up
ara

Kudüs'ün Gönüllü Sürgünleri

Kudüs'ün Gönüllü Sürgünleri Konusu ve Özeti

Kudüs'ün Gönüllü Sürgünleri
Suriye Savaşları kitabının da yazarı Ayşe Karabat tarafından kaleme alınan Kudüs'ün Gönüllü Sürgünleri kitabı Roman, türünde okuyucusu ile buluşuyor. Everest Yayınları yayınevinden 1970 yılında 9789752897632 isbn kodu ile kitapçılarda satışa sunulan Kudüs'ün Gönüllü Sürgünleri isimli kitap 370 sayfadan oluşuyor. Kudüs'ün Gönüllü Sürgünleri kitabını okuduysanız mutlaka oyunuzu, kitap incelemelerinizi ve alıntılarınızı bekliyoruz. Neokur kullanıcıları fikirlerinizi merak ediyor!
Yazar:
Yayınevi: Everest Yayınları
ISBN: 9789752897632
Sayfa: 370 sayfa Basım Tarihi: 1970
Neden her yerde barış yapmak savaşmaktan ve çatışmaktan daha çok cesaret ister? Terörü, kim neye göre tanımlar? Şiddete başvuranlar, ona maruz kalanların yılıp vazgeçmeyeceğini, yalnızca kinleneceklerini nasıl bilmezliğe gelebilir? Her yeni saldırının, her toplumdaki barış yanlılarının sesinin biraz daha kısılmasına yol açtığını anlamak neden bu kadar zordur?Kudüs'ün Gönüllü Sürgünleri bir yandan size kendi öykülerini, sevdalarını, mutluluklarını ve dostluklarını anlatırken bir yandan da bu sorulara yanıtlar bulmaya çalışıyorlar. Onlar, İstanbul'da yaşayan İraklı Doktor Saad'a âşık üçüncü kuşak Filistin mültecisi Fransız Nadya, bekâr anne Saadet, sağduyunun sesi Danimarkalı Frank, hiçbir şeyi ciddiye almıyormuş gibi yapan ama sırlarla dolu İngiliz Steve ve ne olup bittiğini kendi penceresinden anlamaya çalışan küçük kız çocuğu Hazal...Diğer kahramanlar Arafat, Şaron, İsrail Ordusu, Hamas, intihar saldırganları, barış gönüllüleri, Yahudi gelenekleri, Filistin alışkanlıkları, vicdani retçiler, yerleşimciler, Şeyh Yasin, kutsal mekânlar ve müdavimlerine "Play it Sam" dedirten Barood Bar.Ama asıl kahraman Kudüs. "Siz istediğiniz kadar birbirinizi yok edin, ben, kutsal Kudüs şehri, vakarımı hiç bozmadan, dünyanın sonuna kadar böyle ayakta kalacağım, parlayacağım ve ışığımı saçmaya devam edeceğim. Hiçbiriniz bana sahip olamayacaksınız," diyen fettan Kudüs...Kudüs'ün Gönüllü Sürgünleri'nin bölümleri numaralarla değil İbranice, Arapça ve Latince harf isimleriyle bölünüyor. Çünkü o diyarda, harflerin ruhu olduğuna inanılıyor ve elinizdeki roman size oraların ruhunu anlatıyor.
sultaniyegah

sultaniyegah

@reyhann

Bölgeye haber yapmak için giden dört gazetecinin hayatını ele alan kitapta yazarının tabiriyle, ''Kudüs'te ölümü değil yaşamı'' hissediyoruz. Farklı ülkelerden gelen ve farklı inançlara sahip bu insanlar, hayal ürünü değiller. Ayşe Karabat bize kendi anılarını ve arkadaşlarını anlatıyor.

Bir Müslüman, bir Hristiyan, bir Yahudi ve bir ateist gazeteciden oluşan bir ekip. Birbirlerini yargılamayan, birbirlerine saygı duyan, haber yapmak için yardımlaşan bu insanlar, Kudüs'ün hayranları. Kudüs sendromu deniliyormuş, bir kere eteğine varınca insanın büyülenmekten kendini alamayışına. Yazar ''Kıskanç bir aşık değilim.'' diyor ve Kudüs'ün güzelliğini herkese anlatmak istiyor.

Bir yandan Kudüs'ün tarihini ve güzelliklerini anlatırken, bir yandan da burnumuza barut kokusu getiriyor. Bir yandan barışa inananların varlığına ve inancına sevindirirken, bir yandan intihar saldırılarıyla şok etkisi yapıyor. Dört karakterle, her dini inancın ve milletin gözünden Kudüs'ü anlatıyor ve onun dünya için neden bu kadar önemli olduğunu açıklamak istiyor. Yer yer ''Yahudiliği mi övüyor acaba, yoksa İsrail'i haklı mı görüyor?'' desem de, kitabın Nadya'yla başlayıp Nadya'yla bitmesi yazarın tarafının neresi olduğunu gösteriyor. Ki Nadya Filistin asıllı mülteci bir Fransız vatandaşı. Nadya İsrail'e ve dünyanın diğer Yahudilerine öfke duyuyor. ''Buralar bizim, ben buraya aidim ve burada yaşamalıyım.'' diye düşünüyor.

Bir Yahudi olan Steve birçok ayrıcalığa sahipken Kudüs'te mutlu olamıyor. Çünkü istediği hayat o değil. Kanla beslenmeyi sevmiyor, kutsalımız diye yücelttikleri şeylerin aslında insanlara ne kadar zarar verdiğini görmeyen düzenden nefret ediyor. Başkalarının hayatına müdahale eden, yaşamak için öldürmek gerektiğine inanan halkından nefret ediyor. Çünkü biliyor ki, bir gün namlu kendine dönecek, çünkü düzen böyle. Öldürecek, ölecek.

Kitap, İsrail ve Filistin için en uygun düzeninin ne olacağını sorguluyor ve sorgulatıyor. İsrail'in bir devlet olma hakkı var mıydı, varsa bunu başkalarının topraklarını istila ederek yapması mı gerekirdi? Vatandaşı olan Araplara bile aşağılayıcı muamele eden İsrail de zaten Arap değil miydi? İki millet bir devlet olarak, iki halkın birlikte yaşaması gerçekten mümkün müydü? Peki Filistin, bu istilaya ve saygısızca yapılan yerleşimci politikasına neden güçlü çözümler üretemedi? Şimdiki durum birazda Müslümanların, özellikle de Arapların birbirlerinden ayrı hareket etmesinden kaynaklanmıyor mu? Bunlar ve benzeri sorular okuma boyunca zihninizde dolaşıp sizi rahat bırakmayacak. Ben bir Müslüman olarak Kudüs için bir şey yapabilir miydim diye kendime soruyorum. Umarım böyle gelen bu düzen böyle gitmez ve bir şeylerin değişeceği o günleri ben de görebilirim.
7 beğen · 0 yorum

Kudüs'ün Gönüllü Sürgünleri - S41

''Bir cuma akşamı şabat başladıktan sonra, komşum kapıya dayandı. Uzun etekliği ve sıkı sıkı örtülmüş saçlarıyla komşumu kapıda görünce memnun oldum. Çünkü sabahlara kadar darbuka çalmalarından bıkmıştım. Tam şikâyet edecektim ki, kadın ''Evde bizi rahatsız eden bir şey var, bakabilir misiniz?'' dedi. Anlamadım ama sonra aklıma Yahudilerin şabatta kendileri iş yapamayacağı gibi, başkalarından da onlar için iş yapmalarını isteyemeyeceği geldi. Komşunun evine gittim. Saçları lüle lüle koca, inançları gereği bana bakamayacağı için yüzünü duvara çevirerek selamladı beni. Sinir oldum ama ne yaparsın komşu işte. Bir salon ve bir yatak odasından ibaret olan evde, bir süre neyin rahatsızlık vermiş olabileceğini araştırdıktan sonra yatak odasının ışığının açık kaldığını fark ettim. Işığı söndürdüm. Kadına, ''Rahatsızlığınız geçti mi?'' diye sordum. Kadının yalnızca teşekkür etmesinden de sorunun gerçekten de açık unutulmuş yatak odası ışığı olduğunu anladım. Ne komikti.''
sultaniyegah tarafından eklenmiştir.
sultaniyegah

sultaniyegah

@reyhann

Yolumu aç ve doldur kadehimi

Unut suçu

Çünkü ben geride bırakıyorum serzenişi

Çocukluğumdan beri ey Bağdat,

Gözlerin gözlerimde uyuyan iki yıldız...

Kaçırma gözlerini yüzümden

Çünkü sen benim aşkımsın

Masamı bezeyen güllersin,

İçinden hayat içtiğim kadehsin

Yeniden sana dönüyorum Bağdat,

Geminin limana döndüğü gibi yorgun

Ve yaralarımı elbiselerimin altında saklayarak

Yuvasına konan bir kuş gibi indim aşağı

Şafak parlıyordu minareler ve kubbelerle

İpek bir kaftanın kanatlarında uçtum

Zeynep ve Rabab'ın örgüleri çekti, taşıdı beni

Yaralama elimdekini

Çünkü hasretim,

Katlanabileceğimden de uzun sürdü

Tutkunun kitabından ne söyleyebilirim ki sana

Bin kitap yetmez

Seni ne çok sevdiğimi anlatmaya
1 beğen · 0 yorum
sultaniyegah

sultaniyegah

@reyhann

Steve'e yalvarıyor:

-Bir ay sonra, İngiltere, Mayıs'ta Filistin'den çekileceğini ilan edince, ne kadar çok kan akacak bilmiyor musun? Bu daha ne ki... Lütfen, lütfen söyle onlara gitmesinler. Ellerini yıkayıp gidemezler.

-Beni dinlemezler Nadya. Bilmiyor musun, bir yandan Yahudilere burada bir yurt vaat ettiler, bir yandan da Arapları kışkırttılar. En sonunda da, burada olmanın kendilerine fayda getirmeyeceğine ikna oldular. Umurlarında mı sanıyorsun?
1 beğen · 0 yorum
sultaniyegah

sultaniyegah

@reyhann

Karen, gözlerini Frank'in insanı ilk bakışta ürküten soğuk çelik mavisi gözlerine dikiyor.
-Evleneli üç yıl oldu. Sabırla bekliyorum.
-Neyi?
-Kendine kahve yaptığında bana, ''Sen de ister misin?'' diyeceğin günü.
0 beğen · 0 yorum
sultaniyegah

sultaniyegah

@reyhann

"Kuş beyinliler... Körsünüz hepiniz... Peşinden gittiğiniz şeyi kanla kirletecek kadar kuş beyinli, kör manyaklar. Üç günlük dünyada, her şeye sahip olmak için, yaşamı zehir ediyorsunuz herkese, başta kendinize... Sizin gibi çatlaklar yüzünden, benim gibi adamlar böyle pislik heriflere dönüşüyor işte. Dünyayı sizin gibi hayvanlar yönetiyor. Cehennemin dibinde bile rahat yok sizden. Şu sattığımın dünyasını dar ettiniz be... Hepiniz geberin... Hepinizi yok etmek istiyorum, siz bizi yok etmeden önce... Bir lokmacık huzuru kendi çocuklarınıza bize çok görüyorsunuz, hayvan sürüleri sizi..."
0 beğen · 0 yorum
sultaniyegah

sultaniyegah

@reyhann

"Allah'ım, cennet de, cehennem de bu dünyada. Yeter, yalvarırım çıkar beni cehennemden artık. Allah'ım, yaralarım kabuk bağladı, yalnızca ince bir kabuk. Her an kalkmaya hazır, her an oluk oluk kanamaya hazır... Allah'ım, başkalarının çektikleri yanında benimkiler ne ki, biliyorum bunu, ama başkalarının acıları, benim yaralarımın kabuklarını kavlatmakta... Allah'ım huzur, Allah'ım sevgi, Allah'ım dayanma gücü... Lütfen..."
0 beğen · 0 yorum
sultaniyegah

sultaniyegah

@reyhann

 paylaşım fotoğrafı
Kitaplığımda düzenleme yaparken karşıma çıkan, karakterlerini hatırlasam da hikayesini unutmaya başladığımı fark ettiğim kitap. Kapağını açınca 2008 tarihinde almış olduğumu gördüm. Hiç de alışkanlığım olmadığı halde ilk sayfasına inceleme yazar gibi notlar almışım. Kudüs'le ilgili okuduğum nadir kitapların ilki olmasından kaynaklanıyor galiba. 10 yıl aradan sonra elime aldığım kitap, ilk okumamdaki duygularımı ve düşüncelerimi tekrarlatacak mı merak ediyorum. Metin aynı metin de, Kudüs aynı Kudüs değil, ben aynı ben değil. Bir gazetecinin gözünden savaşın toplumsal yönünü okumak kolay değil.
EK 1
Kitapta yer alan, Filistin için yazılmış bir ağıt.
https://www.youtube.com/w...h?v=azf169ee5NQ
Sözleri ise şöyle;
Bir kuş baktı pencereden
"Lulu" diye seslendi
"Beni yanında sakla,
sakla beni ne olursun lulu."
"Sen neredensin?" diye sordum ona
"Göğün sınırından." dedi
"Nereden geliyorsun?" dedim
"Komşunun evinden." dedi
"Kimden korkuyorsun?" dedim
"Karga kafesinden." dedi
"Tüylerin nerede?" dedim
"Zaman uçurdu." dedi
Bir damla gözyaşı süzüldü yanağından
Kanatları büküldü
"Yere sağlam basıp
kendi yolumda yürüyeceğim." diyordu.
Onun yaralı hali gibi
Kalbimin yaraları da acı veriyordu bana
Zindanın demirlerini kıramadan
Kesildi sesi, kırıldı kanatları. 17.08.18
24 beğeni · 5 yorum beğen ikon
Gülcan (@gulcann)
Arka fon eviniz mi?Çok otantik bir eviniz var 😁
03.08.18 beğen 4 cevap
Halil HIDIROGLU (@halilhidiroglu)
O kafe ye bende ugradim ve elinizdeki kitabida okufum cidden
03.08.18 beğen 3 cevap
9.7/10
3 oy
Sence kaç puan almalı?
0