up
ara

Boyalı Kuş

- The Painted Bird

Boyalı Kuş Konusu ve Özeti

Boyalı Kuş
İhtiras Oyunu kitabının da yazarı Jerzy Kosinski tarafından kaleme alınan Boyalı Kuş kitabı Roman, Savaş türünde okuyucusu ile buluşuyor. E Yayınları yayınevinden 2011 yılında 9789753900690 isbn kodu ile kitapçılarda satışa sunulan Boyalı Kuş isimli kitap 239 sayfadan oluşuyor. Kitabı Türkçe'ye Aydın Emeç çevirmiştir. Kitap İntihar Eden Yazarların Kitapları listesinde de yeralmaktadır. Boyalı Kuş kitabını okuduysanız mutlaka oyunuzu, kitap incelemelerinizi ve alıntılarınızı bekliyoruz. Neokur kullanıcıları fikirlerinizi merak ediyor!
Çevirmen: Aydın Emeç
Yayınevi: E Yayınları
ISBN: 9789753900690
Sayfa: 239 sayfa Basım Tarihi: 2011
"İkinci Dünya Savaşı'nı konu edinen kayda değer kurgulardan hiçbiri Jerzy Kosinski'nin Boyalı Kuş'unun seviyesini yakalayamaz. Görkemli bir sanat eseri ve insan iradesi üzerine yazılmış en iyi methiye. Bunu okuyan asla unutmayacak, ve mutlaka sarsılacak. Boyalı Kuş edebiyatımızı ve yaşamlarımızı zenginleştiriyor."
- Jonathan Yardley, The Miami Herald-

"Olağanüstü... Tam anlamıyla sersemletici... Hayatımda okuduğum en güçlü kitaplardan biri."
- Richard Kluger, Harper's Magazine-

En önemli yazarlarımızdan biri
- Newsweek-

En iyilerden biri... Derin bir içtenlik ve duyarlılıkla yazılmış"
- Elie Wiesel, The N.Y Times-
Beyhude

Beyhude

@mamafih

Boyalı Kuş

Yazarın okuduğum ilk kitabı, 1000!kitapta ki insanlar buluşma ayarlamış, Ortak noktaları da Boyalı Kuş , Canları buluşmak istemiş bahaneleri de oldukça sürükleyici kitap olan boyalı kuşu seçmişler, havada pdf is uçuşuyordu bende arkadaşlardan rica ettim başladım belki katılırım bu buluşmaya en azından bir bilgim olsun istedim, şahsi görüşüm kimsenin kitapla ilgileneceğini düşünmesem de okumak iyi bir şey.. Böyle spontane elime düşen pdf kitabı da kaçırmak istemedim. Herneyse mevzuya girip biraz kitap hakkında laflayayım. Yazarı araştırmadım ama Polonyalı asıllı muhtemelen Alman faşizminin acılarına maruz kalmış bir yazar. Kitaba başladığımda faşizm faşizmdir dedim bir arkadaşa üstüne kafa yormaya gerek yok. Bu kitabın neresini tartışacaksınız? Okuduğum 2-3 bölümden sonra, fakat ilerledikçe kitap savaşın insanlar üstünde ki o kuralsızlık savaşın toplum üstünde bıraktığı o faşist bakış acısı, yahudiler ve çingenelere karşı gösterdikleri davranış şekliyle sosyal hayatın içinde ki konumlanışı farklı olana gösterdikleri acımasızlık bir çocuğun anlamlandırması ile okuduğum ve seyrettiğim diğer kitaplara ve filmlere göre( 2. Dünya savaşı ile ilgili) Nazi faşizminin toplum üzerinde ve bireyler üzerinde etkileşimi ve dağılımı açısından farklı bir anlam kazandı. Çünkü ancak bir çocuk gözüyle o saflık ve yalınlıkla anlatılabilinir diye düşündüm çoğu zaman kitapta ki bölümleri okurken, .... Öylesine kötü davranışlara maruz kalan bir çocuk.. İyinin ne olduğunu bilmeyen yada unutan bir çocuk kendine yapılan davranışları, söylenenleri normal olduğu algısına girer. 5-6 yaşlarında ki kahraman gözüyle anlatılır olaylar.. 20 bölüm boyunca boyalı kuş gibi bir çok farklı insan içinde yerini alır kahramanımız , onların kendisine ve yaşama bakış açısına dair imgeleri gelişir hayata ve kendisine dair. O bir boyalı kuştur. Siyah gözleriyle siyah saçlarıyla Alman'ların öldüremediği ama ölmediğine göre her türlü eziyete ve işkenceyi üstünde hak gören özelikle, bedensel ve meşru acıdan haklı olduğunu düşünen(faşizan bakış açısı) savaş ortamının yarattığı anarşiyi, kaos ortamında güçlünün güçsüz üzerinde uyguladığı yakıcı etki içimize derinden işler.. Boyalı kuş( kitapta isimsiz sadece odur) bulunduğu saklandığı ya da sığındığı köşeden insanları seyreder.. Yemek yiyebildiği ölçüde, dayak yemediği müddetçe, uyuyabilecek bir yer bulduğu sürece yanı hayatta kaldığı müddetçe çevresinde gelişen herşeye bir anlam katmaya çalışır. Çarpık yetişkinlerin çarpık yaşayışlarına yönelik, doğruları gelişmemiş bir çocuğun doğrularının oluşmasını görürüz. Kendisinin uğursuz güçlerine inandığı yetişkinler sayesinde kendisinin uğursuz güçleri olduğuna inan bir çocuk.. Çocuk gelişimi, psikolojisi acısından bence kitap son derecede uç noktalarda işlenmiş olmasına rağmen önemli bir yeri olmalı.. Evet yaşamamış olmamıza rağmen savaşın yıkımlarını ya da acılarını 2. Dünya savaşında ki gibi kitlesel ölümleri, soykırımları etnik temizlikleri kınıyor olmamıza rağmen.. hep bu bakış açımız öğretilmiş doğrulardan kaynaklanıyor. Oysa kitap saf ve yalın gözlerle okuyucuyu bir çocuğun suretinde savaşın yoksulluğun, dışlanışın ve acının insan onurunu rencide edici bir çok olayın içinde tarafsız bir şekilde konumlandırıyor. Bu acıdan kitap bence değerli bir yere sahiptir. Bir ikicisi de savaşın içinde yer almaz okuyucu, savaş dışarda bir yerlerde olmaktadır ama savaş olgusunun insanlar üstünde ki olumsuz kaos ve anarşi ortamında insanların yasalardan - sen ne yapıyorsun? Diyen bir gücün yoksunluğunda büründüğü vahşi ilkel yan. İşte yasaların işlemediği bu dönemlerde güçsüzler ( kadınlar ve çocuklar-hayvanlar) en büyük yarayı alan canlılar olarak karşımıza çıkarlar. Savaş bitiminde yurda yerleşen Boyalı Kuş'un yurt yaşamı ve diğer çocukların ne derecede başka bir yaratığa dönüşünü de gördüğümüz bir kitap. Hele bir bölüm var ki yurt arkadaşıyla tren raylarını yerinden oynatan arkadaşının, bir başkasına zarar verebileceğini , bir gücü elinde bulundurduğunu anlamasıyla ve bunu kullanmaktan çekinmeyen yönü.. İlginç ve üzerine düşünülmesi gereken bir bölümdür. Kitabın sonlarına doğru ilgimi çeken bir bölümde şudur. Artık kızıl Ordu Sovyet askerleri gelir köye, savaş bitmek üzeredir.. bizim boyalı kuşa yardımcı olur kızıl Ordu askerleri, ona anlatılır sosyalizm tanrı kavramı, eşitlik kavramı.. Mitka; partizan kızıl Ordu'da rütbeli subay, arkadaşları köye aleme giderler ertesi gün köylüler tarafından öldürülürler.. Mitka iyi nişancı, bizim Boyalı Kuşu'da alır yanına gizlice Ordu'nun kurallarını çiğneyerek, arkadaşlarını öldüren köylüleri öldürmeye gider. İntikam insan zaafiyeti... Neden sosyalist, komünist düşüncenin yerleşemediği konusunda bana göre güzel bir fikirsel çıkarım yapılanacak küçük bir örnektir. Çünkü partizanlık sorgusuz itaat ve askeri disiplin gerektiren bir şeydir. Oysa insan özgün bir canlıdır ve ilkel dürtüleri eğoları, kinleri, nefretleri, kendi doğruları ile tektipleşmeye karşı durur. Tektipleşme ancak emperyalist, kapitalist sistemin oluşturduğu üst kültür denilen algılarla uzun süreçlerden geçen insan motiflerinin ürünü olabilir günümüz dünyasında ki gibi.. Bu konuyu bence tartışmalı aralarında buluşmaya gidecek arkadaşlar.. İki farklı kutuplarda ki birbirlerinin karşıtı olan ideolojilerin ( Faşizm-Komünizm, Sosyalizm) 2. Dünya savaşında ki karşı karşıya geldiği bir dönemin romanıdır aynı zamanda Boyalı Kuş. Ben kitabı beğendim sürükleyici dili ve her bölümde farklı olayların ya da konuların anlatımı, beni sıkmadı. Doğaya yönelik tasvirleri benzeştirmeleri oldukça hoş buldum.. Daha küçük ve önemsizliğimi hatırlattı bana roman...

Savaş olgusuna dair de birşeyler söylemek isterim...Farklı araştırmalarda dünya kaynaklarının bu gidişle 50-100 yıl ancak yeteceği öngörüsünde bulunan bilim adamları mevcut. Savaşlar kitlesel imhalar için gerekli. Artık savaşlar daha stratejik hayata geçiriliyor. İnsanlar günlük yaşantılarına devam ediyor, bir yerlerde bir şeyler oluyor ama bizden uzakta. Hele işin içine milliyetçilik, vatan, millet girince tüm halk tarafından meşru olduğu yanılgısına varılıyor. Gazetelere tv kanallarıyla destekleniyor, muhalefetinden iktidarına kadar.. Arenada boy gösteren oyuncular kendilerini yokluyor ve sınıyor halkın bakış açısını.. Bu arada halkta bir bakış açısı yok.. Boşuna masraf yapıyorlar.. Dayatın gitsin herşeyi yeriz biz Nasıl olsa? Şehit haberleri ile insanlar acı çekiyor, üstüne üstelik hınçları ve kinleri, savaşa dair destekleri bileniyor. Ne güzel :) hiç birbirini tanımayan insanlar birbirini öldürüyor.. Ne için? Koca bir hiç için.. Oysa alternatif üretmek gerekli. Kaynaklar azalıyor mu? Salgın hastalıkları çoğaltın.. Mesela bir virüs çıkartın ortaya telef olalım.. 2 den fazla çocuk kısıtlaması getirilsin.. Ötenizi serbest olsun. Fetva yayınlayın intiharların günah olmadığı anlatılsın. İsteyenler kendini öldürme özgürlüğüne sahip olsun.. Mesela ülkeleri CEO 'lar yönetsin ,.. Bir şirket bir holding yönetir gibi.. Daha bir yığın faşizan şeyler üretebilirim ama yapmayacağım.. Nasıl olsa bunların hepsi olacak ve biz 3. Dünya ülkesi az gelişmiş insanlar olarak temizlik elbet önce bizden başlayacak. Sanırım bunu hakediyoruz.. Bu arada hangi vatanda hangi din hangi bayrak altında yaşıyor olmam benim için hiç önemli değil.. Küçük burjuva hayatımı devam ettirebildiğim müddetçe, yasalarla haklarım ve yaşamım korunduğu müddetçe ve güvenliğim, yaşam tarzıma saygı duyulduğu müddetçe.. Ve üretkenliğimin( emeğimin karşılığını aldığım müddetçe ) hangi bayrak, nüfus cüzdanımda hangi din yazılmış benim için hiç bir önemi yoktur. İşte insan bu kadar küçük bir yaratıktır. Fazla beklentisi yoktur hayata dair ama yığınlarca Varmış algısı yüklenir... Soyut kavramların içine oturtmaya çalışırlar bizi.. Ama basit ve somut canlılarız..
ataç ikon Boyalı Kuş
kitaba 8 verdi
13 beğen · 2 yorum
BUKALEMUN (@karacurin)
Kitaba dair etkiliyici ve derinlemesine bir inceleme yazmışsınız ,bir kaç düşüncenize soru tarzı bir şeyler yazacaktım fakat vazgeçtim çünkü gününüz de olmayınca fazla yazmıyorsunuz ? kısaca şunu ekleme de bulunayım "Mesela ülkeleri CEO 'lar yönetsin ,.. Bir şirket bir holding yönetir gibi" bu satırlar okuyunca bir dönemin başbakanın konuşması geldi aklıma . Pdf'ni bulursam okumaya başlayacağım ve ben de size okumadıysanız 'Remarque'ın, I. Dünya Savaşı'ndaki bir grup askerin hikâyesini on dokuz yaşındaki bir çocuğun gözlerinden anlattığı Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, adlı eseri önermek isterim.
12.02.18 beğen 1 cevap
Tufan ALTINTAŞ

Tufan ALTINTAŞ

@tufanov

Jerzy Kosinski henüz kendisini bu kitabı sayesinde tanıdığım polonyalı yahudi bir aileye mensuptur. . Adolf Hitlerin Şiddet içeren bildiri ve söylevleri 30'lu yıllarda ortalığı galeyana getirirken jerzy'nin babası soy isimlerini Kosinski yaparak doğuya bir yerlere taşınmış ve oğlunu tıpkı yeni doğan bir Hristiyan çocuğu gibi vaftiz ettirerek ailesini Almanların kıyımından kurtarabilmiştir. Genç jerzy babasının kendisine sürekli anlattığı bu hikayelerden ve Almanların yapmış oldukları yıkımdan etkilenmiş olacak ki gelecekte bir yazara dönüşerek bu kitabı yazacaktır...

Gelelim kitapta anlatılanlara...
İkinci dünya savaşı başladığı dönemlerde Nazilerin Yahudilere karşı aldıkları tavrı bilen Yahudi bir aile 8 yaşlarındaki çocuklarını uzak bir yakınlarının evine yaşama şansı artsın düşüncesiyle gönderir. Fakat bu yaşlı uzak akraba bir süre sonra ölür. Kahramanımız yaşlı kadının ellerini tutar ve soğuk olduğunu anlayarak üşümüştür düşüncesiyle evi ateşe verir. Ancak kadın ölü olduğu için tepki vermez ve ev yanar kül olur.

Yangını haber alıp gelen insan kalabalığı genç kahramanımızı korkutur ve kahramanımız ormanın içine kaçarak izini kaybettirir. Bu aşamadan sonra ona her sahip çıkan aile kahramanımıza çingene ve yahudi lakabını takarak onu aşağılar, döver, hakaret eder ve her türlü ağır işleri yapması için ona verir. İlk sahibi olan büyücü kadından hayli beceri kapmıştır delikanlı. Bunu zaman zaman kullanmıştır. Talihinin yardımıyla çok fazla olumsuzluğu atlatmış ve bir Alman subayının insafıyla serbest kalmıştır.
Günahkar bir kadının keçiyle ilişkiye girmesine tanık olmuş, takıntılı şizofrenik bir sahibi tarafından ilginç nedenlerle dövülmüş, aynı kişinin köpeği tarafından hırpalanmış, ısırılmış, Bir dülger tarafın işkenceye maruz kalmış, bir papazın yanındayken merdivenlerden kutsal kitapla yuvarlanıp dili tutulmuştur...
1943 yılının sonlarına kadar hep bu şekil bir hayat sürmüş, ölümle yaşar arasında gidip gelmiştir. Savaşın sonlarına doğru son kaldığı köyden Almanlar çekilirken yıllarca Rus boyunduruğu altında kalan bu nedenle Ruslardan nefret eden ve Almanlar tarafından istenmeyen köyleri yağmalakla görevlendirilen Kalmuklar gelmişler, köyü harabeye çevirirlerken kadınların ırzına geçmiş ve karşı gelenleri öldürmüşlerdir.
Delikanlı bu talan sırasında kaburgasından yara almış Kalmuklar geldikten kısa süre sonra köye giren Kızıl ordu birliklerince tedavi edilmiştir. Rus askerleri delikanlıya çok içten davranmışlar ve onu kendilerine bağlamayı başarmışlardır. Bu askerlerin içinde özellikle Mitya ve Gavrilla adında iki subay Kahramanımızın üzerine titremiş onun sağlığıyla bizzat ilgilenmişlerdir. Gavrila Delikanlıya bir sürü kitap hediye ederek onun eğitimine katkı sağlamış ve onu çok konuda aydınlatarak bilmediklerini çocuğa öğretmiştir. Çocuğun inanç kavramını kökünden etkilemiştir...

Aradan bayağı bir zaman geçtikten sonra bir gün Gavrila yukarılardan gelen bir emir gereği Delikanlıyı bir yurda vermeleri gerektiğini anlattı kendisine. Çocuk ne yapacağını bilemedi. Tepinip durdu. Çaresiz kabul etti. Hazin bir ayrılık oldu. Dilsiz çocuğa bedenine uygun bir üniforma diktirdiler. Gavrila ona bir çuval kitap hediye etti. Ayrıldılar ...

Gavrila yurtta kendisi gibi dilsiz biriyle arkadaş oldu. İlk günler her gece durmaksızın ağlayıp dövünürken bu arkadaşı sayesinde bir parça hayata tutunmayı başarabildi. Arkadaşıyla tüm gün dışarılarda beraberdiler. Yaramazdılar.

Günlerden bir gün delikanlının ailesi yurda gelip çocuklarını buldu. Çocuk 11 yaşındaydı ancak 9 yaşında gösteriyordu. Anne baba çocuğu tanıyamadılar, delikanlı onları tanımıştı. Sırf Gavrilayı tekrar görememe korkusundan dolayı onları tanıdığını i belli etmemeye çalıştı. Baba çocuğun sağ göğüs altında ben olmalı deyince açıp baktılar. Bu çocuklarıydı...

Evlerine döndüler. Delikanlı bir gün kayak yaparken yaralandı. Hastane de yatarken odada bulunan telefon gürültüyle çalmaya başladı. Kimse kaldırmıyordu ahizeyi. Delikanlı ağır ağır gidip kendisi kaldırdı. Ve yıllar önce klisede giden sesi geri geldi...

Sıcak, kısa, içten ve etkileyici bir konu; benzersiz bir kalem ve tasavvur... Bir solukta okunacak nadide eserlerden birisi. 2. dünya savaşını, o yılların insanlar üzerindeki etkisini ve her ulustan milyonlarca insanın yoksulluk açlık ve acı dolu günlerini konu alan bir başyapıt... İnsanlığın yaşamak zorunda kaldığı bu dramın canlı kanıtı... Alanında belkide ilk sıralarda sayılabilecek bu kitabı okumayanlar bir an önce temin etmelidirler kanısındayım. Zira zaman ilerlemektedir...

Vesselam.
ataç ikon Boyalı Kuş
kitaba 9 verdi
8 beğen · 0 yorum
Ömer Aydemir.

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Kayıp aranıyor
Savaşın pek çok yüzü var bu bilinen bir gerçek. Bu yüzler o kadar çeşitli mekanizmaların hem sonucu hem sebebi ki ne neydi, kim kimdi karıştırmak bir yana; neden sonuç ilişkisini çözmek de çok olanaklı olmuyor elbette. Savaş bir tarafta Benito Mussolini’nin dediği gibi -“milletin enerjisin en iyi alan savaştır.”- itici bir güçtür. Sanayi ve tüm kaynaklar bu noktaya kanalize edilir ve ne yazık ki bugün ki teknolojiyi bu yıkıcı Tanrı’ya borçluyuz. Ateş’in kılıcından beri bir aletsiz silahsız savaş olmaz. Keskin kenarlı bir kılıcı sapından tutarsanız elinizi kesmez; diğer türlü elinizi parçalar. Savaş, kabzası olmayan bir bıçak veya kılıç gibidir; kimin elini keseceğinden çok hangisinin elini kolunu koparacağı önemlidir. İllaki kesilir elin kolu her iki tarafında illaki acı ve kan vardır etrafta. Etrafa saçılan cesetler içinde tüm ahlak değerleri de yerle yeksan olur. Tek gerçeklik yokluk ve açlıktır. Yokluğunu çektiğiniz şey öncelikle huzurdur elbette ama bunun yanına açlığı hastalığı ve ölümü hediye eder savaş. Çıkan sonuç ise tüm değer yargılarının yok olduğu pis kirli bir ortamdır. Artık sınırlar kaybolmuştur. Kim iyi kim kötü, kim gaddar kim değil bilinmez. Aslında dost bile yoktur etrafta, hayatta kalmak için her şeyi göze almış bir sürü yürüyen ölü vardır. Gelecek yıllar ile değil dakikalarla sınırlıdır. Bomba düşer kurşun gelir yangın çıkar, açlık ve soğuk gelir. Hepsi de vahşi doğadan daha vahşidir. Sorgusuz alır canını da dönüp bakmaz arkasına, savaş. Yıkım her şey ve her yerde hüküm sürmektedir.
Ahlak sınırlarının ortadan kalktığı böyle bir ortamda kimse doğmak istemez. Doğarsan bile yaşamak için bir çok gereği yerine getirmen gerekir. İsminin önemi yoktur ama deri renginin saç renginin çok önemi vardır. Bizden bizden değil kavramı içinde yer alırsın. Çoğu zaman bu iki uç arasında gidip gelirsin. Birçok kişi için bir düşman çok azı içinse dostsundur. Bu çok azıda beslenecek boğaz olarak götür seni. En çok aç kalırsın ve sonra da sürekli dayak yersin. Tutunduğun her kişi ölebilir aniden sen ölmeden. Karakterinin oluşmasını sağlayan en önemli şey savaş ve şartları olur. Mizacınızın içine eder savaş. Ürkek olursun mesela, fırsatçı olursun ve en çok da yalancı olursun:

“İnsan olmak buyuk bir başarı, onemli bir aşamadır. Herkes, kavgasının içinde taşır. Bunu benimsemek kendi yasalarına gore tek başına kazanmak ya da kaybetmek zorundadır.”

Bu vahşi ortamda savaşın kıyısına atılmış bir çocuk. Yalnız tek başına ve ürkek korkma yetisi geliştirmiş. Herkes ve her şey düşman. Vahşi bir var olma isteği çevrelemiş etrafını ve ne olduğunu bilmiyor aslında hayvan mı insan mı yoksa satılması için boyadıkları kuş mu? Hayvan ve insan arasında bir yerde hissediyor kendini makyaj yapılmış bir kuş:

“Yuvasız kuşlar gibi, bomboş gökyüzünde uçuşuyor muydu dualanm? Umutsuzca kaçmaya çalışan bu dualar, yitirdiğim sesimle birlikte gizli bir yere mi kapatıldı mı yoksa?”

Sığınacak hiçbir yer yok aslında yuvasız bir boyalı kuşun dileği de elbette başka bambaşkadır:

“Kadınların çocukların paylaşılacağı dogruysa her çocugun birçok babası, birçok anası, sayısız kardeşleri olacak demekti. Çok güzel geliyordu bu bana. Herkesin olmak! Nereye git­sem babalar güven verici elleriyle saçlarımı okşayacak, anneler beni göğüslerine sıkacak; ağabeyler beni köpeklerden koruyacak; ben de kız kardeşlerime göz kulak olacaktım. Köylülerin neden korktuklanna akıl erdiremiyordum doğrusu.”

Bir karakter ve mizaç gelişimini savaş kadar derinden etkileyecek çok az şey vardır. Bu pek çok şeyin sınırını ortadan kaldırır. Düşünün doğuştan kör bir insana renkleri anlatmanın zorluğunu. Bu noktada savaşın ortasında ahlakı ve insan olmayı nasıl öğretebilirsiniz ki? İnsanlar bile insan değilken tek gerçek ne olursa olsun hayatta kalmak olmuşken. Hayat insanlar nedeniyle garip elbette, ve biz çocukları kendimiz ile kirletiyoruz.
İkinci dünya savaşını bir de çocuk gözüyle görmek için okunmalı bu kitap. Basit ama muhteşem çıkarımları ile asla geri gelmeyen değer yargı kaybı ile birlikte. Savaş insanları kaybettiği gibi insan olmanın tüm yollarını da yıkar. Bir çorak çöldür geride kalan hem coğrafya üzerinde hem de insanlığın kalbinde.
Keyifli okumalar!
ataç ikon Boyalı Kuş
kitaba 8 verdi
21 beğen · 4 yorum
Sevgi Kılınç (@sevgikilinc)
"Keskin kenarlı bir kılıcı sapından tutarsanız elinizi kesmez; diğer türlü elinizi parçalar. Savaş, kabzası olmayan bir bıçak veya kılıç gibidir; kimin elini keseceğinden çok hangisinin elini kolunu koparacağı önemlidir. İllaki kesilir elin kolu her iki tarafında illaki acı ve kan vardır etrafta". Çok güzel yazmışsınız. Yazınızın başını okurken, aklıma izlediğim 'Mandalinalar' filmi geldi. Savaşın ne kadar acımasız, anlamsız olduğunu hatırladım.
08.02.19 beğen 2 cevap
Ebru G.

Ebru G.

@ebrug

Travmatik Stres Bozukluğu
Boyalı Kuş, güçlünün ortasındaki çelimsiz bir güçsüzü; beyazın içindeki leke olarak addedilen siyahı simgeliyor. Kendisine koyu bir ten verilmiş bir güçsüzün(çocuk) mücadele edemeyecek kadar savaşın ve güçlünün karşısındaki çırpınışı boyalı kuş metaforuyla ele alınıyor. Özellikle en güçsüz olan çocuğun en güçlü olan savaşla arasındaki açık ara mücadeleyi yansıtabilmek için zayıf olan olarak çocuk seçilmiş. Siyaha boyanmış bir çocuğun gaddar bir insan topluluğu karşısında kanat çırpınışını... Sırf bu yüzden Çingene ya da Yahudi olarak nitelendirilip itilip kakılan bir boyalı kuş. Kitap da bir çocuğun olaylara, başına gelenlere masum bakışıyla onun dilinden aktarılıyor. Onun savaşı sadece dış dünyayla olan savaşıyla bitmiyor iç dünyası da tarumar oluyor. Yaşadığı ve gözleri önünde yaşatılan işkenceleri bertaraf etmek için, yaşayabilmek için ne denerse denesin iblisle anlaşma imzalayan insanlara karşı koyamıyor. Akıcı bir dili var diyemem ama olayların akıcı olduğunu söyleyebilirim. Öyle ki çocuğun tersine akıyor hep. Peki bu çocuk neden hiç ağlamıyor? O kadar şeye şahit oluyor bir kadına edilen tecavüze, gözleri kaşıkla çıkartılan bir adamın çektiği acıya, değişik işkencelerle öldürülen insanlara canlı canlı şahit oluyor ama hiç ağladığı geçmiyor kitapta.
Yoğun şekilde işlenen bir diğer konu da hayvanlara verilen zarar. Rahatsız olduğum noktalardan biriydi bu kısımlar. Hayvanlar da en az o çocuk kadar savunmasız.
Ayrıca çocuğun betimlemelerinin bir kısmı hafiften bir gülümsemeyle karşıladığım cinstendi. Hep de bitkiler üzerinden betimliyor her sözünü. Misal:
1)''Evde ve avludaki en ufak hareketi izlemekten kulaklarım yarımşar balkabağı kadar büyümüştü sanki.''
2)''Fırında unutulan patatesi andıran çocuğun kömürleşmiş ölüsünü bulmuştuk.''
3)''Tek başıma uzak bir köşede biten lahanalar gibi tarlaların uçsuz bucaksız görüntüsü içinde kayboldum.'' ve ''haşhaş kabuğu gibi birinin kafasının patlatılması'' benzetmeleri hep bitkiler üzerinden yapılmış.
Bir çocuk düşünün ki ölüm içinden en ihtişamlı olanı ya da şatafatlı giyimli biri tarafından öldürülmeyi istesin. Bir insanı bu lafı edecek kadar ezmek ve çaresiz bırakmak...
Kitapta işlenen çoğu olaylarda gerçek anlamda tiksinme ve kusma tepkimelerini yaşadım. O yaştaki bir çocuğun o kadar olayı yaşayıp ruhen ve zihnen sağlam kalması olanaksız olurdu. Zaten travmatik stres bozukluğunun işlendiği bir kitap olarak geçiyor.
Sonunu o şekilde beklemiyordum açıkçası. Daha etkili bir son umuyordum. İşlenen olaylar gerçekten çok etkileyiciydi. Böylesine çok yönlü bir şiddete sırf farklı olduğu için bir insanın maruz kalması ne kadar haklı ya da kime göre hak edile gelmiş? Farklı olup da zulmün reva görüldüğü insanların devri hiçbir zaman bitecek gibi de görünmüyor. Bürünmediğim duygu, girmediğim ruh hâli kalmadı.
Ayrıca, kedilerin mart ayına da bir hayli yer vermişler kitapta.
ataç ikon Boyalı Kuş
kitaba 8 verdi
6 beğen · 2 yorum
ayse gülce (@aysegulce)
Yarımşar bal kabağı, ilginç bir ölçü birimi olmuş.
16.12.16 beğen cevap
Ebru G. (@ebrug)
Bana da değişik geldi ama yaratıcı buldum. Yarımşar balkabağı şeklinde uzamış kulağı her ne kadar zihnim canlandıramasa da en çok benzetmeler hoşuma gitti kitapta.
16.12.16 beğen cevap
Misafir

Misafir

@misafir000

İkinci Dünya Savaşı'nın hepimizin bildiği gerçeklerini bu derece sansürsüz ve yalın ifade ettiği için, ne eski ne de yeni vatanında rahat edebiliyor yazar
Boyalı Kuş, çok sert, çok zalim, çok acı verici bir roman... Hem okurken elinizden bırakamadığınız, hem de her satırında canlanan sahneyi görmemek için gözlerinizi sımsıkı kapatmak istediğiniz bir roman... Boyalı Kuş, yaşamın en acımasız halini içeren bir roman, hatta bir otobiyografi, bir anı kitabı......

Yazarını tanımadan ve hatta romanın sonundaki "sonsöz"ü okumadan Boyalı Kuş'u tanımlamak, doğru değerlendirmek pek olası değil. Jerzy Kosinski 1933'te Polonya'da doğuyor. 6 yaşındayken İkinci Dünya Savaşı'nın ortasında, anne babasından uzak düşüyor, oradan oraya sürükleniyor. 9 yaşındayken şahit olduğu bir çatışma sonrasında konuşma yeteneğini kaybediyor. Ancak 5 yıl sonra, savaş bittikten sonra geçirdiği bir kaza sonrası konuşma yeteneği geri geliyor. 1957'de ABD'ye gidiyor. Kamyon şoförlüğünden, otopark bekçiliğine bir sürü değişik işte çalışıyor. Bir yandan da eğitimine devam etmek için Ford Vakfı Bursu alıyor. Belgesel ve roman yazmaya başlıyor. Bir çelik tüccarının zengin dul eşiyle tanışıyor ve onunla evlenerek yüksek sosyete hayatına giriş yapıyor. Bolluk, refah, parıltılar içindeki yaşamını 1991'de banyoda kendisini plastik torbayla boğarak sonlandırıyor....

İşte bu sıradışı ve belli ki "rahatsız" yaşamın can alıcı bir bölümünü anlatıyor Boyalı Kuş.... Doğu Avrupa olduğunu anladığımız ama tam olarak hangi topraklar olduğunu tanımlayamadığımız bir coğrafyada, ismini bilmediğimiz, İkinci Dünya Savaşı'nın karmaşasında anne babasından uzak düşmüş bir çocuğun ağzından yaşadıklarını okuyoruz... Bir zaman geliyor, bu kadarı da olmaz diyoruz isyanla.... O derece net ve sert ve acımasız bir dünya anlatılıyor bize bu romanda... Ama sonra, birden günümüz dünyasına bakıyoruz ve bir de ne görelim: aslında hiçbir şey değişmemiş, sadece şekil değiştirmiş ve aynı acımasızlık son sürat devam ediyor.... Hele bir de "Boyalı Kuş" hissedenlerdenseniz, o çocuğun kötülükle yoğrulmuş masumiyetinde doğan yalnızlığın içinizde sızım sızım dolaştığını duyumsuyorsunuz....

Ama bu romanı daha da vurucu kılan sonsözü.... Jerzy Kosinski'nin kitap yayınlandıktan 10 sene sonra yazdığı bu sonsöz, aradan geçen süre içinde, yazarın maruz kaldığı toplumsal linçin boyutlarını ortaya öyle bir koyuyor ki, bir de oradan bir darbe yiyorsunuz.... İkinci Dünya Savaşı'nın hepimizin bildiği gerçeklerini bu derece sansürsüz ve yalın ifade ettiği için, ne eski ne de yeni vatanında rahat edebiliyor yazar... hatta sadece kendisi değil, ailesi de nasibini alıyor bu saldırılardan.... Bir "Boyalı Kuş" olarak aldığı darbelere rağmen ayakta kalmaya çalışıyor... ta ki dayanamayıp, herşeyi sonlandırma kararını uygulayıncaya kadar....

Gerçeklere olduğu gibi bakma cesaretiniz varsa, günü geldiğinde "Boyalı Kuş" olmaya hazırsanız, hemen alıp okuyun bu kitabı... yok benim pencerem bana yeter diyorsanız, o zaman yorulmayın boşuna...
ataç ikon Boyalı Kuş
kitaba 10 verdi
3 beğen · 0 yorum

Boyalı Kuş - S41

Köylülerin "Kıskanç" diye adlandırdıkları değirmencinin yanında kalıyordum şimdi. Hepsinden de sessiz bir adamdı bu üstelik. Komşuları onu görmeye geldiğinde de ağır ağır votkasını yudumlayarak oturur, düşünceye dalar, ya da gözü duvardaki sinek ölüsünde, arada bir anlaşılmaz sözler söylerdi.
Ahmet Aykut tarafından eklenmiştir.
Gözde Sahin

Gözde Sahin

@gozdesahin03

İnsan olmak büyük bir başarı, önemli bir aşamadır. Herkes, kavgasını içinde taşır. Bunu benimsemek kendi yasalarına göre tek başına kazanmak ya da kaybetmek zorundadır...
ataç ikon Boyalı Kuş
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
5 beğen · 0 yorum
Önde koşmak arkada kalmak kadar tehlikeliydi. Her yanlış adım hareketi yavaşlatır, her düşen öz kardeşlerinin ayakları altında ezilirdi…oysa hepimiz yalnız olduğumuzu, gavrilaların mitkaların ve öteki dostların, yaşantımızdan gelip geçtiğini bilmeli, anlamalıydık. insanlar anlaşamadıklarına göre, dilsizliğin de önemi yoktu. birbirleriyle takışır, birbirlerinden hoşlanır, öpüşür ya da tepişirlerdi. ama herkes yine kendisini düşünürdü. coşkularımız, anılarımız, duygularımız sazdan perdelerin ırmağı kıyıdan ayırdığı gibi bizi birbirimizden uzak tutuyordu. dikkati çekecek kadar yüksek ama göğe erişmeyecek kadar alçak karlı dağ tepeleri gibi, aşılmaz vadilerin ötesinden birbirimize bakıyorduk.
ataç ikon Boyalı Kuş
kitaba 6 verdi, inceleme eklemedi.
4 beğen · 0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Kör olunca hayat boyu gördüklerini de unutur muydu acaba insan? Düş bile göremezdi belki o zaman. Eğer kör kişi, belleğinin gözlerini de yitirmişse bu iş o kadar önemli sayılmazdı. Dünya her yerde birdi nasılsa. Hayvanlar ve bitkiler gibi insanlar birbirlerinden ayrılıyordu şüphesiz. Ama yıllar boyu onları görüp tanıdıktan sonra nasıl oldukları kestirilirdi.
ataç ikon Boyalı Kuş
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
2 beğen · 0 yorum
KULELi

KULELi

@legolas

İnsan her an düşmanlarının tuzaklarına, ya da kendisini sevenlerin, korumak isteyenlerin kollarına düşebiliyordu. Annemle babamın oğlu olmak, şımartılmak bana zor geliyordu. benden güçlü olduklarından ya da beni dövebileceklerinden değil de, annemle babam olduklarından, üzerimde hakları olduğundan onlara boyun eğmek istemiyordum.
ataç ikon Boyalı Kuş
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
2 beğen · 0 yorum
deriN

deriN

@derinnn

..Düğümün sağlamlığını anlamak için çiftçi yaklaşınca, zavallı hayvan başını çevirip onun yanağını yaladı. Ondan yana bakmayan çiftçi, atın burnuna güçlü bir şaplak vurdu. Yaralı ve utanç içinde başını eğdi at. :'(((
ataç ikon Boyalı Kuş
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
2 beğen · 0 yorum
78
KİTAP
İntihar Eden Yazarların Kitapları
Hayatına kendi isteğiyle son veren ünlü yazarların kitaplarını bu listede paylaşıyoruz. Lütfen sadece intihar eden yazarların...
757
KİTAP
Okuduğum En Güzel Kitap
Okuduğumuz en güzel kitapları bu listede topluyoruz! Sen de en beğendiğin ve herkese tavsiye etmek istediğin kitapları listey...
1177
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir. Sen de mutlaka okunması gerektiği...
547
KİTAP
Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap
Neokur üyelerinin katkılarıyla ortaya çıkmış olan, ölmeden önce okunması gereken kitapların toplandığı listedir. Ölüm de ner...
Beyhude

Beyhude

@mamafih

Pdf kitap iyi bir şeydir.  paylaşım fotoğrafı
Pdf kitap iyi bir şeydir.
Şiirleri de seviyordum. Duaları andırıyordu şiirler. Üstelik çok daha güzeldiler ve anlaşılabilir şeylerdi. Ama ne insanın günleri bağışlanıyordu bunlar okununca, ne de günahları. Zevk için okunurdu şiir. Tatlı, kaygan sözcükler, iyi yağlanmış değirmen taşları gibi birbirini sürüklerdi
ataç ikon Boyalı Kuş
kitaba 8 verdi, inceleme ekledi.
7 beğeni · 0 yorum beğen ikon