up
ara

Yerim Seni ÖSS

Yerim Seni ÖSS Konusu ve Özeti

Yerim Seni ÖSS
ÖSS stresi ve heyecanıyla baş etme yollarını anlatıyor.
Yayınevi: Kashna Kitap Ağacı
ISBN: 9789756197097
Sayfa: 228 sayfa Basım Tarihi: 2006
Eğer;
Hiç takılmadan 10'a kadar sayabilecek düzeyde matematik,
Yemek yerken kaşığı kulağına değil de ağzına götürebilecek kadar biyoloji,
Evine bildiğin en kestirme yoldan gidebilecek kadar fizik,
Doğum tarihini ezberden söyleyebilecek kadar tarih,
Yağan şeyin kar değil yağmur olduğunu anlayabilecek kadar coğrafya,
Başkalarından yardım almadan adını yazabilecek kadar Türkçe,
Çaya şeker yerine tuz atmayacak kadar Kimya biliyorsan,

Emin ol ki senin için ÖSS, doğum gününde en kestirme yoldan evine gidip senin için yaptırılan doğum günü pastasının üzerindeki yazıyı okuyarak mumları eksiksiz sayıp üfledikten sonra pastanın tadına bakıp dışarıda yağan yağmuru seyrederek çay keyfi yapabilmen kadar kolay bir iştir...

Şimdiii yukarıda sayılanları yapamıyorsan lütfen usulca bu kitabı yerine koy ve hiç zaman kaybetmeden git uyu.
Yapabiliyorsan dert etme, o iş tamam...
TC Deniz Türk

TC Deniz Türk

@bazli3535

Yaşayanlar ve Nefes Alanlar
Anlatılanlar her zaman doğru değildir; ama anlatan kişiler hep doğru zannedildiği için söylediklerini çoğu kez ciddiye alır insan. Hatta çoğu zaman kendini reddeder; bildikleriyle değil, anlatılanlarla yaşar. Zaman geçer, kendini tanıyama-dan, yapmak istediklerini yapamadan çeker gider. Kafasının tam ortasında;
- Senin için ne yapabilirim, emret!
diyerek, bilinen ve bilinmeyen tüm kapıları ardına kadar açan muhteşem bir makine varken, birçok insan ona;
- Beni boş ver sen, duymuyor musun, millet ne diyor? şeklinde bir cevapla geri döner. Ve insan topladığı birkaç ucuz kelime ile sürekli kendini inkar ederek yaşar: 'Desinler, demesinler, diyorlar, demiyorlar, öyleymiş, böyleymiş...'
Sonuçta dünyada çok insan yaşamıyor. Birkaç kişi yaşıyor, geri kalanlar sadece söylentilerle bu birkaç kişiyi yaşatıyor. Kaldı ki bu birkaç kişinin söyledikleri, yığınların önüne taşınırken neredeyse tamamen bozularak geliyor. Bu durumda çoğunlukla söylenen de yanlış oluyor, söyleyen de. Yaşayan da yanlış oluyor yaşanan da.
Bu yazıyı okuman nefes aldığının delilidir; yaşadığının değil... Belki yaşıyorsundur da! Kim bilir?
Yaşayabilmen umuduyla...

Ozel Sivri Sihek
Az sonra ÖSS'nin icadını, perde arkasında yaşananları, öğrenci ve aile üzerindeki etkilerini okuyacaksın... Yüz binlerce insanın korkulu rüyası haline gelen ÖSS'nin sadece bir sinek olduğunu anlayacaksın, özel bir sivrisinek...
Büyülü Köşk
Bir zamanlar büyülü bir köşk vardı. Bu köşke kimse giremiyordu. Girenler üst kata çıkamadan korkularından kalp krizi geçirerek da-ha alt kattayken ya ölüyor ya da bayılıyorlardı. Köşkün girişinde hiçbir problem yoktu; ama merdivenlerden yukarıya doğru tırmanınca, daha önce hiç görülmemiş bir şeyin yüce kanatları yansıyordu duvarda, 'kartal' desen 'kartal' değil, 'kaplan' desen 'kaplan' hiç değildi bu... 'Uçan timsah' gibi bir şeydi. Sessiz olması çok daha korkunçtu. Öyle garip bir şeydi ki bu sessiz canavar, gölgesi bile insanları deli ediyordu. Bu korku günlerce sürdü. En sonunda devrin en güçlü pehlivanına haber saldı kasabanın ileri gelenleri. Pehlivan geldi. Kılıcını kuşandı ve büyülü köşkün büyüsünü paramparça etmek için köşke girdi... Biraz sonra yüzyılın en büyük çığ-lığıyla dışarı çıktı tabi ki. 'İmdaaat!' diye avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Olduğu yere çöktü pehlivan. Pehliyordu... Tam bu esnada bir çocuk sıyrıldı ve eve girdi. 'Gel, dur,
15
gitme!...' bile diyemediler. Pehlivan da diyemedi. Herkes korkuyordu. Pehlivan 'Kurtarııı-ın... Canavar, çocuğu yiyecek!' diye bağırdı; ama çocuk çoktan girmişti bile eve. Usulca peşinden girdiler. Çocuk giriş katta değildi. Ev her zamanki gibi sessizdi; fakat duvara yansıyan o korkunç canavarın kanatlarının gölgesi de yoktu ortalarda. Sessizlik ürkütüyordu. Korka korka çıkıyorlardı merdivenlerden. Ahşap merdivenler, üzerinden geçen korkuyu gıcırtıya dönüştürüyordu. Yavaş yavaş çıktılar...
Yukarı çıktıklarında çocuk bir taburede sakince oturuyordu. 'Ne yapıyorsun?'dediler çocuğa. 'Canavarı öldürdüm!' dedi çocuk, elindeki minik lekeyi göstererek. Sonra anladılar, meğer karanlık köşkün açık unutulan lambasının önüne bir sivrisinek dadanmış, duvara yansıyan da onun kanatlanymış.
Üzgünüm! Bazen canavar sandıkların, üçüncü sınıf bir lambanın önüne gelmiş dikilmiş topal bir sivrisinekten ibaret olabiliyor. Bazen bu sivrisinekler çok özel de olabiliyor. Ve insan daha doğar doğmaz bu
16
özel Sivri sinek
sivrisineğin etkisine girip yıllarca çıkamayabilir. Ve yıllar akıp gittikçe insan bu sivrisinekle beraber aynı beşikte, aynı mahallede, aynı okulda büyütülüyor. Hiç kimse fark edemiyor, büyüdükçe korkusu da artıyor. Üstelik bu özel sivrisinek, özel insanlar tarafından her geçen gün daha da ihtimamlı bir şekilde beslenerek büyütülüyor. Neyse, fazla uzatmaya gerek yok! Bu kitap birilerinin 'Aman haa!' diyerek dayattığı, gözü gibi bakarak besleyip büyüttüğü bu özel sivrisinekle nasıl başa çıkılacağını anlatıyor. Bundan sonraki bölümde bu özel sivrisinekten kısaca 'ÖSS' diye bahsedeceğim.
Uyarı: Şimdi, ÖSS nasıl gelmiş, nerden gelmiş, ne kadar akıl ürünü bir uygulama?... Sırasıyla bu soruların cevaplarını vereceğim; çünkü biliyorum, sen orada durduğun gibi durmayacaksın... Yarın bir gün dönüp sen geleceksin şimdikilerin yerine. 'Ne iş yapıyorsun?' diye soracaklar. 'Etkiliyim, yetkiliyim...' deyip unvanının arkasına saklanmamalı ve şimdiki sinek besicileri gibi davranmamalısın.,. Gerekeni yapmalısın, sadece gerekeni...
17
Yerim Seni ÖSS
ÖSS'nin İcadı
ÖSS büyük icat doğrusu. Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi valla!
- Her yıl milyonlarca insan sınava giriyor. Biz de ma lum, tembel adamlarız. Becerip de herkesi üniversi teye alamıyoruz. O halde bir eleme sistemi oluştu ralım da işimize bakalım. Üniversitelerimizin toplam kapasitesi 350.000 kişi. Bunu da göz önünde bulun durarak acilen bir önlem almamız lazım.
dedi birkaç iyi adam... Sonra dağıldılar... Uzun uzun düşündüler...
Bir gece vakti en cevval olanları topladı bu iyi adamları. Arşimet'ten daha da büyük bir buluş yapmış gibi bağırdı:
- Bulduuum!
- Yav ne buldun, nasıl buldun?... bile diyemediler. Adam açıkladı:

- Bir sınav yapacağız ki dillere destan!... En iyile ri seçeceğiz bu sınavla, en çalışkan olanları alaca ğız okullara.
- Nasıl?
dedi en meraklı olanı.
18
özel Sivri Sinek
- Abi şimdi sen söyle bana, bu 2.000.000 öğrenciden kaçını almak istiyorsunuz siz okula.
- 350.000

dedi kırmızı suratlı dişlek, göbeğini kaşırken...
- Tamam, gerisi benim işim. Küçük bir ayarıma ba kar.
dedi Necati, gülüştüler. Kısa boylu, erken tipli olan fırladı hemen:
- Büyük adamsın Necati Abi. Senden korkulur valla! Onun işi buydu: Necati'yi gaza getirmek...
- Ne zannettiniz beni oğlum?

diye şımardı Necati. Gaza geldi, göğsü kabardı... Meraklı olan, biraz kıt beyinli de olduğu için açıklama istedi.
- Kardeşim, anlatsanıza şunu, nasıl olacak bu iş? Necati, derin bir açıklama yaptı:
- Bak abi; bir kazanı suyla doldur ve ateşin üstüne koy. Ve bu su daha buz gibiyken emir ver, herkes elini bu suya soksun. Sana kimse itiraz etmez, edemez de zaten. 2.000.000 insan sana güvenip elini sokar bu suya...
- İki milyon derken öğrencileri kastediyorsun!

19
Yerim Seni ÖSS
dedi. Yüzünde acayip bir gurur ifadesi oluştu adamın. 'Nasıl anladım ama, üniversiteye hazırlanan öğrencileri kastettiğini!' der gibiydi yüzünde beliren ani gülüş kıvrımı. Cevval Necati devam etti:
- Evet abi, onları kastediyorum. Su ısındıkça, bazıları ne yapacak?
- Elini çekecek tabi ki!

diye atladı uzun burunlu lacivert kravatlı olan.
- O halde ateşin miktarını artırdıkça yavaş yavaş dö külecek eli yananlar.
diyerek tamamladı cümlesini Necati.
- Vay beel...
dedi herkes içinden. Gülümsemeleri görülmeye değerdi.
- Sonuçta iki milyon öğrenciden 1.800.000'i elini çekinceye kadar ısıyı artıracağız. Suyun altındaki ateşin ısı miktarı bizim elimizde. İstediğimiz kadar artırırız ısıyı. İstersek sadece bir kişi kalıncaya kadar artırırız hem de.
- İyi de üniversiteyle 'kazan'ın ne ilgisi var? Onu hiç anlayamadım!

diyerek komik oldu kırmızı suratlı... Gerçi kimse gülmedi bu komediye; çünkü gülünç olan önemli bir kişiydi.
özel Sivri Sinek
-Mecaz abi. dediler sadece.
-Haa tamam o zaman; ama bari ismi güzel bir şey olsun.
dedi önemli adam. Cevval Necati ayağa kalktı ve
-İsim hazır abi. SS. dedi, gür sesiyle...
-Oha! O ne öyle?
diye çıkıştı lacivert kravatlı...
-Ne oldu abi. 'Seçme Sınavı'nın kısaltılmışı, SS. Üstelik okunuşu da 'es es' yani 'Rüzgar gibi es' an lamına da gelebilir hattı zatında...
diyerek 'SS'yi açıkladı Necati.
-Olmaz öyle şey, SS... Bari 'ÖSS' olsun. Yani 'ÖEsEs' ki bu da zaten 'Öğrenci Es Es' anlamına gelir. Si- zinkinde de 'es es' diyor; ama kime dediği belli de ğil. Ha, şimdi aklıma geldi. Bu ayrıca 'Öğrenci Seç me Sınavı' anlamına da gelir.
Herkes garip bir neşeyle sessiz sessiz lacivert kravatlı olan adama bakarken, Necati araya girdi:
- Harika bir fikir vallal... Ben bunu hiç düşünmemiş tim. Budur!
dedi ve toplantı sona erdi.
21
Yerim Seri ÖSS
İşte senin ÖSS dediğin şey böyle icat edildi. Şimdi bu mucitler yok ortada belki; ama ateşin ayarı yine benzer adamların elinde. İstedikleri kadar açıyorlar kazanın altındaki ateşi. Mesela '4 yanlış bir doğruyu götürür!' diye bir sistem oluşturmuşlar. Diyelim ki sen 4 yanlış yaptın, o, anında bir doğruyu yok ediyor. Ve bu sistem asla senden yana işlemiyor. Ateşe işesen, çişin benzin olur yanar yani. Mesela 4 doğru bir yanlışı asla götürmez. Ya da '8 doğru yapana bir doğru da bizden'diye bir uygulamayı rüyanda bile göremezsin. Bu, suyu soğutur. Yani daima kusursuz olacaksın. Kusurlarını bile ÖSS'nin lehine çevirecek otomatik bir mekanizma kurulmuş. Daima 'Yakarım çıranı!' kabilinden bir tavır sergiliyor ÖSS yetkilileri. Sana bakıyorum, çıran yanınca alev alıyorsun; çünkü zaten bir tutam çıradan oluşuyorsun. Kı-sacası, hiçbir hakkın yok senin!
ÖSYM her yıl en az bir tane hata yapıyor ÖSS'de ve bu hata seninkilere hiç benzemiyor. ÖSYM'nin bir hatası aynı anda 2.000.000 adet hataya tekabül ediyor. Peki, soruyorum şimdi sana. ÖSYM mantığıyla hareket edersek, 'Eğer 4 yanlış bir doğruyu götürürse 2.000.000 yanlış kaç doğruyu götürür. Kaç insanın hayatını nereye çevirir?' Kaldı ki bazen ÖSYM
22
özel Sivri Sinek
ÜÇ yanlış, yani 6.000.000 yanlış birden yapabiliyor. Sonra da çıkıp,
- Vay efendim, gözümüzden kaçmış! şeklinde komik açıklamalar yapıyorlar.
- Ee bizimkisi de gözümüzden kaçmıştı. Üstelik ben tek kişiydim sınavda. Bütçem falan da yoktu.

deme hakkımız hiçbir zaman olmadı.
ÖSYM düşünür: Tamam da kardeşim, değişen bir şey yok ki; sonuçta 4 yanlış bir doğruyu herkesten götürüyor. Yine kazananlar aynı oluyor. Bunu kaldırsak bile yine bir şey değişmez.
Kashna cevap verir: Doğru; ama bu tehditler yüzünden her yıl binlerce okul birincisi açıkta kalıyor. Adam korkuyor. Emin olmadıktan sonra cevabı işaretleyemiyor. 'Ya yanlışsa. 0,25 doğrum çöpe gidecek. En iyisi bunu işaretlemeyeyim.' diyen yüz binlerce öğrenci var. Ayrıca kaldırınca bir şey değişmiyorsa, kaldır o zaman be kardeşim.
ÖSYM tekrar düşünür: Biz bu sistemle tesadüfen üniversite kazananlara engel olduğumuzu düşünüyoruz.
Kaslına tekrar cevap verir: Hayal gücü yüksek olan insanların ÖSS'de başarılı olmasına bu şekilde bir uygulamayla engel olduğunuzu hiç düşünmüyor musunuz?...Tamam 'P ise Q'dur' belki; ama hayatını buna bağlayan, 15 yıl hayal kurmuş bir gencin sınavda dizlerini titreten de bu acayip uygulamalardır.
ÖSYM konuşur, Kashna artık dinlemez...
23
Yerim Senî ÖSS
ÖSS Hayalleri Kırıyor
Düşün, işte seni böyle bir sistemle sınava tabi tutan, her yıl iki milyon insandan yaklaşık iki milyonunu işsiz olarak dolaşmaya mahkum eden bir sistem var ortada. Özel üniversiteye gidecek paran yoksa hepten yandın. İnanılmaz tezatlar var. Özel üniversi-teye gidecek kadar parası olan kişi işi gücü olan kişidir de zaten. Sonuçta bir okula yerleştirilemeyen öğrenci öyle ya da böyle muhakkak işsiz kalacaktır. Bunu düşündükten sonra bana hiç garip gelmiyor şimdi, hapishanelerdeki mahkumların büyük çoğunluğunun lise mezunu olması. Sınavdan sonra bunalıma girenleri de anlayışla karşılıyorum artık ben.
İşin en garip kısmı da ne, biliyor musun? ÖSS yüksek hayal gücü olan öğrencileri daha işin en başından elemiş oluyor. Şöyle ki mide spazmı geçirip sınav dışı kalanlar, bağırsak problemi yaşayanlar, baş ağrısına tutulanlar, migreni azanlar... yani bir şekilde heyecana bağlı sebeplerle yarış dışı kalanlar hayal gücü yüksek olan öğrencilerdir. Ortada bir kağıt ve bir kalem varken, heyecanlanmak ya da halden hale girmek başka türlü izah edilemez. E, bunu
24
özel sivrisinek
biraz abartanlar ki onlara ben yüksek hayal gücüne sahip, sosyal zekası yüksek insanlar diyorum, haliyle istenmeyen sonucun hayatlarına yansımalarını daha detaylı düşünmek ve hayal etmek zorunda kalarak spazmlar mpazmlar geçiriyorlar...
Neyse, açıkta kalan, sınavda başarılı olamayan ya da ÖSYM tarafından elenen bu sosyal zekalar daha sonra karşımıza bambaşka bir formatta çıkarak bizi hayrete düşürüyorlar. Hatta meşhurdur, bunu bilmeyen de yok gibidir neredeyse, dünyanın en zengin ilk 10 kişisi üniversite mezunu değildir.
Kalem Arkası Ayrıntılar 31 Ağustos 2006-16:40
Ankara'daydım, az önce döndüm... Evime hırsız girmiş. Ne var ne yok götürmüş. Yatak odama girmiş adam. Düşündüm. 'Bu adam bu cesareti nereden alıyor?' dedim. Benim arkamda devlet olsa yapamam bunu ben. Sonra dediler ki: 'Aman haa... Eğer evinde hırsız falan yakalarsan sakın bir şey yapma, suçlu çıkarsın!' Şaşırdım... Meğer adamın arkasında devlet varmış©.
Acaba: Yakaladığı hırsızı, hapse atıp yasalar çerçevesinde birkaç ay sonra özgür bırakan bir ülkede, bir sabah zirvede bulunan büyük adamın kafası kızsa ve 'Şu
25
Yerim Seni ÖSS
andan itibaren hırsıziıi< yapanları inadım edeceğiz!' diye bir yasa çıkarsa, sence o andan itibaren bir daha kim cesaret edebilir hırsızlık yapmaya?... Bence kesinlikle hadım edilmeli yakalanan hırsızlar. Böylece soyları da tükenmiş olur bu hırsız milletinin©!
ÖSS Toplumu Yıkıyor
Kabul etmek lazım. Ülkemizde 3-5 tane üniversite varken kalkıp
- Herkesi üniversiteli yapacağız!
şeklinde ortalarda ahkam kesmek çok da mantıklı olmazdı; çünkü kapasite belli! 100 kişi sınava girecek, 10'u üniversiteli olacak, buna itiraz eden yok! Yani var da hadi susalım -da nasıl susalım?- 'Sosyal yıkım' diye bir şey var. Bir aileyi düşün! Çocuklarını okula ve okullara gönderiyorlar. Yıllarca emek harcı-yorlar. Hangi anne - baba, oğlunu ya da kızını ilkokula yazdırırken çocuğunun üniversiteye gideceği günü hayal etmez ki? Ebeveynin en büyük hayalidir bu.
- Hele oğlumuzu bir yazdıralım ilkokula da üniversi teye gitmese de olur...
demez hiçbir baba. Bu itibarla ilkokula alınan her öğrenciye Milli Eğitim Bakanlığımız ve ilgili yetkililer tarafından bir de 'Üniversite Hayali' sunulmuş oluyor.
26
özel Sivri Sinel<
Özetle, okulun birinci gününün akşamı, her anne baba, çocuğuyla beraber bir de hayal getiriyor eve...
- Benim kızım büyüyünce mimar olacak!
- Benim oğlum büyüyünce doktor olacak!
- Benim kızım avukat olacak!
- Benim oğlum mühendis olacak!...

beklentilerinin çıkış günüdür o gün ve aynı gündür çocuğun milletin içinde babasını ya da annesini gaza getiren o cümleyi söylediği gün.
- Ben doktor olacağım!
Bunu hem de komşuların önünde söyler çocuk. Şüphesi ya da riyası yoktur. İnanarak söyler, bunu söyleyen her çocuk.
- Ooo benim yeğenim büyümüş de okula da başla mış. Söyle bakiim yeğenim, büyüyünce ne olacak sın?
cümlesini müteakiben ansızın çıkar dizilimi milim şaşmayan bu kelimeler...
- Doktor olacağım ben...
Okul devam eder. Çocuk büyür ve her geçen gün hayallere biraz daha yaklaşılır ailecek. Her ne kadar bahse konu öğrenci kendi kusurlarını biliyor olsa da ki bilir ve bildiği için de bu hayalini çoktan terk eder;
27
Yerim Seni ÖSS
ama anne ve baba ÖSS gününe kadar bu hayalle rini büyüterek muhafaza ederler. '
- Bizden geçti artık, çocuklarımızı kurtaralım.
- Onların geleceği parlak olsun.

Bu cümleler kurulurken, bir eminlik içerir, 'Kurtardık kurtaracağız!' edası vardır bu ifadelerde. Baba abartmaya devam eder çoğu zaman ve hatta mekan değişikliği bile gelir gündeme.
- Çocuk üniversiteyi bir kazansın, bir dakika bile dur mam ben İstanbul'da.
Bunu söyleyen babanın psikolojisini bir düşünsene. Eğer çocuğu üniversiteyi kazanamazsa, istemediği halde yerinde çakılıp kalacaktır.
Bu beklentiler çocuğun önünde aşikar serilir ortaya. Ve çocuğun karnındaki ağrıyı büyütür bu tavır; kazanmak vicdan azabıyla yoğrulmuş bir mecburiyet olur çocuk için.
Dünyada konusuyla ilgili en rahat harcamayı ÖSS'ye hazırlanan öğrenci yapar. Üçe beşe bakmaz. Soru bankasının fiyatıyla ilgilenmez mesela. Satın aldığı şey zaten bir nevi bankadır©.
- Bunu niye aldın?
28
özel Sivri Sinek
diyen de çıkmaz aileden. Çünkü beklenti çok yüksektir ve aile her türlü planını yavrusunun üniversiteyi kazanmasına bağlamıştır.
Sınav yaklaştıkça baba daha da çok atar elini cebine. Bunu zevkle yapar üstelik. Derken zamanı gelir ve zorunlu bir ödeme baş gösterir. Bu zorunluluğun adı, 'Dershane parası'dır. Baba, daha üç yıl varken sınava, dershane parasını hazır eder. Günü geldi mi de gözünü hiç kırpmadan en iyi dershaneye yazdırır yavrusunu...
Neyse, gün gelir sınav yapılır. 2.000.000 öğrenciden sadece 350.0001 kazanır üniversiteyi. Bu her sene tekrar edilir. Ve aslında kaybeden sadece sınava giren öğrenci değildir. Eğer öyle olsaydı sadece 1.700.000 küsur insan kaybetmiş olurdu. Ve bunun çok büyük bir zararı da olmazdı; çünkü sınava giren öğrenci ailesine yansıtmasa da zaten kendi potansiyelini üç aşağı beş yukarı biliyor. Bu sebeple öğrenci için çok büyük bir kayıp yok ortada. Kanserli hastasının öleceğini beklerken hazırlık yapar insan ve kanserli olduğu bilinen bir hastanın ölümü çok da büyük bir yıkıma sebep olmaz. İşte öğrenci açısından sınavı kaybetmek bu tarz bir etki yapar. Ancak ailesi
29
Yerim Seni ÖSS
açısından durum asla böyle değildir ve bir öğrencinin ailesi irili ufaklı, ortalama 5 kişiden oluşsa bu yaklaşık 10.000.000 insan demektir. Bu 10.000.000 insan öğrenciye fazlaca güvenmiştir ve hastaları asla kanserli değildir. Onlar daha çiçeği burnunda bir delikanlıyı kalp krizinden kaybetmiş oluyorlar sınav ertesi. İşte biz her ÖSS ertesi tekrarlanan bu sürecin adına 'Sosyal yıkım' diyoruz.
Kurt Necati Ateşi Köriil<lüyor
Aradan zaman geçti, yeni gelenler bir de baktılar ki kazandaki su iyice ısınmış; ama birçoğunun eli halen kazanın içinde. Bu manzarayı görür görmez, ateşin ayarını hemen yükseltme kararı aldılar. Lacivert kırovatiı hemen devreye girdi.
- Dur bakayım hele! Ne oluyor burada böyle? Ne cati çözer bu işi...
dedi. Necati geldi ve sordu:
- Ne oldu yine?
- Abi sorma, yine yığılma oluyor, baş edemiyoruz.

dedi orada bulunan küçük ve iyi adamlar. Onun öncülüğünde kurulan ÖSS sistemi başarılı olduğu için daha da bir karizmatik giriş yaptı Necati konuya:
30
özel sivri Sinek
- Kolay oğlum, bas odunu, bas kömürü... Bakalım kim dayanabiliyormuş bizim ateşimize?
deyince dayanamadı lacivert kırovatlı ve hemen malum sorusunu sordu:
- Nasıl?
- Şu meslek liselerinin katsayılarını düşür hele bakim!
- Eee?!
- İmam Hatiplerinkini de düşür!
- Tamam abi.

dedi ve hemen harekete geçti küçük ve iyi adamlar. Kısa bir zaman sonra geri döndüler.
- Büyük adamsın Necati Abi.
- Ne oldu şimdi?
- Bir hayal gerçek oldu ve tam 500 bin kişi anında elendi abi.
- Buna zeka diyorlar işte. Isı geçirmez bir zırh ya da eldiven bulmadıkları sürece biz onların ellerini mutlaka yakacak bir yol buluruz.

dedi ve tekrar odasına kapandı kurt adam Necati. Şeytan gibi bir adamdı. Şeytana acı çektirecek kadar güçlü bir dehası vardı. Bu yüzden ona 'Kurt Necati' diyorlardı.
31
Yetim Seni ÖSS
Bin Dershane Bir Üniversite
Bir defa dershane okuldaki öğretmenin utanç duyması gereken bir şeydir. Öğrenci soruyor:
- Hocam hangi dershaneye gideyim? Öğretmen gururla cevap veriyor:
- Falan dershanesine git yavrum.

Bu, neredeyse bütün öğretmenlerin ortak cevabıdır. Aslında bu cevabın altında başka bir anlam daha saklıdır. Bak şimdi!
- Hocam hangi dershaneye gideyim?
- Ben iyi bir öğretmen değilim yavrum, sana bunca yıldır hiçbir şey veremedim. Sen en iyisi falan dershaneye git de kendini kurtar...

Nasıl rencide olmadan böyle bir cevap verebilir, kendisini 'öğretmen' olarak tanımlayan bir insan. Kimse sormaz mı bu adamlara:
-Be kardeşim senden dünyayı kurtaracak bir formül beklemedik, 'Gaus ol!' demedik, 'Pastör ol' deme dik... Sadece bilineni öğretmeni istedik, işini yapma nı istedik yani. Sen nasıl bir öğretmensin ki mate matiği öğretemiyorsun öğrencine de ona matematik öğrenesin diye bir dershane tavsiye edecek kadar kendini inkar ediyorsun.
32
özel Sivri Sirek
Şahsen ben öğretmen olsaydım ve benim öğrencim branşımla ilgili başka yerlerden eğitim almaya kalksaydı bunu kendime yapılmış en ağır hakaret kabul ederdim.
Belki öğretmen düşünür: İyi ama bizim müfredatımıza göre haftada verdiğimiz ders saatiyle ilgili konuyu bitirme şansımız yok!
Kashna cevap verir: Peki bunu MEB'in ilgili birimlerine duyurdun mu? Yani bu şikayetini dile getirdin mi?
Başka bir öğretmen araya girer: Buna gerek yok! Biz dersi en iyi şekilde anlatıyoruz öğrenciye ve öğrenci de öğreniyor her anlattığımızı. Dershanede ise öğrenci aslında ders öğrenmiyor; sınav tekniğini, yani metodu öğreniyor.
Bu sefer Kashna öğretmenleri bırakır ve ÖSYM'ye sorar: Eğer bu doğruysa, ey ÖSYM neden tekniği okulda öğrenilebilecek bir sınav yapmıyorsunuz da bu insanları dershanelere
33
Yerim Seni ÖSS
gitmek zorunda bırakarak, öğretmenlerimizin karizmasını duman ediyorsunuz?
ilginç: Bu arada ben dikkat ettim. Bu teknik detaylar dershanelerde uzaylılar tarafında öğretilmiyor, sıradan öğ-retmenler tarafından öğretiliyor... O halde tekniği öğrenmek için öğrencinin dershaneye gitmesi yerine, öğretmenin dershaneye gitmesi daha akıllıca olmaz mıydı?
Tabi ki bunları anlatırken, yani bir sisteme karşı çıkarken bir de alternatif çözüm teklifi getirmem lazım, farkındayım.
Sorun: Üniversite sayısının az olmasına karşılık, öğrenci sayısının çok olması sebebiyle bir eleme sistemine ifıtiyaç duyulmaktadır. Bu sebeple öyle ya da böyle eleme yapmak bir mecburiyettir. İşte ÖSS buna hizmet eder, bu yüzden de öğrenciyi bir şekilde eleyen bir sistemin olması şarttır.
Çözüm: ÖSS adil bir sınav değildir. Bu sınavın adil olabilmesi için yıllara bölünmesi gereklidir. Yani üniversiteye gelinceye kadar 12 yıl süren bu maratonda öğrenci her biri
34
özel Sivri Sihel<
merkezi sisteme göre hazırlanmış 12 tane ÖSS'ye girmeli ve elde ettiği ortalama değere göre bir ijniversiteye yerleştirilmelidir. Bu şekilde uygulanan bir eleme sistemi öğrencinin ailesi üzerinde yukarıda bahsettiğim gibi çiçeği burnunda delikanlının kalp krizinden ölmesi şeklinde bir etki yapmaz. Ayrıca anne baba da çocuklarının üniversiteyi kazanıp kazanamayacağını daha ilk yıllarda anlama fırsatını elde etmiş olurlar.
Çatlak Ses: İyi de siz her yıl milyonlarca öğrencinin böyle bir sınava girmesinin ne anlama geldiğini biliyor musunuz?
Kadife Ses: Devlet öğrencilere kitap veriyor ya hani, sadece yazı karakterini bir punto küçültürseniz her kitaptan %10 tasarruf edersiniz ki böylece kağıt ve mürekkep masrafınız çıktı demektir... Gelelim bu sınavın denetlenme masraflarına. Her yıl 12 ay maaş alan öğretmenler yazın 4 aya yakın tatil yapıyorlar. 4 aylık bu tatili 3 aya indir olsun bitsin. Hiç para pul harcamadan yap sınavı ve
35
Yerim Seni ÖSS
böylece 100 binlerce öğrenciyi kabustan ve tesadüften kurtar!
Not: 'Olur mu canım, ne 4 ayı?' şeklinde bir itiraz cümlesi geçebilir diye milletin aklından, üşenmedim gittim karnelerin üzerinde 'Okulun açık olduğu gün sayısı'
adıyla bilinen haneye baktım. Tek dönem için 90 gün yazıyor. Sonra 90'la 90'i topladım 180 çıktı... 180'i 30'a böldüm, 6 çıktı. Emin olmak için makineyle tekrar böldüm, yine 6 çıktı...
İçimde kalmasın: Bütün bu hesaplamalardan sonra, orada atıl olarak duran, profesyonel potansiyelin heba olması beni kahretti. Ve konumuzla hiç alakası olmamasına rağmen, belediyelerin profesyonel eğitim şirketlerine trilyonlar vererek düzenlettiği 'Okuma - Yazma seferberlikleri' geldi aklıma. Uyuz oldum...
Böyle 12 basamaklı bir sınav yapılsa öğrenci sadece lise dönemini önemsemekten de kurtulmuş olur. Her yılı aynı derecede önemser ve böylece bilgileri daha kalıcı olmuş olur.
36
Özel Sivtl Sinek
Mevcut Sistemde
Herkesin Başarılı Olması İyi Bir Şey mi?
Mevcut sistemde herkesin ÖSS'de başarılı olması aslında istenilen bir durum değildir; öte yandan herkesin üniversiteli olması insanı 'Keşke' dedirten bir durumdur. O halde neden üç dershane birleşip bir üniversite kurmuyor? Acaba yetkililer yarın sabah böyle bir çağrı yapsa kim itiraz edebilir buna? Aka-demisyen enflasyonunun yaşandığı ülkemizde bunun için ne beklendiğini ciddi anlamda merak ediyorum.
Anlayamıyorum! Binlerce dershane varken ve herkes üniversiteli olmak için can atarken, nasıl oluyor da bir girişimci çıkıp:
- Ben bir dershane açmaya karar verdim. Bu işte çok para var!
diyebiliyor? Ve nasıl oluyor da bu girişimcinin arkadaşları:
- Valla çok iyi düşünmüşsün, benim de param olsa hemen bir dershane açardım. Hiç durma...
diyerek arkadaşlarına destek verebiliyor?
37
Yerim Seni ÖSS
Her yıl 2.000.000 insanın dershaneye gidiyor olması bir girişimciye çok cazip gelebilir; ama köşe başları çoktan tutulmuş ve insan dershaneye çarpmamak için yan gitmek zorunda kalıyor yolda yürürken. Yani bir girişimci olarak sen dershane açmasan da zaten bu insanlar şu ana kadar bir dershaneye gidiyorlardı. Ve biraz sonra bunlardan yaklaşık 1.700.000'i üniversiteye giremediği için ya kahveye ya bunalıma girecekler... Peki dershane yerine bir üniversite açsan, bu insanlardan birkaç kişiyi üniversiteli yapsan, hem sosyal bir fayda üretsen hem de para kazansan fena mı olur?
Hadi diyelim ki bu girişimci para kazanmayı değil de prestij yapmayı hedefleyerek bir dershane açtı. 'Benim bir dershanem var!' demek onu ne kadar yüceltebilir? Bu arada 'Benim bir üniversitem var!' diyen kaç adam tanıdın sen ve hangisi daha prestijli?
Peki buna rağmen neden dershane açmak üzere olan birkaç girişimci bir araya gelip bir üniversite açmazlar? Çok düşündüm, buna bir türlü cevap bulamadım.
38
özel Sivri Sinek
Not: Dershane açmak tabii ki kötü bir şey değildir; ancak açılan her dershane ötekine benzediği için şu haliyle bir anlam ifade etmemektedir... Kendinden yola çık ve düşün! Kaydolmak için gittiğin hangi dershane seni bir cümlesiyle cezbedebildi? Ya da hangi dershane farklı yaptığı bir uygulamadan bahsedebildi sana? Bir tarlaya domates ekilse ve her domates kırmızı çıksa bu şaşırtmaz insanı; ama her dershanenin kırmızı olması cidden şaşırtıcı bir durumdur.
Ve
Sonuçta kabul etmemiz gereken bir gerçek var ortada: Kazanın ve altındaki ateşin kontrolü bizim elimizde değil, şimdilik... O halde isteyerek ya da istemeyerek, sen de bu kazanın içine elini sokmak zorundasın. Yapabileceğin en akıllıca hareket, bu kazanın içinden elini en son çeken insan olabilmek için mücadele vermektir! Sabırsızlandığını biliyorum ve seni ikinci bölümle baş başa bırakıyorum...
39
ÖNCE KENDİNİ KAZAN
Bu bölümde muhtemelen ayakların yerden kesilecektir; çünkü birazdan dünyayı değiştirebilecek bir donanıma sahip olduğunun farkına varacak ve yıllardır kendine haksızlık ettiğini anlayacaksın. Sonrası malum hikaye... Kendini fark eden herkesin yaptığını yapacak, silinmeyen derin izler bırakacaksın... ÖSS zordu ya hani, kendini keşfedince anlayacaksın, değilmiş...
ÖSS'ye Değil Kendine Hazırlan
Kendi için OSS'ye hazırlandığını iddia edip kendini
ihmal ederek körü körüne ÖSS'ye çalışan sıradan bir öğrenci gibi değil, dünyayı değiştirmeye hazırlanan, o büyük adam gibi hazırlan geleceğe; çünkü ÖSS de hazırlanman gereken diğer her şey gibi yarının içinde saklı!... ö halde önce kendini kazan ki bir bütün olarak yarınını kazanasın...
Kendini Büyüt
Yaklaş! Yakından bak! Yaklaş, daha yaklaş... Bu gördüğün yazılar var ya, bu harfler, bu kelimeler, bu noktalar... Sana da bana da Mevlana'ya da Yunus'a da aynı mesafedeler. Onlar da en fazla senin kadar yaklaştılar bunlara. Hele bir dokun. Dünyayı titretenlerle aynı olduğunu, aynı şeye dokunduğunu hissederek dokun. Hadi şimdi, yavaşça dokun onlara:
ABCÇDEFÛÛHİDKIMNOÖPRSŞTUÜVYZ
Gördün mü, sen de dokundun onlara, tıpkı senden öncekiler gibi... Türlü bahanelerle bu gerçeğin üstünü
43
Yerim Seni ÖSS
örtsen de hiçbir yere kaçamazsın. Senin de bir beynin var, tıpkı onlar gibi. 'Bunu zaten biliyordum!'deme sakın; çünkü bilmiyorsun. Bilenleri iyi bilirim ben... Onlar asla bahane üretmezler. Mükemmele aşık olurlar önce ve sonra gider, gemilere rağmen başarırlar... Ben iyi bilirim onları. Onlar oksijene saygı duyarlar nefes alırken. Ormanda sessiz sessiz duran bodur bir ağacın da kıymetini en iyi onlar bilirler. Zirveleri zorlarlar. Hep ön yargısız yaşarlar. En güç zamanlarında dimdik dururlar ayakta. Asla vazgeçmezler. Fırtınalara göğüs gererler, meydan okurlar, 'en' olurlar... Onlar hayatı küçültürler avuçlarında, kibrit kutusunda dünyayı taşırlar... Ve dostum, onlar başkalarının hayal bile edemeyeceği kadar akıl almaz yaşarlar avuçlarında tuttukları bu hayatı... Kaf Dağı'nın arkasından yıldız toplarlar günün tam ortasında, güneşe dokunurlar bir gece vakti, herkes uyurken...
Sana bir sır vereyim mi? Senin onlardan hiçbir farkın yok; ancak sen bahanelerinle kendini küçültüyorsun. Değer kaybediyorsun. Sen küçülünce, harfler büyüyor, yazarlar büyüyor, yazılar büyüyor, ressamlar büyüyor... Sen küçülünce mahalle büyüyor, sokak
44
önce Kendini Kazan
büyüyor, dünya büyüyor; kıçı kırık bir sınav büyüyor sen küçülünce.
Şimdi bırak bütün öğretilenleri, büyük sandıklarını... Ve sadece bir şeye inan: Sen yaratılmış her şeyden daha büyüksün! Senin inanıp harekete geçtikten sonra üstesinden gelemeyeceğin hiçbir şey olamaz!
Hemen bir ayna bul ve kendini seyret. Gücünü hisset. Orada bir adam göreceksin. Sana bana benziyor. Da Vinci'ye, Dali'ye benziyor. Sokrat'a, Hipok-rat'a benziyor. Onu diri diri gömemezsin toprağa, saklayamazsın ağacın arkasına.
Düşün bakalım, kendin için iyi şeyler yapmak istiyor musun? Ailen için, ülken için, dünyan için gerçekten iyi şeyler yapmak istiyor musun...
İstiyorsun biliyorum. Sen bir insansın, iyi şeyler yapmayı tabii ki istiyorsun. Peki hiç düşündün mü, seni durduran, hareket etmeni engelleyen şey ne? Garip ve acı ama seni durduran engelleyen tek yaratık sensin. Şimdi bu kitabın bundan sonraki kısımlarını okumadan önce kendine bir söz vermeni istiyorum.
45
Yerim Seni ÖSS
Şerefine namusuna değil, insanlığına söz vermeni istiyorum... 'Kendimi engellemeyeceğime söz veriyorum!' demeni istiyorum. Üç kere, beş kere, kırk beş kere değil, bir kere adam gibi inanarak söyle bunu: 'Bundan böyle hayatımın sonuna kadar kendimi asla engellemeyeceğime söz veriyorum!'
Kalem Arkası Ayrıntılar 09 Eylül 2006-16:30
Özürlülere yönelik bir seminer için Abant'a geldim. Seminer bitti ve ben az önce fark ettim, 'Dış görünüş mühim değil!' diyenlerin içinde, buna en çok inananlarm kör olan insanlar olduğunu. Ve az önce fark ettim yine; hiçbir ön yargısı olmayan bu insanlara bizim 'özürlü' dediğimizi!
Sen Nesin
Hayal et, sizin evin tam karşısına bir dükkan açtılar. Bu dükkanda 'Var' denince aklına gelen ne varsa hepsi var. Bisküviden şekerlemeye, inşaattan gemiye, hastaneden sigorta poliçesine kadar her şey var. Şimdi sana bunlardan sadece üç tanesini seç-me hakkı veriyorlar. Hangilerini seçerdin? En sevdiğin üç şey ne ve sen burada en çok hangi üç şeyle uğraşmaktan keyif alırdın?
46
Önce Kendini Kazan
Şimdi bu seçtiğin üç şeyi alt alta yaz ve o üç şeyin arasından en sevdiğini işaretle. Eğer emin olamıyorsan ya da karar veremiyorsan hemen mutlu ol; çünkü kararsızlık dünyadaki en zevkli şeydir. İş, yazı - turaya kalır©...
'İş, yazı turaya kalır!' dediğim anda seçtiğin bu üç şeyden birinin derhal elendiğine eminim. Şimdi geriye kalan iki şey için gerçekten de kararsızsan yazı tura atmak için bir tane bozuk para bul ve hangisinin yazı, hangisinin tura olduğuna karar ver. Kafan karıştı değil mi?
- Geleceğimi yazı turaya ya da şansa bağlayacak kadar aptal değilim!
diyorsun, duyuyorum. O halde tekrar düşün, en sevdiğin hangisi? Enine boyuna düşün! Bu konularla ilgili birer makale yazacak olsan hangisi seni daha çok heyecanlandırırdı? Seçtiğin konularla ilgili birer film yapılsaydı hangisini önce izlemek isterdin? Seç hadi, eğer hala kararsızsan yazı tura atmanın hiçbir sakıncası yoktur. Diyelim ki sen bu uçsuz şeyler şeyinden en çok kar eden şirketi, en iyi hastaneyi ve bir de dünyanın en büyük tünel inşaatını seçtin kendine... Bunların uzantısı işletme, tıp ve inşaat
mühendisliği olacaktır. Bunlarla ilgili aklına gelen ilk detayları hayal ederek alt alta sırala...
Mesela inşaat...
demir,
beton,
sıva,
proje,
plan,
çelik...
Mesela şirket...
çek,
bütçe,
muhasebe,
pazarlama,
satış,
ücret...
Mesela hastane...
hasta,
kan,
revan,
pansuman,
ameliyat,
dikiş,
iğne...
48
önce Kendini Kazan
• Bu alt maddelerden hepsini seviyor musun?
Hangileriyle uğraşmak seni daha mutlu ediyor. Evi barkı olmayan birine ev yapmak mı seni daha çok heyecanlandırıyor, yoksa kanamalı bir hastanın kanını durdurabilmek mi ya da batmakta olan bir şirketi kurtarmak mı?
Hangisi seni heyecanlandırıyor? Ve bu ilk elemede elenen bunlardan hangisi?
-Şirket kurtarmayı eledim; ama ben hem evsize ev vermekten hem de kanamalı bir hastanın kanını durdurmaktan zevk alıyorum.
•Peki söyle o zaman hangisini daha iyi yapabilirsin?
-İkisini de kimse benden daha iyi yapamaz!
•Peki İstanbul'u sana verseler 1 yılda mimarisini tamamen yenileyebilecek bir enerjin var mı?
-Var tabii ki.
•Peki aynı sürede 5.000 hastayı ameliyat edip hayata döndürmek mi, yoksa tüm istanbul'u baştan dizayn etmek mi?
İşte burada senin vereceğin iki çeşit cevap var:
Yerim Seni OSS
'1. Şey, aslında İstanbul'u baştan dizayn etmek; çünkü o zaman hastaneler ve yollar düzelir. Böylece kimse de kan kaybından ölmez!...
- Ben İstanbul'u yeniden inşa etmeliyim. Kararımı verdim, inşaat mühendisi olacağım.
2, Ben doktor olmalıyım ve hastalıklara çare bulmalıyım o hastalıktan ölmek üzere olan mühendisi doğuracak kadını kurtarmalıyım. Kadın doğurmalı, çocuk İstanbul'u yeniden dizayn etmeli.
Açıklama: Bu tamamen uydurma bir örnek sorgulamadır. Şimdi diyeceksin ki 'E, herhalde yani!' Kusura bakma dostum; ama inan bana bazı öğrencilerim ben bu örneği anlattığımda 'İyi de hocam, ben ne doktor, ne mühendis ne de işletmeci olmak istiyorum!' diyerek beni şoke ediyorlar...
Bu iki cevap da kesinlikle doğrudur; ama bunlardan biri kesinlikle sana daha sıcak gelecek. Bu noktada insanlara danışman, çoğu kez zaman kaybından başka bir anlam ifade etmez!
50
önce Kendini Ka^an
Keşkesiz Yaşa
Yukarıdaki örnek sorgulamayı kendin için yap. Kendi kendine bu soruyu dallandır ve sonuna kadar budaklandır! Bu senin hayatın. Sakın acele etme. Yavaş yavaş sindire sindire bul kendini... Nelerden hoşlandığını, neyi aradığını buluncaya kadar ara. Bu hayat senin ve şu anda aradığın şeyi bulman dünyadaki tüm matematik problemlerinin cevaplarını bulmandan daha değerli. Kendini öğreniyorsun şu anda. Emin olmalısın. Sağlam basmalısın, kendini bulmalısın... Dünyadaki tüm mucitlerin önce kendilerini keşfettiğini asla unutmamalısın. Sor, sorgula, kendini tanı. Bul ve çıkar kendini hayat denilen dipsiz kuyudan. Coğrafya seviyorsan kimya okuma, psikoloji seviyorsan tıp okuma, tarih seviyorsan matematik okuma...
Ne kadar farkındasın bilmiyorum; ama şu anda ciddi ciddi geleceğe dokunuyorsun sen. Birini bir yerlere götürüyorsun. Onu yanlışa ya da doğruya götürmen senin elinde. Geleceğin en büyük makine mühendisine sosyoloji okutup onu diri diri gömemezsin. 'En'leri, zirveleri, öteleri zorlamalısın. Yıllar sonra
51
Yerim Seni ÖSS
'Şimdiki aklım olsaydı...' diye başlayan o aptal cümle sana asla yakışmaz. Sakın söyleme sen onu.
- Ama insan keşkeleriyle yaşar, 'keşke' demekten korkmuyorum...
şeklinde bir 'geyik savunması' yapma sakın. Bırak, pişmanlıkları başkaları yaşasın, sen yaşama. Kendinle tanışman için devasa bir fırsat var şu anda karşında, geri tepme bu fırsatı. Kendi efsaneni yaratmaya ilk adımını atmak üzeresin. Şimdi her şeyi bı-rak ve sorgula kendini. Sen ne olmak istiyorsun? Başkalarının dediği, senin istediğinden daha anlamlı olamaz. Başkalarının senin hayatında ne kadar kıymetli olduğuna da sen karar ver.
Bir gün mutlaka öleceksin. Ve sen öldüğün zaman bugün sana akıi verenler senin mezarına gelecek ve üzerine toprak atacaklar, senin için 'çok iyi bir insandı!' diyecekler ve seni bir ıssızda yalnız bırakıp geri dönecekler. Kimse girmeyecek seninle mezara ve hiç kimse senin için sonsuz yasa bürünmeyecek. Sadece sen tutacaksın senin yasını ve yüzyıllar boyu sessiz kalacaksın. Velhasıl bir başına kalacaksın soğuk toprakta. Herkes işine geri dönecek ertesi
52
önce Kendini Kazan
sabah. Şimdi tekrar düşün bakalım, seni senden daha çok kim sevebilir? O halde herkesin fikrini almalısın; ama...
• Baban istiyor diye değil, sen istiyorsun diye doktor olmalısın...
• Annen istiyor diye değil, sen istiyorsun diye avukat olmalısın...
• Halk istiyor diye değil, sen istiyorsun diye milletvekili olmalısın...
• Parası çok diye değil, sen istiyorsun diye işletmeci olmalısın...
• İş imkanı olduğu için değil, sen istiyorsun diye öğretmen olmalısın...

Tüm beklentilerini öldür. Başkalarından medet umma.
3. sınıfı tercih eden insanlar gibi davranma.
Unutma, herkes yüce bir dehayla düşer dünyaya;
ancak çok azı kendini gerçekleştirebilir
ve onlar sadece beklentilerini öldürenlerdir.
53
Yerim Seni ÖSS
Sag^Uma
Eğer doğru olanı seçmişsen içinden bir şeyler kop-malı. Seçtiğin alanı düşündükçe seni bir heyecan sarmalı. Mesela 'hukuk' seçtiysen, anayasayı düşündükçe bir heyecan sarmalı seni. Eğer sarmıyorsa henüz tam anlamıyla kendini verememişsin demektir. Bunun sebebi ise, bir hedefinin olmamasıdır. Yani bir karar verdin; ama henüz bir hedef oluşturamadın. O halde sana acilen bir hedef lazım. Uykularını kaçıran bir hedef... Düşündükçe coşacağın bir hedef lazım.
Mesela hukuk seçip hedefini de 'avukat olmak!' diye belirledinse bu elbette seni heyecanlandırmayacak, uykularını kaçırmayacaktır; çünkü bu, sıradan bir hedeftir. Herkesin yapabileceği bir şeydir. 'Ama bana göre benim zirvem budur!' falan demeye kalkma, cidden bozuşuruz. Ben sevmem öyle sıradan avukat mavukat... Hiç olmazsa 'En iyi avukat olmak' gibi bir hedef belirle kendine.
Ayrıntı: Neden en iv' "'man için bu kadar baskı yapıyorum, biliyor mus r? Çünkü bir işi iyi yapmak, aynı işi kötO yapmaktan daha kolaydır. Bir işi en iyi yapmak da aynı işi iy' yapmaktan daha kolaydır. Eğer bu
54
önce Kendini Kazan
böyleyse ve sen sadece biraz daha dikkat ederek, daha iyi, biraz daha fazla dikkat ederek de en iyi olabiliyorsan, neden ısrarla ikinci olmaya razı oluyorsun?...
Kalem Arkası Ayrıntılar 15 Eylül 2006-11:00
Bu sabah bizimle çalışan çaycı kadına:
Abla, rica etsem bugün demleyeceğin çayı kötü yapar mısın?
dedim. Hatice Abla önce uzun uzun yüzüme baktı:
-Nasıl yani, kötü?
diye sordu. Anlamadığı, yüzünden belli oluyordu. Bu sefer açıklama yaptım:
-Basbayağı kötü bir çay demlemeni istiyorum abla. Misafirlerim gelecek, sordum, kötü çay içmek istiyorlarmış.
Hatice Ablanın kafası iyice karıştı ve bana anladığının doğru olup olmadığını teyit etmek amacıyla:
-Yani önce demleyeyim çayı, sonra bekleyeyim bayat lasın mı Erdal Bey, öyle mi?
diye sordu. Ben biraz daha sert bir dille tekrar ettim:
-Yahu sen ne anlamaz bir kadınsın! Sana kötü bir çay demle diyorum, anlamıyor musun?...
Yemin ediyorum, kadın bunu anlamadı; ama anlamış gibi yapıp aşağı indi... Gitmiş personele sormuş:
55
Yerim Seni ÖSS
- Erdal Bey benimle dalga mı geçiyor anlamadım. Kö tü çay yap diyor bana! Ben nasıl yapayım?
demiş. Çocuklar bana gelip sordular:
- Hocam, ne demek istiyorsunuz?
- Oğlum, anlamıyor musunuz siz ya! Kötü demlenmiş bir demlik çay istiyorum ben. Hepsi bu!

dedim. Anlamadıkları için sustular. Aşağıda bunu sorabilecekleri kimse de yoktu. Hakan, ürkek bir şekilde bozdu sessizliği:
- Nassı yani ya?
- Yahu öyle istiyorum. Allah Allah!... Şimdi gidin ve bana bir demlik kötü çay yapın!

dedim. 'Tamam' deyip aşağı indiler. Toplanmışlar! Bu teklifimi değerlendirmişler ve yaklaşık bir saat sonra anlamayı başarmışlar. Çayın içine nane, limon, süt tozu falan dökmüş, öyle yapmışlar çayı... Bir bardak çay getirdiler, içtim; ama beğenmedim, istediğim kadar kötü bir çay olmamıştı. Sonra topladım personeli ve onlara:
- Gördüğünüz gibi, iki saattir kötü bir bardak çayı yap mayı beceremediniz. Kötü çay yapmak için geçen zaman, harcanan emek, iyi çay yapmak için harcanan zamanın en az 10 katıdır. Peki, acaba nasıl oluyor da insanlar iyi olanı yapmak daha kolayken, işlerini kötü yapıyorlar dersiniz?

dedim. Kimse bir şey ani.ir,-,ad!, herkes her şeyi anladı...
önce Kendini Kazan
Kendini Ciddiye Al
Ciddiye alman gereken tek insan bizzat sensin. Şimdi ayağa kalk ve aynanın karşısına geç!... Gördüğün insana yakından bak! Yaklaş ve daha yakından bak! Bu dehşet bir şey.
Sana göre en ünlü, en başarılı, en büyük olan kişiyle karşı karşıya olsan neler hissederdin? Titrer miydin? Heyecanlanır miydin? İnanılır gibi değil bu; ama şu anda gözlerine baktığın bu insanı akla zarar mevkilere getirebilirsin. Ve hatta o kadar büyütebilirsin ki onu, bakanlar, başkanlar titrer karşısında... Ne büyük bir lütuftur ki sen dokunabiliyorsun şu anda ona!...
Kendine olan saygını büyüt. Değer ver kendine. Kim inanır bugün, bir gün bu aynadaki adamın zirveleri zaptedeceğine. Hesap et ki sen bile inanmıyorsun. O halde sen bile inanmıyorsan ona, kim inanır Allah aşkına? Hadi kucaklaş ve barış onunla.
Unutma, kendini reddetsen bile hep orada olacaksın, varsın,
işte oradasın... Kendinden kaçamazsın. Nereye gidersen git,
o aynadaki seninle gelecek, ona sahip çık,
yalnız bırakma onu yabanda.
57
Yerim Seni ÖSS
Eğer bir mucize olmaz, zaman durmazsa günün birinde; sürekli bir geleceğe doğru gidiyor olacaksın. Ve bunun tabii sonucu olarak sen de tıpkı senden öncekiler gibi gelecekte mutlaka bir şey olacaksın. Ve ne olacağın kesinlikle şu anki tercihine bağlı. Peki neden iyi bir şey olmayı tercih etmiyorsun?
Hedefini Büyüt
Hukukçu olmak istiyorsan, heyecanlanman ve kendi efsaneni yaratman için 'Ben dünya hukukçular birliği başkanı olacağım!' gibi uçta bir hedef belirle, inanarak oluşturduğun böyle bir hedef senin enerjini zirveye taşır. Yani özetle senin bir 'en'lik iddiasına ihtiyacın var. Bu arada illa 'Hukukçular Birliği Başkanı' olman da gerekmez. Mesela 'Ben meslek hayatı boyunca hiç dava kaybetmemiş bir avukat olacağım; ama henüz kimse bunun farkında değil. Bu yüzden, acilen bir hukuk fakültesini bitirip faydalı olmak adına bunu insanlarla paylaşmam lazım!' diyebilirsin.
Bu ve buna benzer iddialı ifadelerle kendini köşeye sıkıştırmış olacaksın ve ona uygun yaşamaya başlayacaksın.
58
önce Kendini Kazan
Etrafında bulunan insanlar her seferinde alaylı bir ifadeyle, sen daha avukat olmadan:
- Ooo, bakın kim geliyor? Dünyanın en iyi avukatıy- mış da, mış mış mış da...
gibi cümlelerle sebebini kendileri de bilmeden sözde seni aşağılayacaklar ve işte tam bu esnada eğer inancın tam değilse, birçok insan gibi sen de bu iddiandan vazgeçeceksin. Eğer inancın tamsa, her seferinde bu ifadeler seni daha da güçlendirecek ve her defasında başını daha dik tutarak, hatta yapılan ironiyi hiçe sayarak:
- Evet doğru bildiniz. Ben dünyanın en iyi avukatı yım! Hukuki bir sorununuz mu vardı?
diyerek kararlılığını göstereceksin.
Böyle bir iddiaya inanmak ciddi ve zor bir iştir. Aslında böyle bir iddiaya inanmayı sadece 'zor' diye nitelendirmek yanlış olur; çünkü bu, işin tamamıdır, çünkü inanmak ciddi ciddi her şeydir. Büyük bir iddiayı ortaya atıp buna inanmak o kadar zordur ki ta-rihte sadece silinmeyen izler bırakabilen insanlar başarabilmiştir bunu ve her seferinde çılgınlık olarak kabul edilmiştir onlardaki bu zirve merakı.
59
Yerim Seni ÛSS
Hedef Belirleme ve Özg^elecek
Alanını seçtin, tarım. Şimdi bu alanda kendini en iyi hissedeceğin bir zirve seçme zamanı. Dolayısıyla sana acele tarafından bir 'Özgelecek*' lazım.
Ziraat mühendisi olmak istiyorsan ve senin ülkene herkes 'tarım cenneti' diyerek gıpta ile bakıyorsa, sen ithal ettiğin muzdan, ithal ettiğin buğdaydan, pirinçten, mercimekten utanıyorsan, her yıl memleketine tatile giderken bomboş yatan arazilere bakıp acı çekiyorsan ve bunu düzelterek dünyanın en verimli topraklarına sahip olan ülkeni dünyayı doyuran bir cennete çevirmek istiyorsan sana aşağıdaki gibi bir özgelecek lazım...
*Özgelecek: Hedefin sistematize edilmiş halidir...
60
önce Kendini Kazan
Yukarıdaki grafik senin özgelecek grafiğindir. Ve bu grafikte gördüğün her nokta senin için ulaşılması zaruri bir ara hedef statüsündedir. F noktası ise nihai hedefindir. Öyleyse 'A' noktası senin hareket noktan-dır. lOAI doğrusu senin 'O (sıfır)'da olmadığını, bir değer arz ettiğini ve şu anda ne ifade ettiğini gös-teriyor... I AFİ gitmen gereken yolun en kestirme uzunluğudur.
Şimdi her bir noktanın ne anlama geldiğini birlikte inceleyelim...
Not: Son cümleyi yazınca bir anda kendimi o adamlardan biri gibi hissettim©. Allah Allah!... Tarza bakar mısın? 'Birlikte inceleyelim, lıep beraber balıçeye çıkalım, derin nefes alalım...'Neyse devam edelim©...
B - 2007: ÖSS'yi yedin ve istediğin üniversitenin ziraat fakültesini kazandın. Her sabah okula giderken 'Benim sadık yarım kara topraktır!' türküsünü dinlemeye başladın©...
C - 2011: Okul bitti, kuşburnu işleyen bir kurumda işe girdin. Henüz kuşburnuyla ilgili bir fakülte yok; ama sen kuşburnu hakkında okumadık, öğrenmedik, görmedik hiçbir şey bırakmadın ve adeta ihtisas yaptın.

Yerim Seni ÖSS
Ç - 2015: Kuşburnu uzmanı oldun. Kuşburnu hakkında bilmediğin hiçbir şey kalmadı. Bir proje hazırlayarak ilgili bakanlığa sundun. Kuşburnuyu meşrubata dönüştürüp dünya pazarına sunmaya ilişkin projen onaylandı. Üretime geçmeden önce çok iyi bildiğin dünya kuşburnu pazarını ve meşrubat sektörünü girişimcilerin dikkatine sundun. İlgili girişimcileri bir araya getirdin. Her şey hazır. Türkiye'de kuşburnu ekmene müsait olan her yere kuşburnu ektiniz... Sonra toplama, arıtma, dönüştürme vs. tesisleri oluşturdunuz. Sonra 'Kushsu' ismiyle ürettiğiniz bu meş-rubatı dünya pazarına sürdünüz.
D - 2020: Kushsu dünyada en çok tüketilen meşrubat oldu ve sen bir avuç tohumla topraklarımızı coşturmanın keyfini yaşadın.
E - 2025: Dünya devleri seninle baş edemiyor. Buranın 'Türkiye', senin de 'o adam' olduğunu anladılar ve pes ettiler...
F - 2030: Kuşburnu o kadar revaç bir ürün oldu ki dünyanın her tarafında senin gözetiminde, kuşburnu fakülteleri kurdun...
Uyarı: Yukarıda anlattığım örnek ve bu kitapta adı geçen diğer örnekler sadece birer örnektir. Bu örnekler
62
önce Kendini Kazan
kendi hedefine uyarlama yapabilmen için kurgulanmıştır; ama bir şeyi itiraf etmeliyim, canım fena halde Kushsu çekti, olsa da içsek©...
Anlayamadıklarımdan: Hiç düşündün mü 'kola' denilen o siyah suyu icat eden adam, yani Bay Coca Cola©, insanları bunu içmeleri konusunda nasıl ikna edebilmiş? Ben çok düşündüm ve bunu hiçbir zaman anlayamadım. Kola içerken kendine bir kutunun içinde siyah bir suyun sunulduğunu hayal et ve öyle iç bakalım neler oluyor? Eğer hayal gijcün sağlamsa bu denemeyi yaparken ilk fırtı çektiğinde diline asit çarpar çapmaz telaşlanacak ve hatta tüküreceksin©... Şimdi bir daha düşün? Sıradan bir insan, üstelik yüzlerce zararı olduğu bilinen, hatta içinde nelerin olduğunu kimsenin bilmediği bu siyah sudan dünyanın en pahalı markasını nasıl oluşturmuş olabilir?... Sonra yukarıda verdiğim 'Kushsu' örneğini tekrar incele. Eminim, ilk okuduğunda uçuk gelmişti; ama bu denemeden sonra oldukça sıradan bulacaksın... E hadiiiil...
Hiç Anlayamadıklarımdan: Hadi kolaya 'Soğuk içiniz!'
dedi milleti gaza getirip içirdiler diyelim. Bu çay nasıl olmuş ya? 'Sıcak için, gırtlağınızı yakın, iyice hararet bassın...' Ha, bu arada bir de malum geyik var. Çaydan başka hiçbir şey hararetimi kesmiyor? Nassı yani ya©...
63
Yerim Seni OSS
Asla Anlayamayacaklarımdan: Diyelim ki, tamam, kabul ettirdi çayı ve içirdiler bize. Bunu nasıl bir de kültüre dönüştürmüşler? 'Çayı koyun geliyoruz... Çay içip gideceğiz... Hiçbir şeye gerek yok, çay olsun yeter...'
üstelik ben hiç inanmama rağmen 'Zararları var!' diye zaman zaman rencide edilen çay, nasıl olmuş da olmazsa olmaz bir içecek olmayı başarmış dersin? Heyecanlandım valla, 'Kushsu' çok satacak, çok©.
Şimdi lABI doğrusunun olduğu alanı mercek altına alıyoruz, hep birlikte©.
64
önce Kendini Kazan
Her A noktası bir ayı temsil ediyor ve her ayın kendine göre bir planı var. Dolayısıyla IAAA1İ doğrusunun da bir planı var...
4-»Hk
Her A noktası bir haftayı temsil ediyor.
O m 2. â. 4- s. -
65
Yerim Seni ÖSS
Böylece bu bir haftayı da günlere böl ve her gün için bir program yap, sonra aksatmadan o programı uygula ve bitir o işi. Bu kadar detay görmemizin tabii ki bir amacı var. Bununla her günkü yanılma payımızı bularak yapmış olduğumuz plana anında müdahale edip özgeleceğimizde oluşabilecek muhtemel sapmayı engellemek amacındayız... Şimdiye kadar bu şekilde detaylı bir plan yaparak bunu uygulayan ve hedefine ulaşamayan hiç kimseye rastlanmamıştır.
Meraktan soruyorum: Bu sınavda çıkacak olan sorular belli mi? Konular belli mi? ÖSYM tuhaf bir sürpriz yapar mı? Yani kalkıp 'Çaldıran Savaşı' dururken 'ÖSYM'nin tarihçesi'diye bir soru sorar mı? Hayır. Peki bu sınavda herhangi bir torpil ya da adam kayırma var mı? Yok. Peki bir insanın çalışıp da kazanamama ihtimali var mı? Yok! E, be kardeşim madem böyle, sen neden kazanamıyorsun bu sınavı?
Şimdi en başa dönelim.
66
I
Önce Kendini Kazan
F nokfası senin nihai hedefini gösteriyor. I AFİ'ye giden yolda çeşitli ara hedeflerin var. Bu ara hedefleri geçmeden 'F' noktasına gidemezsin. Futboldaki gibi... Yani final oynamak için ön eleme turlarını falan geçmen gerekiyor. Çeyrek finali geçmen gerekiyor. Bunun gibi... Eğer hedefin 2030 yılında bir zirve noktaya yerleşmekse ki öyle, bu durumda senin için 'B' noktası geçilmesi gerçekten de son derece kolay bir noktadır. O halde B noktasını kontrollü bir şekilde hafife alacaksın.
- Benim gideceğim yere bakınca B noktası çok basit bir yerdir ve ben gerekeni yaparsam burayı kolayca geçerim.
İşte bu tavır senin 'B' noktasından korkmanı engelleyecektir. Öyleyse 'B' noktasını kabul et; ama ondan korkma... Gereken nedir o zaman, şimdi ona bakalım!
Hedefine Kilitlen
Senin artık bir hedefin var ve hayalindeki o zirve seni bekliyor. Seni ciddiye almayanlar vardı ya hani! Senin onlardan farkın, asla bir hedefinin olması değildir. Senin en büyük farkın: Onların hayal bile
67
Yerim Seni ÖSS
edemeyecekleri bir hedefinin olmasıdır. Şimdi onlardan seni anlamalarını beklemenin ne kadar anlamsız olduğunu anladın mı? Elbette ki seni anlamayacaklar.
Derhal konunla ilgili birkaç dergiye abone ol, birliklere ya da derneklere üye ol. Hiçbir şey yapamıyor-san günde 10 dakika internetten araştırma yap. Bu senin hedefine daha da bağlanmanı ve çok daha büyük düşünmeni sağlayacaktır.
Bütün bunları yaparken kendini daima o zirvede gör. En tepedesin, unutma! Hiç farkında olmayacaksın, yürüyüşün bile değişecek.
Hedefinle ilgili fuarları araştır. Nerede fuar varsa oraya git. Asla ÖSS'ye hazırlanan bir öğrenci gibi davranma, geleceğe dokunan o 'Zirve Adamı' gibi davran, TIME dergisine kapak olan o adam gibi.
TIME'a kapak olduktan sonra herkes büyük düşünür.
Sen şimdiden büyük düşün ki TIME'a kapak olduğunda
yer yerinden oynasın. Sen bile şaşır,yaptıklarını düşününce.
68
.^
önce Kendini Kazan
Kararlı ÛU
Bölümünü netleştirdikten sonra okulunu da belirle ve ondan sonra sakın ağzından ikinci bir tercih çıkmasın... 'Boğaziçi Elektronik' mi dedin? Tamam, 'ODTÜ Bilgisayar' olmaz artık. O iş bitti. Senin için artık geri dönüş yok! İstersen bir daha düşün ve öyle karar ver...
- Hele sınava girelim, gelen puana göre tercih yaparız.
şeklinde bir beklenti oluşturmak, çok amatör bir tavır olur ve bu sana asla yakışmaz! Böyle düşünenler için rüzgarın ne yandan estiği de çok önemli değildir; ama sen buna karşı çıkacak ve rüzgarı mutlak surette arkana alacaksın.
Kararlı ve azimli olmak olağanüstü açılımlar sağlayacak sana. Buna bir inan, yemin ediyorum rüzgar sırf senin için yön değiştirecek ve asla sana karşı es-meyecektir.
Yürümeyi bilenler için, rüzgar daima arkadan eseri
69
Yerim Seni OSS
Tekrar ediyorum, sakın yönünü değiştirme, sabırlı ol ve seyret bakalım neler oluyor? Azmin karşısında sana karşı direnen rüzgar bile pes etmek zorunda kalacak, göreceksin.
- Peki; ama ya öyle olmazsa?! • Eğer öyle olmazsa, sen yeteri kadar kararlı olamamışsın demektir.
Bunun sıradan bir motivasyon cümlesi olmadığının altını çizmek istiyorum ki bu, asla seni harekete geçirmek için söylediğim bir cümle değil. Dikkatle incelersen tarihte iz bırakan hiçbir insanın bu dediğimi yapıp başarısız olduğuna şahit olamazsın. Düz ba-kışla:
- Ben de onlar kadar kararlı ve inançlıyım; ama olmuyor!
diyebilir ve daha cümlen bitmeden çelişebilirsin; çünkü onlar asla 'İnanıyorum; ama olmuyor!'demediler. 'Olmuyorsa ben yeteri kadar İnanmıyorum. Daha fazla inanmalıyım!' dediler. İnançlarını sorguladılar, olup olmamasını değil; çünkü biliyorlardı zirveleri
70
önce Kendini Kazan
zaptedenlerin 'İnanarak çalışmak'tan başka hünerinin olmadığını.
İnan; Çünkü İnanmak Her Şeydir
Bir karar verip, hedefini de belirledikten sonra ilgili hedefe inanma süreci başlayacaktır. Bu süreçte ne olursa olsun, asla geri adım atmayacaksın. Kim ne derse desin, vazgeçmeyeceksin.
- Ne yapıyorsun? diye sorduklarında,
- Dünyanın en iyi avukatı oluyorum.

diyeceksin; çünkü sen her geçen saniye başka bir şey oluyorsun. Tıpkı ocağın üstünde kaynamaya bırakılmış bir su gibisin. Hedefin kaynamaksa, su ısındıkça kaynamaya yaklaşıyorsun demektir. Yani sana sorduklarında sen asla
- Ben ılık bir suyum!
demeyeceksin.
- Ben kaynayan bir su oluyorum...
diyeceksin ve bundan en ufak bir şüphen olmayacak. Sen eğer ocağın üzerinde kaynamaya bırakılmış bir suysan, her geçen saniye biraz daha ısınıyorsun
71-
Yerim Seni ÖSS
demektir. O halde bunu söylemende hiçbir sakınca yoktur; çünkü bu, gerçeğin ta kendisidir.
Böyle bir tavır içerisine girmen, beyninin de senden yana çalışması anlamına gelir. Bu da beyninde bulunan eski kayıtların etkisinin azalması ve bir şekilde 'Benden bir şey olmaz, ne yaparsam yapayım başaramam!...' şeklinde mevcut bulunan kayıtlarının bu yeni kayıtlarla ötelenmesi demektir.
İnanmak Parasızdır
Satranç oynamak için devasa tesislere, milyar dolarlık yatırımlara yüz binlerce personel istihdamına, yetişmiş kalifiye güce ihtiyaç yoktur. Sadece bir satranç tahtasına ve 32 tane taşa ihtiyaç vardır. Peki hiç düşündün mü, biz neden bir 'Dünya Satranç Şampiyonu' çıkartamıyoruz? Ben söyleyeyim; çünkü çok az şeyi inanarak yapıyoruz da onun için. Eğer bir inanırsak var ya, destanlar yazarız biz. Yüzyıl önce bir kere inanmıştık, hatırlarsın©.
Neden olmasın: Diyelim ki şimdi ilkokul 3. sınıfa giden Fatih Mutlu'ya babası bir satranç takımı alsa ve onu
72
'Sen Dünya Satranç Şampiyonu'sun yavrum, bilgisayarda kovboyculuk oynamak yerine satranç oyna evladım!' diye inanarak motive etse, sence Fatihi buna itiraz eder mi? Etmez; çünkü bu da bir oyun ve Fatihler oyun oynamaya bayılırlar... Sonra zaman geçer, sırf babası ve oğlu inandığı için Fatih Mutlu güle oynaya masrafsız bir şekilde Dünya Satranç Şampiyonu olur, biz de hava atarız©...
Başarımız Olmanın Temel Prensipleri
Başarısız olmanın 4 temel sebebi vardır. Bakalım bunlardan hangisi sana uyuyor?
Önce Kendini Kazan
1. Geri Zekalılık
Bir insanın başarısız olması için olmazsa olmaz şartlardan birisidir geri zekalı olmak. 'Yapıyorum, yapıyorum olmuyor!' şeklinde tezahür eder geri zekalılık...
- E kardeşim, yapıyorsun yapıyorsun olmuyorsa yanlış yapıyorsun demektir. Allah Allah!...
- E, ne yapayım?
- Başka türlü dene.
Yerim Seni ÖSS
- Haa... Haklısın...
Birde 'Haklısın!' diyor ya, deli oluyorum... Neyse, geri zekalı olmadığını MEB'deki herkes kabul etmiş ki bugünlere kadar gelmişsin. Demek ki senin başarısız olma sebebin 'geri zekalılık' değil.
2. Hainlik
Hain olabilirsin! Hani 'Yediği kaba tüküren!' derler ya Anadolu'da... Annen baban senin her dediğini yapıyor; ama sen ısrarla başarısız olmayı tercih ediyorsun. Yani dolaylı bir ihanet söz konusu olabilir. Bu bazen bilmeden, bazen de bilerek yapılır. Bilmeden yapıldığında bu 'ahmaklık' olarak değerlendirilebilir; ama eğer bilinçli olarak yapılıyorsa bu düpedüz ihanettir ve içten içe:
- Babamı nasıl rezil ediyorum ama?...
- Annem bileziklerini verdi okumam için, bak ben ne yapacağım onlara?

gibi ifadeler ancak bir hainin ağzından dökülebilir. Gerçi ben, duygusal bir millet olduğumuzun da bilinciyle bu şekilde bir öğrencinin bu topraklarda yaşadığına inanmıyorum. Araya karışmışsa onu da bilemem...
74
ünce Kendini Kazan
3. Yalancılık
Yalancı olman lazım. Boyuna kendini kandırıyor olman lazım. Çalıştığını iddia edip çalışmıyor olman lazım. Hani filmlerde coğrafya kitabının içine Teksas, Tommiks koyan tipler vardır ya, onlar gibi yani. Bu sık rastlanılabilen bir durumdur. Birebir aynı olmasa da:
- Film biter bitmez derse çökeceğim.
- Biraz chat yapayım, sonra sabaha kadar ders çalışacağım.
- Üniversite okumak şart değil...

Bu ve buna benzer yalanlarla insan kendini yavaşlatır ve kendine hile yapar, bir şekilde kendini kandırır.
Not: Yalan bazen iyi bir silahtır, insan kendini geliştirebilir yalanla. Kötü bir insan her gün yalandan da olsa 'Ben iyi bir insanım!' diye diye kendine telkin etse, beyni belli bir zaman sonra yeni bir yaşam tarzı geliştirir onun için ve iyi bir insan olma yolunda büyük adımlar atar. En azından kötü insan olmaktan kurtulabilir. Çok ciddiyim. O halde, bile bile kendini geri götürmek, enayice kendini kandırmak hakikaten akla ziyan bir durumdur.
75
Yerim Seni ÖSS
4. Tembellik
Tembel olman lazım başarısız olman için. Sanırım en çok bu uyuyor bizim toplumumuzda başarısız olanlara. Çalışmıyorsun, çalışmadığını da biliyorsun; ama bir türlü önüne geçemiyorsun tembelliğinin.
Deney: 1354 fare üzerinde bir deney yaptık ve peynir bulamayanların tembel olan fareler olduğunu gördük. Gerçi hepsi buldu peynirini. Sonra Tembel fare yoktur!' diye bir tez geliştirdik. 'İnsan bir fare kadar da mı olamıyor peki?' dedik ve konuyu derinlemesine araştırdık. 'Olamıyor; çünkü insan her ne kadar da alyuvar açısından fareye benziyor olsa da, fareye göre farklı olarak beklentilerle yaşıyor ve bu beklentiler onu tembelleşti-riyor.' şeklinde bir kanaate vardık. Böylece farenin hiçbir beklentisinin olmadığını ve kendi işini daima kendi yaptığını da keşfettik. Eğer bir gün bir fare ilgili peyniri bulamamışsa, muhtemelen cevval bir bilim adamı tarafından, peynirsiz bir ortamda 'Acaba farenin sırtında insan kulağı yetiştirebilir miyim?' deneyine maruz bırakılmış demektir.
Tembellik', bir işi yaparken, o işin bir alternatifini keşfedip, rahatlık bölgsine ulaşıldığında ortaya çıkan duruştur.
76
önce Kendini Kazan
Sanırım senin de sorunun bu ve eğer sende yalan, ihanet ve geri zekalılık yoksa, yani sadece tembel-sen işimiz çok kolay. Çok basit bir şey tavsiye edeceğim: Yerinden kalk ve kendine iki tane sağlam tokat at, içindeki o yaramaz tembel yaratığa:
- Yeter ulan artık bu kadar tembellik! Sen geleceği karartacak yetki ve yeteneği kimden alıyorsun. Buna hakkın yok!
de. Bu tokat içindeki çalışkanı dışarı çıkaracak ve seni hareketlendirecektir. Şimdi sıkı dur, eğer bunu söylemene rağmen harekete geçemiyorsan bunu yalandan söyledin ve buna inanmıyorsun. Yani sen koca bir yalancısın, bu bir. Ayrıca sen bir hainsin, geleceğe ihanet ediyorsun bu iki. Ve bir de üzgünüm; ama MEB'e ve tüm yetkililere rağmen, sen ciddi ciddi bir geri zekalısın, bu üç...
Şimdi ne yapıyorsan yap. Hiç çalışmama hakkın da var. Öylece kal, olduğun yerde. Git mesela kendine bir tane VCD al ya da DVD. İzlediğin filmleri tekrar tekrar izle. Dizi filmler var mesela, çok güzel, onları izle. Bir tane bilgisayar bul ve ara vermeden chat
Yerim Seni ÖSS
falan yap! Hatta git kahvede okey mokey oyna. Bunlardan büyük zevk alacaksın. Hem de cidden çok büyük zevk alacaksın. Hiç garip karşılamam seni ben. Yine bir şeyler yapmış oluyorsun sonuçta. Ve ne gariptir ki yaptığın bu gıvır zıvır şeyler çalışmak-tan çok daha zor; ama sen bu gıvırları zıvırlan daha çok seveceksin. Çünkü sen çalışmanın zevkini henüz tatmadın. Aman Allah'ım... O ne büyük bir zevktir öyle? Ve hiç tereddüt etmeden söyleyebilirim ki oyunların şahı çalışmaktır. E, dedik ya sen sadece tembel değilsin; hain, yalancı ve geri zekalısın; tabii ki eğer çalışmak için halen harekete geçip, kendine rağmen başarmaya ant içmiyorsan.
BL Bir Oyun
Hayat öyle anlatıldığı gibi zor ve çetrefilli bir süreç değil; aksine çok kolay ve oldukça da eğlenceli bir süreç. Aslında hayat denilen bu şey, sadece bir oyun. O halde gerekeni yap ve şu andan itibaren her şeyi bir oyuna çevir. Bütün bu yaşadıklarına ve yaşayacaklarına 'hayatın gerçekleri' de diyebilirsin; bunlar 'bir oyundur' da diyebilirsin...
7B
rOtıce Kendini Kazan
Eğer sen bütün bu olup bitene hayatın gerçekleriymiş gibi bakarsan, gerçekler bazen kırıcı, yıkıcı olur, hatta acı verir ve seni üzer bazen gerçekler. Eğer sen bu yaşadıklarına bir oyun gibi bakarsan, başına ne gelirse gelsin, yaşamaktan daima zevk alır ve her zaman mutlu olursun.
Bir gün yeğenim Burak'a dönerek şöyle demiştim:
-Oğlum Burak, bugünlerin kıymetini iyi bil.
Bir daha geri gelmez bu zamanlar...
O da bana şu tarihi lafı etmişti:
-İyi de amca, ne yapayım?
O
ataç ikon Yerim Seni ÖSS
kitaba 10 verdi
0 yorum
Thranduil

Thranduil

@thranduil

Kitap daha çok sınavı biraz hafife alma, heyecanı giderme, sakinleşme için okunabilecek bir kitap. Motivasyonu arttırmak için faydalı. Yine de kitapla ilgili bazı problemlerim var.

1- Öncelikle söylemek isterim ki, "en" hedeflemekte, en iyi öğretmen olmayı hedeflemek ile en akıllı insan olmayı hedeflemek aynı değil. O yüzden kendine "ben en iyi öğretmenim" demek, gaz vermek, motivasyon için faydalı bir söylemken, birinin "ben en akıllı insanıyım" demesi, daha çok kendini kandırma ve egoyla alakalı bir söylemdir. O yüzden yazarın kendisini dünyanın en akıllı insanı ilan edişi, iticilik katıyor doğrusu. Şampiyon gibi davranmanın bir dozu mu olmalı ne?

2- İnsanları biraz yanılttığını düşünüyorum. Güzel gaz veriyor ama inanmak her şey değildir. Maalesef değildir. Öyle ki, zekanın gen ve çevre faktörü ihmal edilerek, sadece bir kişinin gayretiyle "enlere" ulaşılabileceğini savunan bir yaklaşım içerisinde. O yüzden bu kitap daha çok, tembel ve üşenerek zekasını kullanmaktan acizlerin silkinmesi için bir kitap bana kalırsa. Yani demek istediğim şu ki, herkes öylece "vay be çalışacağım ve NASA'ya gireceğim" diyemez. Sadece içindeki cevheri arama isteğine yol açma gibi bir faydası dokunabilir. Ne istediğini bilen biriyseniz, buna çok ihtiyacınız olmayabilir.

3- Şuana kadar aldığınız notlar belli. Ortalamalarınız belli. Yapabileceğiniz en iyi hedefi seçin, istediğiniz en büyük hedefi değil. Yoksa hayal kırıklığı olacak ve bu kitaba küseceksiniz. Kendi çevremde bu kitabı okuyup gaza gelen ve "Bekle beni Boğaziçi" diye bir yıl boyunca gezen ve kazanamayınca adeta kitaba kin besleyen insanlara rastladım... O yüzden hedefinizi bu kitabın abarttığı kadar yüksekte tutmamakta yine fayda var.

4- "Zor ders yoktur," sözüne katılmadım. Herkes için zor gelen bir ders yoktur, böyle bir genelleme yapılamaz. Ama zor ders diye bir şey vardır. Ha, yine çok çalışıp başarılı olma ihtimaliniz var ama hep uzun yoldan gitmeniz gerekecektir. Matematikte 11. sınıfa kadar başarısız olmuş ve bu kitapla gaza gelip matematiğe çalışmaya başlamış ve antremanlarla matematik kitabını almışsanız, sizin yapacağınız netlerle, 1. sınıftan beri matematikte başarılı öğrencinin yapacağı net aynı olamaz. Diyelim ki ona yaklaşık bir net istiyorsanız, onun çalıştığının 5 katı kadar falan çalışmanız gerekecektir belki de. Bu da daha fazla zaman harcama ve diğer dersleri ihmal etmenize yol açacaktır ve her türlü hep uzun yoldan, hep çetin yoldan başarıya ulaşacaksınız demektir, bu da bir dersi zor kılmaz mı zaten? Yine 11. sınıfa kadar kitaplardan nefret eden bir öğrenci, paragraf sorularında kazanabileceği başarılarını çok uzun yoldan halletmek zorunda kalacak. Hatta, direkt Türkçe dersini belki... Ha, yine de, bu demek değil ki zor gelen dersleri bir kenara atın, sadece iyi olduğunuz dersleri geliştirin. Ben sadece zor dersler olduğunu ve zor dersler için daha çok çalışılması gerektiğini söylüyorum. Zor ders vardır ama başarılı olmakta imkansız bir ders yoktur elbette.

5- Başarısızlığın nedeni olarak sadece dört temel sebep sunulması: Geri zekalılık, hainlik, yalancılık ve tembellik. Bunlar başarısızlık nedenidir ve katılmadığımı söyleyemem ama hayat bu kadar basit değil. Hiç kurs ya da dershaneye gidemeyen, kitaplar çok pahalı diye daha ucuz yayınevlerini tercih etmek zorunda kalan öğrenciler de vardır mesela. Her ne kadar iyimser olursak olalım, maddi durum öğrencinin başarısını mutlaka etkiler. Peki bu neden hangi prensibe girer? Bu tarz unsurlarda yazarın tavsiye edebileceği bir şey yoktur ama başarısızlığın nedenlerinde bu tarz unsurlar mevcuttur.

Bunun dışında, faydalı bulduğum maddeler de yok değildi.

1- Güldürüyor ve bir şekilde, ÖSS'yi gözünüzde biraz daha küçültüyorsunuz. Korkmayı biraz da olsa bırakıyorsunuz. Zaten kitabın büyük amacı, sınav korkusunu yenmenizi sağlamak. Bu amacını büyük ölçüde gerçekleştiriyor denebilir.

2- Samimi anlatım ve sistemden değil öğrenciden yana oluşu "beni anlayan biri var," fikrini doğuruyor okuyucuda. Bir şekilde stresli ÖSYM adayı bu kitapla heyecanını gideriyor.

3- Kitaptan almak istediğinize göre ne zaman okuyacağınızı seçerseniz daha zevk alırsınız. Ben sınava bir hafta kala okurken, tek isteğim biraz motivasyon ve heyecanımı azaltmaktı. Eğer siz, birilerinin size yön vermesini istiyor, tembelliği yenmek için gaz istiyor ve yine kararlı olmak ve bunda duruş sergilemek, kendinize güveninizin artmasını istiyorsanız muhtemelen sınavdan 1-2 sene önce okumanız en iyisi olacaktır. Sınavdan 1 ay önceye kadar hazırlanmayıp ve bu kitabı okuduktan sonra, "ee hiçbir şey katmadı bu bana," diye gezmek de biraz komik olur doğrusu.

Son olarak, bu yorumu üşenmeyip okuduğun için teşekkür ediyor ve çok eskiden okuduğun bu kitaba bildirimle geri dönüp nostalji yaşıyorsan, umarım istediğin yerlerdesin. Ana sayfada rastgelmişse ve sınava hazırlanan liseli isen, çok çalış ve istediğin yeri kazan. Bu sene girecek olan biri kafasını dersten kaldırıp da bu incelemeye denk gelebilmişse, şimdiden sınavının iyi geçmesini ve emeğinin karşılığını almanı dilerim.
ataç ikon Yerim Seni ÖSS
kitaba 7 verdi
0 yorum
ebk

ebk

@ebubekirkadak

Bu kitabın ilk versiyonunu okudum galiba yani sadece " Yerim Seni ÖSS " idi o zaman. Korsanını alacaktım fakat verdiği bir şeker vardı, nişastası arttırılmış bir şeker sırf onun için gidip orjinalini almıştım. Okudukça stresimi atmıştım bu kitapla. Güzel ve samimi bir dili olan kitaptı, damağımda güzel lezzetler bırakmıştı.
ataç ikon Yerim Seni ÖSS
kitaba 8 verdi
0 yorum
BulgarGöçmeni

BulgarGöçmeni

@bulgargocmeni

Erdal Demirkıranın bütün kitapları gibi akıcı yalın bir dille yazılmış olan bu kitap bence en vasat kitaplarından biriydi. Erdal beyin her kitabı ilginç evette bu kitabı okuduğumda Bu Ne Yahu demekle yetindim. Herkesin zevki farklıdır tabii belki sorun bendedir ama okumasam da olurdu diyebileceğim bir kitaptı..
ataç ikon Yerim Seni ÖSS
kitaba 6 verdi
0 yorum
Beşer

Beşer

@ado

Daha evvel Erdal Demirkıran'ın bir kitabını okumamışsanız eğer bu kitabı harika bulacaksınız.Kitap deli gaz veriyor ve bazı komik hikayelerle dolu ki ben kitabı okurken dakikalarca güldüğümü hatırlıyorum.Bu arada bir sınava hazırlanmanız o kadar da gerekli değil.Okunmaya değer bir kitap.
ataç ikon Yerim Seni ÖSS
kitaba 10 verdi
0 yorum

Yerim Seni ÖSS - S41

Hemen bir ayna bul ve kendini seyret, gücünü hisset! Orada bir adam göreceksin. Sana bana benziyor, Da Vinci'ye, Dali'ye benziyor, Sokrat'a, Hipokrat'a benziyor, Onu diri diri gömemezsin toprağa, saklayamazsın ağacın arkasına.
Ilgın Canan tarafından eklenmiştir.
KÜTÜPHANELİK ADAM

KÜTÜPHANELİK ADAM

@kutuphanelikadam

Anlatılanlar her zaman doğru değildir; ama anlatan kişiler hep

doğru zannedildiği için söylediklerini çoğu kez ciddiye alır insan.
ataç ikon Yerim Seni ÖSS
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum