up
ara

Huzursuzluk

Huzursuzluk Konusu ve Özeti

Huzursuzluk
Zülfü Livaneli'nin 2017'de yayımlanan kitabı Huzursuzluk, yürek burkan bir hikaye ile okuru Ortadoğu gerçeğiyle yüzleştiriyor. Çocukluk arkadaşının ölümünü araştırmak üzere yıllar sonra memleketi olan Mardin'e dönen gazeteci İbrahim'in anlatımıyla Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmüne maruz kalmış Ezidi Meleknaz’ın hikayesini okuyoruz.
Yayınevi: Doğan Kitap
ISBN: 9786050939828
Sayfa: 160 sayfa Basım Tarihi: 2017
Merhamet zulmün merhemi olamaz!
İstanbul’un kargaşası içinde sıradan bir yaşam süren İbrahim, çocukluk arkadaşı Hüseyin’in ölüm haberi üzerine doğduğu kadim kent Mardin’e gider. Onun, önce sevdaya sonra ölüme yazılmış, Mardin’de başlayıp Amerika’da sona ermiş hayatını araştırmaya koyulur. Böylece âdeta bir girdabın içine çekilir, tutkuyla ve hırsla gizemli bir kadının peşine düşer.

Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.

Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’ın ve kelamın çocuklarının hikâyesi... Livaneli okuru, sevda ile acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeğiyle buluşturuyor.
Betül Uludoğan

Betül Uludoğan

@betululudogan

"KALBE DÖNÜŞ İÇİN SON ÇAĞRI"
Bir yer var,
İyiliğin ve kötülüğün ötesinde
Seninle orada buluşacağız!
Huzursuzluk romanı, Zülfü LİVANELİ’nin üzerinde yoğun bilgi ve duygu mesaisi harcadığı son kitabıdır. Konu itibariyle Mardin coğrafyasının müzmin kaderi, Ortadoğu’daki terörün acı getirileri, Işid ile Yezidiler arasındaki makûs çatışmalar ele alınmıştır. Bu yönüyle edebi alanda yazılan, son dönemin güncel bir eseridir diyebiliriz.
Maalesef ki, dünyanın en kötü çıkmazlarından biri olan terör dalgası, bunun için kanayan her kalbi gün geçtikçe daha da yaralamakta. Bizler, “elimizden bir şey gelmiyor” klişesinin ardına saklanarak her gün yeni bir şeyi kaybediyoruz; yeni bir insanı, yeni bir aşkı ve yine bir kaderi toprağa gömüyoruz.
Romana girizgâh, belki de tüm okurların ilk dikkatini çekip, okudukça paylaşabileceği şu alıntı üzerinden yapılıyor: “Harese nedir, bilir misiniz? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve, dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeniyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz... Ortadoğu’nun âdeti budur! Tarih boyunca birbirini öldürür; ama aslında kendini öldürüldüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.”
Livaneli, tam da bu gerçeklikten hareketle okurlarına dokunmayı amaçlamış. Bilfiil o yerleri gezip, bilgi toplayarak açık bir dille o acıları temellendirerek haykırmış. Okurken, bir duygu yükümlülüğü altına girmekle birlikte birçok konu hakkında da yaşanmış bilgileri öğrenebilme imkânımız var. Mesela, ilk önce herkesin sıkça kullandığı yanlıştan bahsedilmiş; Yezidi değil Ezidiler’in isminden de anlaşıldığı üzere onlar hakkında birçok yanlış bilgiyle hareket ettiğimiz noktasında bir giriş yapılmış. Hz. Hüseyin’i katleden Yezid ile bir ilişkilerinin olmadığını, dini yanlış işiten bir güruhun Ezidiler’i nasıl yok etmeye çalıştıklarını, onların da kendi inanışlarını ve kimliklerini nasıl korumaya çabaladıklarını tadımlık bir şekilde sunulmuş.
Altı bin yıllık geçmişleri olan Ezidiler’in kökenleri Hindistan’a dayanır. Kutsal kitapları “Mushaf-ı Reş”tir. Mavi renge özel bir anlam yüklerler ve gündelik şeylerde kullanmamaya özen gösterirler. Melek Taus, yani Tavus Kuşu en büyük melektir, o inanca göre. Işid’den zulüm çeken Ezidiler, şeytana taptıkları için, Işid’in nazarında Ezidi kanı helal olup, onları öldürenler cennetle ödüllendirilir. Tüm bu bilgileri bize yazar, toplumda imkânı pek de mümkün olmayan bir aşk hikâyesi üzerinden anlatır. Mardinli Müslüman Hüseyin ile Ezidi kızı Meleknaz…
Bu hikâyeden de önce, başka bir karakteri tanıtır; romanın asıl kahramanını: İbrahim’i. Mardin doğumlu, fakat yaşamının büyük bir çoğunluğunu İstanbul’da geçirmiş bir gazeteciden bahseder. Doğasında Doğu tohumları bulunan, ama onu bir metropol şehrinde yetiştirememiş, geçmişinden kopuk yaşayan, geleceğini idame ettirme noktasında kendine ve topluma yabancılaşan bir birey.
İbrahim, çalıştığı gazetedeki üçüncü sayfa haberini görünce, tarumar olur. Cinayet olayında adından söz edilen kişi Mardin’deki çocukluğunu paylaştığı arkadaşı Hüseyin’dir. Bu olayı detaylıca incelemek için yollara düşer. Uzun yıllar sonra memleketine, arkadaşının cenazesine katılmak için gider. Olaya dair ürettiği merak silsilesi, kendisini artık araştırma meydanında bulmak ister. Cinayete kurban giden arkadaşının hatrı için ondan geriye kalan en yakınındakilerle görüşmeye başlar. İlk önce Hüseyin’in annesiyle, kız kardeşi Aysel’le, yine ortak çocukluk arkadaşı Mehmet ve onun babasıyla, bir de terk edilmiş eski nişanlısıyla konuşur İbrahim. Daha sonra, zihninde olayları birleştirerek, çevrede bulunan birkaç Ezidi’yle de görüşür. Bu olaya vakıf olan herkesten bir tutam bilgi koparmaya çalışır. Mevzuyu bütün halinde topladığında kendisini çok farklı bir yerde bulur. Çünkü o olayı çözmeye çalışırken, aynı zamanda farkında olmadan kendisini de tanımaya başlamış ve işin içinden çıkamamıştır. İbrahim’in zaten evvelinde de mevcut olan kimlik karmaşası sorunu onu bir bunalıma sürüklemiş o da beraberinde psikolojik ve felsefi yönden bir yabancılaşma sürecini getirmiştir. Mardin’in etnik çeşitliliğinden ve mitolojisinden sıyrılıp, kendisini daha da kozmopolit bir yapıda bulurken, dağılan kimliğiyle vatanından ırak; gurbette bir nevi yurdunu aramaya çalışmıştır. O yüzden İbrahim’le Albert Camus’ün kitaplarında, Zeki Demirkubuz’un filmlerinde ve “gerçek olmayan varoluş, topluluklarda ortaya çıkar” diyen Heidegger’in düşüncesinde, başrol olarak karşılaşabiliriz.
“Kendini Tanı!” der Sokrates. İbrahim, kendisinin farkında olan, benliğinin bilincine ulaşmış biri aslında. Onu şu cümlesinden anlayabiliyoruz: “-Mehmet için- o kök salmıştı, ben rüzgârda savruluyordum. Büyük şehrin yüzünü silerek birbirine benzettiği kimliksiz kalmış milyonlarca insandan biriydim.” Yine başka bir konuşmada İbrahim, “keşke kendimi Batılı yerine koyarak yıllarımı harcamasaydım… Doğulular’ın Batılı, Batılılar’ın ise kendi halkına yabancılaşmış bir Doğulu olarak görüldüğü kimliksizlikten kurtulurdum!” diyerek bir serzenişte bulunur.
Yazar, tüm bu ruhsal derinlikleri ifrat ve tefritten uzak bir biçimde, orta kararında bizlere sunmuştur. Yine Livaneli’nin kendine has olan o sıcak üslubuyla, her sayfayı çevirdiğimizde o durumun getirdiği hale bürünmemizi sağlayan o güzel tasvir edası okuru daha memnun etmektedir. Bir yerde telkâri yapan insanları izliyor, bir yerde Mardin’in izbe, karanlık bir sokağında Süryani şarabının keskin kokusunu hissedebiliyoruz. Bir de arka fonda Zülfü Livaneli’nin sesinden Sevda Değil parçasını dinliyorsak, fevkalade bir ahenkle okumamızı tamamlayabiliriz. Ayrıca tekdüze bir anlatımı kıran diyaloglarla da yazar, okuruna zihinsel faaliyetlerle konuşmalardaki boşlukları doldurmaya yöneltiyor. Olaya geçiş süsü veren anlatıları bizzat aktarmayıp, ahizenin bir ucundan dinleyen mevzuya bizler müdahil oluyormuşuz da İbrahim soru sormuyormuş gibi algılayabiliyoruz.
Hüseyin…Dini bütün, halim selim, efendi, herkes tarafından sevilen biri. Ezidiler’in sığınarak kamp kurduğu alana gider ve orada yardıma muhtaç olan kişilere sınır tanımadan elinden geleni yapar. Annesi Adviye Hanım’ın tabiriyle kara kuru bir kadına, Meleknaz’a vurulur. Ama o sırada Safiye ile de nişanlıdır. Meleknaz, zulümlerden kaçabilmek için türlü cefalar çekmiş, kör körpesiyle ortalıkta kalmış çileli bir kadındır. Küçücük yaşta olan Nergis, Zilan’la birlikte türlü tecavüzlere maruz kalır. Şu ayrıntıyı da belirtmek faydalı olacaktır; kitapta çok baskın bir biçimde karşılaştığımız “kadın” olgusu mevcut. Yani doğudaki kadınla, batıdaki kadın arasındaki fark. İbrahim’in eski eşi çalışan, zevkine düşkün, asla altta kalmayan, istediği kişiyle ilişki yaşayan bir plaza kadını deyim yerindeyse. Ama Meleknaz…Namusuna halel getirmemek için çırpınan, direnen ve sonunda lekelenen bir kadın.. Öfkesiyle dağları aşan, doğumunu o çölde yapan, yeryüzünün daimi mültecisi..
En son Hüseyin’le karşılaştığı yere sığınır Meleknaz. Hüseyin, bebeğin gözlerinin tedavisi için uğraşır. Sonra bir gün Meleknaz’ı oralardan alıp kurtarır, evlenir, evine götürür. Toplum tarafından reddedilen bu evlilik, pek tabii hoş karşılanmaz; günahtır yapma derler. Aldırmaz bu söylenenlere Hüseyin, onda ne bulduğunu kendisi de bilmez; ama öyle de onları bırakamaz. Çevredeki Işid militanları yasak olan bu evliliği duyunca Hüseyin’i rahat bırakmazlar. O da yakınlarının ısrarı üzerine Amerika’ya abilerinin yanına gider. Meleknaz’a da vize işlemlerini halledip en kısa zamanda yanına aldıracağına söz verir. Ama giderken de şu sözü kazır belleklere : “Beni alıp tekrar karnına soksan bile koruyamazsın anne!” Neticede, yanlış fikirlerin doğurduğu genellemelerden uzaklaşıp, İslam’ı doğru anlamayan ahkâm kesen kesimden kaçarken; daha da beteriyle, İslam karşıtı bir grupla karşılaşır. Bu da onun canına mal olur. Abisinin pizza dükkânında o, yerleri temizlerken bir yerde onu temizlemeye gelirler. Bu kıyım, belki de öze yönelik yapılan nefretlerin en hırpalayıcısıdır. İbrahim’in bu olayı çözümlemesi üzerine verdiği ilk tepki şu şekilde cereyan etmiştir: “İki kurşun yarasına rağmen nasıl oldu da ölümü Amerika’ya kadar ertelendi?” Sonra İbrahim’in Meleknaz’ın izini sürmesi üzerine de yeni bir serüven başlar ve o da başlı başına bir öyküyü beraberinde getirir. Huzursuzluk noktasında kusursuz bir hikaye, acı bir ölüm..“Zaten hayatta normal olan huzursuzluk durumudur, huzur ise çok ender yakalanan geçici anlardır olsa olsa.”
Kitabı okurken aklıma, olay örgüsünün benzer ögeleri barındırdığı başka bir aşk öyküsü olan Heiran filmi geldi. Başroller farklı, coğrafya farklı, fakat aşk ikliminin aynı olduğu bir film. İranlılar’ın Afgan sığınmacılarıyla evlenmesinin hoş karşılanmadığı radikal bir red; aşkın meşru kılınmayan hali. Tüm önyargılara meydan okuyan ama başarılı olamayan iki küçük genç. Her iki olayda da görülen bir gerçek: İnsan, kıyamadığının peşine perişan olmaz mı, zaten?
“…Bazı acıları ölüm bile unutturamıyor, bazı davranışlar ölümden sonra bile bağışlanmıyor diye düşünüyorum.”
Belki de bunların hepsi yüreklerdeki merhamet eksikliğinden kaynaklıdır. Öyle diyor ya Livaneli kitabın bir bölümünde; “merhamet, zulmün merhemi olamaz!” diye. Merhametten yoksun, vicdan muhasebesini yapamayan insan, her acıya bir sorumlu bularak rahatlama yolunu seçer. Zulüm, merhameti inhibe eden bir faktör olup, onun antitezi konumundadır.
“Soluduğumuz havayı zehirleyen ve bizi birbirimize düşman kılmak isteyen zalimlere inat, merhamet!” der Kemal Sayar. Ve sonra devam eder; çünkü zalimlik ötekini utandırarak, aşağılayarak, onun saygınlığını ayaklar altına alarak, haklarını değersizleştirerek zulmünü icra eder. Merhamet insanın onur ve saygınlığının çiğnenmesine karşı durmaktır; o insan bizden olmasa da. Adalet de ancak merhametle kaimdir (Sayar, Merhamet, s.51)
Bahsi geçen insanlık ağacının kırılmış dalının onarılabilme ihtimali için, bir daha bunları yaşamamak, izlememek ve okumamak için biraz merhamet! Salt insanlık adına, Hüseyin’in şu son sözleri hatrına kalbine ve vicdanına dön!..
“İnsanları pençesine almış, çöl hecirleri gibi hepimizin ağzını kan içinde bırakan "harese"den kurtulmak için yazıyorum ve zaman zaman kendimi şu sözü tekrarlarken yakalıyorum: 'Ben bir insandım! Ben sadece kendimi tedavi etmek için yazıyorum, insan denilen yaratıkların arasında yaşama gücünü tekrar bulabilmek için “ben bir insandım!”

Betül ULUDOĞAN
*Bu yazı http://ruhunakitap.blogspot.com.tr/ 'de paylaşılmıştır.
ataç ikon Huzursuzluk
kitaba puan vermedi
7 yorum
Evren Erarslan (@evrenerarslan)
spoiler var gibi geldi. konuyu anlatmaktan öte eleştirinize devam etseydiniz sonuna kadar okuyacaktım fakat kitabı anlatmışsınız sanırım, değilse yine okumak isterim.
18.04.17 beğen cevap
Betül Uludoğan (@betululudogan)
@evren-erarslan yorumunuz için teşekkürler. Kitap tanıtım yazısı yazmadım, inceleme ve kritik yönünden ele almaya çalıştım; birtakım tahliller, sentezler yapabilmem için de olaya girmem gerekti. Devamını okuyup okumamak da sizin tercihiniz, benim yazı stilim bu.
19.04.17 beğen cevap
Evren Erarslan (@evrenerarslan)
Kitabı okuduktan sonra incelemenizi okumak daha keyifli olur o zaman. Teşekkürler bilgilendirme için ;)
20.04.17 beğen cevap
Betül Uludoğan (@betululudogan)
Yorumunuz beni geliştirmeye açacaktır, ben teşekkür ederim @evren-eraslan
24.04.17 beğen cevap
Nurda (@ztrknrd)
Gerçekten çok kapsamlı, nitelikli bir inceleme olmuş, elinize sağlık ?
17.05.17 beğen cevap
Betül Uludoğan (@betululudogan)
Çok teşekkür ederim, sağ olun. @nurda-ozturk
09.06.17 beğen cevap
MEHMET GÖKKAN (@consinov)
kaleminize yüreğinize sağlık çok ama çok güzel harikulade :)
26.02.18 beğen 1 cevap
gülnur

gülnur

@elerrina

Açılın yoldan doğrular geliyor!
Uzun zamandır üzerine çok şey duyduğum, kalemini çok merak ettiğim bir yazardı Zülfü Livaneli. Sınav geçti, yaz geldi; özgürlük duygusuyla kendimi kitaplarıma teslim ederken elime aldığım ilk kitaplardan biri de onun Huzursuzluk adlı kitabı oldu. Sonuç ise hüsran.

İlk anlam veremediğim şey, insanlar bu kitabı neden bu kadar çok beğendi? Benim gördüğüm kusurları kimse niçin göremedi?

İnsanlarda "bak burada böyle bir acı var, şu an merhamet göstermelisin" dendiği an o şeye aniden kapılma eğilimi var. Batı'nın Orta Doğu hakkında hiçbir şey bilmeden her "ben mağdurum" diyene kucak açıp asıl masumların canının çatır çatır kıyılmasına sesini çıkarmaması bu eğilime yorulabilir. İşte bu kitabın da okuyucuda yarattığı etki bu. Fakat ben bu oyunu bozarım.

Arkadaşlar kitap kötü. İstediği kadar çok satılabilir, herkes övebilir ama -SPOILER- kitap kötü. Şimdi bu kadar sevilen bir kitabı yerden yere vuran biri olarak ciddiye alınmak için açıklama yapmam gerek farkındayım. O yüzden şimdi o bölüme geçelim.

Aklıma gelen ilk kusur yazım yanlışları. "Ağabeylerim" değil "Abimler" yazmak mı? "Defetmek"i ayrı yazmak mı? WhatsApp'ta mesajlaşmıyorsun Livaneli kitap yazıyorsun kendine gel. Ya da bu durumdan sorumlu editör hanım/bey. Gençler zaten Türkçeyi katletmeye bu kadar meraklıyken, doğrusunu kitaplardan öğrenmemiz gerekirken olacak şey mi bu?

Neyse ki bu kitaptaki kusurların en küçüğüydü. Sakinim. Derin nefes. Devam ediyorum.

Yazar diyaloglarda farklı bir teknik denemiş. Örneğin ben size sorular soruyorum, siz de anlatıyorsunuz. Bunu kitapta şöyle okuyoruz "Ondan sonra şöyle böyle oldu. Sonra babam geldi. Şöyle böyle dedi. Babam mı? Evet hâlâ o işi yapıyor. Sağlığını mı soruyorsun? İyi iyi." Yani sorduğum soruları da anlatıcıdan dinliyoruz. Bu teknik hiç mi hiç olmamış,anlatımdaki akıcılığı ve doğallığı öldürmüş. Noktalama işaretlerini ve anlatım gücünü etkili kullanamamasından ötürü yer yer "neresi diyalog neresi anlatım" diyorsunuz.

İçerik. Baştan aşağı kusurlu. Yazarda sürekli bir düşüncelerini empoze etme çabası var. Ve bunu doğrudan doğruya, gizlemeden yapıyor. Ben okuduğum bir eser, yazarın ideolojisini yansıtsa bile bunun alegorik bir şekilde yapılmasını isterim. Böylesine bariz bir aşılama hep rahatsız eder beni. Ruh Adam gibi kaliteli bir kitabın, yazarının ideolojik şekilde ön plana çıkmasından ötürü edebiyat dünyasında hakkı verilmezken bu tip bir kitap nasıl baş tacı olmuş anlayamadım. Ajitasyon işin anahtarı sanırım.

Ana karakterimiz (ki ben yazarın kendi düşüncelerini ana karakter aracılığıyla aktardığına %100 eminim) kadın düşmanı. Kadınları güzeller ve çirkinler olarak ikiye ayırıyor ve güzellerin kalpsiz, marka ve para düşkünü, acımasız, duygusuz, basit canlılar olduğunu düşünüyor. Bunu söylerken de hep güzel kadınlarla birlikte olduğunu, bu yüzden söylediği şeyin hiç şaşmayacağından emin olduğunu da belirtiyor. Gözünüzle değil aklınızla sevseydiniz de çirkinleri sevseydiniz o zaman diyeceğim tutuyor.

Tekrardan, ana karakterimiz İslam düşmanı. Pek çok yerde bunu belirtiyordu ama en sonlara doğru olduğu için şu an en erken aklıma gelen şey (çok küçük bir detay olmasına rağmen mesajı büyüktür) IŞİD'in yaptığı iğrençliklerle ilgili Müslüman bir karakter olan Salim'in "Biz Müslümanlar için dahi dayanılacak şeyler değildi." demesi. "BİZ MÜSLÜMANLAR İÇİN DAHİ" mi ?!!!!!!! Sanki IŞİD'in yaptıkları biz Müslümanlarda gayet doğal bir şey. Ama ileri boyutlara gitmesi bizim için bile fazla. Yani öyle bir şey ki, bu cümle, oradaki "dahi" kelimesi IŞİD ve Müslümanlar arasında bir bağlantı kuruyor. Ancak IŞİD'le Müslümanlar arasında bir bağ yok. "Amaan sen de canım, takıldığın şeye bak." demeyin. Bu tip detaylar önemli. Bir yerde de IŞİD'in kafa kesmeyi falan Allah adına yaptığını söylemişti. Oysa biz onları silahlandıranın Amerika olduğunu biliyoruz. Fakat korkmayın "Bunlar hep ameriganın oyunları"na bağlamayacağım. Çünkü daha konuşacak başka şeylerimiz var.

Yazarın İslam düşmanlığı başka farklı şekillerde kendini gösteredursun, bir de Amerika hayranlığı var. Oradakilerin ne kadar mutlu, ne kadar şanslı olduğunu; bizim coğrafyamızın kaderine mahsur kalmış zavallılar olduğumuzu anlatan satırları.. ay delireceğim.

Amerika hayranlığı da farklı farklı kendini gösteredursun (öyle hiç alttan alttan da değil elbette) Bir şey vardı ki şalterlerimi attırdı. Bir cümle. "Keşke bunlar hiç olmasaydı vs vs vs Eğer şöyle olmasaydı böyle olmasaydı, Suriye'de savaş çıkmasaydı, IŞİD'DEN PETROL ALINMASAYDI" pardon?!! IŞİD'den petrol mü almışız?!! ay başım ağrıyor bu saçmalığı ve hainliği de size bırakıyorum.

Ülkemizin derdi bitmemiş gibi üzülecek tek şeyimiz Ezidiler kalmıştı o da oldu. Ben karşı değilim elbet onların da öykülerinin anlatılmasına. Onları da bilelim tabii ki. Ama onların hikayesini anlatırken hem batıya küsme hem batı hayranlığı gibi çelişkiler, aşırı ajitasyon, olsun diye olan belli bir akışta gerçekleşmeyen yapmacık şeyler, itici bir başkarakter (ve tabii ki yazar), olayı fazla politikleştirme, insanlar arasında ayrım yapma, birinin hâlinden anlayacağım derken öbürünü gömme, anlatımda yapaycılık ve samimiyetsizlik tüm hüznü öldüren şeyler.

Aklıma gelmişken; vurucu cümleler, edebi bir yön yok muydu? vardı. Ama yazar bunu okuyucuya geçirmeyi başaramadı çünkü kendisi, düşünceleri, iletiş biçimi bende aşırı yapay bir tat bıraktı. Ekşi sözlük'te bir entryde okuduğum gibi; yazar bu kitabı günümüz sorunlarıyla ilgili bir kitap yazmış olmak için yazmış gibi.

Gecenin bu vakti durduk yerde aklıma geldi. Nasıl atamadıysam sinirimi. Yazar kitabında başka bir kitabından alıntı yapıyor. Hem de kitabın adını da söylüyor. "Mutluluk adlı bir kitapta okumuştu bunu"diyor. Eziklik yani bu kadarı bence sfdjhkjkh

Velhasıl kelam, kitap kötü arkadaşlar. Yazarın diğer kitaplarına olan tüm merakım öldü. Umarım bir gün diğer kitaplarını okuyabilecek ve onlara para verebilecek motivasyonu kendimde bulabilirim.
ataç ikon Huzursuzluk
kitaba 2 verdi
0 yorum
Gamze Türk

Gamze Türk

@gamzeturk

"İnsanlık ağacının kırılmış dalıyız biz."

Tek kelime ile gene efsaneler yaratmış livaneli.
Orta Doğu'nun pisliğinden, kimsesizliğinden tutun huzur bulduk diye sevinen bizlerin aslında huzursuz birer yaratıklar olduğundan gem vurmuş.
Evet 'yaratıklar' diyorum çünkü insan olamayacak kadar boş ve duygusuzuz. Halbuki insanı hayvandan ayıran en belirgin özellikler değil midir duygular ve düşünce yetisi. O zaman nasıl insanız biz diye biliriz ki. Hayatı kendi çıkarlarımız ve refahımız için yaşayan yada yaşamaya çalışan, kendimizden başka hiç kimseyi görmeyen zavallılar değil miyiz bizler. Belki iyi bir şeyler yaparken bile nasıl ön planda oluruz diye düşünen, merhamet yoksunu zavallılar değil miyiz? Her zulme her kötülüğe kendimizi kapatmış, "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" şeklinde hayatımızı sürdürmüyor muyuz? Akşam yoğun bir iş dönüşü televizyonlarımızın başına geçip "tüh yazık insanlara" diyerek yada "gene mi bu haberler üzülüyorum ben" diyerek hayıflanan sorsan merhametten ölecek merhametsizleriz. Körüz bizler kör,insan oğlu insan oğluna kör. Halbuki bizim hamurumuzda merhamet, sevgi tohumları yok mu? Yok varsa da o tohumları yeşermeden çürüten kötüleriz biz.

Nasıl bir kurgu nasıl bir kitap ki huzursuzluğun nirvanasını yaşıyorum şuan. Yazık diyorum, bende kendimi insan kategorisine koyacak kadar acizmişim! Yazık benim insanlığıma!

Kitap hakkında bilgi vermek gerekirse ;
Meleknaz, Hüseyin, kör bebek nergiz, İbrahim ve Ortadoğu'nun kirli dünyası. He bir de marullar, mavi renk ve her yerde olan marullar. Uzun uzaya anlatılacak birşey yok aslında zaten her bir olay birbiri ile ilişkili. Ezidi bir kabile kendini müslüman sanan bir avuç sapkın bir örgüt ve yapılan akıl almayacak zulümler.
-İbrahimin çoçukluk arkadaşı olan Hüseyi'nin öldürülmesi üzerine altta yatan sebepler sinsilesini merek ederek yıllar önce terk edip gittiği Mardin'e gelmesiyle başlayan mistik olaylar ve gerçek dünya. İbrahim öyle olayların içinde buluyor ki kendini "insandım" diyor bende insandım..
Okunmalı! Okumakla kalmayıp sorgulanmalı. Sorgulanmalı ki insanmıyız gerçekten öğrene bilelim. Keyif aldım diyemiyorum, paramparça oldum. Huzursuzum, bozun o yapmacık huzurunuzu ve okuyun okuyun ki öğrenin..
Bol kitaplı günler dilerim.
ataç ikon Huzursuzluk
kitaba 10 verdi
0 yorum
NERGİS

NERGİS

@nergis1907

Okunması gerekli olan bir eser...
Veeee okuduğum ilk Livaneli kitabı. İlker arkadaşımızın hediyesi. Tanışmama vesile oldu. Kitaba dün gece başladım az bir göz atayım derken :) ve gün içinde merakla ara ara aldım okudum ve bittiiiiii <3 Açıkçası başlarda zorlandım. Çünkü okuyan arkadaşlar bilir yazımı farklı geldi. İlk defa okuduğumdan dolayı. Ama sonra alıştım. Anlatımı çok güzeldi.

İbrahim arkadaşının cenazesi için doğduğu topraklara geri dönmesi ile başlar olaylar. Gençler bilmez ama :) bende çocukluğuma gittim İbrahim anlatırken eskileri. Özellikle ramazan ayı olan tebessüm etmemi sağladı düşünürken. Ve şunu düşünüyorum şuan ... Nr kadar şehir hayatına alıştık desekte aslında tek özlediğimiz o samimi, yalansız, çıkarsız olan çocukluğumuzda anılarımızda kalan köy, küçük mahalle yaşantımız... Kürtler, ezidiler, aleviler, sünniler. Her din her ırka değinilmesi çok güzeldi. Sığınmacı Suriyeliler. İşid ve nicesi.
Sanırım bu kitabı sindirmem için biraz zaman gerekli bana. İyi kötü bildiğimiz ve bazen göz ardı ettiğimiz gerçekleri dillendirmek zor geliyor bazen. Sanırım benimde yaşadığım bu şuan. Hüseyin'in ölümü.. İbrahimin memleketine dönüşü. Mardin sanırım gezilecekler listede yer alacak. Mardinde İbrahimin onlattığı o dinlerin birliği ve sonrasında düşmanlığı. Bunu bir Hatay'lı olarak yaşadığım bildiğim için beni daha çok yaraladı. Kimsenin kimseyi dinine göre yargılamadığı zamanları yaşadım. İyi ki de yaşamışım diyorum. Daha iyi idrak etmemi sağladı bu kitap bir şeyleri.
Neyse ben hala kitabın içindeyim uzatmayım daha fazla :) Kısaca demek istediğim bu kitabı okuyun çılgınlar :)

Kitapla ve hoşgörü ile kalın....
ataç ikon Huzursuzluk
kitaba 10 verdi
0 yorum
Yasemin Aslan

Yasemin Aslan

@yaseminaslan251

#ZülfüLivaneli
#Huzursuzluk

Kitabı bitireli birkaç gün oldu ama ancak yoruma fırsat bulabildim

Bir kere ilk önce değindiği konuyu beğendim ülkemize sığınan Suriye vatandaşı hakkında görüşleri ve anlatmaya çalıştığı ...yaşadığım topraklarda olan vatandaşlarımıza umarım örnek olur ...kimse vatanını evini ailesini terk edip dilini bilmediği bir ülkede hor görülmek , dışlanmak, herşeye sıfırdan başlamak istemez .Savaşlar keşke olmasa insanlar hiç uğruna ölmese ...Vatanını terk etmek zorunda kalmasa ...
Suriye iç savaşı sonrasında ortaya çıkan feci tabloyu IŞİD vahşeti üzerinden Ezidi kurbanları konu ederek anlatıyor Zülfü Livaneli .

Gel gelelim kitaba ...İbrahim modern çağda yaşayan kimlik bunalımı yaşayan bir gazeteci , çocukluk arkadaşı Hüseyin'in ölüm haberi üzerine doğup büyüdüğü kente Mardine gider .Arkadaşının ölümünü ve ardında bıraktığı yaşam hikayesini araştırmaya başlar ve karşısına biraz gizemli biraz ilginç olaylar çıkar ...Hüseyin, nişanlı olmasına rağmen İşid zülmüne uğramış her tür işkenceye maruz kalan defalarca tecavüze uğrayan bir de üstüne bu iğrençlikten masum gözleri görmeyen bir yavru dünyaya getiren Meleknaza ( Ezidi ) aşık olur sahiplenmek ister ...olay örgüsü burada başlıyor ve çok ilginç yerlere taşınıyor mesela Eziler hakkında edindiğim bilgiler beni şaşıttı

Kitabın ismini alan" Huzurzuzluk " kitabın sonlarına doğru kendini hissettiriyor ama beni en çok etkileyen Nergis ve Hüseyin'in ölürken söyledikleri üç kelime " Ben Bir İnsandım " bu söz kitabı daha çok anlamlı kıldı gözümde ...Velhasıl kelam ben okumanızı tavsiye ederim .
ataç ikon Huzursuzluk
kitaba 9 verdi
0 yorum

Huzursuzluk - S41

herkes kafasını sallayıp merakla birbirine bakarken, hüseyin'in amcası mutfağa göz gezdirmiş ve aysel'in elinden bıraktığı yarı marulu görmüş.
kemalist betty tarafından eklenmiştir.
Ebru

Ebru

@kubraebru

“Eğer Zilan, Nergis, Meleknaz ve binlercesi homo sapiens değil de hayvan olsaydı bu acıların hiçbirini çekmezlerdi, kendimizi hayvanlardan ve bitkilerden üstün görmemiz büyük bir aldatmaca, insanlık diye yücelttiğimiz şey aslında ne aşağılayıcı bir kavram diye düşündüm.”
ataç ikon Huzursuzluk
kitaba 9 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
fisun

fisun

@fisun

Merhamet keskin bir kılıç; merhamet gösterenin kabzasindan tuttuğu ama karşı tarafı yaralayan bir kılıç.
ataç ikon Huzursuzluk
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
fisun

fisun

@fisun

Bütün Ortadoğu nun adeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz .Kendi kanının tadından sarhos olur.
ataç ikon Huzursuzluk
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
fisun

fisun

@fisun

Asil insanların en neşeli zamanlarında bile bir hüzün vardır, daha düşük ruhlar ise en sefil zamaninda bile neşelidir.
ataç ikon Huzursuzluk
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
Deniz Maria Çetin

Deniz Maria Çetin

@denizmariacetin

Biz, bu ülkenin okur yazarları, boşluğa düşen bir trapezci gibiydik. Doğu askısını bırakmış, Batı askısını da yakalayamadan aşağı düşmüştük.
ataç ikon Huzursuzluk
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
746
KİTAP
Okuduğum En Güzel Kitap
Okuduğumuz en güzel kitapları bu listede topluyoruz! Sen de en beğendiğin ve herkese tavsiye etmek istediğin kitapları listey...
1130
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir. Sen de mutlaka okunması gerektiği...
SteelRose

SteelRose

@goksugurses

 paylaşım fotoğrafı
Read. Everywhere. Always.
ataç ikon Huzursuzluk
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Deniz

Deniz

@deniz8

 paylaşım fotoğrafı
Tüketen insanın üreten insandan daha da değerli olduğu bu yanlış ve ahlaksız döneme tahammülüm kalmamıştı artık. Huzursuzluk,Zülfü Livaneli
ataç ikon Huzursuzluk
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Sonay Bay

Sonay Bay

@sonaybay

 paylaşım fotoğrafı
Bir takım yolculuk hikayeleri 🌎
ataç ikon Huzursuzluk
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum