up
ara

İçimizde Bir Yer

İçimizde Bir Yer Konusu ve Özeti

İçimizde Bir Yer
İçimizde Bir Yer kitabını okuduysanız inceleme eklemeyi unutmayın. Neokur kitap hakkındaki düşüncelerinizi ve yorumlarınızı merak ediyor.
Yazar:
Yayınevi: Alkım Kitapçılık Yayıncılık
ISBN: 9799756363514
Sayfa: 151 sayfa Basım Tarihi: 2004
Bu söylediğimin doğru olup olmadığından hiç emin değilim ama bana öyle geliyor ki sanki hepimiz, içimizde bir başkası için ayrılmış bir yerle doğuyoruz. Bir parçası kayıp bir bulmaca gibi...

Hayatımızın önemli bölümünü garip bir eksiklik duygusu ile geçirmemiz, bazı sabahlar anlaşılmaz sıkıntılarla uyanmamız, bazen isimsiz umutlarla neşelenmemiz, sanırım o boşluğun içimizde yarattığı girdaptan kaynaklanıyor. Karşılaştığımız her kadına ve erkeğe, belki de hiç farkında olmadan, girinti çıkıntıları o boğluğun kesiklerine uyacak mı diye bakıyoruz. Elinde Cindrella'nın ayakkabısıyla dolaşan biri var sanki içimizde, herkese, "Acaba ayakkabının sahibi bu mu?" diye bakıyor.

Tam olarak neyi ve kimi aradığımızı bilmiyoruz. Bize öğretilen bilgilerden yola çıkarak aradığımız insanla ilgili birçok olumlu özellik sıralıyoruz ama genellikle söylediklerimiz gerçeğe çok uymuyor. Sonra birden birii hayatımıza giriveriyor. Onun sahip olduğu bir şey, belki kokusu, belki dokunuşu, belki gülüşü, belki zekası, belki hayata bakış tarzı, belki zevki, belki aldırmazlığı, belki ihtirası, belki de kötülüğü, içimizdeki boşluğun ancak "iyi şeylere" sahip biri tarafından doldurulabileceğini sanıyoruz. Ama gerçek, her zaman böyle değil.
Cemile Akel

Cemile Akel

@akelce

‘Nice aşk yitirdim ben.’

İle başlayan bir kitaba çok sıcak bakamamıştım başlarda. Her gün gördüğümüz basit aşk kitapları gibi, eskimiş cümleler, anlamsız gülüşler ile okuyacağımı sanmıştım. Ama aklımda hep bir soru işareti vardı; neden ‘İçimizde Bir Yer’ olsun dedim böyle bir kitabın adı? Çok büyük ümitlerle açmamıştım bu kitabı, nasıl insanlara tedirgin yaklaşıyorsam bu kitaba da öyle yaklaşmıştım. Daha önce yaklaştığım bir çok kitap gibi. Ama çok sürmedi bu tedirginliğim. Sadece birkaç satır sonra yitirmenin anlamından bahsetmişti, Altan. İşte o an durdum dedim, içimizde bir yer dediği içimizde ki boşlukların olduğu yer olmalıydı. Derin yaralar açtığımız, kanattığımız, gün gelip üstüne tuz bastığımız yerdi. Orası bizdik. En derin yerimizdi. Bizi biz yapan her şeyin olduğu yerdi. Karşılaşabileceğimiz her insanının içini görebileceğimiz bir kitabı elime aldığımı o anda anlamıştım. Ve tedirginliğimin yerine, garip bir merak duygusu kaplamıştı.

‘İçimizde Bir Yer’ bizim acılarımızın, yaralarımızın yerini tarif eden bir rehber gibiydi. Bunu öyle bir cümle ile anlatmış ki bizlerin nasıl acıya düşkün olduğumuzu vurmuş yüzümüze; ‘Hiç kapanmayacak yaralar açmaya muktedir olduğumuz halde neden açılan yaraları iyileştirmeye muktedir değildik?’ Biz neden acılara bu kadar muhtaç idik? Mutluluklarımız bile yarım yamalaktı. Bizi böylesine güçten düşüren bir şeydi dünya üzerinde, hep başkalarını suçlayarak bulmaya çalıştık bunu. Ama öyle uzakta değildi, içimizdeydi. Bizdik bizi zayıflatan, kendimizle yüzleşmelerimiz, kendimizden kaçmalarımız. Bunların hepsi bizim yaralarımızdı. Ve biz her seferinde daha da kanattık. Yine de inanmadık bunun biz olabileceğimize. Bir insan neden kendini acıtsın değil mi? Kendimizi hep başka yerlerde aradık. Bulamadık, kendimizi asla olduğumuz gibi kabul edemedik. Altan da anlatmış bunu, hem de öyle güzel anlatmış ki, okurken bu paragrafın bitmemesini diledim hep:

‘ Kendimizi olduğumuzdan başka biri sanarak yaşarız hepimiz ama bir yanımız aslında kim ve ne olduğumuzu hep bilir, bütün hayatımız da, gerçekleri söyleyen içimizdeki o haini susturmaya uğraşmak, onu yatıştırmaya çabalamak ve kendimizden kaçmakla geçer.
Hayatın ne olduğunu bana sorarsanız, size uzun bir kaçış olduğunu söylerim.’

Ve şöyle devam etmiş:

‘ Kendimiz olduğumuz anları unutmak, kendimizi başkası sandığımız anları hatırlamak isteriz.’

Biz hep bir yalan isteriz, kaçmak ve asla kendimizle karşılaşmamak isteriz. Bizi bu kadar korkunç yapan ne acaba? Neden kendimizden korkuyoruz? Bu kadar mı zavallı bir vicdanımız var, bizi rahat bırakmıyor.

Biz kendi cehennemimizi ellerimizle yaratan küçük şeytanlardan başka bir şey değiliz.
Yaptığımız günahları, kendimizden kaçışları, söylediğimiz yalanları unutmak istiyoruz. Ve hatırlayınca farkına varıyoruz ki:

‘ Ama unutmanın zorluğu gibi hatırlamanın da zorluğu vardı; bir ses, bir şarkı, rüyalarımıza karışan bir kabus, bir resim, bir bakış bize hatırlamak istediğimizi unutturuyor, kendi gerçeğimizi sezgilerin pusları arasından çekip çıkarıyor, bizi kendi gerçek varlığımızın yansımalarıyla yüz yüze bırakıyordu.’

Bizi kendimiz ile baş başa bırakıyordu.

Altan sadece bununla bırakmamıştı cümlelerini. İnsanların o bariz gerçeklerini yüzümüze vurmuştu. Hepimizin hayıflandığı şeylerdi bunlar. Hepimizin şikayet ettiği bir şey hayal edin.

‘Beklemek!’

Evet, beklemekten hepimiz bıkmışızdır. Bizi yorgun düşürmüştür. Belki çok az bekledik, sabırsız bir çocuk gibiyiz. Belki de yıllarımızı verdik ve hala bir umutla beklemekteyiz. Beklemek sonu olmayan bir yolda yürümekten farklı değildi, bizi yoran bir yolculuktu sadece.

‘Beklemek bir yayı germek gibiydi, ne kadar beklersen yay o kadar geriliyor ve sen kendinden o kadar uzağa düşüyor, hazzın o kadar derinine giriyordun.’

Altan burada ne hazzından bahsetmiş diyebilirsiniz. Ben size sadece iki cümle söyleyeceğim. Bir insanın hayatına el atacak iki cümle:

‘Herkes hazza koşar. Çok azı onun başında beklemeyi bilir.’

İlk okuduğunuzda belki bir anlamı olmayacak sizin için, eğer bu naçizane kitabı okursanız, sizin de kendinize pay biçebileceğiniz bir felsefesi olduğunuz, sadece bu cümlenin kendi kalbi olduğunuz görebilirsiniz.

Gerçekten bir kitabı açıp okumak ile onun hakkında ki yazıları okumak arasında fark vardı. Bu üç boyutlu sinemalar gibiydi. Anlatılanlar her zaman cazipti ama havada kalırdı. Gittiğiniz zaman ise sizi apayrı bir boyuta sürüklerdi, hayran kalırdık!
Ben kitaplar için de aynı şeyin geçerli olduğunu düşünüyorum. Ancak kitaplara gözlüklerinizi çıkarıp gelin. Ama yok illa ki bir gözlük takmak istiyorsanız,

AT GÖZLÜĞÜNÜZÜ ÇIKARIN, HAYAL GÖZLÜĞÜNÜZÜ TAKIN!

Şimdi fark ettim de bu kitapta ne kadar çok yere dipnot düşmüşüm, ne kadar çok yerin altını çizmişim. Size hepsini aktarmak isterim ama bu sadece bir yazı; ben size içinizdeki duygulara cevap olacak yerlerden kesitler sunmak isterim.

Buyurun efendim başlayalım!

Birini sevmek! Sevilmek! Vazgeçmek! Altan buna o kadar gerçekçi yaklaşmış ki okurken ‘Evet, tam olarak böyle.’ Dedim. Sevmek bize büyük bir sorumluluk veriyor dedim.

‘İnsan sevdiğine hayatından fazla bir şey verebilmeliydi. Hayatının tam ortasında duran, en gizli, en dokunulmamış, en tehlikeli şeyi… Senin sahip olduğunu değil, sana sahip olanı vermeliydin. Bütün varlığını, hayatını belirleyen, ruhuna sahip olan o dokunulmaz özü. Kendini bile vermekten zor olan buydu…’

Sevginin, sadakatin, tutkunun bundan daha ötesi olduğunu düşünemezdim. Bu bizim belki de en büyük sırrımızın macerasıydı. Biz belki de taşıyamadığımız yükler için bir yoldaş arıyorduk. Kim bilir!

Peki bu yaşadığımız hayata ne demeli? Ne kadar acı, ne kadar gerçekçi, ama tahmin edemeyeceğimiz süprizlerle dolu. Belki de bu hayat:

‘ Hayat, tanrının gördüğü bir rüya mıydı yalnızca?’

‘Bir başkasının rüyası mıydı bizim yaşadığımız? Kaderimizin bir başkasının zihnindeki bulanık görüntülerle belirlendiği bir rüya mıydı bu?
Eğer öyle değil de, hayat çok belirgin, çok net, çok gerçekse, o zaman, bazen bütün geleceğimizi belirleyen tesadüfler neydi?’

Tesadüf demişken aklıma ilk gelen Oğuz Atay oldu.

Tutunamayanlar’ında hiçbir şeyin beklenmedik zamanda olmayacağını söylemişti. Onu bizim istediğimizi, onu bulmak için karşı kaldırıma geçtiğimizi bahsetmişti. O zaman tesadüfler hayatın neresindeydi? Biz onlara nasıl yön veriyorduk? Bir hayal etmemiz buna yetiyorsa, daha fazlasını neden elde edemiyorduk?

Belki de Altan’ın dediği gibi biz tesadüfleri yadırgamıyoruz, onları hiç bilmediğimiz bir dil ile çağırıyoruz. Hayatımıza hemencecik katıveriyoruz.

Benim Ahmet Altan ile olan yolculuğumdan size sunduğum bir kesitti bu yazı. Burada çok fazlasına yer veremedim beni mazur görün ama daha fazlasını bulabileceğiniz, bir kalemin, harflere nasıl şekil verdiğini görebileceğiniz bir kitap.

İçinizde eksik olan, belki de fazlasıyla dolan olan yanınızı bulmanız dileğiyle!


Cemile Akel
ataç ikon İçimizde Bir Yer
kitaba 10 verdi
1 yorum
ayse gülce (@aysegulce)
Ne güzel bir inceleme @akelce, tek paylaşımınızın bu olması ve muhtemelen buraya hiç uğramayacak oluşunuz? ise ne büyük kayıp.
03.08.18 beğen 1 cevap
Hayata Gülümse

Hayata Gülümse

@hayataagulumse

Her şeye hükmetmek isteyen ama kendine hükmedemeyen varlık İNSAN
Yazar Ahmet Altan, insanı kendi kendisinin kölesi yapan karmaşık duygu durumlarını oldukça eğlenceli, eğlenceli olduğu kadar düşündürücü, düşündürücü olduğu kadarda üzücü bir dilde aktarmış.

Kontrolsüz tutkularının, kıskançlıklarının, sevgi ve nefretin esiri olan, tarihe damgasını vuran yazar ve şairlerin hayatlarından örneklerle kitabı daha akıcı bir hale getirmiş. Cesur ve ne istediğini bilen kadınlar ile ilgili hikayeler alkışlanısı, bir o kadarda keyifli. Özellikle  şiirsel dil hakimiyetini de sonuna kadar götürmesi anlaşılabilirliği daha da etkili hale getirmiş.


Kendisi eksik olan ve bir sürü zaafları olan insan kendini tanıyamazken, iki dakika sonrasına hükmedemezken kontrol dışı aceleciliği, hırsı, kibri, gururu  vs. vs. ile herşeye hükmetmek gibi bir gaflete kapılmaktadır.

Duygularına hakim olamadığında kendi duygularının kölesi olan insan. Sevgiyi kontrol edemediğinde kendini değersiz hissettiren düşüncelerin esiri olan insan. İstediklerini yapabildiğinde  başarı duygusunu yaşayan, elde ettiğini kabullendiğinde ve elindeki ile yetindiğinde MUTLU olan, kontrol duygusunun dozu kaçtığında elde kalan tek şeyin MUTSUZLUK olduğunun farkında olup, fark edilmesi gerekenleri farkeden, ama sahip olduğu gücün sınırlarının farkında olmayan, kendini üstün görme gibi bir hastalığın pençesinde daha derin MUTSUZLUK yaşayan insan. Yalnızken geleceği düşünen, geleceği düşünürkende iyice yalnızlaşan insan, düşüncede mükemmel ama davranışda kusurlu insan, İnsan olarak uyumsuz, cins olarak uyumsuz, doğa ile uyumsuz insan. Herşeyi bozup, daha sonra bahanelerin arkasına sığınan insan. Dakikası dakikasına uymayan, yapmam dediğini yapan, gitmem dediğine giden, girmem dediği yola giren, vazgeçemem asla deyip anında u dönüşü yapan, nefret ederken seven, severken nefret eden aciz insan, tek olup ta içinde bir DÜNYA olan insan. Kendisi olduğu anları unutup, kendisini başkası olarak yaşayan insan, kendisinin iyi kalpli bir kurban ama başkalarının hep kötü kalpli cellat olduğu hikayeler yazan insan. Zaman ile yarışmak gibi bir gaflete düşen, ama zamanın altında yaşadığını kabul etmeyen insan, Zamanı yıllara, günlere, aylara bölen ama parçalanamayan zamanın sadece AN olduğunu, geçmiş ve gelecekte değil o AN içinde var olduğunu anlamayan insan. KENDİSİ İLE YÜZLEŞMEKTEN KAÇAN, RUHUNDAKİ YARAYI AÇAN HANÇERİN SAHİBİ İNSAN.  Ne olursa olsun KUYRUĞU HEP DİK TUTMAYA ÇALIŞAN İNSAN. 

Özellikle bazı hikayeleri var ki kahkaha atarak okudum kaç kez derseniz kontrolü kaybetmeyecek kadar diyebilirim. Her şeyi kontrolünüzün altında tutmanız dileğiyle, keyifli okumalar. 
ataç ikon İçimizde Bir Yer
kitaba 10 verdi
0 yorum
Tanrının Rüyası
"Hayatı yaratan tanrının yarattığı bu hayatı değerli kılabilmek için ölüme muhtaç olması gibi "

Bu cümle ile karıştırdı aklımı Altan. İki tür ölüm vardı çünkü. Birinde beden öldürdü diğerinde ruh. Peki hangisiydi bu bahsedilen ? Uzunca durdum düşündüm.

Beden olsaydı bu bahsedilen hayat öldükten sonra da devam etmiyor muydu ? Ölümden sonra yaşam yok muydu ? Yoksa bir oyun içinde miydik ?

Ruh olsaydı bahsedilen ruh ölünce hayat düşünülen son şey olmuyor muydu ? Ruh ölümü tadınca geriye ne kalıyordu ? Hayat mı ? Güzel yaşanmış bir hayat ölümle sonuçlanır mıydı ?

Okumaya devam ettim sonra. Uzun
yazılar ardından bir kaç cümlenin altını çizdim. Sonra bir güzel sövdüm gelmiş geçmiş tüm yazarlara. Bir kadeh bitirdim bir sigara daha yaktım.

" Bir tanrı kadar zalim olabildiği gibi bir tanrı kadar da bağışlayıcı olabilir. Bir tanrı kadar hoyrat olabildiği gibi bir tanrı kadar da cömert olabilir "

Elimdeki sigarayı söndürüyorum bu satırları okurken. Ne kadar da çok tanrı demişsin diyorum. Sanki yazdığın kadar çok dinleyecek seni. Öyle bir şey olsaydı şu an sohbet ediyorduk deli gibi. Bir kaç saat geçiyor güneş batıyor ben kitabı kapatıyorum. Son cümlesine kadar okuduğumu fark etmem geç olmuyor. Düşünüyorum. Tanrı benim ruhumu mu istiyor bedenimi mi ? Peki bana karşı hoyrat mı ? Cömert mi ? Zalim mi ? Bağışlayıcı mı ? Bir siktir çekiyorum sonra sızıp kalıyorum.



Okumanızı tavsiye ederim akıcı bir dil sade bir anlatım ve rahat bir üslubu var. Kendine ister istemez çekiyor Altan. Cinsellikten kaçmayan aksine bunun normalliğini gün yüzüne çıkaran bir yazar. Kaybolmuşların dilinden anlayan bir insan. Kitap sizlere ayna tutuyor efendiler. Utandığınız kaçtığınız her şeyi birer birer yüzünüze vuruyor. Karar sizindir lakin okunması ve kitaplığınızda kesinlikle bulunması gereken bir kitaptır. Bol kitaplı seneler
ataç ikon İçimizde Bir Yer
kitaba 10 verdi
0 yorum
Meursault Samsa

Meursault Samsa

@meursaultsamsa

Tanrı, Kumandanlar ve Memeler isimli yazıyı da içerisinde barındıran bir kitap. Bu yazı sebebiyle 6 milyar tazminata mahkum edilmişti Ahmet Altan. Yazının içerisinde ''kadın memesine memleketi satarım'' dediği iddia ediliyordu. Benim en sevdiğim yazılardan biridir bu yazı ve içerisinde de öyle bir cümle görmedim. Benim gördüğüm şu;

''Bir kiraz ağacıyla bir kadın memesine, onların değerini bilmeyen her memleketi satmaya hazırım.''

Bir yazının içinden bir cümleyi, üstelik de öncesinde nokta olmayan bir cümleyi, daha doğru bir ifadeyle bir cümlenin parçasını alıp o cümle sahibine saldırmak adiliktir. Yazı baştan sona hayatın ve barışın güzelliği üzerine kurulu bir yazıdır. Bu cümle de o yazıyı daha ilgi çekici kılmak için yazılmıştır ve biraz entellektüel birikimi olan, biraz ön yargısız olan, cinselliği sözde değil de gerçekten kafada çözmüş olan, biraz düşünebilen herkes bunu rahatlıkla görür.

Kitaptaki en iyi yazı da bana göre Tanrı, Kumandanlar ve Memeler isimli yazıdır. Evet memeleri çok seviyorum, kumandanları pek sevmem, Tanrı ile de alıp veremediğim bir şey yok çok şükür.
ataç ikon İçimizde Bir Yer
kitaba 6 verdi
0 yorum
Lilith's

Lilith's

@halimesimsek

Yine güzel bir kitabı sonlandırdım. İçerisinde denemeler mevcut. Hepsi farklı farklı konular. Ya kendinize ya sevdiklerinize ya da kim bilir nefret ettiklerinize dokunuyordur.

Ben en çok “gizli dil” isimli denemeyi sevdim. Zweig gibi Altan da kadınları işlemekte güçlü bir kalem. Ruhsal devinimlerini okuyucuya güzel sunuyor. Ahmet Altan okurken hiç yorulmuyorum uzun zamandır da okumamıştım. Özlemişim.

Arada bana eşlik etsin. İki güzel yazı okuyayım diyenlere tavsiyemdir.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
ataç ikon İçimizde Bir Yer
kitaba 8 verdi
0 yorum

İçimizde Bir Yer - S41

İnsanlarda olağanüstü yeteneklerin ve güçlerin, şaşırtıcı zaaflarla birlikte var olması herkes gibi benim de her zaman ilgimi çekti.
Murat Ulusoy tarafından eklenmiştir.
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Sessiz ve mükemmel gece . Ve , biri eksik . Biri her zaman eksik . Biri , geldiğinde bile eksik . Öyle eksildik ki yaşarken , bize dokunan herkesi eksiltiyoruz . Yalnızlığımızla çoğalıp kalabalığımızla eksiliyoruz ve öylesine kalabalık ki yalnızlığımız . Ne yana dönsek kendimize çarpıyoruz.
ataç ikon İçimizde Bir Yer
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Burcu

Burcu

@burrcu

En güzel zamanlarda bile daha güzeli olup olmadığını merak edeceğiz, yetinmeyeceğiz, arayacağız, "tekdüzelik" bizim için büyük bir lanet olacak, tabiata hayran olacağız ama parçası olduğumuz o tabiata benzemeyi şiddetle reddedeceğiz.
ataç ikon İçimizde Bir Yer
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Eylül İnce

Eylül İnce

@angelangel

Kaybolmalı bazen insan . Kendi tenhalığına çekilmeli . O ıssız karmaşanın içinde gizlice yeniden çoğalmalı, nadasa bırakılmış bir toprak gibi kendi karanlığında bereketlenmeli . Sanatın ve hayatın tedirgin patikalarında gezinmeli . Eski dostlara rastlamalı orada , hiç karşılaşmadığı dostlara , gençliğini bölüştüğü dostlara ; alevli bir magma gibi , zamanı yakan tuhaf bir kızıllığın içinde fildişi tuşları parlayan piyanonun sesine eşlik eden seslerini duymalı onların , hıçkırıklarını duymalı , yalnızlıklarını , gülümsemelerini duymalı , ateşi eliyle tutup onu bir elmasa çeviren cehennem büyücüleriyle elleri yanarak yürümeli .... Mussorgski'yi hatırlamalı bir daha ...
ataç ikon İçimizde Bir Yer
kitaba 7 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Yeliz sanır

Yeliz sanır

@yelizsanir

içimizdeki boşluğun ancak 'iyi şeylere' sahip biri tarafından doldurulabileceğini sanıyoruz.
ama gerçek, her zaman böyle değil.
çoğunlukla içimizdeki boşluğa uyan 'parça' kötülük oluyor.
ataç ikon İçimizde Bir Yer
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 yorum
Halil HIDIROGLU (@halilhidiroglu)
Aynen oyle 👏👏👏
18.07.18 beğen cevap
Gamze Karaca

Gamze Karaca

@gamzekaraca

Bizi kendimizden kaçıracak, özgürlüğe, bizsizliğe götürecek olan iki muhteşem ve güçlü at, unutuş ve hatırlayıştır.
Kendimiz olduğumuz anları unutmak, kendimiz sandığımız anları hatırlamak isteriz.
ataç ikon İçimizde Bir Yer
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
72
KİTAP
Ma vié - Benim Tarzım Kitaplar
Her yanı ile sizi tasvir eden, veya sizi anlatan bir kitap varsa yeri bu listededir. ...
26
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken En İyi Deneme Kitapları
Denemeler, yazarın herhangi bir konuda kişisel düşüncelerinden yola çıkarak yazdığı düz yazılardan oluşur. Bu listede, mutlak...