up
ara
‹ Tüm Yeşil Mürekkep Sözleri

Yeşil Mürekkep Sözleri ve Alıntıları

SweetHexe

SweetHexe

@glbn

Yeşil Mürekkep
ataç ikon Yeşil Mürekkep
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
18 beğen · 6 yorum
ELİF (@julioco)
🌸
15.05.19 beğen 1 cevap
Eseflal (@eseflal)
🌼
16.05.19 beğen 1 cevap
HerŞyGzlOla ོca ོk (@koraycem)
Her şey çok güzel olacak ✌👏😉🌻
16.05.19 beğen 1 cevap
HerŞyGzlOla ོca ོk (@koraycem)
SEVERMİŞİM MEĞER

Yıl 62 Mart 28 Pırağ-Berlin tireninde pencerenin yanındayım akşam oluyor. Dumanlı ıslak ovaya akşamın yorgun bir kuş gibi inişini severmişim meğer. Akşamın inişini yorgun kuşun inişine benzetmeyi sevmedim. Toprağı severmişim meğer toprağı sevdim diyebilir mi onu bir kez olsun sürmeyen Ben sürmedim. Platonik biricik sevdam da buymuş meğer. Meğer ırmağı severmişim. İster böyle kımıldanmadan aksın kıvrıla kıvrıla tepelerin eteğinde doruklarına şatolar kondurulmuş Avrupa tepelerinin, ister uzasın göz alabildiğine dümdüz. bilirim ırmak yeni ışıklar getirecek, sen göremiyeceksin, bilirim ömrümüz beygirinkinden azıcık uzun, karganınkinden alabildiğine kısa. bilirim benden önce duyulmuş bu keder benden sonra da duyulacak. Benden önce söylenmiş bunların hepsi bin kere, benden sonra da söylenecek. Gökyüzünü severmişim meğer, kapalı olsun, açık olsun. Borodino savaş alanında Andırey’in sırtüstü seyrettiği gökkubbe hapiste Türkçeye çevirdim iki cildini Savaşla Barış’ın kulağıma sesler geliyor, gökkubbeden değil, meydan yerinden gardiyanlar birini dövüyor yine. Ağaçları severmişim meğer. Çırılçıplak kayınlar Moskova dolaylarında Peredelkino’da kışın çıkarlar karşıma alçakgönüllü, kibar kayınlar Rus sayılıyor, kavakları Türk saydığımız gibi. İzmir’in kavakları, dökülür yaprakları, bize de Çakıcı derler, yâr fidan boylum, yakarız konakları. Ilgaz ormanlarında, yıl 920 bir keten mendil astım bir çam dalına, ucu işlemeli. Yolları severmişim meğer, asfaltını da. Vera direksiyonda, Moskova’dan Kırım’a gidiyoruz Koktebel’e, asıl adı Göktepe ili. Bir kapalı kutuda ikimiz, dünya akıyor iki yandan dışarda dilsiz, uzak.. Hiç kimseyle, hiçbir zaman böyle yakın olmadım. Eşkıyalar çıktı karşıma Bolu’dan inerken Gerede’ye kırmızı yolda ve yaşım on sekiz yaylıda canımdan gayrı alacakları eşyam da yok ve on sekizimizde en değersiz eşyamız canımızdır. Bunu bir kere daha yazdımdı çamurlu karanlık sokakta bata çıka Karagöze gidiyorum ramazan gecesi önde körüklü kaat fener. Belki böyle bir şey olmadı, belki bir yerlerde okudum sekiz yaşında bir oğlanın Karagöze gidişini ramazan gecesi İstanbul’da dedesinin elinden tutup dedesi fesli ve entarisinin üstüne samur yakalı kürkünü giymiş ve harem ağasının elinde fener ve benim içim içime sığmıyor sevinçten. Çiçekler geldi aklıma her nedense gelincikler, kaktüsler, fulyalar İstanbul’da Kadıköy’de fulya tarlasında öptüm Marika’yı ağzı acıbadem kokuyor yaşım on yedi kolan vurdu yüreğim, salıncak bulutlara girdi çıktı çiçekleri severmişim meğer üç kırmızı karanfil yolladı bana hapishaneye yoldaşlar 1948 yıldızları hatırladım severmişim meğer ister aşağıdan yukarıya seyredip onları şaşıp kalayım, ister uçayım yanıbaşlarında. Kosmos adamlarına sorularım var: çok daha iri iri mi gördüler yıldızları, kara kadifede koskocaman cevahirler miydiler, turuncuda kayısılar mı? Kibirleniyor mu insan yıldızlara biraz daha yaklaşınca renkli fotoğraflarını gördüm kosmosun Ogonyok dergisinde kızmayın ama dostlar non figüratif mi desek soyut mu desek işte o soydan yağlı boyalara benziyordu kimisi, yani dehşetli figüratif ve somut insanın yüreği ağzına geliyor karşılarında sınırsızlığı onlar hasretimizin, aklımızın, ellerimizin. Onlara bakıp düşünebildim ölümü bile şu kadarcık keder duymadan kosmosu severmişim meğer. Gözümün önüne kar yağışı geliyor ağır ağır dilsiz kuşbaşısı da, buram buram tipisi de meğer kar yağışını severmişim. Güneşi severmişim meğer şimdi şu vişne reçeline bulanmış batarken bile güneş İstanbul’da da kimi kere renkli kartpostallardaki gibi batar ama onun resmini sen öyle yapmıyacaksın. Meğer denizi severmişim hem de nasıl ama Ayvazofski’nin denizleri bir yana. Bulutları severmişim meğer ister altlarında olayım, ister üstlerinde ister devlere benzesinler, ister ak tüylü hayvanlara. Ayışığı geliyor aklıma en aygın baygını, en yalancısı, en küçük burjuvası, severmişim. Yağmuru severmişim meğer, ağ gibi de inse üstüme ve damlayıp dağılsa da camlarımda, yüreğim beni olduğum yerde bırakır ağlara dolanık ya da bir damlanın içinde ve çıkar yolculuğa haritada çizilmemiş bir memlekete gider. Yağmuru severmişim meğer Ama neden birdenbire keşfettim bu sevdaları Pırağ-Berlin tireninde yanında pencerenin, altıncı cıgaramı yaktığımdan mı Bir teki ölümdür benim için. Moskova’da kalan birilerini düşündüğümden mi geberesiye saçları saman sarısı, kirpikleri mavi Zifiri karanlıkta gidiyor tiren zifiri karanlığı severmişim meğer kıvılcımlar uçuşuyor lokomotiften kıvılcımları severmişim meğer meğer ne çok şeyi severmişim de altmışımda farkına vardım bunun Pırağ-Berlin tireninde yanında pencerenin yeryüzünü dönülmez bir yolculuğa çıkmışım gibi seyrederek. 19 Nisan 1962, Moskova

Nâzım Hikmet Ran
( 1902 - 1963 )
16.05.19 beğen cevap