up
ara
‹ Tüm Yaban İncelemeleri

Yaban Kitap İncelemeleri

Suleyman Kalman

Suleyman Kalman

@bukitaplarinhepsiniokudunmu

Bir Aydın Özeleştirisi Olarak Yaban
Roman, Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale cephesinde sağ kolunu yitirmiş, ihtiyat zabiti (yedek subay), "paşa çocuğu" Ahmet Celal’in hayatla, kendisiyle, Anadolu ile yüzleşmesini anlatır.

Emir eri Mehmet Ali’nin Porsuk Çayı yakınlarındaki köyünde çekildiği inziva, ona hayatı ve halkını hiç tanımadığı gerçeğini acı bir şekilde gösterir. Eser, Ahmet Celal’in kimliğinde, İstiklal Harbi’ni kılıç artığı birkaç asker-sivil bürokratın başardığı gerçeğinin altını çizer.

Anadolu halkı topraklarının işgal edilmesine, hatta ırzına, namusuna tecavüz edilmesine karşı kayıtsızdır ve yüzyıllardan beri süren savaşlardan, bu savaşlarda “sarf malzemesi” olmaktan bıkmıştır. Anadolu, ilkokulda bize öğretilen şarkıların (Sen ne güzel bulursun gezsen Anadolu’yu/Dertlerden kurtulursun gezsen Anadolu’yu) çok dışında, kıraç, boz, sevimsiz bir toprak parçası. Onun bu kuraklığı, insanlarına da duygusuz, tepkisiz, ilkel insan ile hayvan arası bir karakterle yansımış. Yazar, bu durumu o denli iyi vurguluyor ki, okur da bu insanlara karşı öfke oluşturmayı başarıyor.

Buna karşılık, konuşarak değiştirmeyi denediği (yeterince sabırlı olduğu da tartışılır) köylüleri, zaman zaman kaba kuvvete başvurarak adam etmeye çalışıyor. Örneğin ağayı iki kere dövüyor, diğerlerini (İsmail, Bekir Çavuş) dövmeyi düşünüyor. Bu yaklaşım köylüye karşı geleneksel merkezi hükümet yaklaşımından farklı değil.

Roman, yazarın kişisel ilişkilerinin yanısıra bir Kurtuluş Savaşı kronolojisi olarak da akıyor. Bu bağlamda, romanı iki farklı gidişatla değerlendirmek mümkün. Birinci düğüm noktası, İnönü savaşı ve yazarın büyük zafere olan inancı olarak ele alınırsa, ikinci düğüm noktası mağlup Yunan askerinin köye gelmesi ve ufukta iyice belirginleşen Büyük Zafer’dir.

Eğer yazarın yaşamını temel alacak olursak, ilk düğüm noktası, bu eciş bücüş, çirkin insanlar arasında bir şehir kızı gibi güzel (!) olan Emine’yi görmesidir. Sınıfsal konumu gereği, yazara rakip olması dahi düşünülemeyecek Cüce İsmail’le evlenen bu bilinçsiz kızın, yazarı kurtarıcısı ve tek sığınak olarak görmesi ise ikinci düğüm noktasıdır. Buna karşın yazar bu köylü kızına bilinç, hayatı tanıma vs. gibi değerler vaat etme yerine, onun elini sıcak sudan soğuk suya sokmamayı vaat ederek, esir pazarındaki bir köle avcısı gibi hareket etmektedir.

Cumhuriyetin ilk yıllarının atmosferi içinde yazılması nedeniyle Atatürk’le ilgili onu çok abartan ifadeler de var kitapta. Örneğin “Bir Kabe gibi cepheye gitmek ve onun çadırı etrafını tavaf etmek istiyorum.” Bu cümlede, genç Cumhuriyetin yöneldiği yeni ideolojinin de ipuçları vardır. Atatürkçü olup, Atatürkçülüğe en büyük zararları vermiş olan birinin söylediği “Atatürk’ü sevmek milli ibadettir.” sözünün de kökeni...

Kitabı okurken, Ankara caddelerinde, saçları, kılık-kıyafetleri günün modasına uygun olan, buna karşın genizden ve çok kötü bir Türkçe ile konuşan günümüz gençleri (kentlileşememiş köy gençleri), medyanın her seçim sonrası “sağduyu kazandı” biçiminde manşet atarak haber verdiği, sağ partilere değişmez bir kural gereği oy veren halkımız (özellikle Orta Anadolu halkı), kıdemli (şimdi rahmetli) bir siyasetçimizin söylediği (özürü kabahatinden büyük) “Yoksulluğu ve sefaleti, doğuda, güneydoğuda aramayalım, Ankara’nın köylerinde de var” sözleri geliyor sürekli aklınıza. Türkiye’nin ne kadar zor bir ülke olduğu, değişmezliklerin nasıl katmerleşmiş, nasıl birikmiş ve köklü olduğu geliyor.

Buna mukabil, kahramanımız, yazgıyı değiştirme konusunda pek atak değildir. Kalbi Kuvva-i Milliye’den yana olmakla birlikte, bütün Kurtuluş Savaşı dönemini bu çorak köyde, aşağıladığı, hakir gördüğü bazen de şaşırarak baktığı insanların arasında geçirir. Kolu olmamasını büyük bir eksiklik olarak görür, bazen de insanların ona ayrıcalık tanıması yolunda bir mağduriyet kozu. Yazgıyı değiştirme konusunda, tek rehber olarak Kemal Paşa’yı gösterir (Geleneksel kurtarıcı arayan Şarklı zihniyeti...). Emine’ye karşı hissettiklerinin de tam olarak ayırdında olmayan (aşk mı, yoksa bu çirkinler topluluğu arasında nasıl var olduğunu anlayamadığı kıza acıma mı) edilgen kahramanımız romanın sonunda, kızcağızı yaralı ve yalnız bırakarak yoluna devam eder (!). Anılarını yazdığı defteri de ona emanet etmesi ayrı bir şaşırma konusudur.

Bütün bunlara karşı roman aydın-köylü uçurumu, Kurtuluş Savaşı’ndaki halkın ruh hali konusunda oldukça nesnel ve çarpıcı bir çalışma olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kanımca, birçok şeyi özetleyen, en çarpıcı paragrafı da şudur: “Şimdi ne görüyorum? Anadolu...Düşmana akıl öğreten müftülerin, düşmana yol gösteren köy ağalarının, her gelen gasıpla bir olup komşusunun malını talan eden kasaba eşrafının, asker kaçağını koynunda saklayan zinacı kadınların, frengiden burnu çökmüş sahte sofuların, cami avlusunda oğlan kovalayan softaların türediği yer burasıdır.”

Yazar, buradaki tezlerini romandaki, tiplerle neredeyse tek tek ortaya koymuş. Mallarına zarar gelmesin diye düşmanla işbirliği yapan ağa, düşmana yol gösteren imam, meczup Süleyman (yazar, onu Keloğlan, Yunus Emre ve Nasrettin Hoca’ya benzeterek romandaki en büyük haksızlığını yapmakta ve Osmanlı aydını kökenini ortaya koymakta) ve onun oynak karısı Cennet.

Ancak yazar, "bunların sebebi sensin" diyerek suçu yalnızca Türk aydınının üzerine atarak bir haksızlık daha yapmakta. Çünkü Türk aydını yalnızca 19.yüzyıl sonu ve 20.yüzyıl başının eseridir.

Bu suçu paylaştırma konusunda Nazım Hikmet’in şu dizeleri daha gerçekçi gibi görünmekte bana :

“Kabahat senin demeye de dilim varmıyor ama/Kabahatin çoğu senin be canım kardeşim...”
ataç ikon Yaban
kitaba puan vermedi
4 beğen · 9 yorum
Semih Oktay (@semihoktay)
Sıkı bir inceleme olmuş...
10.08.17 beğen cevap
Suleyman Kalman (@bukitaplarinhepsiniokudunmu)
Teşekkürler...
10.08.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
Rica ediyorum Süleyman...Bir ikinci incelemeni okumaya vaktim olduğunda bakacağım ya bir yerlerden kopyalayıp buraya alıntılıyorsun galiba.Bir günde bu kadar inceleme okumayı beceremem ben! :)
10.08.17 beğen cevap
Suleyman Kalman (@bukitaplarinhepsiniokudunmu)
Bunlar, daha önce yapmış olduğum incelemeler...Bir kısmı dergilerde yayınlandı, bir kısmı da arşivden. Teşekkürler... Devamı var.
10.08.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
Takibe başlayacağım galiba seni Süleyman!.. Hemen her incelemene alıcı gözle baktım da iş var sende. :)
10.08.17 beğen cevap
Suleyman Kalman (@bukitaplarinhepsiniokudunmu)
Eyvallah Semih Bey...Vaktiyle Teksas-Tommiks okumuşların hep bir kardeşliği vardır zaten. :)
10.08.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
Gül
10.08.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
Gül,değil elbette! Gülümsedim,yazıyordum ki elim değdi bir yerlere!
10.08.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
Ooo,sen imkânı yok benim zamanlarıma yetiş(e)memişsindir Süleyman.
10.08.17 beğen cevap