up
ara

Görünmez Kentler

Görünmez Kentler Konusu ve Özeti

Görünmez Kentler
Savaşa Giriş kitabının da yazarı Italo Calvino tarafından kaleme alınan Görünmez Kentler kitabı Roman (Çeviri), Kurgu türünde okuyucusu ile buluşuyor. Yapı Kredi Yayınları yayınevinden 2002 yılında 9789750804663 isbn kodu ile kitapçılarda satışa sunulan Görünmez Kentler isimli kitap 204 sayfadan oluşuyor. Kitabı Türkçe'ye Işıl Saatçioğlu çevirmiştir. Kitap Kütüphanenizde Yer Alması Gereken Hazine Değerindeki Edebiyat Kitapları listesinde de yeralmaktadır. Görünmez Kentler kitabını okuduysanız mutlaka oyunuzu, kitap incelemelerinizi ve alıntılarınızı bekliyoruz. Neokur kullanıcıları fikirlerinizi merak ediyor!
Yazar:
Çevirmen: Işıl Saatçioğlu
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
ISBN: 9789750804663
Sayfa: 204 sayfa Basım Tarihi: 2002
Modern dünyanın masal anlatıcısı Italo Calvino'nun Türkçede uzun süredir görünmeyen kitabı Görünmez Kentler, tekrar elimizin altında... Kubilay Han'ın atlasında yolculuk eden Marco Polo... Batının doğuyu gören gözünün kurduğu hayaller bir yanda, modern kentin içinden çıkılmazlığı ve geleceği öte yanda...

"Kitap bir alan; okur içine girmeli, dolanmalı, belki kendini kaybetmeli, ama belli bir noktada bir çıkış hatta birçok çıkış bulmalı. Kitap, dışarı çıkabilmek için bir yola koyulma olanağı."

Okur, kitabı eline aldığında, yazarın kentleri arasında dolanacağından, önüne altın harflerle sunulan olasılıkları yutacağından, sonunda okuduklarını kendi zihnindeki ideal kentlere ekleyeceğinden emin olmalı. Okur, kitabı, mümkünse, büyük bir caddenin kenarına dizilmiş kahve masalarından birine ilişerek, okumalı; göz önündeki gerçekle, göz önündeki kurguyu daha iyi görebilmek için...

"Belki de kent yaşamının kriz noktasına yaklaşmaktayız ve Görünmez Kentler, yaşanmaz hale gelen kentlerin kalbinden doğan bir rüya."
Ayda V. Gani

Ayda V. Gani

@aydavgani

Bir gece iki tepeliğin ardında, karşılıklı iki el fenerinin açılıp kapatıldığını hayal edin. Karşılıklı yanıp sönen bu ışıkların o karanlıkta boylu boyunca oyduğu aydınlık tünelin içinde kıpraşan, yer yer yakamoz gibi çevresine yansıyan, yansıdığı yeri pırıl pırıl aydınlatan peri tozu gibi havada uçuşan imgeleri tam tutmak isterken, ya da tam sızmaya niyetlenirken tünelin içine, varsayın ki el fenerleri sönsün. Karanlığa bürünüveren bu tünelin ansızın boşlukta kayboluşu insanın kendi kendisine “Büyülü bir serap mıydı bu?” diye sormasına neden olmaz mıydı? Baştan sona çağrışımlarla yüklü imgeler üzerine kurulmuş cümlelerin olduğu, her konunun Calvino’nun üç yüz altmış dereceli bakış açısında işlediği, insanı çift yönlü derin bir felsefenin basamaklarında duraksattığı, enfes bir kitap.

Tek kelime, tek bir cümle, ya da yalnızca bir soru... Çağrışımların dizeler boyunca serpilen bilindik imgeleri arasındaki bağlar kurulabilirse şayet, kitabın ördüğü labirentteki çıkış yolunu bulmak işten bile değil. Ne var ki imgelerin çağrıştırdığı anlamlar arasında kaybolmak da mümkün pekâlâ… Her kent çözülmeyi bekleyen bir bilmece… Ama her birinin bağlandığı merkez aynı… Her görünmez kente taşıyan yolun aynı zamanda o merkezde kesiştiği bir düzlem… O düzlemin gerçekliği okuyucunun tasavvur gücüne kalmış.

Marco Polo gezerken tek tek kıtaları, yıkılan kentlerden topladığı mutsuzluk kalıntılarının izleklerini bir bir bohçasının içine yerleştirir. Kubilay’a taşırken bu kentleri bir de bunca anlamları yükleyip birbirinden ayrıştırmışken izlekleri, kim söyleyebilir bu kentler görünmez diye? Bu durumda inkâr mı etmeli Marco Polo gibi görenleri? Görüneni kuran insansa ve kurduğunun içinde mutsuzsa, bu mutsuzlukla eni sonu yıkılmaya da mahkumsa; görünmezi görünür kılan metaforlarla süslenmiş bu kentler, insanın zihninin henüz vücut bulmamış bir yansımasıysa, görünmez kentler de en az görünür kentler kadar gerçek olamaz mı çıkarılan derslerle?

Yıkanı kuran, kuranı geliştirerek sistemleştiren, sistemleştirdiğine yeryüzündeki tüm edindiği bilinçsel kazanımlarını yerleştiren ya da var olma amaçlarını tıka basa sayfalarda ciltleştiren ve bu işlemlere hâlâ devam eden insanlığın hikâyeleri konumlandıkları kentlerde başlar; mesela evleri, sokakları, dükkanları, hükümdarın sarayı, herkesi kapsayan mezarlıklar, fırınlar, pazarlar, duvarlar, okullar, kerhaneler, tanrılar, teolojiler, felsefeler… Yine de insan kaderindeki olumsuzluklarla savaşma işini şansa bırakmaz! Yıldızların olumlu açılarıyla, gezegenlerin bereketli konumlarıyla, tanrının mabedinin de tam ortaya inşasıyla, vaatlerle dolu gökyüzü haritasından yeryüzüne ters yansıyan bu kentleri ulvi bir inançla inşa etmelerine rağmen hâlâ süregelen kavgaları, mutsuzlukları, yıkımları, şiddetleri durduramıyorsa bu ironik durum, görünen kentler de mi görünmeyenler de mi?

Bana göre Marco Polo yukarıdan seyrediyordu uzayın boşluğunda fır fır dönen dünyayı. Polo’nun yanına Kubilay’ı da ekleyelim. Mesela, ikisi de Ay'ın üzerine oturmuş olsunlar. Buradan dünyaya baktıkça Marco’nun gördükleri başka, Kubilay’ın gördükleri başkaydı. Görmediği, yaşamadığı zamanların tüm düzlemini görüyordu Marco; farkındalığı buydu. Yeryüzünün insanları, insanlarıyla değişen uygarlıkları, yeni uygarlıklarla birlikte önce kurulan sonra yıkılan tekrar kurulan uygarlıkların birbirinin devamı döngüsünde tahtalarla, çivilerle, taşlarla, alçılarla ama her defasında aynı RUHLA inşa edildiği için değişmeyen kentlerin içindeki saklı görünmez kentlerin mikro ölçekli yaşamlarını görebiliyordu Marco. Vızır vızır değişen kentler önce kuruluyor sonra yıkılıyor. Yıkılanı ot bürüyor. Toprak gelip yerleşiyor. Sonra bir uygarlığın insanları oraya yerleşip tekrar bir kent kuruyor. Eve yerleştirilen kap kacak gibi kentlerde de birbirinin aynısı olan sistem ögeleri, yine o kenti kuran insanların ruhlarında taşıdığı renklerle yerleştirilip, anlamlandırılıp, biçimleniyordu ağır ağır... Hep ola geldiği gibi... Kimi kentlerin renklerinde insanı boğan haki bir grilik siyaha doğru çalarken, kimi kentler sarısıyla, pembesiyle, su gibi saydam renklere bürünüyordu. Doğal sonuç olarak ikincisinde kahkaha, neşe, mutluluk, sevgi… hâkimdi.

At üzerinde koşturan, savaşan, ellerinde kazma, kürek, çekiçle kentleri tekrar kuran, kurulan kentleri tekrar yıkan, tercih edilmemesi gereken sapaklara tekrar tekrar sapma sonucunda oluşumu engellenen görünmez kentlerin, körü körüne bağlıymışçasına yazanı belirsiz yazgıların hüküm sürdüğü bu görünen kentlerde sürekli devam eden bu dünya döngüsünü her şeyiyle bildiğimiz, dokunduğumuz, gördüğümüz imgelerle anlatıyor Calvino... Ay'ın üzerinde otururken yeryüzüne doğru daha derinleştirdiği bakışlarında bu sefer bu kentlerdeki insanları görüyor Polo. Manavı,demirciyi, denizciyi, renkleriyle yaşadığı kentlere renk katan şen şakrak kadınları, oynayan çocukları, fırıncıyı, müzisyeni, çöpçüyü... Ve bir de mutsuzluğun sarmaşık gibi yayılarak ilerlediği topraklarda, dallarıyla kentlerdeki evleri sessiz sesiz sarmalayıp yutan zehirli sarmaşığın yıkmakta olduğu imparator Kubilay’ı... İmparatorlar hiç teb’asız kalmıyor, teb’a nın bir kısmı yeraltına ölüler kentine gitse de… Kentleri içinde toplayan topraklar da imparatorsuz kalmıyor bu arada.

Sonsuzluğa akan bu düzlemde dünyanın hazinelerine doymayan hırsların, kent yaşamları, kent siyasetleri, kent toprakları, kent binaları, bahçeleri, kent mezarlıkları, kent tanrıları, kent insanları, kent bilimleri, sonsuzluk içinde döngüsel bir girdap gibi kendi ekseninde devinip dururken Kubilay “Bu imparatorluğun ve kentlerin tam olarak sahibi ne zaman olacağım?” diye soruyor. Marco “ İmparatorluğun bin bir hazinesi son ve kesin fethin yalancı kılıflarıydı yalnızca; düzgün cilalı bir tahta parçasıydı fethedilen” diye cevap veriyor. Ya teb’am diye sormaya devam etseydi “Kimin teb’ası kaldı ki?” diye cevaplayacaktı belki de…

Bana göre Marco, Ay'dan seyrederken dünyayı kendi kendine işleyen bir satranç tahtasına benzetiyordu onu. Bir yıkımla oyun bitse de tekrarının başladığı yeni bir oyunun düzeneği kuruluyordu. Dünya fır fır dönüyor uzay boşluğunda… Atmosferin altında yağmur, kar yağıyor… Otlar bitiyor… Güneş doğuyor ve batıyor… Dalgalar sahile vuruyor. Nehirler akıyor…. İnsanların zihnindeki görünür kentler görünmez kentlerle yer değiştirmedikçe, tutsaklık ölüler kentine varmadan görünen kentlerde zaten hüküm sürüyor. Bu durumda ölüler kenti bir görünmez kent midir?
ataç ikon Görünmez Kentler
kitaba 10 verdi
6 beğen · 10 yorum
Ömer Aydemir. (@seyyah73)
kitap muhteşem sizinle aynı fikirdeyim. simgesel göndermeleri çok güzel derin ve manidar buldum. ama iki nokta var ki benim için ayrı güzeldi. birincisi bir başlık altında (kent) o kadar çok şeyi anlatabilmesi. ikincisi ise simgeler kelimelere indirgendiğinde aynı etkiyi yaratmıyor bunun altını çizmiş olması. polo ve kubilay ilk başta simgelerle konuşuyor boşluklar hayal gücüne bırakılıyor o zaman iki karakterde daha mutlu ve daha çok keyif alıyor. kitabı kitaptan bir cümle ile özetlemek istiyorum çünkü kitabın kendisi bu tanıma uyuyor: ''... kaçakçısın sen, ne kaçırdığını itiraf et: ruh durumları, büyük esenlikler, büyük hüzünler.''
23.08.16 beğen 1 cevap
Ayda V. Gani (@aydavgani)
Sizin okuduğunuzu fark ettiğimde sanki okumamışım gibi imrendiğimi itiraf edeyim.:)) En kısa zamanda yine elime alırım sanırım. Tüm dediklerinize gönülden katılıyorum :) Ve galiba ben boşlukların olduğu bu tarz kitapları çok beğeniyorum. İçinde her şeyin (edebiyatın, felsefenin, imgeleme gücünün) olduğu kitaplar bunlar ama en önemlisi de okuyucunun hayal gücü için boşluk bırakılan alanlar. :)) Bu tarz kitapların bana göre insanı derinden kavrayarak kuşatan tılsımlı bir alaşımı var. Okuyucuya yaptığı zarif bir reveransla önce dansa davet eden ardından dans bitimine kadar müthiş bir uyumun, yumuşaklığın, zerafetin içinde tabiri caizse uçuran ve ardından aynı sakinlik ve yumuşaklıkla uçup giden bir şey bu. En başta verdiği gizli vaadi tutan bir anlaşma bu. Geride benim için unutulmaz bir tortu kalıyor. Kırmızı şarap gibi... :))
23.08.16 beğen cevap
Ömer Aydemir. (@seyyah73)
Ben bu kitabı bir arkadaşıma anlatırken iki cümle kurdum doğrusu :) yazar kelimelerle kavramlarla ki kavram takıntılıyım, dans ediyor. Ve bana muhteşem bir senfoni sunuyor demiştim.
23.08.16 beğen 1 cevap
Ayda V. Gani (@aydavgani)
:) Dinlemek, duymak, hissetmek, sindirmek ve içselleştirmek sonrasında tek "bir ritimde atmak" bu olsa gerek; İnsanı aynı mecazda buluşturan bir özelliği var demek ki bu kitabın. :)
23.08.16 beğen cevap
Ömer Aydemir. (@seyyah73)
evet birkaç güzel kitapta yakaladım bu senfonik ritmi efenim :)
23.08.16 beğen cevap
Ayda V. Gani (@aydavgani)
Sakıncası yoksa isimlerini alabilir miyim lütfen :)
23.08.16 beğen cevap
Ömer Aydemir. (@seyyah73)
elbette :) lizbona gece treni, ses ve öfke, hiç kimse koy'unda bir yıl, odun kesmek, kabil, üçleme:) gibi ama bir tanesi hepsinden çok daha özel seksek :) seksek muhteşem bir yıldız benim için :)
24.08.16 beğen cevap
Ayda V. Gani (@aydavgani)
Teşekkür ederim. :) İçlerinden sadece birini okudum. Diğerlerini de ekleyeceğim .
24.08.16 beğen cevap
Ömer Aydemir. (@seyyah73)
lizbona gece treni :) fark ettim efenim :)
24.08.16 beğen cevap
Ayda V. Gani (@aydavgani)
:)
24.08.16 beğen cevap
Misafir

Misafir

@misafir000

Önemli yazarların büyük çoğunluğu gibi hayatını tek bir şehirde tamamlamayan Calvino’nun Ünlü İtalyan Seyyah Marco Polo ile Moğol Hükümdarı Kubilay Han’ın gerçek ilişkisinden yola çıkarak hayali şehirleri anlatmış Görünmez Kentler’de. Okumakta ilk önce ciddi bir sıkıntı çektim, akmadı, anlamlandırmak zorlaştı, sıkıldım, elimden fırlatasım bile geldi diyebilirim.(Tabii bunda tam kafamı kitaba eğmişken babamın “Bak yolcu gemisi, bak bak şilebe bak ada gibi ne kadar büyük, Ro-Ro yu gördün mü?Şu yanan ışıklar 18 Mart Üniversitesi’nin, Kilitbahir, Eceabat karşı taraf, rüzgar, lodos… diyerek Çanakkale Boğazı’nı sürekli olarak seyre davet etmesi ve okumamı sürekli bölmesi ana etkendi:))) İyi ki çok genç evlenmişler ve çok şükür ben hala bir anne babanın çocuğuyum, çok şükür.) Marco Polo ve Kubilay Han’ın konuşmalarına geldiğimde biraz anlamlandı sonra da aktı gitti zaten.Calvino gerçek kentlerin yaptığı çağrışımlarla hayali şehirleri anlatmış, güzel de olmuş.Okumayanlar kitabı okurken her şeye yazarın gözünden bir anlam yüklemeye çalışmasınlar. Kendi anlamlarını yüklesinler. İnsanın kendisine ait düşünceleri bile yıllara göre, geceye gündüze, içinde bulunduğu ruhsal duruma göre değişirken, bizden çok farklı bir insanın özellikle bir yazarın iç dünyasını anlamlandırmaya çalışmak bu tür eserlerde çok doğru bir okuma şekli değil.Herkes kendi görünmez kentini hayal etsin okurken.Sonunda da bana hak vereceksiniz. Bitirdiğimde kafam çok doluydu ve üniversitedeki fizik dersinin önemli bir sorusunu çözmüş gibi hissettim kendimi.Tekrar aynı tipte soru çözmek ister miyim?Sanmıyorum ama kütüphanemde yazarın iki kitabı daha var.Onları da okuyacağım mecburen.Görünmez Kentler’in , gerçek yaşam tecrübelerinin zihindeki çağrışımları olduğunu yazmıştım yukarıda. Kitaptaki reel anlatımlar bana şehir plancılığın her zaman dikkate aldığım önemini tekrar hatırlattı.Bir ülkede sağlık, eğitim, şehir planlaması aynı değerde olmalı.Nasıl içinde bulunduğumuz ev, işyerimiz, işyerindeki odamız gibi mekanlar ve bu mekanlardaki eşyalara hususiyetlerimiz siniyorsa, şehirlere de toplumların, kültürlerin, gelenek göreneklerin hususiyetleri siniyor.Hala Orta Asya göçebe kültürünün etkisinden kurtulamadığımız (kendim de çadırdan yeni inmiş bir yörüğün torunuyum ve gurur duyuyorum o ayrı mesele)ve kentleşmemiz içler acısı olduğu için Türkiye’de şehir planlaması acilen ele alınmalı AMA TÜRKLERCE DEĞİL. Biz şehir planlaması deyince dev beton yığınları anlarız. Eskiyi, yeşili, doğayı yok edip, rant sağlamak anlarız.Şehir plancısı bir arkadaşımın bastırdığı takvimde 11 farklı Dünya şehri ve İstanbul’un havadan alınmış görüntüleri vardı. Bu 11 farklı Dünya şehrinden bin yaşının üstünde olanı da vardı 200 yaşında olanı da.Hepsi kalemle çizilmiş gibi mükemmel; yeşile, suya, binaya her şeye ayrı yer var.Fransa'da 400 yıldır tek bir binasına bile dokunulmamış ada şehirleri var.Bir de İstanbul, Ah güzel İstanbul…Coğrafi yapısının getirdiği yerleşim planı zorluğu ufak da olsa etkili tabii de, böyle rezillik olamaz.Bina, bina, bina.Yollar kargacık burgacık, sanki çizilirken deprem olmuş ta şehir içi içe geçmiş gibi.Bakarken içim kaldırmamıştı, yazarken de kaldırmıyor. Dediğim gibi bulacağız yabancı bir şehir plancısı şehirlerimizi onlara planlatacağız mesala; Mudanya’nın Giritli Mahallesi bugün adı Halit paşa Mahallesi’dir İtalyan mühendis Piçiretu tarafından planlanmıştır ve her ev penceresinden bakıldığında deniz görünür. Falan filan.Canım sıkıldı yine.
ataç ikon Görünmez Kentler
kitaba 8 verdi
1 beğen · 0 yorum
TC Ömür Durak

TC Ömür Durak

@tcomurdurak

Görünmez Kentler
GÖRÜNMEZ KENTLER

Yazar: Italo Calvino
Çevirmen: Işıl Saatçıoğlu
Yayınevi : Yapı Kredi Yayınları
Sayfa Sayısı: 204
Baskı Yılı: 2016

Italo Calvino ile bu kitapla tanıştım.Değişik bir anlatım tarzi var.Fakat edebi zenginliği çok olan bir yazar olduğu belli.Yanlız okurken tüm dikkatinizi kitaba vermeniz gerekiyor.Eğer kitaptan koparsanız anlamadan okuyor oluyorsunuz.Bu yüzden bazı sayfaları iki kere okumuşluğum oldu.Çünkü kitapta çok fazla benzetmeler,çağrışımlar,imgeler var.Kitap, yazarın kurguladığı kentleri anlatan bir tasvir kitabı.

Calvino,Marco Polo'nun 55 tane kenti, Tatar hükümdarı Kubilay Han'a tasvir ve betimlemelerle anlatmasıyla bir nevi seyahate çıkarıyor okuru zihin dünyasında. Marco Polo ile Kubilay han arasındaki müthiş diyalektik hepimizin aynı yolun yolcusu olduğumuz şu dünyanın çıkmazlarını çok güzel anlatıyor.
İnsana kendi yarattığı kentinde kendi medeniyetinde yaşamayı heveslendiriyor.

Değişen, eskiyen, yıkılan tekrar kurulan kentleri anlatıyor Marco Polo, Tatar Hanı Kubilay'a. Calvino'nun önerisi bu kitabın sokakta kahve içerken okunması.
Kitaptan Alıntılar : "Kentler de düşüncenin ya da rastlantının eseri olduklarını sanırlar hep, ama ne biri, ne öteki ayakta tutmaya yeter onların surlarını. Bir kentte hayran kaldığın şey onun yedi yada yetmiş yedi harikası değil, senin ona sorduğun bir soruya verdiği yanıttır... " "Diğer elçiler beni kıtlıklar, yolsuzluk, suikastler konusunda uyarıyorlar ya da yeni bulunan Turkuvaz madenlerinden, Samur postlarının ucuzluğundan söz ediyorlar. Ya sen? diye sordu Yüce han Polo'ya. "Sen de uzak ülkelerden dönüyorsun ve bana bütün söyleyebildiğin, akşam evinin eşiğinde oturmuş, serinleyen birisinin aklına gelebilecek düşünceler. Peki ne anlamı var öyleyse bunca yolculuğun?" "Her yeni kente geldiğinde yolcu, bir zamanlar kendisinin olduğunu artık bilmediği bir geçmişini bulur yeniden; artık olmadığın ya da sahip olmadığın şeyin yabancılığı, hiç senin olmamış yabancı yerlerin eşiğinde bekler.Yolcu, sahip olduğu tenhayı tanır, sahip olmadığı ve olmayacağı kalabalığı keşfederek." "Doğru yolu bulmak için kaybolmak gerekir .."
ataç ikon Görünmez Kentler
kitaba 8 verdi
1 beğen · 0 yorum
başta okuması zor görünen bir kitap. İtiraf etmeliyim ki ben de birkaç kez yarım bırakmayı düşündüm. zira betimlemeler ve imgelerle dolu bir kitap. Hatta tamamen bu şekilde yazılmış da denebilir. Bu durum başta beni yanıltığı gibi sizi de yanıltmasın, dikkatli bir şekilde okunduğu zaman çevrenize, yaşadığınız şehre farklı bir gözle bakıp aslında oranın da bir canlı olduğunu fark edeceksiniz. Ve aslında o farklı bakışınız sizi de biraz farklılaştırabilir.
ataç ikon Görünmez Kentler
kitaba 7 verdi
7 beğen · 0 yorum
Erica

Erica

@ericache

Calvino'nun okuduğum ve muhtemelen de okuyacağım son kitabı diyebilirim. Aslında büyük ümitler ile başlamıştım. Kitabın tanıtımında "göstergebilim" ile ilgili göndermeler yüzünden ilgimi çekmişti. Okumaya başladığımda ucu bir yere varmayan şehir anlatımları ile karşılaşıyorsunuz. Bir şeyler anlatılıyor ama o şeyi yakalamak mümkün olmuyor. Kitabın sonuna geldiğiniz de ise nerede olduğunuzu unutmuş halde kitabın bitmesine seviniyorsunuz. :)
ataç ikon Görünmez Kentler
kitaba 1 verdi
1 beğen · 4 yorum
BUKALEMUN (@karacurin)
BU kitabı okuduktan sonra değerlendirmenizi değerlendireceğim Sn.Erica..
12.07.16 beğen cevap
Leandros (@leandros)
'' Bir şeyler anlatılıyor ama o şeyi yakalamak mümkün olmuyor. '' Kitabı anlayamadım mı demek istiyorsunuz?
12.07.16 beğen cevap
Erica (@ericache)
@Leandros, hayır öyle demiyorum.
13.07.16 beğen cevap
Erica (@ericache)
@karacurin, keyifle bekleyeceğim.
13.07.16 beğen cevap

Görünmez Kentler - S41

'' Ne arzularım, ne korkularım var benim, '' dedi Han, '' benim düşlerimi ya düşünce, ya da rastlantılar oluşturur. ''
'' Kentler de düşüncenin ya da rastlantının eseri olduklarını sanırlar hep, ama ne biri, ne öteki ayakta tutmaya yeter onların surlarını. Bir kentte hayran kaldığım şey onun yedi ya da yetmiş yedi harikası değil, senin ona sorduğun bir soruya verdiği yanıttır. ''
'' Ya da onun sana sorduğu ve ille de yanıtlamanı beklediği sorudur, Tıpkı Thabai'nin Sfenks'in ağzından sorduğu soru gibi. ''
Arif Boğaç tarafından eklenmiştir.
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

"Bütün yolculuklar geçmişini yeniden yaşamak için mi ?" diye sordu bu noktada Han. Şöyle de sorabilirdi aslında: "Bütün bu yolculuklar geleceğini yeniden bulmak için mi ?"

Şöyle cevap verdi Marco: "Başka yer, negatif bir aynadır. Yolcu sahip olduğu tenhayı tanır, sahip olmadığı ve olmayacağı kalabalığı keşfederek."
ataç ikon Görünmez Kentler
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
4 beğen · 0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

İnsan zaman içinde yaşayabilir, ama donmuş, dural ve devinimsiz bir geçmişte var olacaktır.
ataç ikon Görünmez Kentler
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
4 beğen · 0 yorum
Ayda V. Gani

Ayda V. Gani

@aydavgani

"Kent meydanında yaşlıların bir duvarı vardır: üzerine dizilir, gençliğin önlerinden geçip gidişine bakarlar; o da oturur aralarına. Arzular birer anıdır şimdi."
ataç ikon Görünmez Kentler
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
3 beğen · 0 yorum
Misafir

Misafir

@misafir000

Keşke her şey böyle ikiye bölünebilse... böylece herkes bön ve cahil bütünlüğünden kurtulabilse. Bir bütündüm ben ve her şey doğal, karmakarışık ve anlamsızdı gözümde; her şeyi gördüğümü sanıyordum, oysa gördüğüm bir kabuktu yalnızca. Eğer bir gün kendinin yarısı olabilirsen, ki bunu bütün gönlümle dilerim, bütünlüğü olan beyinlerin sıradan zekasını aşan şeyleri anlayacaksın. Kendi yarını ve dünyanın yarısını yitirmiş olacaksın, ama geride kalan o yarı, bin kez daha derin, daha değerli olacak. Hatta her şeyin sana benzer şekilde ikiye bölünüp parçalanmasını isteyeceksin, çünkü güzellik, bilgelik ve adalet parçalardan oluşan şeyde vardır. (1952: 51-52)
YKY 15. Baskı Sayfa 23
ataç ikon Görünmez Kentler
kitaba 8 verdi, inceleme ekledi.
3 beğen · 0 yorum
Poyraz Korel

Poyraz Korel

@poyrazkorel

Konuşulan kent varolmak için gerekli olandan çok daha fazlasına sahipken, onun yerinde varolan kent onun kadar varolamıyor.
ataç ikon Görünmez Kentler
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
3 beğen · 0 yorum
163
KİTAP
Kütüphanenizde Yer Alması Gereken Hazine Değerindeki Edebiyat Kitapları
Herkesin okuması ve kitaplığında bulundurması gerektiğini düşündüğümüz hazine değerindeki en iyi edebiyat kitaplarını bu list...
1176
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir. Sen de mutlaka okunması gerektiği...
148
KİTAP
Türk ve Dünya Edebiyatından Okunması Gereken Seçkin Kitaplar
Türk ve Dünya edebiyatında kimisi yazıldığı döneme ışık tutan kimisi hafızalara kazınmış kimisi ise başlı başına klasikleşen ...
meltem yazar

meltem yazar

@meltemyazar

yol paylaşım fotoğrafı
yol
Ve yol.. beni hayattaki diğer tüm güzelliklerden vazgeçirebiliyor. Keşfetmek aşkıyla yanıp tutuşuyorum, adımlarım hep bilinmezliğe gitmeyi yeğliyor. Tek bir günümün, bir önceki ile aynı olmasına tahammülüm yok.
Bu dünyada ne varsa, nasıl insanlar varsa, doğa nasıl güzelse, biryerlerde neler yaşanıyorsa bilmek istemek tutkusuyla alevleniyor ruhum.
Durduramayacağım kadar büyüyor bu yangın.
Yangının içindeki bilinmezliğe doğru yürüyorum emin adımlarla.
Vazgeçiyorum sevmekten, sevilmekten
Sevdiklerimden, başarılarımdan, tırnaklarımla inşa ettiğim huzurumdan, anne olmaktan.
Söylesene, beni yoldan vazgeçirebilecek ne
olabilir?
ataç ikon Görünmez Kentler
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
4 beğeni · 0 yorum beğen ikon
 paylaşım fotoğrafı
"Aydın sürekli muhalefette olmalı, her türlü düzenle bütünleşmeyi reddetmeli, sosyal gerçekleri bütünlüğü içinde daha iyi görüp değerlendirebilmek için kendisini uzaklara taşımalıdır. Bu ilke "gerçek ben"in "önerilen ben" ile yaşadığı ikilemi, işleviyle özdeşleşmiş tek boyutlu insanın, bilincine bile varamadığı yabancılaşmışlığını anlatır."
ataç ikon Görünmez Kentler
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
2 beğeni · 0 yorum beğen ikon