kişide kötürümce bir sakatlık içinde bulunmasıyla bu durumun dikkate alınmadığını gözlemlemiştir.Aksine hal ve hareketleri köylüye yabancı gelmektedir. Kendini karantinaya alınmış bir çemberde bulmaktadır.

Aydın İstanbul'un işgalinden sonra askerlerinden bir olan Mehmet Ali' nin teklifi ile köylerine yerleşir. Ahmet Celal bir paşa oğludur aynı zamanda bir Osmanlı Subayıdır. Fakat kitapta sadece subay olarak dünya harplerine katıldığını ifade etmektedir. Dikkatli seçilmiş kelimeler kitapta gözden kaçmamaktadır. Yenilenme hareketlerinde de bu keskin yüz bu şekilde yansımış sanırım.

Eskişehir Kütahya Savaşları mağlubiyeti sonrasında bir topçu müfrezesi köyden geçer. Ahmet Celal'e burada kalma seni de götürelim derler. Fakat Ahmet Celal kendini artık köylü gibi hissettiğini söyler, lakin cephede geri planda ayak işleri verileceğini düşünmekte düşmanla yüzyüze gelmeyi istemektedir.

Onun ötesinde Ahmet Celal in manevi olarak öldüğü bir yer vardır. Düşman artık köye gelmiştir. Her nokta kontrol altındadır. Hatta Ahmet Celalin evi odası yatağı. Mahremine kadar gözetlenmektedir. Aynı Osmanlı Devletinin yönetildiği saray gibi. Bitmiştir tükenmiştir. Artık Ahmet Celal manen ölmüştür.

"Zavallı ahmet celal öldü ve onu, mezarında zebaniler bekliyor. onun için kabir azabı başladı mı, başlamadı mı, bilmiyorum. isterseniz, zebaniler bekliyor lakırdısını o azabın bir başlangıcı olarak telakki ediniz. zira, o yeryüzünde iken de arafta gibi yaşadı. hangi cinsten tanrıya kulluk ettiğini bilmedi. bir yabancı imparatorluk namına yıllarca dövüşüp kanını döktü. yıllarca, meçhul bir vatanın, bir ideal yurdun hasretiyle yanıp tutuştu. elle tutulmaz, gözle görülmez bir sevginin peşinden yıllarca koştu. onun yoluna ağladı, güldü, söyledi ve öbür dünyaya göçeceği gün bildi ki, meğer hepsi yalanmış."

Ahmet Celal in ikamet ettği köyse kendini İslam diğer bazı yerleri Türk olarak görmektedir. Herkesi genellememekle birlikte Türklük kavramının bazı yerlerde (Örneğin Haymana gbi) daha yaygın olduğu söylenebilir. Tüm köylülere münhasır bir eleştiri olamadığını da buradan çıkarabiliriz.

İdeal bir yurt arayışı içerisinde dünya harbine katılmış her şeyin boş bir noktaya geldiğine kanaat getirmiş Ahmet Celal. Bütün bir ömrün boş yere akıp gittiğini düşünmektedir. Hem bir subay olarak hem de aydın olarak. Köylüyü; düşmana,haksızlığa karşı harekete geçiremeyen Osmanlı aydını görevinde başarısız olmuştur. Osmanlı Subayı olarak İstanbul'un işgaline de kayıtsız kalarak; özgürlüğünü bir köyde gelişi güzel yaşayacağı umudunun da sahih olmadığını kavramıştır. Bundan sonraki Ankara kitabında inandığı gerçekleri yazacaktır.

Milleti dolandıran Türk Şeyhi ile İstanbul'daki ingiliz subayını farklı görmemektedir. Cehalet de en az topla tüfekle saldıran bir düşman kadar fenadır.

Türk köylüsünün zaman kavramı anlamsızdır. Nerde soruna 'deee şuracıkta' der bir köylü ve an az 5-6 saatli süredir bahsi geçen süre. Ahmet Celal de zamanla günlerin adını takip edememekte ayları birbirine karıştırmakta ancak mevsimleri anlar hale gelmektedir.

Eski yunanlılarla köylüleri ortak bir çatı altında birleştiriyor. Eski Yunanlılar kendilerinden başka herkese nasıl barbar diyorsa köylülülerde kendilerinden olmayana 'yaban' kelimesine layık görürlermiş. Peşin hükümlü belkide önyargılıydılar.

Anadolu köylüsü ile İstanbul çocuğu arasındaki fark londralı ingilizle pencaplı hintli arasındaki farktan büyük olduğunu iddia etmektedir.

Kadınların hoşuna gitmeyecek çok soğuk ve sert kavramlarda kitapta yerini almıştır.

Süleyman adlı bir karakter için söyledikleri aşağıdaki satırı içerir.
"Karısının yanında Süleyman, boynu bükük ve hep sırıtan bir çocuktur. Derler ki, Cennet'in arasıra ona, iki tokat attığı da olurmuş. Süleyman bütün manasıyla, Türk masallarındaki Keloğlan tipidir. İtaatli, kılıbık ve biraz da filozoftur, ruhunun sonsuz derinliği vardır.Yerine göre Aşık Garip, yerine göre Yunus Emre'dir. Nasreddin Hoca bu döldendir. Zümrüdüanka masalı bunun için çıkmıştır. Çobanla peri paadişahının kızı masalındaki kahraman da odur. Onda bitmez tükenmez yolculukların yarattığı sabır, kuşlar ve kurtlarla düşüp kalkmanın verdiği sadelik, bir yüksek yaşantı ilkesi haline girmiştir. "

Yukarıdaki sözü geçen güçlü kişiliklere tezatla birlikte benzetilen
Süleyman karakteri zayıf çelimsiz otoritesiz düz bir adamdır.
Süleyman kitabın sonunda Ahmet Celalin evini bir sığınak olarak görür ve zaten gönül yarası ile varlığını tamamen kaybetmiştir. Her ne kadar Ahmet Celal'in burayı da yakarlar yıkarlar demesine rağmen köşede bir yere kıvrılmıştır. Bir müddet sonra ise yangının içinde kavrulup gitmiştir. Aşırı uhrevilikle beraber içindeki putlarla beraber yok olup gitmiştir belki de yazara göre. Ahmet Celal in son kaldığı yeri Saray ve osmanlı kültürünün yaşadığı bir yer olarak ele alırsak içinde yaşatılan bu karakterlerde sonunda ayakta kalamayıp yıkılmaya mahkum hale geleceğine işaret etmiş olabilir.

"Yazıklar olsun, seni sevmesini bilmeyenlere; ey, gamlı ülke!.. Seni sevip, senin sessiz dramın içinde gömülüp gitmekten korku çekenlere!.. Taşın, toprağın ne bitmez bir sabır ve mukavemet hazinesidir! İnsan, senin göğsünde ya destani bir kahramanlığa erer ya da en ilahi mizaçlı velilerin feragat ve mahviyet derecesine varır.
Şimdi, şu söğüt dalının altından haykırsam Yunus Emre bana ses verecektir:
-Derviş gönlü taş gerek,

Gözü dolu yaş gerek,

Koyundan yavaş gerek

Evet, pirim; evet pirim. Ben işte, burada öyle olmağa çalışıyorum. Bu bodur ve seyrek ekinler, bu boynu bükük başaklar, bu buğulu söğüt ağacı, bu donuk ve sessiz su, hülasa, bütün bu yoksul tabiat parçası neyin sembolüdür? Bunlar arasında bir ruh, toprağa gömülmüş bir tohum değil midir?
Ben, Yedek Subay Ahmet Celal; Celal Paşa'nınoğlu Ahmet; Porsuk Çayı'nın kenarında böyle bir tohum haline girdim. Bir kulaç, kara toprak içinde filizimi sürmek, dal ve budaklarımı aydınlığa doğru uzatmak, meyvamı vermek için Allah'ın rahmetini bekliyorum. Ve gömülü olduğum toprağın ıstırabını bedenimde hissediyorum. Her hususta ona karışıyorum. Ben, Celal Paşa'nın oğlu Ahmet, İstanbul'un en muhteşem konaklarından birinde doğup ve parıltılı hülya iklimlerine doğru kanat açıp uçtuktan sonra, kanatlarımın biri kırılmış olarak buraya düştüm. Otuz iki yaşında bir emekli asker, bütün geleceği geride kalmış bir sakat delikanlı, şimdi burada...
-Ne yapıyorsun?
Hah, hah; adam sen de...
Görüyorum ki, fikir ve hayal aleminden henüz yere inmiş"

Yunus Emre fikri ile beslenmenin de artık hiç gereğinin kalmadığını ancak özgürlüğün onu ısıtabileceğini düşünmektedir. Burada da Yunus Emre edebiyatının tefe konulduğunun altını çizebiliriz. Yenilenme hareketleri içerisinde maneviyatı başka noktalara kaydıran yerine yüksek bir ideoloji ile yer değiştiren bir durum olarak algılıyorum sanki.

Ahmet Celal bir amerikan kutusu ile karşılaşır. Kendini bu amerikan kutusu kadar yanlız ve yabancı hissetmektedir. Acaba o yıllarda amerrikan kutularının içinde ne vardı?

"Türk köylüsünün mülkiyet duygusu her Köylüde mülkiyet duygusu her şeyin üstündedir, derler. Uzun yüzyıllardan beri devam eden dış istilalar, iç eşkiyalıklar Türk köylüsünde bu duyguyu da köreltmiştir. Hepsinin içinde, semavi bir afet esnasında bir koyun sürüsünün ürkekliğinden bir şey var. Neden ürküyorlar?"

Yukarıda bermuda şeytan üçgeni olarak adlandırdığım şahıslardan bir tanesinin Salih Ağa'nın arazi konusunda haksız bir tutum karşısında haklının hakkını aramamaya yönelişini anlatmaya çalışmış.

"İnsanlar, her şeyden ziyade karıncalara benziyorlar. Ekonomi ve çalışma melekesi, her yaratıktan fazla bu iki cinste kendini gösteriyor. Ve bu duygu, bir çeşit yarını görme, yarını düşünme kudretiyle birleşerek onları alelade hayvanlığın üstüne çıkarıyor. Bu çirkin ve bakımsız tabiat köşesinde, bu kaba saba insan kümesinin bana, adeta, saygıya yakın bir duygu verişi nedendir? Bu insanlar, her gün hiçe saydığım, hor gördüğüm, hatta bazen de tiksindiğim kimseler değil midir? Fakat, işte, uzaktan nasıl çalıştıklarını seyrederken, bana, her biri büyük olayın kahramanı gibi gözüküyor. "

Ahmet Celal koordineli , ekonomik çalışmalar ve yarına dair kesitirimlerle köylünün mücadelesini takdir ediyor ve saygı ile köylünün önünde eğiliyor.

Coğrafyanında insan kişiliğinin oluşmasında önemli rollere sahip olduğunu Zeynep kadın tasvirlerinden çıkarıyoruz.

Bu kitapta bence çıkarılabilecek çok fazla öğe var. Altında beslenen fikrin gelişmesine yardımcı olan bir çok akım ortaya dökülebilir muhtemelen bu kitabı tekrar okurum.
ataç ikon Yaban
kitaba puan vermedi
1 beğen · 0 yorum
Samet Özgen

Samet Özgen

@sametozgen

Değişik bir çaresizlik türü anlatılmış, insan nereden nereye diyor... Ayrıca dönemin Anadolusunun yaşayış tarzını ve düşüncelerini de aktarmasi bakimindan guzel bir yapıt. Dili anlaşılır ve anlatimi akıcı
ataç ikon Yaban
kitaba 9 verdi
5 beğen · 0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Yaban
Yaban romanında, çektiği acıları, elemleri, ızdırapları, cesareti, kararlılığı, umutu, umutsuzlukları, kültürel değerlerine bakış açıları ve aşkı ile “insan” konu alınmış.

Bir yer düşünün. Burda yaşayan insanlar, kuşaktan kuşağa sözlü bir şekilde aktarılan örf, adet ve gelenekleri yasalaştırmışlar. Bu kuralların dışına çıkmanın hayalinin kurulmasının dahi yasaklandığı bir topluma, bir yabancının gelmesi, gerek o ana kadar sorgu-sual olmaksızın, inanılagelen bazı durumların, gerekse kayıtsız şartsız uygulanma zorunluluğu olan toplumsal kuralların, bu kişi tarafından sorgulanması, o yöre halkını korkutmakta ve yabancıya bir adım daha geri durmalarına neden olmaktadır.

Duyguları bastırmaya çalışmanın kural olduğu bir toplum...Hislerini gizlemenin marifet olduğu burada, daha çok gizleyebilen bir adım daha ileride olduğu gibi, açığa vuran da yadırganmaktadır.

Vatanı uğruna uzvunu kaybeden bir Türk insanının, vatanını kurtarmanın hissettirdiği gurur ve mutlulukla, kendi bedenindeki kaybını hissetmediği şuur...Kaybettiği uzuv sonrası savaşlara katılamasa da, savaşı adım adım gazetelerden takip etmesi ve kazanılan zaferlerden sonra hissettiği coşku..Bu yüce duygular öylesine güzel anlatılmış ki, hayran oldum Yazar’ın ruhuna...

Henüz hayalde gerçekleşebilecek güzel bir olay, olduktan sonra yapılacakların da adım adım hayalinin kurulmasının ve bu hayallere kitabın içerisinde yer verilmesini farklı ve ilgi çekici buldum. Yazar’ın hayal zenginliğini, okuduğum çoğu kitapta bulamadım.

Kitabın sonunda Reşat Nuri Güntekin’in kitapla ilgili düşüncelerine yer verilmiş. Yaban romanının, “Memleketi daha çok sevdiren bir hüzün” dolu olduğunu belirtmiş Reşat Nuri. Yakup Kadri’nin, gerçekçi bir üslupla milli duyguları eksik olan köy insanlarını tasvir etmesi, nesnel bir bakış açısı değil de öznel bir bakış açısıyla yazdığını gösteriyor.

Kendimce ne kadar anlatmaya çalışsam da, tam anlamıyla anlatamam bu kitabı okurken hissettiklerimi. Duyguları, hayal zenginliğini ve herşeyden önce milli ruhu, milli şuuru bence okuyun derim. Keyifli okumalar dilerim.
ataç ikon Yaban
kitaba 10 verdi
14 beğen · 2 yorum
Kahve Kitap Kurabiye (@kahvekitapkurabiye)
Kaleminize Sağlık ...
27.03.18 beğen 1 cevap
Murat Gencer

Murat Gencer

@muratgencer

Kitap bir gazinin Kurtuluş Savaşı döneminde bir Anadolu köyünde yaşadığı olayları anı şeklinde anlatıyor. Kimi zaman yazılanlar zoruma gitse de genel manada kitap oldukça hoşuma gitti. Psikolojiye ilgim çok yoğun ve bu kitap resmen bir savaş zamanında insanların psikolojik durumlarını bizlere anlatıyor. Bu insanların dedelerimiz olması ise bir nebze beni de olayların içine alıyor. Kitapta anlatılanlar bugün bu topraklarda yaşamanın ne ağır bedellere mal olduğunu bana tekrar hatırlattı.. Kesinlikle okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
ataç ikon Yaban
kitaba 10 verdi
8 beğen · 2 yorum
Gülşah Sönmez (@gulsahsonmez)
Ben de kitabın yarısına kadar geldim. Çok güzel bir kitap. Neden daha önce okumadığımı hala soruyorum kendime. “İnsan” ı anlatıyor duyguları, düşünceleri, yaşayış şekilleri herşeyiyle insan...
26.03.18 beğen 1 cevap
Suleyman Kalman

Suleyman Kalman

@bukitaplarinhepsiniokudunmu

Bir Aydın Özeleştirisi Olarak Yaban
Roman, Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale cephesinde sağ kolunu yitirmiş, ihtiyat zabiti (yedek subay), "paşa çocuğu" Ahmet Celal’in hayatla, kendisiyle, Anadolu ile yüzleşmesini anlatır.

Emir eri Mehmet Ali’nin Porsuk Çayı yakınlarındaki köyünde çekildiği inziva, ona hayatı ve halkını hiç tanımadığı gerçeğini acı bir şekilde gösterir. Eser, Ahmet Celal’in kimliğinde, İstiklal Harbi’ni kılıç artığı birkaç asker-sivil bürokratın başardığı gerçeğinin altını çizer.

Anadolu halkı topraklarının işgal edilmesine, hatta ırzına, namusuna tecavüz edilmesine karşı kayıtsızdır ve yüzyıllardan beri süren savaşlardan, bu savaşlarda “sarf malzemesi” olmaktan bıkmıştır. Anadolu, ilkokulda bize öğretilen şarkıların (Sen ne güzel bulursun gezsen Anadolu’yu/Dertlerden kurtulursun gezsen Anadolu’yu) çok dışında, kıraç, boz, sevimsiz bir toprak parçası. Onun bu kuraklığı, insanlarına da duygusuz, tepkisiz, ilkel insan ile hayvan arası bir karakterle yansımış. Yazar, bu durumu o denli iyi vurguluyor ki, okur da bu insanlara karşı öfke oluşturmayı başarıyor.

Buna karşılık, konuşarak değiştirmeyi denediği (yeterince sabırlı olduğu da tartışılır) köylüleri, zaman zaman kaba kuvvete başvurarak adam etmeye çalışıyor. Örneğin ağayı iki kere dövüyor, diğerlerini (İsmail, Bekir Çavuş) dövmeyi düşünüyor. Bu yaklaşım köylüye karşı geleneksel merkezi hükümet yaklaşımından farklı değil.

Roman, yazarın kişisel ilişkilerinin yanısıra bir Kurtuluş Savaşı kronolojisi olarak da akıyor. Bu bağlamda, romanı iki farklı gidişatla değerlendirmek mümkün. Birinci düğüm noktası, İnönü savaşı ve yazarın büyük zafere olan inancı olarak ele alınırsa, ikinci düğüm noktası mağlup Yunan askerinin köye gelmesi ve ufukta iyice belirginleşen Büyük Zafer’dir.

Eğer yazarın yaşamını temel alacak olursak, ilk düğüm noktası, bu eciş bücüş, çirkin insanlar arasında bir şehir kızı gibi güzel (!) olan Emine’yi görmesidir. Sınıfsal konumu gereği, yazara rakip olması dahi düşünülemeyecek Cüce İsmail’le evlenen bu bilinçsiz kızın, yazarı kurtarıcısı ve tek sığınak olarak görmesi ise ikinci düğüm noktasıdır. Buna karşın yazar bu köylü kızına bilinç, hayatı tanıma vs. gibi değerler vaat etme yerine, onun elini sıcak sudan soğuk suya sokmamayı vaat ederek, esir pazarındaki bir köle avcısı gibi hareket etmektedir.

Cumhuriyetin ilk yıllarının atmosferi içinde yazılması nedeniyle Atatürk’le ilgili onu çok abartan ifadeler de var kitapta. Örneğin “Bir Kabe gibi cepheye gitmek ve onun çadırı etrafını tavaf etmek istiyorum.” Bu cümlede, genç Cumhuriyetin yöneldiği yeni ideolojinin de ipuçları vardır. Atatürkçü olup, Atatürkçülüğe en büyük zararları vermiş olan birinin söylediği “Atatürk’ü sevmek milli ibadettir.” sözünün de kökeni...

Kitabı okurken, Ankara caddelerinde, saçları, kılık-kıyafetleri günün modasına uygun olan, buna karşın genizden ve çok kötü bir Türkçe ile konuşan günümüz gençleri (kentlileşememiş köy gençleri), medyanın her seçim sonrası “sağduyu kazandı” biçiminde manşet atarak haber verdiği, sağ partilere değişmez bir kural gereği oy veren halkımız (özellikle Orta Anadolu halkı), kıdemli (şimdi rahmetli) bir siyasetçimizin söylediği (özürü kabahatinden büyük) “Yoksulluğu ve sefaleti, doğuda, güneydoğuda aramayalım, Ankara’nın köylerinde de var” sözleri geliyor sürekli aklınıza. Türkiye’nin ne kadar zor bir ülke olduğu, değişmezliklerin nasıl katmerleşmiş, nasıl birikmiş ve köklü olduğu geliyor.

Buna mukabil, kahramanımız, yazgıyı değiştirme konusunda pek atak değildir. Kalbi Kuvva-i Milliye’den yana olmakla birlikte, bütün Kurtuluş Savaşı dönemini bu çorak köyde, aşağıladığı, hakir gördüğü bazen de şaşırarak baktığı insanların arasında geçirir. Kolu olmamasını büyük bir eksiklik olarak görür, bazen de insanların ona ayrıcalık tanıması yolunda bir mağduriyet kozu. Yazgıyı değiştirme konusunda, tek rehber olarak Kemal Paşa’yı gösterir (Geleneksel kurtarıcı arayan Şarklı zihniyeti...). Emine’ye karşı hissettiklerinin de tam olarak ayırdında olmayan (aşk mı, yoksa bu çirkinler topluluğu arasında nasıl var olduğunu anlayamadığı kıza acıma mı) edilgen kahramanımız romanın sonunda, kızcağızı yaralı ve yalnız bırakarak yoluna devam eder (!). Anılarını yazdığı defteri de ona emanet etmesi ayrı bir şaşırma konusudur.

Bütün bunlara karşı roman aydın-köylü uçurumu, Kurtuluş Savaşı’ndaki halkın ruh hali konusunda oldukça nesnel ve çarpıcı bir çalışma olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kanımca, birçok şeyi özetleyen, en çarpıcı paragrafı da şudur: “Şimdi ne görüyorum? Anadolu...Düşmana akıl öğreten müftülerin, düşmana yol gösteren köy ağalarının, her gelen gasıpla bir olup komşusunun malını talan eden kasaba eşrafının, asker kaçağını koynunda saklayan zinacı kadınların, frengiden burnu çökmüş sahte sofuların, cami avlusunda oğlan kovalayan softaların türediği yer burasıdır.”

Yazar, buradaki tezlerini romandaki, tiplerle neredeyse tek tek ortaya koymuş. Mallarına zarar gelmesin diye düşmanla işbirliği yapan ağa, düşmana yol gösteren imam, meczup Süleyman (yazar, onu Keloğlan, Yunus Emre ve Nasrettin Hoca’ya benzeterek romandaki en büyük haksızlığını yapmakta ve Osmanlı aydını kökenini ortaya koymakta) ve onun oynak karısı Cennet.

Ancak yazar, "bunların sebebi sensin" diyerek suçu yalnızca Türk aydınının üzerine atarak bir haksızlık daha yapmakta. Çünkü Türk aydını yalnızca 19.yüzyıl sonu ve 20.yüzyıl başının eseridir.

Bu suçu paylaştırma konusunda Nazım Hikmet’in şu dizeleri daha gerçekçi gibi görünmekte bana :

“Kabahat senin demeye de dilim varmıyor ama/Kabahatin çoğu senin be canım kardeşim...”
ataç ikon Yaban
kitaba puan vermedi
4 beğen · 9 yorum
Semih Oktay (@semihoktay)
Sıkı bir inceleme olmuş...
10.08.17 beğen cevap
Suleyman Kalman (@bukitaplarinhepsiniokudunmu)
Teşekkürler...
10.08.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
Rica ediyorum Süleyman...Bir ikinci incelemeni okumaya vaktim olduğunda bakacağım ya bir yerlerden kopyalayıp buraya alıntılıyorsun galiba.Bir günde bu kadar inceleme okumayı beceremem ben! :)
10.08.17 beğen cevap
Suleyman Kalman (@bukitaplarinhepsiniokudunmu)
Bunlar, daha önce yapmış olduğum incelemeler...Bir kısmı dergilerde yayınlandı, bir kısmı da arşivden. Teşekkürler... Devamı var.
10.08.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
Takibe başlayacağım galiba seni Süleyman!.. Hemen her incelemene alıcı gözle baktım da iş var sende. :)
10.08.17 beğen cevap
Suleyman Kalman (@bukitaplarinhepsiniokudunmu)
Eyvallah Semih Bey...Vaktiyle Teksas-Tommiks okumuşların hep bir kardeşliği vardır zaten. :)
10.08.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
Gül
10.08.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
Gül,değil elbette! Gülümsedim,yazıyordum ki elim değdi bir yerlere!
10.08.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
Ooo,sen imkânı yok benim zamanlarıma yetiş(e)memişsindir Süleyman.
10.08.17 beğen cevap
Esra Pektaş

Esra Pektaş

@esrapektas

Cihan harbinde bir kolunu kaybeden Yedek Subay Ahmet Celal emirerinin daveti ile işgal altındaki İstanbul'dan ayrılıp Anadolu'nun bir köyüne yerleşir. Giyimine özen gösteren, hergün tıraş olan, sürekli kitap okuyan bu adam köylüler tarafından benimsenmez ''yaban'' olarak adlandırılır.
----
- Beyim geceleri, sabahlara dek mırıl mırıl ne okuyup duruyorsun? Seni büyü yapar sanırlar..
.
+Geceleri sabahlara kadar okumayayım da ne yapayım? Ben, el ayak çekildikten sonra odamın kapısını sürmeleyip kitaplarımla baş başa kalmak saatini dört gözle beklerim. Çünkü , bu ömrümün bütün hazin sergüzeştini ve yaşadığım anın ağır sıkıntısını unuttuğum tek saattir..
----
Ahmet Celal içinde bulunduğu ruh halinin burada düzeleceğini, iyileşeceğini düşünse de işler istediği gibi gitmez. Kafasındaki gerçekle köylünün gerçekleri sürekli çatışır, onları bilgilendirmeye, eğitmeye, yol göstermeye çalıştıkça aralarındaki uçurum giderek açılır.
----
Yazar Milli mücadeleye karşı halkın kayıtsızlığını eleştirirken bir yandan da şu satırlarla aydın kesimi eleştirir. .
..
''Anadolu halkının bir ruhu vardı; nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı; işletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. Şimdi elinde orak, buraya hasada gelmişsin! Ne ektin ki, ne biçeceksin.''
..
Zamanında çok ses getirmiş, eleştirilmiş, dili akıcı bu kitabı herkes okumalı ve okutmalı.Bazı şeyler her iki taraf içinde hala değişmiş değil.
ataç ikon Yaban
kitaba 10 verdi
11 beğen · 0 yorum
Gülcan

Gülcan

@gulcann

Dee, sizin gibi yabanın biriydi
Kitabı beğendim. Yakup Kadri'nin yazım tarzını Halide Edip Adıvar'ın yazım tarzına benzettim belki bana öyle gelmiştir. Çünkü Halide Edip'in de "Ateşten Gömlek" adlı eserinde Sakarya savaşı dönemi anlatılıyordu. Savaş dönemi olduğu için benzerlikler buldum iki kitap arasında. Bunun dışında ben Milli Mücadele dönemini anlatan, okuduğum tüm kitapları sevmişimdir. Çünkü geçmişi bize yansıtıyor bu hoşuma gitmiştir her zaman.

Bu eser yazıldığı dönemden günümüze Yakup kadri'nin en ünlü, en çok okunan eserlerinden biri olmuş. Ancak Ön söz de belirtilen bir eleştiri var. Geçmişte bu kitap çok eleştirilmiş, köylüye hakaret ettiği, küçümsediği gerekçesiyle.Bilemiyorum yani köylü halkın; cahilliğinden, vurdumduymazlığından, soğukluğundan çok dem vurulmuş. Belki o zamanlar buna alınanlar çıkmıştır.

Kitabın içeriğinden bahsedeyim. Kitap; savaşta tek kolu kopmuş, yedek subay Ahmet Celal'in, askerlerinden birinin köyüne gidip orada yaşamaya başlaması ve o köyde yaşanılanları,kendi ruh halini ve bir aydın gözünden köylünün durumunu anlatıyor.

Kitapta bahsedilen köy ve köylü o kadar geri kalmış, o kadar saf, cahil ve vurdumduymaz ki... cahillik vardır belki o dönem için -günümüzde bile ne cahil insanlar var- ama ne bileyim anlattığı köylüleri gözümde canlandıramadım. Okumamış, görmemiş bilmiyor olmak başka da bizim Anadolu insanı cana yakındır, sıcakkanlıdır, misafirperverdir. Kitapta bahsedilen köylüler hiç böyle değil. Köylülerin savaş zamanı hiçbir şey olmuyor gibi yaşama tarzları, ülkede olup biteni hiç önemsemeyişleri, vurdumduymazlıkları açıkçası beni üzdü.

Kitapta geçen o dönem insanını hiç böyle hayal etmemiştim. Çünkü tarih kitaplarında bize çocuğunun üstündeki battaniyeyi cephaneye örten anaların hikayesi anlatıldı hep. Hiç bu yüzünü düşünmemiştim. Kitap gerçekçilik anlayışıyla yazılmış. Gerçekler bunlarmıymışşş!

Herkese tavsiye ederim. İki yüz sayfada binlerce duygu oluştu içimde. Okuyun...
ataç ikon Yaban
kitaba 9 verdi
6 beğen · 16 yorum
Semih Oktay (@semihoktay)
Evet.Evvel zamanın "ruhsuz" insanı böyle olmalı Gülcan.O insana "vatan sevgisiyle bilinçlenmesi" ruh kattı. Bu vatandan başka gidecek bir vatanı olmadığını anlaması o insanımıza ruh kattı.Bu vatanı öyle ya da böyle sahiplenmesi gerektiğini anladı.Ya ölecek ya da savaşacaktı.Bu bilinç ruh kattı evvel zaman insanımıza.
09.03.17 beğen cevap
Gülcan (@gulcann)
:) Bir de abi yazdıktan sonra düşündüm. Osmanlıda hep savaş varmış ya ee insanlar ne yapsın ömürleri hep savaş döneminde geçmiş o yüzden belkide pek düşmanın gelişine aldırmadılar.
09.03.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
Ee,kanıksamışlar savaşta olduklarını.Misal benim dedem çoook uzun askerlik yapmış.Bir gün istirahat esnasında ayağındaki asker botlarını çıkarmış dedem.Bakmış çorabı yok! Hiç yok! Erimiş gitmiş çorap;o kadar uzun zaman cephede kalmışlar.Halkımız da ne yapsın? Bir moda gibiymiş savaştan kaçmak.Çok kaçan olmuş.Fakat maksat savaştan beri durmak değilmiş ki,geçimini temin için savaşa gitmemekmiş asıl sebep. Korkudan değil karın doyurmak maksatlı imiş bu savaştan kaçışlar...
09.03.17 beğen cevap
Gülcan (@gulcann)
Anlıyorum. Zaten savaştan kaçmalarına değil sözüm sanki hiç savaş yokmuş gibi hayatlarına devam etmelerine ama düşününce tabi ki de öyle olacaklar. Çünkü zaten ülkelerinde hiç savaş bitmiyor. Ordu hep savaşta bu yüzden herhalde bu vurdumduymazlık.
09.03.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
Hem cahillik var.Hem açlık var.Aç insan önce karnını doyurmaya bakacak,değil mi? Babaannem anlatırdı. "Yunan geliyor,dediler hep kaçtık evin kapısını çekip.Birkaç ay sonra bir döndük tavuklar dolu civciv yapmışlar." diye...Yiyecek hemen hiçbir şey yokmuş.Süpürge oyu derler bir ot vardır,onun tanelerini yemişler.Açlık,sefillik.Bir de adam karısını,çocuğunu bıraksa askerlik için zaten aç olan aile fertleri nasıl doyacak? Babanın durmadan yiyecek bulmaya çalışması asıl askerden kaçıyor görünmesine sebep oluyor...
09.03.17 beğen cevap
Gülcan (@gulcann)
Doğru diyorsun semih abi. Okurken yadırgadım ama aslında mantıklı.
09.03.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
Falih Rıfkı Atay'ın ZEYTİNDAĞI adlı kitabını da okuyabilirsin madem ilgini çekiyor Kurtuluş döneminde yazılanlar Gülcan.
09.03.17 beğen cevap
Gülcan (@gulcann)
:) KPSS sorusuydu. O kitabı sınavda sordular zaten okuyacaktım :) bir daha ki ay okuyayım abi :)
09.03.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
Olur.Neden olmasın? Yazın kurallarına göre "bir dahaki ay okuyayım Abi" yazılışı doğru Gülcan.Türkçeden kalmayasın! :) (Bu arada ben "abi" değil "ağbi" biçiminde yazıyorum.Doğrusu "ağbi" olmalı!)
09.03.17 beğen cevap
Gülcan (@gulcann)
:D Düzeltmeler için sağ ol Semih ağbi :)
09.03.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
Bilabedel bu hizmetler;ücret talep etmiyorum! :) Bak şu kural da var Türkçemizde:Yazı yazıyorken hitap sözcükleri büyük harfle başlar.Demek ki: "Düzeltmeler için sağ ol Semih Ağbi." yazmış olsaydın tam doğru olacaktı.Geçtin ama!.. :)
09.03.17 beğen cevap
Gülcan (@gulcann)
Nasıl öğrendin ağbi bu kuralları? ben çoğunu unutuyorum.
09.03.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
Yakamoz Yayınevi adına düzeltmenlik yaptım.Bu iş keyif veriyor diye ücret istememiştim zaten.
09.03.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
Yaklaşık on beş kitabın düzeltmenliğini yaptım.Bu arada ne kadar kural varsa tamamını hatırlamış oldum.
09.03.17 beğen cevap
Gülcan (@gulcann)
Vayyy çok iyi.
09.03.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
Bu on beş kitabın içerisinden, roman olarak basılmak üzere yazar adaylarından müsveddeler gelmişti.Biri için bile onay vermemiştim.Ücretsiz çalıştım ama sözüm de geçiyordu hani? :D
09.03.17 beğen cevap
Elif

Elif

@elifce

Milli Mücadele dönemini bir köyün içinden izlemek gibiydi bu kitap. O köye sonradan giden 'Yaban' ile birlikte ben de gittim oraya. Çanakkale cephesinde kolunu kaybetmiş birinin 1. ve 2.İnönü, Kütahya-Eskişehir ve Sakarya savaşları boyunca dünyadan bihaber bir köy ve oradaki köylülerle geçen birkaç yılını anlatıyor. Haber almak da zor, öyle bir zamanda oturup beklemek de. Köylülerin anlamamasından dert yanarak başlayan yazar bu noktada tepki çekiyor belki de ama sonrasında kendisine kızıyor zaten. Anlatamamak üzüyor onu, sonra o da vazgeçiyor. Yunanca konuşmaları köyün içinde duyduktan sonra da iş işten geçmiş oluyor. Ben seyreder gibi okudum, tarih kitaplarıyla sınırlı kalmasın geçmişimize dair bildikleriniz. O yüzden, okuyun diyorum.
ataç ikon Yaban
kitaba 7 verdi
5 beğen · 0 yorum
Şule

Şule

@sule10

Kurtuluş savaşı yıllarında aydın-halk arasındaki derin uçurumu göstermek için yazılan bir kitap.Kurtuluş savaşı yıllarında sağ kolunu kaybeden subay Ahmet Celal'in bir Anadolu köyüne davet edilmesi üzerine başlayan roman anı türünde kaleme alnımış.Köylülerin Ahmet Celal'i benimseyememeleri,davranışları ve onu sürekli yabancı hissettirmeleri kitabın genel konusunu oluşturuyor.Köylülerin vatan,millet için düşündükleri,mücadele ruhunun eksikliği Ahmet Celal'i çok üzer..önce köylü halkı eleştirir ama sonra aydın kesimin hatalarını da kabul etmeye başlar..kitabın bir yerinde ''ne ektin ki ne biçeceksin''der..Köylüler onu ''yaban''olarak adlandırırlar.Yayınlandığı zamanlarda eleştirmenler arasında büyük tartışmalara sebep olmuş.Yazarın diline,üslubuna hayran kaldım.Milli duygularımı kabartan,vatan sevgimin perçinlenmesine ve geçmiş zamanla bugün arasında neler olduğunu sorgulamama yardımcı olan bu kitabı çok sevdim,bağrıma bastım.Kitabın her köşesini,her satırını,noktalama işaretlerini bile sevdim.Bu kitabı iyi ki okumuşum,okunmazsa kitaplığınızda bir yerin hep eksik kalacağını bilin,geçmiş yıllarda da okumuştum ama tekrar okumak için çok beklemişim.Okuyanlar varsa yeniden okuyun,okumayanların da en yakın zamanda listelerini değiştirip acil okunması gereken kitap olarak birinci sıraya yerleştirmelerini öneririm.Tek kelimeyle muhteşem bir yazar ve hayran olunacak bir eser.Okuyunca bana hak vereceğinizi düşünüyorum,iyi okumalar..
ataç ikon Yaban
kitaba puan vermedi
0 beğen · 0 yorum
Ay Nur

Ay Nur

@lavinnia

Yaban, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun okuduğum ilk eseri. Kitap, Milli Mücadele Dönemi'ne tanıklık etmemizi sağlıyor. Ahmet Celal isimli bir İstanbul subayının Anadolu'nun bir köyüne yerleşmesiyle başlıyor hikayemiz. Yakup Kadri; Anadolu'yu, Anadolu halkını, Ahmet Celal'i ve Milli Mücadele Dönemi'ni okura çok başarılı bir şekilde aktarıyor. Kitaptaki psikolojik tahliller, tasvirler okurun o dönemi daha iyi anlamasını, Ahmet Celal'in iç dünyasına rahatlıkla girebilmesini sağlıyor. Kitap edebi yönden de oldukça başarılı bir eser.
Ben okurken keyif aldım. Okumayı düşünenlere kesinlikle tavsiye ederim...
ataç ikon Yaban
kitaba 7 verdi
6 beğen · 0 yorum
Kemal DEMİRKOL

Kemal DEMİRKOL

@kemaldemirkol

Yaban; benim ilk Yakup Kadri deneyimim oldu. Bir eseri, yazarı daha tanıdım bu kitapla. Size de inşallah elimden geldikçe bu roman ve yazar hakkında bilgi vermeye çalışacağım.

Öncelikle yazarın üslubu gayet akıcı, sade ve edebi yönü çok kaliteli. Romandaki karakter tahlilleri, tasvirlerle ve yazarın gerçekçi üslubuyla bütünleşmiş. Kısacası karakterler göz önünde canlanıyor.

Kitap hakkında konuşacak olursak roman 1. Dünya Savaşı yıllarından başlayarak Sakarya Meydan Muharebesi'ne kadar olan zaman içinde yaşanıyor. Mekan olarak İç Anadolu Bölgesi'nde Haymana dolaylarında Porsuk Çayı civarında bulunan son derece bakımsız, unutulmuş, eğitimsiz bir virane bir köy içerisinde geçmekte. Aslen İstanbul çocuğu olan roman kahramanı Ahmet Celal Çanakkale Savaşı sırasında cephede bir kolunu kaybetmiştir. İstanbul’un işgal altında olması ve emir erinin daveti üzerine romanın geçtiği köye göçmüş, göçtüğü köydeki insanlarla arasındaki yaşantıyı ele alan bir romanı oluşturuyor. Ön planda köy yaşamı anlatılmış olsa da arkada aslında milli mücadele ile ilgili bilgiler veriliyor.

Kitabın konusuna geldiğimizde ise Milli Mücadele döneminde ve Kurtuluş Savaşı sırasında bir Anadolu köyünde; köylüleri, köyün durumunu ve milli mücadeleye ilişkin tavırlarını anlatırken; Türk aydını ve köylüsü arasındaki uçurumu da romana ismini verecek şekilde betimlemiştir. Daha fazla derine girip spoiler vermek istemiyorum. Cehaletin nelere yol açabileceği romanı okuyunca çok iyi anlayacaksınız. İşgalin bütün çirkinliklerini çok iyi anlatılmış. Final bölümüne aşkı da yerleştirmiş yazar.

Yazar dönemin toplumuna çok ağır eleştirilerde bulunmuş. Bu ağır eleştirilerinden dolayı kendisi de nasibini almış. Çoğu yorumlarda “bu kadar da değildir.” “yazar çok abartmış” denildiğini okudum. Biraz araştırmadan sonra az da olsa katılıyorum. Ama o dönemin cahil ve eğitimsiz halkını da göz önüne almak da gerekli. Zaten yazar aynı zamanda köylüleri bu durumdan dolayı çok suçlu bulmayıp onları her alanda geri bırakan aydınları ve imparatorluğu alttan alta eleştirmiştir.

Tavsiye ediyorum. Okunması gereken bir eser. Başlarda sıkılabilirsiniz ama sabredince Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadele yılları gözünüzün önüne gelecek. O zamanları öğrenmek isteyenler mutlaka okumalı.
Herkese iyi okumalar…
ataç ikon Yaban
kitaba 8 verdi
3 beğen · 0 yorum
Martin Eden

Martin Eden

@muhendiss

Yakup Kadrinin kalemini seviyorum. Yazdığı eserlerde dönemin toplumuna yönelik çok güzel eleştiriler var. Ayrıca romanlarının da gayet akıcı olduğunu belirtmek isterim Yakup Kadri okunmalı okutulmalıdır. Neyse romana geçersek; roman Kurtuluş Savaşı döneminde bir Anadolu köyünde geçiyor. Roman kahramanı Ahmet Celal'in gözünden köy halkının yaşayışı Milli Mücadeleye bakış açısı etkili bi şekilde anlatıyor. Köy insanının Milli mücadeleye karşı vurdum duymaz tavrı ya da Mlli Mücadele karşıtı olmaları şaşılmayacak gibi değil. Eser tartışmaya açık. Fakat o zamanın şartları altında yaşayan insanların böyle düşünmesinin de haklı sebebleri vardır muhakkak.
ataç ikon Yaban
kitaba 8 verdi
5 beğen · 0 yorum
Misafir

Misafir

@misafir000

İçimizdeki Yaban
Yaban zaman kavramını delip geçen, okuru maziden istikbale, istikbalden şimdiye kavuşturan bir yapıt.Yedek subay Ahmet Celal dünya savaşından sonra tek kolunu yitirmiş, İstanbul'un işgaliyle de Orta Anadolu'da bulunan porsuk çayının kıyısında bir köye yerleşmiştir.Kendisini elemli fikirlerden kurtarmıştır böylece(öyle olacağını sanmıştır)Fakat işler hiç de umduğu gibi gitmez.Önce bir aydın olarak neden orada bulunduğunu, sonra kendisi gibi olan bütün aydınların bu köy halkından farkını, milli mücadele taraftarlarının samimiyetini, aleyhtar olanların cahilliğini ve daha birçok toplumsal olguyu sorgulamaya başlamıştır.Günlük şeklinde olan bu romanın içine aşk da eklenince tahmin edin nasıl şahane şekil almıştır.Hatta Ahmet Celal sadece yaşadıklarını yazmak istediğinden(ki buna fazlasıyla ihtiyacı vardır) ve birgün notlarını yakacağından bahseder aksi halde sırf sanat meraklısı olarak anılacağından dem vurur.Yazar bu noktada şahsi görüşlerini belirtmiştir bir nevi.Kimsenin eline geçmemesi onu aradığı gerçeklik simgesine ulaştıracaktı belki de.Diğer bir yönü Dostoyevski'den bahsetmesi özellikle prens mışkıni(Budala) örnek olarak kullanması doğru kitabı seçtiğimde kuşku götürmez bir gerçekti.İnanın defalarca okunabilir.Sosyal ve psikolojik ortam, en akıllıca yapılmış tasvirler beyninize atılan oklardan birkaçı.Yaban üzerine söylenecek söz oldukça fazla.Daima eksik bir inceleme olacak fakat muharebe yıllarından bu denli etkileyici bahseden bir kitap benim için başyapıtlar şubesindedir.Hala yaşıyorken okuyun ve içinizdeki yabanı keşfedin..!
ataç ikon Yaban
kitaba 10 verdi
1 beğen · 0 yorum
/ 4