up
ara

Sessizliğin Yanıtı Kitap İncelemeleri

Ömer Aydemir.

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Tırmanmak
“Tek bildiği, hayatını bir kez heba ettiysen geri dönüşün olmadığı; geçmişe müdahale edilemeyeceği, geçmişin telafi edilemeyeceği ya da düzeltilemeyeceği; merhamet yok; daha önce hiç farkında olmadığı kadar farkında şimdi insanın yaptığı ya da yapmadığı “şey”in nihai olduğunun, her hatanın ya da her ihtimalin ve evet, burada oturmanın bile bir tekrarının, telafisinin olmadığının ve bunun durdurulmayacak bir şekilde süregittiğinin- insan neden yerinden kımıldaması gerktiğini bilmese de böyle bu.”

Neden? Soruların içinde içinin bu kadar zor dolduğu başka bir soru var mı bilmiyorum. Belki ilk kelimelerimizden birkaçını ağzımızdan güç bela çıkardığımız günlerden bu yana daima sorduğumuz soru. Neden? Buna verilebilecek mümkün cevapların en iyisi içinde yaşadığımızı düşünmek ise yaşama sebebimiz. Oysa o kadar seçenek içinde kendi hayatımız hayal gücümüzle yarattığımız dünyamızın neresinde ki?

“Neden hayatımızı yaşayamıyoruz, bu tarifsiz ilahi dünyada sadece bir defaya mahsus bulunduğumuzu bildiğimiz halde!”

Hayaller, özlemler arzular ve tutkularla örülü bir ütopyadır. Oraya ulaşmak bir amaç olursa bile ulaşmak ulaşabilmek ayrı bir olgudur. Oraya ulaşınca ne olur ki:

“... olur da dağa tırmanmayı başarırsa başka bir mi olacak? Bir özlemden, gerçek bir hasretten yoksun kalanın payına düşen hırstan başka nedir ki?”

Yürümeye başladığımızdan beri bir eylem dünyasına hız vermiş oluyoruz. Durağan bir varoluşun bir ‘adım’ ötesine atılan ilk adım. Yürümek bir mesafe kay etmenin yanında bize özgürlük hissi ve aynı zamanda keşif imkanı tanır. Eylemler içinde varlığımızı sürdürürken nasıl birsi olacağımıza karar veririz. Ya da nasıl bir hayat seçeceğimize. Bir başka bambaşka önemli biri olma isteği bu anlarda ortaya çıkar belki de. İlk örnek aldığımız insanın kişiliğinde ve ya hayal kahramının izinde. Bizde büyük ve farklı biri olacağızdır. Ama çok insanın hayatı sıradan bir ritim içinde kaybolup gider. Adını kimse hatırlamaz yaptıkları ise her ne kadar yüce bir gönülle istekle yapmış olursa olsun kimse hatırlamaz ve taktir etmez. Keza tersi de mümkündür. Çok az insan ünlü tiranların anne babası veya kardeşini hatırlar oysa var olmalarını borçlu oldukları kişiler onlardır.

“En azından kendi hayatının öyle olduğunu düşünüyor: Onun hayatında net bir akış ya da hayatı boyunca ona eşlik eden temel bir düşünce yok; süreçler ya da eylemler olmaksızın eriyip kayboluyor hayatı, tutku solup bir ruh haline dönüyor, kararları da kum misali parmaklarının arasından kayıp gidiyor; her seferinde bir avuç dolusu kum alsa da elini her açtığında bir şey kalmadığını görüyor, ümitsizliğe kapılsa ümitsizlik de yitip gidiyor tıpkı umut gibi, sevinç çığlıkları gibi, acı gibi ve her şey gibi, yaşamın tamamı gibi.”

Hiçliğin ortasından birileri tarafından çekilip dünyaya fırlatıldığımızdan beri içi hiç dolmayan neden sorusuna cevap arayıp duruyoruz. Neden geldik neden burası neden ben. Hiçbirine verilecek doğru dürüst cevabımızın olmamaması bizi sinirli saldırgan narsist ve çekilmez yapabiliyor. Dev aynasında ki ilüzyonu seviyoruz da aynanın kırılma ihtimalini sevmiyoruz. İçimizde bizimle doğan tomurcuk bazen açıyor çoğu zaman o tohumla ne yapacağımızı bilmez bir halde aldığımız yere geri bırakıyoruz. Bazen de bizden sonrakilere al bunu ben ne yapacağımı bilemedim sen bil diye teslim ediyoruz. Kaçımızın elinde eskiden çok eskiden kalma bir tohum saklı acaba? Kaçımız bunu bir ağaç yapabilecek?
İnsan kendi anlamını amacını ararken anı şu dünyada değiştirebileceği tek zaman dilimini kaçırıyor ve elinde kırık dökük hayaller biraz sevinç çokça acı dışında bir şey kalmıyor. Kendi yazgısını bir dağa ve tırmanışa bağlayan ve evlilik öncesi bir sürü şey deneyip başaramamış bir gencin kısacık öyküsünü okurken; kendi dağımızın neresi olduğunu sorguluyorsunuz. Kim bizim rol modelimiz? Hangi istediğimi yapabildim ve yapabilirim? Aşkın doğasında ne var? Emek bir aşk için yeter şart mı? Yoksa ani bir “yıldırım çarpması” emeğin yerini alır mı? Hayaller içinde evlilik nerede durmalıdır? Bu soruları soruyor yazar ve kendince cevaplar veriyor kendi hayatından esinlenip. Size de soruyor aslında. Sahi dağınız nerede? Ne zaman tırmanışa geceksiniz?
Keyifli okumalar!
ataç ikon Sessizliğin Yanıtı
kitaba 9 verdi
12 yorum
Gülşah Sönmez (@gulsahsonmez)
Okumam gerektiğini düşündüğüm bir kitap daha. İlave ettim. Teşekkürler inceleme için.
09.08.19 beğen 1 cevap
Pınar (@dreamerr)
Çok güzel yazmışsınız 👏🏻🌼

Sahi nerede bizim dağımız? Cevap bulamıyorsak hiç dağımızın olmadığında mıdır?
09.08.19 beğen 1 cevap
Bearded Angler (@beardedangler)
Ömer abi yine elinden geleni ardına koymayıp bayram arefesinde güzel bır yazı yazmışsın. ÇİĞDEM DÜRÜŞKEN nietzche için 6 harflik HİÇLİK sözünü 450 sayfa anlatan, anlatır iken de mevcut halimizden, isteklerimizden ve beklentilerimizden dolayı bızı utandıran, yüzümüze yüzümüzü kızartarak baktıran biridir der. Şimdi senın deduklerini de o minvalde gördüm. Hiçlik hoşluk olabilir mi? Hoşluğa çevirilebilinir mi? Demekten kendimi alamadım. Epikur''filazofun ortaya attığı bir sav insanın acısını dindirmiyorsa boştur''sözü üzerinden değerlendirdiğim ve aslında biz hayatı iletleyiş_drğilim_farklılaşım ve başkalaşım üze4ine kurmayıp, sabitlemeyi, durağanlığı mutlulağa recete olarak görüyoruz gibi... Bizi rahatlatan bır şeyin, bir zaman sonra bizde ayn7 tesiri koruyamamasını sorun okarak görüp, doğru hiç depişmesin istiyoruz. Halbu ki biz gerek fizyolojik gerekse de psikolojik olarak değişiyor iken, değişmeden yapamıyor iken, tanımlarımızı mutluluk ya da hüzğn leğeninin içine koyup orada suda ıslı halde bekleyınce arınacağını sanıyoruz. Değerlerin doğrular ile ilintilenmesinde, süreç içinde değerin depersizleşmesinin vebalini doğruyu sabit tutarak, doğrunun değer yüzünden, değerden kaynaklı heba olmasına vesile oluyoruz. Doğruyu neden olarak görüyoruz. Halbu ki doğru, neden depil sonuç, renk ya da tual değil, tablonun ta kendisi. Doğruya gider iken ki, sahiplik ya da aidiyetlik duygusunu işin içine katıyor, ve isteklerin, mekanizma görevi gören kollarından zarar görüyoruz. Çok basit bır şey olan, '' bu hayat doğru üzerşne doyumdan değil, doyumun göreceliği üzerinden yaşanılan doğru hal (ler) ile daha katlanılır olduğunu diyemıyoruz kendımıze. İstediğimiz zirvenin en tepesinde olmak bir insanın, bir ınsana ait olan, sahip olması mecburi imiş gibi görmenin acizliğidir çektipimiz cefa... Ben'in biz ile beraber olması ile, doğrunun bır parcadı olmaktan öteye gecemeyeceğimizin idrakine, her daim üze4şne katılmadı gereken bir şey olduğunu, acziyet ile acizliğimizin ayrımını yapabilmenin zorunluluğunu bilmekten anlamaktan başja seceneğimiz yok maalesef. O vakte değin,savunularımız avuntularımız olur, başka da bir şey olmaz...
09.08.19 beğen 1 cevap
turlim (@turlim369)
Cigaradan derin bir nefes alip oksuruk nobetine tutuldu.bu kadar icme dedim.derin gozleriyle sarap kadehine bakti.bosver ben sirozum yakinda olecegim dedi.yine her zaman ki gibi dedigini yapti.oldu.simdi her sarap kadehi mehmet abiyi animsatir bana
09.08.19 beğen 1 cevap
Müşerref (@mavisever)
Dünü düşünüp keşkelerle,geleceği düşünüp kaygılarla değil,anı yaşamak ve hayatı kaçırmadan,
bir köşesinden,bir ucundan yakalamak gerekiyor sanırım.Harika bir kitap incelemesi olmuş.Sağlıkla kalın.🌸🌸🌼🌼🦋🦋🌈🌈
09.08.19 beğen 1 cevap