up
ara

Kırgın Çocuklar Mevsimi Kitap İncelemeleri

Mehmet

Mehmet

@yoldas

Değerli dost @nenupharın hediye etmiş olduğu Kırgın Çocuklar eserini bir kaç gün önce bitirmiştim. Aslında kitap hakkında bir şeyler yazmayacaktım, bugün fark ettim ki 19 Aralık...

Doğru vaktinde söylendiği zaman gerçek anlamını bulur. Oysa tarihimiz, büyük acılar yaşandığı zaman susan, acıları yaşatanların tarafında duran ya da sessizliğe gömülen aydınlar, gazeteciler yazarlar ve yığınlarla doludur. Aynı tarih bedel ödemeyi göze alarak korkmadan cesurca olayların üstüne gidebilen insanları da yaratmıştır. Bu tarihlerden biri de 19 Aralık 2000 'dir.
'' Hayata Dönüş Operasyonları. ''
Nasıl yazılır, nasıl anlatılır bilemedim. Bazı acılar vardır ki ne anlatabilecek cesareti bulabilirsiniz, ne de anlatmadan yapabilirsiniz. Aslında anlatmanın da çok bir faydası olacağını sanmıyorum. Yine de bir kaç kelam edelim henüz sol memenin altındaki cevahiri tamamıyla karartmamış canlılar, sadece canlı değil insan olduklarını da hatırlayabilirler belki.

F tiplerini ve tecritin insanlık dışı uygulamalarını protesto etmek için tutuklular 20 Ekim 2000 tarihinde cezaevlerinde ölüm orucuna yatarak ruhlarını açlıkla doyurup bedenini zulme karşı direnişe geçirir. İşkenceyle teslim alınamayan irade, yalnızlaştırma politikalarıyla teslim alınmaya çalışılır. Egemenler kendilerine karşı tehdit gördüğü şeyler karşısında daha ne kadar fazla acımasız olabilirler sorusunun cevabıdır Tecrit. Hapishane içinde hapishane yaratmak. Bir insana verilebilecek en büyük ceza o insanı özgürlüğünden mahrum etmektir. Hemen yanı başınızda kocaman bir koğuşta onlarca kişiyle kalabilme imkanı varken, iradenizi teslim alabilmek işkencelerin işe yaramadığını gören egemenler tek kişilik bir hücreye tıkar tutukluyu. Bir kaç metrekarelik alan içerisinde, karanlıkta, gökyüzüne, kitaba, yeşile kısacası insanı insan yapan bütün değerlere hasret keyfi bir şekilde günlerce kalabilirsiniz. Gardiyanların bile sesini duyamazsınız, yemeğinizi küçücük bir delikten içeri fırlatırlar. En çok da kitap ve gökyüzünü özlersin. Her taraf karanlık, ne kadar zaman geçerse geçsin geceyle gündüzü ayırt edemezsin, hiç gündüz yok hep gece. Kitaplara düşman olanlar tutukluya kitap bile vermezler. Okumuş olduğun kitapları düşünürsün, gözlerini kapatıp gökyüzünü hayal edip aklında kalan satırları tekrar ederek kitap okumaya çalışırsın. Aklından okumak demişti bir gün tecriti yaşamış olan bir tutuklu. O anlatmıştı bana. Belki insafa gelip bir tane kitap fırlatırlar içeriye. Okumaya kıyamazsın, bitmesin istersin, günde bir iki sayfadan fazla okumamak için kendinle mücadele edersin. Suskunlaşırsın, gözlerin dolar, hıçkıra hıçkıra içinde bulunduğun hiçliğe ağlamak istersin, yapamazsın. Göz kapakların müsaade etmez, ağız dolusu küfür etmek istersin içindeki volkanı patlatacak küfürleri bulamazsın. Oturursun bir köşeye, çekersin dizlerini çenene, sarılırsın diz kapaklarına, düşünürsün, düşünürsün, düşünürsün şakakların zonklar, yüreğin daralır, nefesin kesilir, bütün bedenin zangır zangır titrer, bir anda hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlarsın. Direncin kırılıp, iraden teslim alınmaya başlandığı yerde Nazım hikmet yardımına koşar;
'' İşte böyle Laz İsmail,
mesele esir düşmekte değil,
teslim olmamakta bütün mesele! '' der. Bir anda irkilir o sese kulak verirsin bütün direncin tek bir mısrayla geri gelir. Yaraların anında sarılır, teslim alınmaya ramak kalmış iraden canlanır, kim olduğunu, niçin burada olduğunu hatırlarsın. '' Rüyada değilsin, düzeni değiştirmek istediğin için seni bu hale getirdiler. Yerinden kalk ve kaldığın yerden tekrar başla. Neyi gerçekleştirmek istiyordun? Hatırlamaya çalış! '' Ve hatırlarsın. Sonra başlarsın Türkçe, Kürtçe, türküler - marşlar söylemeye, boğazın parçalanana, şakakları zonklayana kadar. Islık çalarsın mesela tam o anda Musa Anter gelir aklına. Hani ıslık çalarken, '' kes lan sesini Kürtçe ıslık çalmak yasak '' diyenlerin zavallılığına gülersin. Ağız dolusu gülersin, gökyüzü kadar gülersin, ormanlar kadar gülersin, denizler kadar gülersin. Gökkuşağına düşman olduklarını bildiğin için rengarenk gülersin. Delirirler, çıldırırlar, seni teslim alamayışlarının vermiş olduğu eziklikle daha bir saldırganlaşırlar. Acırsın, en çok da onlara acırsın...

İşte böyle, tecriti, F tiplerini, işkenceyi protesto etmek için ölüm orucuna yatan tutuklulara devletin şefkatli elleri uzanır. Türkiye'de bulunan 20 farklı cezaevinde ölüm orucuna yatan tutukluları hayata döndürüp yaşatmak için '' Hayata dönüş operasyonu'' yapılır. Asıl amaç direnişi kırmaktır. 30 kadar tutuklu hayata döndürülmek istenilirken öldürülür, 250 den fazla tutuklu ağır yaralanır, bir çoğu kurşunlanmış, çoğunun yüzünde ağır yanıklar vardır. Kimyasal kullanıldığına dair iddialar halen daha güncelliği korur. Çoğu tutuklu hakkında kamu malına zarar vermekten davalar açılır. Katliamın sorumluları ise ödüllendirir. Yıllar sonra asıl sorumlular hakkında en küçük bir dava açılmaz. '' 39 jandarma eri ve operasyona katılan Ankara Jandarma Özel Harekat’tan rütbeli askerler dahil 196 sanık hakkında dava açılır.

Aysel sağır gerçeklerden esinlenerek yazmış olduğu kırgın çocuklar kitabı operasyonlar sonrasında tutukluların yaşamış olduğu suskunluğa tutulan bir aynadır. Toplumsal hafızanın kör kuyularının, en derinlerden çıkarılmış bir ışıktır. Eser Gazeteci Suna ve tutuklu Ali üzerinden şekilleniyor. Bir yaraya dokunmak zorundaydım diyor Aysel Sağır dokundu ve kanattı. Bilemiyorum belki de tedavi etti. Belgesellerini izlerken, kitaplarını okurken nefesim kesilir, anlamsız bir daralma hissederim. Yutkunamam. '' Acının dili ya kulak patlatır ya sessizliğe gömer. '' çoğu sessizliğe gömülmüştür. Ölüm oruçlarında aklını yitirenler, yaralananlar, kolu kopanlar... Ne kadar kaçarsanız kaçın gerçek er ya da geç yakanıza yapışacaktır. İşte o zaman yüzleşmek zorunda kalacaksınız ve altında ezileceksiniz. Şiddet için programlanmış bir robot gibi bu vahşeti yaşatan insanlardan biriyle karşı karşıya gelip şu soruları sormak isterdim; Zindandaki insanları öldürmek, kurşunlamak, işkence etmek , yakmak nasıl bir şey? Üstünden yıllar geçmesine rağmen ne hissediyorsunuz? Akşam evinize gittiğinizde çocuklarınıza sevginizi nasıl aktarıyorsunuz? Çocuklarınızın saçlarını okşayabiliyor musunuz? Eşinizle sevişirken yaktığınız katlettiğiniz insanların cesetleri gözünüzün önüne gelmiyor mu? Mesela bir çiçeğe, gökyüzüne, ormanlara, denize bakabiliyor musunuz? Vicdanınızı rahatlatacak cevaplarınız mı var yoksa?

Konuyla ilgili özellikle bir başka kitap önermek istiyorum. Ahmet İbili - Canım Feda. https://www.neokur.com/kitap/171911/canim-feda Ahmet İbili 19 Aralık operasyonlarında Ümraniye cezaevindedir. Operasyonu kırmak, tecriti kaldırtmak, işkenceyi sonlandırtmak ve olası bir katliamı önlemek için birlikte kaldıkları arkadaşlarıyla bir karar alırlar. Herkes birinin ismini söyleyecektir ve ismi ilk söylenen kişi kendini yakarak feda eylemi gerçekleştirecektir. Ama maalesef kimse diğer yoldaşının ismini haykırmaz. Herkes kendi ismini haykırır. Sonra bir karar alınır ve Ahmet İbili '' " Herkes kendi adını yazıp bana versin, kura çekeceğim " der. Herkes kendi ismini yazar Ahmet Kurayı çeker ve belki de hayatının ilk hilesini yapar, avucunda sakladığı kağıtta kendi ismi yazıyordur ve kendi adını çeker. Yakar ateşi kendini feda eder.
1 yorum
lila (@nenuphar)
Yaşanan acıların karşısında susmamış Aysel Sağır zamanın kuyusuna atılmış yaralarımızdan Hayata Dönüş’ün(!) çığlıklarını bize ulaştırmış. Bu çığlıkları duymak ve nedenini anlamak da zor değil eğer yüreğin kararmamışsa. Anlatmanın faydasız olacağını düşünme dostum “Gerçeği ve haklı şeyleri geçerlilik kazanıncaya kadar tekrar etmek, gereksiz bir şey sayılmaz.” diye yazmış Zweig buna inanıyorum ben. Tecriti o insanı hiçleştiren durumu anlattığın bölümü değil yaşamak okumanın bile verdiği çaresizlik, karamsarlık insanı boğuyor. Kalemine, yüreğine sağlık gerçekçi, sorgulatan bir inceleme.
19.12.18 beğen 2 cevap