up
ara
‹ Tüm Kırlangıç Çığlığı İncelemeleri

Kırlangıç Çığlığı Kitap İncelemeleri

Uzun süre görmediğim bir dostla beraberdim bu gece.. Hangi ara sımsıcak kollarını saldı güneş odama, ne ara uyudum.. Hayal miydi gördüklerim, bir kabusun içinde miydim yoksa..

Yıllar öncesinde Bab-ı Esrar ile tanıştım Ahmet Ümit'le.. Sonrasında bir arkadaşım Patasana'yı verdi bir de bunu oku diye.. Bambaşka bir deneyim oldu benim için çünkü polisiye roman deneyimlerimi de ilk o zaman yaşadım.. sonrası geldi elbette: Sultanı Öldürmek, Bir İstanbul Hatırası ve diğerleri... Her bir kitap soluksuz bir macera, geçmişe açılan bir pencere, merakla peşinden sürüklendiğim cümleler ,sayfalar, hikayeler yüklüydü.. sonra ne oldu , nasıl oldu bir dönem mesafe girdi aramıza o çok sevdiğim kitaplarla ve tabi Ahmet Ümit'le de..
Ve şimdi kendime izah edemediğim bir hisle yorumlamak farklı bir haz veriyor elimdeki kitabı, garip bir şekilde..

Hiç kırlangıçların çığlığını dinlediniz mi? Mevsim değişirken sıcak ülkelere göçen kırlangıçların bir kısmı karşılaştığı fırtınalara kapılır, hayatlarını kaybedermiş. Hayatta kalmayı başarabilenler geldikleri sıcak iklimlerde kaybettiklerini hatırlar acıyla haykırırlarmış.. Benim en zor zamanlarımda yitirdiklerime haykıramayışlarım gibi..

Kitap Bab-ı Esrar'ın "taşta kan vardı" cümlesinde olduğu gibi belki de yıllarca hafızamdan silinmeyecek bir cümleyle başlıyor. Aslında çok şey barındırıyor bu cümle içinde. Başta çocuk tacizlerinin bıraktığı izleri, mültecilerin çaresizliğini, organ kaçakçılarını, sonu gelmeyen cinayetleri, insanın insanlığına hapsettiği her ne kadar kötülük varsa gün yüzüne çıkan ya da çıkmayan.. Ve çığlıkları vardı kırlangıçların... Kısa bir cümlenin içindeydi hepsi: "Acıyı gördüm."

Artık aileden biri gibi hissettiğim Başkomiser Nevzat vardı içinde kitabın, Ermeni sevgili Evgenia, kapıdaki dost Bahtiyar, Komiser Ali vardı ve Kriminolog Zeynep vardı elbette.. Yıllarca süren polisiye dizilerinden biri gibi izledim sayfa sayfa.. Oysa bu aşinalık bu kez hiç rahatsız etmedi. Aradığım çok şey vardı kitapta Ahmet Ümit'e dair. Bulamadıklarım da oldu. Geçmişe dair izler aradım mesela yakın ya da uzak tarihten.. resim çerçevelerinde saklı ipuçları aradım.. kendini tekrar etmemişti yazar.. Son olarak kaçan uykumu aradım gece geç saatlerde biraz uykum gelir uyurum umuduyla.. yanıldım yine.. Bunun yerine elimde kalem satırların altını çizerken buldum kendimi.. ve uykusuz bir gün kar kaldı yanıma.. işte çizdiklerimden bir kaç satır:

"İnsanlığın en masum haline, en saf doğasına dönmemek için yıllarca ihanet ettim kendime. Kendimle birlikte bütün dünyayı da kandırdım. Neredeyse başaracaktım ama bırakmadılar, benim adıma onlar öldürmeye başladılar."

"Her zaman kapılmıyordum bu duyguya elbette, acı ne kadar büyük olursa olsun, insan bir şekilde kanıksıyor, unutuyor. Kendime şaşarak ben de yaptım bunu. Hiç unutmam, unutamam dememe rağmen ağır ağır silindi bazı hatıralar, renkler soldu, sesler sönükleşti, kokular kaybolmaya başladı."

"Biz niye bulaşık bu Suriye davasına Başkomserim? İnsani yardım tamam, ama sanki savaşın tarafıymış gibi davrandık. Niye? Ne işimiz vardı Suriye'de? "

"Alçaklıkların en rezili siyasi alçaklıktır Münircim, dedim kendimi tutmaya çalışarak. Buna bir de mezhep ve dini karıştırırsan , bildiğin şerefsizlik çıkar ortaya.. işte şu anda onu yaşıyoruz. Üstelik bunun bedelini, bütün millet ödüyor."

"Sanırım , olduğumdan daha iyi biri zannediyor beni, daha olgun, daha güçlü. Ama değildim, herkes gibiydim, belki herkesten daha zayıftım, çünkü herkesten fazla yaralanmıştım."
4 beğen · 0 yorum