up
ara

Dava

Der Prozess

Dava Konusu ve Özeti

Dava
Neden tutuklandığını bilemeyen Josef K suçunu öğrenebilmek için girmediği yol, yapmadığı iş kalmamıştır. Fakat suçunu da bir türlü öğrenemez. Fakat kendini de savunamaz, ortada bir mahkeme yoktur. Bütün bunlara rağmen cezası bellidir, ölüm.
Yazar:
Çevirmen: Ahmet Cemal
Yayınevi: Can Yayınları
ISBN: 9789755109251
Sayfa: 240 sayfa

Dava Kitabı Hakkında Genel Bilgiler

Franz Kafka’nın en önemli eserlerinden biridir. Ölümünden iki sene sonra yakın arkadaşı Max Brod tarafından toparlanıp 1925 yılında yayınlanmıştır. Kafka’nın sıkıntılı aile hayatı ve babasıyla olan anlaşmazlığı, onun baskısı, onu üstesinden gelemediği bir güç figürü olarak görmesi ve kısıtlanmaları eserlerine yansımıştır. Bu kitapta da güç figürü olarak devleti, bürokrasiyi ve anlaşılmaz bir kısıtlamayı yansıtır. Bunun kitabın temeli kendi gözündeki baba figürüne dayanmış olabilir.

Ayrıca 1962 yılında Orson Welles yönetmenliğinde başrollerini Anthony Perkins’in oynadığı Dava ismiyle sinemaya aktarılmıştır. Orson Welles’in en beğendiğim filmim dediği bu film ilk önce tepki toplasa da sonra en iyi Kafka uyarlaması seçilmiştir.

Franz Kafka - Dava Kitabının Konusu

Bir sabah uyandığınızda kapınızda polisler sizi tutuklamak için bekliyor. Hayır, bir haber yazısı değil bu. Tanıdık geldi ama değil mi? Bu sıradan, işinden başka bir şeye karışmayan banka memuru Josef K.’nın durduk yere tutuklanması ve sebebini bir türlü öğrenememesi ile alakalı bir kitap.

Franz Kafka - Dava Özeti

Josef K. bir sabah uyandığında kendini devcileyin bir polis memurunun önünde bulur. Onu tutuklamak için beklemektedir. Josef K ne sebepten tutuklandığını bilmez. Fakat normal hayatına da devam edebilir. İşine gidip gelebilir. Bu durum kafasının daha çok karışmasına ve şüpheye düşmesine sebep olur.

Bir şekilde neden tutuklandığını öğrenemez ama iş yerindeki arkadaşlarından kaldığı pansiyondaki kişilere kadar herkes onun tutuklandığını bilir. K.’yı mahkemeye çıkarmazlar. Kendini savunmasına izin vermezler. Açıklamalı bir bilgi vermezler. Uzunca bir süre bürokrasi ile uğraşır K. Ama yine de eli boş döner hep.

K. artık hayatının bir yılını bu olayı çözmeye uğraşacaktır. En azından suçunu öğrenmek ister ama karşısında bir muhatap bulamaz. Gittiği mahkemeler bomboştur. Ve her zaman değişik yerlerdedir. Yine boş bir mahkemede gördüğü ciltli hukuk kitaplarının içine bakar ve hukuk bilgileri yerine garip resimler, şekiller olduğunu görür. Gittiği salonlarda onu karşılayanlar en alt kademedekilerin temsilcileridir. Ve K haricinde herkes onun suçlu olduğunu düşünür. Ve ona yukarıdan bakarlar.

K bir çok kişiden yardım almaya çalışır. Ünlü, başarılı ama yaşlı yatalak olan bir avukat vardır. İçeride bağlantılarının olduğunu söyler fakat uzunca bir süre uğraşmaları boşa çıkmıştır. Aslında çok da başarılı bir avukat değildir kendisi.

Sonrasında bütün savcıların resimlerini çizmiş saray ressamına gider. O da bu davadan kurtuluş olmadığını söyler. Josef K papaza bile başvurur bir çıkış yolu aramak için ama yine eli boş döner. Artık K pes etmiştir. Ne suçunu bilir, ne de kendini savunabilmiştir.

Sonuç itibari ile K öğrenemediği suçu kabul eder ve cezasını bekler. Yargılanmamasına rağmen cezası bellidir, ölüm. K idam edilecektir. Artık bunu onurlu bir kurtuluş olarak görür ve idam gününü bekler.
Aslında yargılanmayı gerektirecek gerçek bir dava yoktur ortada. Josef K zaten bütün hayatı boyunca kendini ölüm cezasına çarptırmıştır hayatın içinde tutsak kalarak. Küçük dünyasından çıkmayarak zaten bir hapishanededir. Bunun ayırdına varamadığı için de cezası, sonu ölüm olacaktır.
baki bükcüoğlu

baki bükcüoğlu

@bakibukcuoglu

Edebiyat özneldir bu yüzdendir ki kişi ne görüyorsa doğrudur.
Biri Joseph K.'ya iftira atmış olmalıydı çünkü hiçbir kusur işlememiş olmasına rağmen bir sabah ansızın tutuklandı.

"Dava" romanının yazarı Franz Kafka bir hukukçu olmasının yanısıra hayatı boyunca korkusu ve hayaletiyle mücadele içindeydi. Adli makamlar çerçevesinde gelişen bu romanda, Kafka'nın adalet ve hukuk sistemini eleştirdiği kanısına varmamız ne yazık ki Kafka'nın zekasına ve kalemine hakaret olacaktır. Sanılanın aksine Kafka bu kitapta, bireyin merdivenden çıktıça merdivenin daha da uzamasını ama merdiveni çıkmaktan başka çare de olmadığını hukukçu olmasının da büyük etkisiyle adli ve hukuksal kavramlar etrafında harmanlayarak metaforsal bir şekilde okura sunmuştur. Yargıçlar, mahkemeler, mübaşirler, avukatlar, ressamlar, papazlar aslında oldukları kişiyi temsil etmiyorlar. Fakat onunla da bitmiyor. Franz Kafka öyle bir roman yazmış ki yüzeyine bakıldığında gerçekten de hukuk ve adalet sistemi eleştirilirken derinine indiğimizde bireyin buhranı ve kafasındaki çıkmaz sokağın ilmek ilmek işlendiğini görüyoruz.

"Dava" öyle bir roman ki, mercek bir bakış açısıyla incelenmesi gerekiyor. Merceği yakınlaştırdıkça, bireyin yaşamla olan davasını, Kafka'nın yakarışlarını parodik ve ironik bir şekilde görüyoruz. Merceği uzaklaştırdıkça ise, yozlaşmış ve kokuşmuş hiyerarşik adalet sistemini görüyoruz. Gelin Joseph K.'nın bu kasvetli dünyasını anlamaya çalışalım.

Joseph K. bir sabah ansızın odasına iki adamın kendisini tutuklama amacıyla girmesi ile uyandı. Fakat kendisini tutuklamak isteyen bu adamların ne kimliği ne de yetkilerine dair bir belge vardı. Ne üniformaları ne de K.'ya takacakları bir kelepçe. O zaman bu nasıl bir tutuklama emri böyle ! Memurlar, yetkili makamların suçlunun peşine düşmeyeceğini tam tersine suçlunun yetkili makamları kendisine çekeceğini söyler. Bu iki memur Bay K.'nın kendi yarattığı ve zihninde yaşamlarını sürdüğü "korku"nun hayaletlerini temsil ediyor. Bay K.'nın bileklerine somut bir kelepçe takmamış bu iki yabancı daha kötüsünü yapıyordu aslında. Zihnine en beter prangayı vurup onu sonu gelmez bir davada tutuklu kılıyorlardı. Bu iki memur bir süreliğine K.'yı odasında serbest bırakıp bitişik odada kahvaltılarını yaparken, Bay K. ise kendi canına kıymayı aklından geçirmişti. Ama sırf iki yabancı evinde kahvaltı yapıyor diye intihar etmenin anlamsızlığından dolayı fikrinden vazgeçti. Bay K. aslında burada korkusuyla mücadele içerisinde. Ondan kurtulmak için intiharı düşünüyor fakat direncini kırmıyor ve kendince mantıklı sebeplere kendini inandırıp yaşamına devam ediyor. İki memur Bay K.'ya müfettişin geldiğini söylüyorlar ve onun karşısına düzgün bir kılıkla hatta siyah bir ceketle çıkmasını istiyorlar. Bu durum ise hayatın bizi mecbur bıraktığı kalıpları ve girmemizi istediği kılıkları temsil ediyor. Bay K. müfettişin huzuruna çıktığında oturmak istiyor fakat müfettiş buna müsaade vermiyor. Kendi evinde, kendi koltuğuna oturamayan K. , korkularıyla cebelleşmeye devam ediyor ve kafasındaki hayaletleri oturmasına bile izin vermiyor. Tüm bunlar yaşanırken karşı pencereden olanları izleyen K.'nın meraklı komşuları, K.'nın içinde bulunduğu buhrana tanıklık eden ama bu ilgileriyle rahatsızlık veren hayatındaki kişileri temsil ediyor. Zaten K.'nın onlara bağırması ve kendisini izlememelerini istemesi bunu kanıtlar nitelikte gibi.


Görevliler ve müfettiş evden çıkmaya karar verir. Müfettiş Bay K.'ya çalıştığı bankaya gidebileceğini ve hayatına devam edebileceğini söyler. Bu karar karşısında K. şaşırır ve müfettişe "tutuklu olduğumu sanıyordum" der. Müfettiş, Bay K.'nın bu şaşkınlığına şaşkınlıkla karşılık verir. "bu durum işe gitmenize ya da günlük hayatınıza devam etmenize neden engel olsun ki?" der. K. tutuklanmanın çok ciddi bir şey olmadığını hatta diğer tutuklanmalardan ziyade çok daha tuhaf olduğunu kavrar ve taksiye binerek bankaya gider. Bu durum, kişinin hayaletlerini kafasından kısa bir süreliğine çıkartıp normal hayatına devam etmesi gerektiğine kendisini inandırmasının bir sahnesidir. Bay K.'nın bulunduğu buhranın ve korkunun üzerine gitmesinin bir faydası yoktur. Onu ne yazık ki devamlı olarak zihnine misafir olarak kabul etmeli ve onu rahatsız edip canını sıkmasına izin vermeli. Gitmesi gereken bir iş olduğunu, sürmesi gereken bir hayat olduğunu hatırlayınca onları kafasından bir süreliğine göndermeli.



Bay K.'ya bir gün telefon gelir ve işlerini aksatmaması için boş bir gün olan pazar günü mahkemeye gelmesi söylenir. Fakat mahkemenin tam olarak nerede olduğu söylenmez. Bay K. kendi mahkemesini aramaya koyulur. Düşündüğünün aksine mahkeme salonu çok ücra bir yerde ve harap olmuş binaların arasındadır. Mahkemenin içinde bulunduğu sokaklar yoksulluktan ve kirden geçilmez. Bay K. mahkemesini bulur ve bir yığın insanın arasına girip yüksekçe bir yerde oturan sorgu yargıcının karşısına çıkar. Sorgu yargıcı elindeki kayıtlara bakar ve "demek badanacısınız" der. Bay K. itiraz eder ve büyük bir bankada şef olduğunu söyler. Etraftakiler bu cevap karşısında küçümseyici kahkalar koparır. Bu anlamsız ve sinir bozucu ortam da nedir böyle? Kendi harabe olmuş yaşamları ve kötü kokulu zihniyetleri içerisindeki mahkemelerinde bizi sorgulamaya çeken insanlar bunlar. Sorgu yargıcının Bay K.'ya banka şefi olmasına rağmen badanacı olduğunu söylemesi ise, insanların bireye ondan olmasını istedikleri kişiye göre ya da olduğuna inandıkları kişiye göre muamale yapmalarıdır. Ya da tüm bu karmaşa, Bay K.'nın iç dünyasını temsil eder. Sorgu yargıcı da, kahkaha atanlar da ve sorgulanan da kendisidir. Tabi tüm bu alegorik sahneler aynı zamanda adalet sistemini de eleştiriyor olabilir eğer olaya yüzeysel yaklaşırsak.

Bay K. sorgu yargıcına şu sözleri sarf ediyor. "bundan on gün kadar önce tutuklandım. Belki aslında bir badancıyı tutuklamak istiyorlardı ama beni seçtiler." Bu cümlelerle hukuk sisteminin de iğnelendiği aşikar. Yargının badanacı'yı karşısına alması gerekiyor fakat ortada bir badancı yoksa bir kurban seçmesi lazım. Böylelikle insanlar adaletin ve hukukun işlediğinden şüphe duymasın ve tatmin olsunlar. Tabi burada 'badanacı' nın 'badanacı' yı temsil etmediğini anlamak gerek. Devletin ihtiyaç duyduğu suçu ve suçluyu kendisinin yaratması ile ilişkilendirilebilir.

Mahkemenin diğer tarafından kopan çığlıklar Bay K. da olmak üzere herkesin dikkatini çekmişti. Bir üniversite öğrencisi mübaşirin karısını taciz ediyordu. Daha sonraları Bay K. mahkemeye tekrar geldiğinde o kadınla karşılaşıp bu durumu sordu. Kadının dediklerine göre, üniversite öğrencisi ileride nüfuzlu birisi olacak ve bu yüzden kadına el sürmesine kocası da dahil kimse karşı koyamaz. Bu durumda kadın "güç" ü temsil ediyor. Güç'e sahip olan dokunulmazdır. Mübaşirin ise tam olarak metaforunu dile getiremezsek de onun için "sistem" diyebiliriz. Mahkemedeki konumunun sarsılmasını istemeyen mübaşir (sistem) , nüfuzlu bireylerin güce sahip olmasına ses çıkaramıyor. Böylelikle hem kendi istediği oluyor, konumu sarsılmıyor ve güce sahip oluyor hem de ileride ekmeğini yiyeceği güç sahibi bireylerin istediği oluyor.

Kadın bir ara Bay K.'yı da baştan çıkarmaya çalıştı. Fakat Bay K. kendini koyvermedi ve kadının da diğerleri gibi yozlaştığı kanısına vardı. Burada güç, Bay K.'yı tahrik ediyor. Güç denilen olgu, Bay K.'ya çekici gelse de yozlaşmamak için bu duruma direnmeyi başarıyor.

Bay K. daha sonra mahkeme kalemine girdiğinde aslında mahkeme kaleminin bir tavanarasında olduğunu, etrafın dağınık bir halde olduğunu, sorgu yargıcının kadınla birlikte olduğunu görüyor. Öncesinde de mahkemede okunan kitaplara baktığında pornografik kitaplar görmüştü. Ortamın ne kadar yozlaştığını ve pislik içerisinde olduğunu fark eden Bay K. kendi evinin daha iyi durumda olduğuna kanaat getirdi. Bu durumda da anlayacağımız üzere onu yargılayan ve tutuklayan bu yetkililer kendisinden daha berbat bir haldeydi ve asıl yargılanması gerekenler onlardı.

Karısını sorgu yargıcına götüren adamdan intikam alamayan mübaşir Bay K.'dan yardım ister. Bay K. bunu neden kendisinin yapmadığını sorduğunda mübaşir "çünkü siz bir sanıksınız!" der. Bu da gösteriyor ki, sistem konumunun sarsılmaması için kendi pis işlerini suçlu addettiği kurbanlara yaptırır.

Bay K. kendisini tutuklamak için evine gelen memurları kırbaçlanırken görür. Onlara yardım etmek istese de elinden pek bir şey gelmez. Bu durum hiyerarşi sisteminin alt tabakasındaki çalışanların yüksek merciilerce nasıl ezildiğini gösterir. Şu nokta daha da dikkat çekicidir: Memurlardan birisi Bay K.'ya şu sözleri sarf eder "biz de onun gibi dayakçılığa terfi ettirilmeyi bekliyorduk. Ama mahvolduk artık, meslek hayatımız bitti." Toplumda alt tabaka ne kadar ezilen taraf olsa da onlar da zamanı gelince ezen taraf olmaya aday kişilerdir.

Bay K.'nın amcası Karl, K.'nın davasını öğrenmiştir fakat K. ona, bunun sıradan bir dava olmadığını ve normal bir mahkeme önünde yargılanılmadığını dile getirmiştir. Amcası sanki böyle bir olayı daha önce yaşamış gibi tepki vermiş ve bu durumun daha da kötü olduğunu şu sözlerle söylemiştir. "bu kötü işte. Bu tür davalar öyle durduk yerde oluvermez, zamanla oluşur. Önceden belirtilerini görmüş olmalısın." der Bay K.'ya ve ona davasında yardımcı olması için Avukat Huld ile konuşmaya giderler. Bay K.'nın içinde bulunduğu bunalımdan haberdar olan amcası karşımıza "yol gösterici otoriter" olarak çıkıyor.

Avukat Huld; hasta döşeğinde, yorgun düşmüş, yaşlıca bir adamdır. Hizmetçisi Leni ise avukatın müvekkillerini baştan çıkaran bir kadındır. Leni ile Avukat arasında da garip bir ilişki vardır. Bay K. amcası ile birlikte Avukat Huld ile görüşürken Hizmetçi Leni, Bay K.'nın bir şekilde dikkatini çekmeyi başarır ve K'yı baştan çıkarır. Fakat tüm bunlardan en tuhafı, Leni'nin kurbağa gibi perdeli ellere sahip olmasıdır. K. ise bu duruma aldırmaz aksine bu onun daha çok hoşuna gider. Avukat Huld, adalet sisteminde yozlaşmış ve çürümüş "savunma anlayışı" nı temsil eder. Hizmetçi Leni ise yine "güç" denilen olguyu temsil ediyor olabilir. Müvekkillerini baştan çıkarması ile ilişkilendirilebilir bu durum.

Fakat tüm bunların yanında olayın derinine indiğimizde farklı yorumlar da çıkarılabilir. Avukat Huld, "din" kavramını temsil ediyor olabilir. "Ne alaka be kardeşim!" dediğinizi duyar gibiyim. Avukat Huld'un "din" i temsil ettiği durumda Hizmetçi Leni ise "yasaklar ya da günahlar" ı temsil ediyor. Öyle ki, Bay K.'yı baştan çıkarıyor ve inancına odaklanmasını ve davasıyla ilgilenmesinin önüne geçiyor. Kurbağa gibi perdeli ellere gelecek olursak "kurbağa", dünya çevresinde birçok gelenekte "dönüşüm, başkalaşım, yeniden doğuş, yenilenme" gibi kavramları temsil ediyor. Franz Kafka'nın "Dönüşüm" adlı bir romanı olduğunu unutmamak gerek. Bu sahne sanırım Franz Kafka'nın yasaklara ve günahlara karşı bir yorumu. Din'in yasakladığı ve günah addettiği şeyler aslında yeniden doğmamıza ve yenilenmemize sebebiyet verebilir. Kabul ediyorum ki bu biraz uç noktada yapılmış bir yorum. Bu yorumumu biraz daha ileride daha iyi açıklayacağım.

Hizmetçi Leni başka bir odada Bay K. ile birlikte iken, duvarda asılı tahtta oturan bir sorgu yargıcı tablosu K.'nın dikkatini çeker. Tablodaki sorgu yargıcı çok ciddi ve önemli biriymiş gibidir. Fakat Leni tablodaki sorgu yargıcı hakkında şu sözleri söyler "aslında o oturduğu bir taht değil mutfak sandalyesi üzerine örtü atılmış. Sorgu yargıcı da göründüğünün aksine pek ufak tefektir." Buradan da anlaşılacağı üzere; yargıçlar veya mahkemler bizlere gösterildiği gibi asil ve heybetli değildirler. Her biri asil numarası oynayan, iki yüzlü, yozlaşmış merciilerdir.



Bay K. savunma dilekçesini kendi yazmaya karar verir. Avukat'ın sürekli kendinden bahsetmesi, sıkıcı ve faydasız konuşması K.'ya bu kararı verdirten etken oldu. Burada da adalet sisteminde avukat rolünü oynayan kişilere ufak bir iğneleme söz konusu.

Merceği büyütecek olursak ve olaya yüzeysel yaklaşmazsak, Bay K. kafasının içindeki dava ile kendisi ilgilenecekti. Herhangi bir avukatın yardımını almayacaktı. Yani, Bay K.'nın kendi davasında herhangi bir dinin ya da inancın yardımını almayacağı bunun sebebinin de dinlerin daha doğrusu tanrıların sürekli kendilerinden bahsetmesi, faydalarının dokunmaması buna etki eden sebeptir.

Bay K. daha sonra Titorelli adında bir ressamdan davası hakkında yardımcı olması için yardım istemeye gider. Titorelli, mahkemede resmi bir konumu olmamasına rağmen nüfuz sahibidir ve birçok yargıç üzerinde sözü geçer. Bay K.'nın Titorelli ile bire bir görüşmesi oldukça zordur. Bunun sebebi, Ressam'ı bir türlü rahat bırakmayan ve etrafında dolaşan küçük kız çocuklarıdır. Dikkat çeken nokta, neden erkek çocuğun olmamasıdır. Daha önceleri de karşımıza çıkan kadınlar genellikle "güç" kavramını temsil etmişlerdi. Burada da değişmiyor ve küçük kız çocukları da "güç" ü temsil ediyor. Fakat bu öncekilerin aksine, yozlaşmış ve çürümüş bir "güç" değildir. Daha saf, temiz ve güzel olana adanmış bir "güç" kavramıdır. Öyle ki, yozlaşmış yargıçların ve nüfuz sahibi kokuşmuş kişilerin koynunda olmak yerine ressamın etrafında dolaşmayı tercih ederler. Yani "dava" romanında Franz Kafka, gücü sadece kötülerin elinde bulunan bir kavram olarak göstermemiş; iyilerinde buna sahip olabileceğini alegorik olarak anlatmaya çalışmıştır.

En etkileyici kısım şüphesiz ki, Titorelli ile Bay K.'nın diyaloğudur. Titorelli, Bay K.'ya davası için üç seçenek sunar: Gerçek beraat, görünüşte beraat ve devamlı erteleme. Titorelli'nin anlattıklarına göre gerçek beraat, gerçekleşmesi imkansız bir seçenek. Gerçek beraatin daha önceleri gerçekleştiğine dair bazı efsaneler olduğunu söylemesi ise oldukça sağlam bir iğneleme. Görünüşte beraat ise güvenilir olmayan bir seçenek. Titorelli'nin anlattığına göre kişi beraat etse de eve giderken tekrar tutuklanması mümkün. Devamlı ertelemede ise kişi tekrar tutuklanmıyor fakat sanığın mahkeme ile sürekli irtibat halinde olması gerekiyor.

Bu kısımda, Titorelli "sanat ve sanatçı" yı temsil ediyor. Mahkemede resmi bir konumu olmamasına rağmen nüfuz sahibi olması ve mahkeme üzerinde söz hakkı olması, sanatın ve sanatçının büyüklüğüne ve önemine yapılan bir atıf. Öyle ki sanatçı ve mahkeme ilişki içerisindedir. Titorelli'nin yargıçların portelerini yapması, Mahkeme'yi Titorelli'ye muhtaç bırakan durumdur. Sanat ve sanatçı olmasa adaletin de, hukukun da, mahkemenin de, sanığın da vay haline!

Titorelli'nin Bay K.'ya sunduğu seçeneklerin ne anlam ifade ettiğine merceği büyüterek bakacak olursak: Gerçek beraat, bireyin içinde bulunduğu davadan hatta büyük buhrandan tamamen kurtulmuş ve özgürlüğe kavuşmuş olmasıdır. Öyle ki, Titorelli geçmişte böyle bir şeyin sadece efsanelerle var olduğunu söylemişti. Kimsenin böyle bir hayat davasında özgürlüğüne kavuşması mümkün değildir, daha önce bunu başardığına inandığımız insanlar olsa da. Görünüşte beraat, bireyin davasından kendisini kurtarması fakat bu davaya her an tekrar yakalanabilecek olmasıdır. Devamlı erteleme ise, kişi içinde bulunduğu buhrana tekrar ve tekrar girmiyor fakat o buhrandan kurtulamıyor da. Yaptığı tek şey kafasındaki sesleri dinlemeyi ertelemek. Aslında bu kısım, romanın tamamını özetler nitelikte. Bay K.'nın evine gelen memurların Bay K.'yı tutukladıklarını söyledikten sonra evi terk etmeleri ve Bay K.'nın hayatına olduğu yerden devam etmesi aslında bir yandan devamlı erteleme gibi. Bay K. kendisini tutuklayan memurları yani korkularını başından def edip işine gitse de, korkuları tekrar gelecek ve Bay K.'yı rahatsız edecektir.

Bay K.'nın kendisine yol göstermesi için, "din" olarak sembolize ettiğimiz Avukat Huld yerine "sanat ve sanatçı" olarak sembolize ettiğimiz Ressam Titorelli'den yardım istemesi ince bir ayrıntıdır.

Bay K. avukatı azletmek için yola koyulur. Avukat'ın evine gittiğinde Block adında bir iş adamının Hizmetçi Leni ile birlikte olduğunu da görür. Leni ise, Bay K.'ya bu durumu kıskanmaması gerektiğini, Block ile önemli bir müvekkil olduğu için ilgilendiğini söyler. Daha sonra Block ve Bay K. birbirlerine birer sır verirler. Block, başka avukatlarının da olduğunu söyler. Bay K. ise avukatı azledeceğini. Block'un bu duruma gereğinden fazla tepki vermesi, "azletmek" konusunu daha da ilgi çekici kılıyor. Bay K. avukatı azlettiğini söyledikten sonra avukat, Bay K.'nın bu tutumunu onun çok iyi muamele görmesine bağlıyor. Diğer sanıklara yapılan muameleyi göstermek için Block'u yanına çağırıyor ve önünde diz çöktürüyor. Avukat Huld ile Block arasında avukat ve müvekkil ilişkisinden çok sahip ve köle ilişkisi apaçık görülen bir durum. Avukat'ın önünde diz çöken, ona gereğinden fazla liyakat gösteren Block, Bay K.'yı oldukça sinirlendiriyor. Avukat, Block'a tüm gün ne yaptığını sorduğunda, Hizmetçi Leni onun adına "vaktini, ona verdiğin hukuki evrakları okuyarak geçirdi" diye cevap verir. Avukat, "okuduklarını anladın mı?" diye sorduğunda ise Block "bilemiyorum" der.

Avukat, Block için "tanrı" gibi bir şeydir. Zaten avukatı önceki cümlelerde "din" olarak sembolize etmiştik. Avukat Huld'un onun için bu kadar vazgeçilmez olmasının en önemli sebeplerinden birisi Hizmetçi Leni olabilir. Daha önce karşımıza "günah ve yasak" kavramı olarak karşımıza çıkan Leni, burada ise Avukat'ın yani Din'in hatta Block'un gözünden bakacak olursak Tanrı'nın müvekkiline karşı yani kuluna karşı kullandığı silahtır. Hizmetçi Leni ile ilişkiye girmesi ve ondan yararlanması, Block'un gözünde Avukat'ın daha da vazgeçilmez olmasını sağlıyor. Dinlerin ve Tanrının, bazı şeyleri, örneğin cinselliği, işine geldiklerinde günah işine geldiklerinde ödül olarak kullanması bu durum ile ilişkilendirilebilir. Öyle ki, Leni hem "günah" ı hem de "ödül" ü temsil ediyor olabilir. Bay K.'yı baştan çıkardığında, Bay K.'nın davasına odaklanmasına engel olmuş ve günah kavramına bürünmüştü. Block ile ilişkiye girdiğinde ise onun avukata daha çok bağlanmasına hatta ve hatta kölesi olacak kadar kıvama getirmesinde "ödül" kavramına bürünmüştür. Block'un hem başka avukatlara sahip olması hem de Avukat Huld'a bu denli bağlı olması ne derece iki yüzlü bir insan olduğunu gösterir. Bay K. ise avukatı azledeceğini söyleyerek aslında tanrıyı terk etme kararı almıştır. Bu yüzdendir ki, Block bu duruma çok şaşırmış ve Leni ile ikisi ona müdahale etmeye çalışmıştır. Şu nokta çok ilginçtir : Avukat, Block'a tüm gün ne yaptığını sormuştu yani tanrı, kuluna tüm gün ne yaptığını sorar. Kulu ise tüm gün onun kitaplarını okumuştur fakat okuduklarından ne anladığı sorulduğunda ise "bilemiyorum" demiştir.

Bay K.'nın katedralde hapishane papazı ile konuştuğu sahne kitabın en çarpıcı kısımlarından birisidir. Papaz'ın anlattığı hikaye ise okuyucuya yumruk etkisi gösteren kısımdır. Gelin o hikayeyi kısaca hatırlayalım:

Kanuna açılan kapının önünde bir bekçi durur. Bir gün taşradan bir adam gelir ve içeri girmek ister. Bekçi giremeyeceğini söyler. Adam "peki daha sonra?" der. Bekçi "belki, ama şimdi değil" diye yanıtlar. Bekçi şunu da ekler "benden izin almadan girmeyi bir dene istersen. Ben sadece en alt kademedeki bekçiyim. Her salonda bir öncekinden daha güçlü bir bekçi var." Günler geçer, haftalar geçer, aylar geçer. Taşralı adam yıllarca kapının önünde bekler. Artık ihtiyarlaşmaya başlamıştır ve harap düşmüştür. Taşralı adamın gözleri zayıflar ve karanlığın içinden kanuna giden kapıdan bir ışıltı geldiğini görür. Çok geçmeden ölecektir ama zihninde. Bekçi'ye bir soru sormak ister. Bekçi sorabileceğini söyler. "Neden onca sene boyunca benden başka kimse giriş izni istemedi?" der taşralı adam. Bekçi ise şu cevabı verir "buraya başka kimse giremez. Bu kapı sadece senin içindi." der ve kapıyı kapatır.

Bay K. taşralı adamın bekçi tarafından kandırıldığını söyler ama Papaz karşı çıkarak bekçinin de kandırılmış olabileceğini söyler. Dünyadaki hiyerarşik sistem Franz Kafka tarafından çok güzel özetlenmiştir aslında. Bizim için var olan, bize ait olan haklarımızdan yararlanamıyoruz. Bu haklarımızdan yararlanmamızın önüne geçen birileri var. Üstelik bu kişileri alt etsek bile bir sonraki kişi bizler için daha büyük bir engel olacak. Ne zamanki umudumuzu kaybediyor, tıpkı taşralı adam gibi zihnen ölüyoruz, o zaman gerçekleri öğreniyor ve görüyoruz. İlk başta taşralı adama şimdi giremeyeceğini ama belki daha sonra girebileceğini söyleyen bekçi yıllar sonra o kapının sadece adam için olduğunu söylüyor ve kapıyı kapatıyor. Öyle ki, bekçi de birileri tarafından yönetiliyor ve taşralı adama verdiği cevaplar farklılık gösteriyor. Toplumun alt tabakalarındaki yetkili merciiler de daha büyük güçler tarafından kontrol ediliyor.

Eğer bu hikayeye farklı bir bakış açısı ile bakacak olursak, taşralı adamın geçmek istediği kapıyı "kader" olarak nitelendirebiliriz. Kaderimiz bize ait, bizden başkası gerçekleştiremez fakat ne yazık ki biz de gerçekleştiremeyiz. Kaderimizi belirlememizin önüne geçen çok büyük engeller söz konusu. Birileri özgür olduğumuzu, istediğimiz hayatı yaşayabileceğimizi söylese de bekçileri önümüzden çekmiyor.

Hapishane papazı ise Bay K.'nın içindeki tanrı sesi gibi bir şey. Ona ses veriyor, yol gösteriyor, bir iyi davranıyor , bir kötü davranyor. Şu diyalog sıradan gibi görünse de özünde derinlik var:

Bay K. katedralden çıkmak ister. Belki de içindeki tanrının huzurundan çıkmak ister. Papaz "çıkmak mı istiyorsun?" der. Bay K. ise "karanlıkta tek başıma yolumu bulabileceğimi sanmıyorum." der ve papaz yol gösterir, eşlik etmez.

Bay K. bir yıl sonra tekrar iki yabancı tarafından tekrar tutuklanır. Yabancılar bu sefer farklı kılıktadır. Aktör gibi ya da tiyatro oyuncusu gibi. Kılıklar, şekiller değişmiştir ama zihniyet aynıdır. K. bir an komşusu Bayan Bürstner'i görür gibi olur. Yardım istemeyi düşünür ama sonra vazgeçer. Bunun artık bir önemi yoktur. Dünya öyle yozlaşmıştır ki, kimseden medet ummanın bir faydası yoktur. Bay K. iki yabancı tarafından uzak bir taş ocağında öldürülmeden önce bir ev ve o evin penceresinden karanlık bir silüetin yardım etmek ister gibi kendisine baktığını görür. Bu bir umuttur. Geleceğe dair bir umut...

İncelememizi Kafka'dan bir aforizma ile bitirelim :

"Özgür ve yeryüzünde kendini güvende duyumsayan bir yurttaştır o. Dünyanın her yerine erişmesini sağlayacak uzunlukta bir zincire bağlıdır. Zincir, hiçbir şeyin onu yeryüzünün sınırlarından öteye sürüklemesine izin vermeyecek uzunluktadır. Fakat aynı anda, özgür ve gökyüzünde kendini güvende hisseden bir yurttaştır o. Çünkü ilkinin benzeri, göksel bir zincire de bağlıdır. Yeryüzüne inmeye çalışınca göksel zincirin tasması asılı tutar onu, gökyüzüne çıkmaya mı kalkıştı, bu kez yeryüzü zinciri tutar. Ne var ki, giderek bu zincirlenişi, zincirle ilk tanışmasındaki hatasına bağlar."
ataç ikon Dava
kitaba puan vermedi
1 yorum
zemberek kuşu (@zemberekkusu)
🎈🎈
27.01.19 beğen 2 cevap
Semih Oktay

Semih Oktay

@semihoktay

DAVA

Roman;Franz Kafka;Cem Yayınları;344 Sayfa;Türkçesi:Kâmuran Şipal (8)(5 Mayıs 2005)

Kahramanımız K'nın bir dava peşinde sürüklenişini anlatır DAVA romanı.

Dünden niyetliydim:Bu pazar mahallemdeki cengâver sahafıma uğrayacaktım.Sabah tedirgin düşlerden uyandığımda, kendimi yatağımda hangi kitaplarımı, başka başka kitaplara dönüştüreceğimi tasarlarken buldum!.. Gün, Franz Kafka'nın bu DAVA başlıklı romanından ayrılma günüymüş meğer.Kitaplığımdan birkaç kitap seçtim;'Dava' da bu takas için seçtiğim kitaplarımın arasındaydı.Çıktım evden:gazetemi almaya ve benim için yeni kitaplar bakmaya.Bu DAVA başlıklı kitabı sahafımda takas ettim herhangi başka Kafka kitabı almadan! Asıl önemli olan bu kitabı tam sahafta takas ediyordum ki aklıma geçmiş günlerden bir gün geldi.Gene böyle kitap satın almaya gittiğim bir günü hatırladım. Hatıralarımı, tasarladıklarımı,hâlletmiş olduğum işleri yazarım zaman zaman;sonra da kendime e-ileti olarak gönderirim.Bu bahis konusu ettiğim günü burada paylaşmak istedim.Beyoğlu'na gidip kitap satın aldığım bir cumartesi günüdür bu...Bilesiniz! İşte bahsettiğim o kendi kendime göndermiş olduğum e-iletilerden birinden buraya alıntılıyorum.

Pazar,2 Şubat 2014

XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

Cumartesileri çalışıyorum ama işten erken çıkıyoruz bir - birbuçuk gibi...Selçuk'u aramıştım;çoluk çocuğunu Çorlu'ya göndermişti...Kitap bakmaya gideceğim,gelir misin,diye sormuştum.Gelirim,demişti.İşten ayrılmamıştım henüz,beni aradı.

-Yahu,ben eve geldim,duş muş alayım,traş olayım,sen de istersen bize uğra,buradan çıkarız,dedi...

Karnı da açmış,evinde yiyebileceği hiç bi' şey yokmuş...Yarım ekmek arasına hindi salam,taze kaşar dilimleri,acılı ezme koydurttum;yanına ayran aldım.İş çıkışı doğru Selçuk'un evine gittim.Yemeğini yedi;fazla geç kalmayalım diye hemen yola çıktık...

Çağlayan durağında bekleyelim,Taksim dolmuşları geçerse tek vesait gitmiş oluruz,şayet Mecidiyeköy minibüsleri gelirse seni metroya bindiririm,dedim.Zavallı Klimacı,otomobili ile neredeyse tuvalete de gittiği için metroya bineceğimizi duyunca nasıl sevindi,anlatamam!..

Aaa,unuttum söylemeyi...Selçuk,evden çıkmadan önce bir kadeh rakı içeceğini söyledi ve benim fikrimi almak için bana baktı.İçerim,dedim.Anlayacağınız evden çıkmadan birer duble rakı içmiştik ve şimdi Çağlayan otobüs durağının metal oturaklarında otururken çakırkeyif hâlimiz bizi güldürüyordu.Düşününce komik oluyor:Günlerden cumartesi,,,şurup gibi bir hava var, çakırkeyifsin,üstelik Beyoğlu'na kitap bakmaya gidiyorsun...Samimi bir arkadaşın yanında;İstanbul'da hiç metroya binmemiş,metroya bineceği için seviniyor...Dediğim gibi klimacı bir arkadaşım bu Selçuk;gemilere çıkıyor klimalarını tamir etmek için;gemilerin ve matbaaların soğutma sistemleri ile ilgili iş yapıyorlar. Gittik...Selçuk yolda iki de bir:"Rakı içeriz,değil mi?...Rakı içeriz,di mi?" diye sorup duruyor. İçeriz,diyorum,içeriz...Çiçek Pasajı'nda bir rakı içelim seninle,diyor.Tamam ısmarlayacağım sana bir rakı,diyorum... Topitoş'u çağıralım mı,diye soruyorum kitapçılardan çıktıktan ama henüz Sahaflar Çarşısı'na gitmeden önce...Yok,şimdi aramayalım,sonra ararız,diyor.Yarın babalar günü olduğu için saatçinin birine dalıyor ve bir saat bakıyor.Kime alıyorsun bu saati diyorum.Yarın babalar günü ya,oğluma hediye almak istiyordum karne hediyesi, diyor...Yarın babalar günü ve Selçuk oğluna bir saat alıyor hediye olarak! Ben de bir sonraki günün geyiğini hatırlıyorum şu satırları yazarken...Oğlum Onur öğleden sonra üç buçuğa kadar beni arayıp babalar günümü tebrik etmeyince,nerede bu çocuk,diye merak edip arıyorum Onur'u...Merhabalaştıktan sonra:Babalar günün kutlu olsun evlatçıım,diyorum...Aa,baba seni arayacaktım,hatta yanına gelecektim tam,,,babalar gününü kutlamak için,diyor... Ziyanı yok oğlum,kutladık işte babalar gününü.Neredesin sen görünmedin,diye soruyorum...Sözlüm ile Aksaray'a gidiyoruz,yoldayız,diyor...Ben ise babama babalar gününde ulaşamadığıma yanıyorum;üç dört sefer aradım,cep telefonunu evde unutmuş...İki defa aradım;kimse çıkmadı.Sonra annemle görüştüm...Sonuç:babamla görüşemedik.

Saati aldık,çıktık dükkândan...Ha'di içelim,diyor Selçuk...Tamam da önce Sahaflar Çarşısı'na bir uğrayalım,diyorum. Ortalık bir kararsın yahu,acele etme,diyorum.

-Yaa,sen şimdi çok durursun,diyor.
-Dururum,diyorum.
-Tamam,ben de kendime kitap alayım,ne zamandır karım satın alıyor kitapları,diyor.
-İyi olur,kitaba biraz para harca,diyorum...
-Sen Kafka'dan bahsediyordun,hangi kitaptı o,diye soruyor.
-Dönüşüm,diyorum.

Sahaflar Çarşısı'na girerken ona DÖNÜŞÜM romanının o insanı büyüleyen ilk cümlesini ezberimde kaldığı kadarıyla söylüyorum: Gregor Samsa bir sabah tedirgin düşlerinden uyandığında kendini yatağında devasa bir böceğe dönüşmüş buldu.

Kitaptan alıntı: 'Gregor Samsa bir sabah tedirgin düşlerden uyandığında,kendini yatağında devasa bir böceğe dönüşmüş buldu.' Sağlamasını yaptım,evet,tebrik ediyorum kendimi!..Şu ilkcümlesinde Kafka insanı efsunluyor bana kalırsa...

-Tamam,o,ondan bahsetmiştin bana...Bulursam satın alacağım,diyor.

İlk dükkânda yok Kafka'nın DÖNÜŞÜM başlıklı kitabı...Kitapçı yandaki dükkânlardan birini gösteriyor Selçuk ile bana..."Şu arkadaşlarda olması lazım" diyor...

Dükkân kapısından içeri giriyoruz...Dükkâncı bir kadın,buy'run,diyor bize...

-Dönüşüm,diyor Selçuk.
-Kafka,diyorum ben...

Kadın elini raflardan birine uzatıyor...Bir kitabı çekip Selçuk'a gösteriyor...Kadın sessiz,sakin hareketlerle deviniyor...İçeride başka müşteri yok...Biz Selçuk ile Kafka üzerine hararetli bir görüşme yapıyoruz.

-Başka,başka,diyor Kafka'nın eserleri için Selçuk...
-Ceza Sömürgesi'ni,Dava'yı da okuyabilirsin,diyorum...

Kadın o sıra başka Kafka kitapları bulup veriyor Selçuk'un eline.Evirip çeviriyor Selçuk ve TAŞRADA DÜĞÜN HAZIRLIKLARI başlıklı olanını seçiyor...

-İyi yaptın,bunu ben de okumamıştım,diyorum...

Biraz gürültülüyüz galiba..! Neler oluyor? Kadın elleriyle daha yavaş,daha yavaş işaretleri yapıyor:sessiz olun gibilerinden bazı işaretler bunlar...Evet,bir şeyler var...

-Hayrola,diyoruz.
-Çocuk uyuyor da,diyor.

Çocuk uyuyor!Ne diyor bu kadın Selçuk? Selçuk ile bir an göz göze geliyoruz...Kadın masanın altını işaret ediyor:Bebek yeni uyudu da,diyor...Şaşırıp kalıyoruz.Dükkanın orta yerindeki masanın altında bir bebek uyuyormuş.

-Söylesenize,diyoruz Selçuk ile bir olup...

Kadın biraz mahcup mu oldu ne? Hafifçe kızarıyor...Kitapların parasını ödeyip dükkândan çarçabuk çıkıyoruz... Selçuk daha fazla kitap peşinde dolaşamayacağını söylüyor...

-Seni rakı masasına oturtayım ama ben kitap bakmak istiyorum,diyorum.
-Tamam öyleyse,sen kitap bakacaksan ben bir yerde çay içeyim,diyor...

Hemen önümdeki dükkâncıya soruyorum:Çay içilecek...? Yukarıyı gösteriyor adam bana ve,Üst katta çaycımız, diyor. Duydu tabii biz konuşurken,zaten bize bakıyordu adam.Dükkâncıya teşekkür ediyorum,,,Selçuk'u üst kata uğurluyorum.

Bakacak çok kitap var listemde;buna karşılık ayırabileceğim az vaktim var...Birkaç dükkân geziyorum;elimdeki listeden aradıklarımı söylüyorum.Tarjei Vesaas'ın (Vesos) BUZ SARAYI adlı romanını arıyordum...Bu roman Norveçli Yazar'ın en sevilen eseridir sanıyorum...çünkü şu saat itibarıyla okumuş bulunmaktayım romanı...Roman olmasına roman ama şiir gibi bir anlatım,kısa cümleler ve yalın üslup ile Vessas gönlümü âdeta fethetti.190 sayfalık bu romanı iki gün içinde devrettim.Türkçemize Melih Cevdet Anday çevirmiş.Daha önceki çevirileri dahil Anday'ın elinden ne çıkmış olursa olsun,okurum.Başka hangi kitapları bulduğumu da söyleyeyim...Antoine de Saint-Exupery'nin KÜÇÜK PRENS'ini (Mavibulut Yayınları'nın 1999 baskısı) bir de Dashiel Hammett'in SIRÇA ANAHTAR adlı E Yayınları'nın 1986 baskılı bir romanını buldum.

Telefonum çalıyor,bakıyorum...Selçuk arıyor,,,açıyorum.

-Tamam mısın,diyor.
-Evet,tamam,ha'di gel aşağı da gidelim,diyorum.

İmroz Balık Lokantası'na gidiyoruz.Rakı içeceğiz...Garsona zeytinyağlılardan fava,közlenmiş patlıcan söylüyorum... Bir de buranın lakerdası iyi oluyor,diyorum Selçuk'a;lakerda ısmarlıyorum.Selçuk kereviz istiyor.Garson,Mevsimi değil,diyor...Enginar var tepside..! Enginar olsun,diyor Selçuk...Rakımız ve mezelerimiz anında masamıza geliyor... Az bir zaman sonra da tamkıvamındakızarmış ekmek dilimleri görünüyor.Karnımız aç...Selçuk ile başlıyoruz demlenmeye. Orhan'ı arayalım,diyoruz...Arıyorum.Hemen geliyorum,diyor Orhan...Biz daha tabakları yarılamadan Orhan geliyor...Bir taksiyle gelmiş.Sohbet koyulaşıyor...İçkilerimiz tazeleniyor.Kalamar tava söylüyoruz,ardından midye tava söylüyoruz... Selçuk peynir istiyor...

-Ne yapacaksın peyniri,diye soruyorum.Yemeğimiz bitti,kavun söyleyeyim sana...
-Tamam,kavun olsun,diyor...

Ben çakırkeyif hâldeyim...Bir duble ve bir tek içtim;yeter bana...O sıra suyumuz bitiyor,Selçuk yan masadan alayım falan festekiz,derken,,,baktım elini uzattı yan masada oturan iki kişinin su şişesine...

-Bırak,alma,garsondan isteriz,dedim...Canım da biraz sıkılıverdi.
-Alalım yahu arkadaşlardan,alt tarafı bir su,ne olacak sanki)...mealinde sözler söylüyorken Selçuk...ben biraz daha sertçe çıkıştım:Selçuk bırak yan tarafa sarkmayı,garsona söyleriz suyumuzu,dedim.

Yan masamızdaki beyler duymuş olacaklar ki,bize döndüler;suyu uzattılar...Selçuk teşekkür etti,bir iki kelime daha konuştu...Orhan döndü,bir laf attı yan masaya,sonra teşekkür etti...Bu sefer Orhan'a dönüp:Yahu sarkmayın şu yan masaya,dedim.Yan masa muhabbeti başladı mı,bu akşamımızın tadının kaçacağını seziyordum.Tecrübeyle sabittir.Ve dediğim oldu.Anında kaynaştılar Selçuk,Orhan ve yan masadaki iki kişi...Öyle bir kaynaşmaydı ki bu,,,ikinci dakikasında Orhan kartvizitini çıkartıp bu beylerden birine uzattı.Üçüncü dakikada Orhan'ın bu beylerden birine şaka yollu bir söz söylediğini işittim.Ossaat Orhan'ın adama tam on kez ardı ardına göz kırptığını gördüm.Nasıl asabileştiğimi bir ben biliyordum.Ne Selçuk'un ne Orhan'ın benim o anlardaki hâlimi anlayacak durumları yoktu.Çok geçmedi Orhan,Selçuk'a sanıyorum bir makine hakkında fiyat sordu;dönüp yan masamızdakilere bildirecekti zahir bu fiyatı...

O can sıkıntısıyla hesabı istedim,zaten artık içmemeye karar vermiştik...Selçuk makine fiyatını söyledi...Orhan'ın tavırları değişti.Aradan üç-beş dakika geçtikten sonra da kalktık zaten...Nevizade Sokağı epey kalabalıktı...Yan yana yürümek mümkün olmadığı için arka arkaya yürüyorduk.Caddeye çıkan sokaklardan birine çıktığımızda Orhan,Selçuk'a: Biz Semih abi ile Bayrampaşa'ya gideceğiz,dedi...Böyle bir karar vermemiştik ama masada sormuştu Orhan Bayrampaşa'dan bir tanıdığını.O sıra sokağa çıkmıştık,yol tam o esnada kapanmıştı ve birkaç taksi vardı önümüzde... Ve Orhan,,,kolundan tuttuğu gibi Selçuk'u bu taksilerden birine ittiriverdi.

Cumartesi,20 Haziran 2009
ataç ikon Dava
kitaba 6 verdi
2 yorum
Red Red (@khaos)
Kitabı okuduğum şu saatlerde incelemelere bir göz atayım dedim, baktım Semih Abi! Müthiş bir performans ortaya koymuşsun abi, kalemine sağlık. Kısa metraj filmi çekilse severek izlerim, Buzdan Sarayı'da merak etmedim değil şimdi :)
24.11.18 beğen 1 cevap
Vahit YILDIRIM

Vahit YILDIRIM

@gregorsamsa0

dava ablasının çocuklarıyla birlikte savaş yıllarını baba evinde geçirmek istemesi üzerine kafka’nın evden ayrılmak zorunda kaldığı bir dönemde yazılmaya başlanır.(ağustos 1914)

kafka’nın diğer pek çok yapıtında olduğu gibi dava’da da kurulu düzen ilk okuduğunuz paragrafla bozulacaktır: “biri iftira atmış olacaktı josef k.’ya; çünkü bir sabah durup dururken tutuklandı. her sabah saat sekize doğru kahvaltısını getiren pansiyon sahibi bayan grubach’ın hizmetçisi o sabah ortalıkta görünmemişti. böyle bir şeyle ilk kez karşılaşıyordu, k.”

bununla birlikte klasik eserlerde alışkın olduğumuzun aksine kafka’nın yapıtlarında büyük anlatıcı çıkmaz karşımıza,okuyucunun bilgisi josef k.’nınkinin önüne geçemez .

dava’da da böyledir işte; k.’nın tutuklanmasına neden olan suçu ne tutuklayanlar ne de tutuklanan bilmektedir. kimsenin bu duruma bir anlam veremeyeceğini düşünürsünüz ancak aksine herkes çoktan kabullenmiştir durumu, k.’da dahil.cezası k.’nın hayatıdır bu suçun.

henz politzer s. fischer yayınevinden 1965’de çıkan “franz kafka, der künstler” adlı yapıtında kafka’nın suçundan bahseder:

“mahkemenin suçuyla karşılaştırıldığında k.’ nın suçu daha az paradoks değilse de, basit bir suç niteliğindedir.işlediği suçların hepsi ki bu daha çok ihmal suçlarıdır tutuklanmasını haklı göstermeye yetmez. k.’nın saptanabilen suçları sevgisizliği,mesleğine karşı gerçek bir ilgi duymayışı, yaşamsal güçsüzlüğü, kendisini çağdaş burjuva yaşamının temsilcisi yapan sıradanlığı bir sürü tutuklanmamış insanda görülebilecek şeylerdir. ayrıca kendisini sanık konumuna sokan suçu bilmemesi de suç olarak nitelenemez, çünkü mahkeme hizmetinde çalışan elçi ve habercilerden büyük çoğunluğunun da bu kanun hakkında bir bilgisi yoktur. mahkeme işlerini çok iyi bilen ressam titorelli gibi bir adam bile renkten söz bir kör gibi mahkemeden söz açar: kanunda -ben kendim okudum desem yalan- suçsuz kimsenin pek tabi aklanabileceği belirtilir, ama yargıçlar etkilenir diye bir kayda rastlanmaz. oysa benim bilip işittiğime göre durum tam tersidir bunun.”

ardından bir otelin tavan arasında yapılan duruşmalar başlar. garip bir yerdir mahkeme salonu garip bir yerdedir de aynı zamanda. tüm duruşmalar boyunca bir türlü anlam veremeyeceğinizi düşündüğünüz olaylar yaşanır. duruşma sırasında genç bir hukuk öğrencisi mübaşirin karısına sarkıntılıkta bulunur, kadının çığlığı duruşmayı böler. mübaşirse bu durumu olağan karşılar ancak herkesin içinde yapılması rahatsız eder onu, sorgu yargıcının duruşma boyunca kürsüsünde bulunan kitapları karıştıran k. , ressamın kötü niyetinin gün gibi ortada olduğu çıplak kadın ve erkeğin yan yana bir resmini bulur..

bununla birlikte davaya göre hayatını düzenlemiş olan k.’nın günlük hayatta karşılaştıkları da daha az kabul edilebilir değildir.

k. wagenbach dava’nın bir cezalandırma fantezisi olduğunu söyler. nitekim ressam titorelli’nin k. ile yaptığı konuşma bunu kanıtlar niteliktedir. ressam davanın üç şekilde sonuçlanabileceğini söyler: gerçek aklanma, sözde aklanma, sürüncemede bırakma. ancak şimdiye kadar hiçbir gerçek aklanma ile karşılaşmadığını da eklemeyi ihmal etmez. k. ise haklı bir yorumda bulunur bir tek cellat bütün bir mahkemenin yerini alabilir.

davaya ilişkin pek çok şeyin daha anlaşılır olmasını sağlan bir bölüm vardır: katedralde. k.’nın katedrale geliş sebebi ve onu katedralden içeriye girmeye iten nedenler tüm bunların aslında önceden tasarlanmış olduğu ve davanın tahmin edilenden daha fazla kişi ve kurumu içine aldığı izlenim uyandırır.

katedralde bölümünde mahkeme hizmetinde çalışan rahip tarafından k.’ya bir mesel anlatılır ve k. kendisinden beklenen yanılgıya düşer: kapıcının taşralı adamı aldatmış olduğu. meselde taşralı adamın hikayesi anlatılır. kanun önünde bir kapıcı bekler taşradan gelen adam ise içeri bırakılmaz, kendisine şimdi giremeyeceği söylenir. taşradan gelen adamsa ölümünün yaklaştığı son ana kadar bekler ve sonunda kapıcıyı yanına çağırıp sorar: “nasıl oluyor da, bunca yıl benden başkası girmeye kalkmadı bu kapıdan?”. cevabı basittir oysa, kapı yalnızca taşralı adam içindir ve artık kapıcı kapıyı kapatabilir. aslında kanun taşralı adamı çağırmıştır ancak kapıcılardan geçecek izni vermemiştir kendisine.

kafka’nın yakın dostu max brod’a göre k. elinden çıkıp giden suçsuzluğunu miskinlik içinde savunmaya çalışan biridir. k. da taşralı adam gibi kişilikten yoksundur aslında, meselde asıl kahraman taşralı adam değil kurtarıcı haberi ona çok geç veren kapıcıdır.

kanun önünde meseli heinz politzer’e göre dava için bir çeşit seyrüsefer programı oluşturur. bu bakımdan k.’nın da sona yaklaştığını söyleyebiliriz.

romanın “son” bölümünde k. evinden iki adamca alınır. şehrin dışı sayılabilecek bir yerde bir köpek gibi öldürülür, sanki bunun utancı kendisinden sonra da yaşayacaktır.

aslında benim cevabını aradığım soru k.’nın bu cezadan kurtulmasının mümkün olup olmadığıdır. yani en azından davanın sürüncemede bırakılmasını sağlaması nasıl gerçekleşebilirdi.k. katedralde rahibe şu soruyu sorar “bir insan, insan olur da nasıl suçlu olabilir”. k.’nın suçu diğer insanlarda da görülebilecek şeylerdir. öyleyse k.’nın isyanı diğer insanlar arasından kendisinin keyfi seçilişinedir. çünkü k.diğer insanlar kadar suçlu ya da suçsuzdur. bu durumda k.’nın suçu kafka tarafından yüklenmiş bir suçtur. bu durumda cezadan kurtulması da mümkün değildir.
ataç ikon Dava
kitaba 10 verdi
0 yorum
Elif Recep

Elif Recep

@elifrecep

Distopik roman türünün örneklerinden sayılan 'Dava' anlaşılması ve anlatması zor bir eser.Yazılanların, anlatılanın dışında başka bir şeyi hedeflediğini anlamaya başladığımda her cümleyi sorgulayarak ve anlamlandırmaya çalışarak okudum.Bunu başarabildiğimi düşündüğüm satırlar kadar başaramadıklarım da oldu.Kitap bir sabah Joseph K.' nın tutuklandığını öğrenmesiyle başlıyor.Normal tutukluluk sürecinin işlemesini hem K. hem de okur beklerken bu tutuklamanın aslında bildiğimiz süreçten oldukça farklı olduğunu görüyoruz.K.' ya bir davasının olduğu bildiriliyor ve konusu bildirilmeyen bu dava için mahkemeye davet ediliyor.Böyle bir tutuklamayı ve davayı saçma ve anlamsız bulan K. bunu bir an önce sonlandırmak için mahkemenin olduğu söylenen mahalleye geliyor.Fakat içler acısı bir durumla karşılaşıyor.Köhne bir binanın içinde kokuşmuş bir yargı sistemi ve aynı şekilde yasa dışında her şeyin mevzu edildiği bir ortamla karşılaşıyor.İlerleyen günlerde dava bir şekilde herkes tarafından duyuluyor ve en alakasız kişilerce bile fikir yürütülerek K. yavaşça kendisini bu çıkmazın içine sürüklenirken buluyor.Amcasının ona avukat bulmasının ardındansa artık K. için davası dışında hiç bir şeyin önemi kalmıyor.Konusunun kimse tarafından bilinmediği bu davaya ilk itiraz bile dava konusundan bağımsız olarak yapılabiliyor.Konusu, davacısı ve sonu belli olmayan bu dava herkes tarafından o kadar önemsenip büyütülüyor ki K.'yı devasa bir hortum gibi içine sürüklüyor.Üstelik kendileri bu aşağılanmışlıkların içinde yer alan ve dava uğruna her türlü onursuzluğu yapmaktan çekinmeyen insanlar tarafından şekilleniyor bu yargılama.Kesin bir yargıya ulaşılamayacağı ve ulaşılsa bile bu kararın yayınlanmayacağı, sadece iki seçeneğin olduğu söyleniyor.Ya görünüşte aklanma ya da sürüncemede bırakma.Bunun içinse suçsuz olmak yeterli olmuyor.Yolu aynı kokuşmuşluğa dahil olmaktan geçiyor.
Gelelim bütün bunların ihtiva ettiği manaya.K. her ne kadar ilk başta toplumun değer yargılarına aldırmadığını söyleyip kendi yoluna baksa da kendi hatalarına aldırmadan bir başkasını yargılayacak kadar ve bunu da sezgisel bir baskıyla sinsice yapan toplumun içinde sıkışan bir birey.Toplum, birey için adeta bir mahkeme görevi görüyor.Belli bir konusu olmadan suç olarak tanımlanamayacak davranışlar üzerinden sadece yargılama yapıyor.Belli bir yasası olmayan bu fikirler silsilesi içinde söz konusu bireyin dışında herkes kendi fikirleri doğrultusunda yargıya varıyor.Bu yüzden bir türlü sonuca varılamıyor.Tabi bunda asıl etken bireyin bu düşüncelere izin vermesi ve toplumu hayatının merkezine oturtmasından kaynaklanıyor.Şu cümleler aslında her şeyi bir nebze özetliyor 'Mahkeme senden hiçbir şey istemez seni kabul eder ve gittiğin zaman da bırakır' Kişi kendi iç sesini vicdanının sesini susturup ne zaman ki el alem ne der evhamına kapılarak doğrularını yaşamaktan korkuyor, işte o zaman 'Dava'başlıyor... Artık  kişi  o kadar çok kendini unutuyor ki ölümden sonrası için bile arkamdan ne derler fikrinden kendini bir türlü alamıyor.'Sanki utanç ondan sonra da hayatta kalacaktı'...
ataç ikon Dava
kitaba puan vermedi
0 yorum
Mert

Mert

@mertaksu

Daha ilk cümleden hikayede hiçbir şeyin yolunda gitmeyeceğinin sinyalini veren Kafka, çalışma hayatında edindiği -bir sigorta acentesinde çalışmış olduğu bilinmektedir- deneyimleri, kendi tarzına oldukça uygun bir kasvetli evren içerisinde yansıtmıştır. Josef K., aslında bütünüyle var olan ve tüm dinamikleriyle işleyen bir hukuk sistemiyle yönetilen bir ülkeye/topluluğa mensuptur. Bu hukuk sistemi, cezayı suçun varlığından bağımsız olarak ele alır. Yani kişiyi, suç işleme potansiyeline göre yargılar ve infaz eder. Hikayenin yazıldığı tarih dikkate alınırsa, Kafka'nın Nazi Almanyası'nın uygulamalarını yaklaşık 30 yıl öncesinden öngördüğü anlaşılmaktadır. Roman, bu yönüyle oldukça etkileyici olsa da, edebi yönden beni tatmin edemedi. K.'nın romandaki her kadın karakterle yakınlaşmasının nedenini algılamakta güçlük çektim.
Bir başka dikkate değer nokta, romanın son kısmında rahibin K.'ya katedralde anlattığı hikayedir. Hikayeye göre bir adam, herkese açık olduğunun kendisine söylendiği kanunun kapısından geçmek ister. Kapıya vardığında, bekçi içeri girmesinin yasak olduğunu, kendisine itiraz etmemesini çünkü çok güçlü olduğunu, hatta karşılaşacağı diğer kapılardaki bekçilerin her birinin bir öncekinden de güçlü olduğunu söyleyip adamı kapının yanına oturtur. Yıllar geçtikçe adam, içeriye girme isteğini bekçiye yineler fakat amacına ulaşamaz. Sahip olduğu her şeyi bekçinin önüne sermekten de çekinmez ama bekçi verdiklerini alırken, adamın içeriye girmek için her yolu denediğinden emin olmasını istediği için aldığını söyler. Yaşlandıkça aklı kıtlaşan adam, bekçinin yakasındaki bitlere bile bekçiyi ikna etmeleri için yalvarır. Ölümünden önce, tüm aklı ve benliği tek soruya, sormamış olduğu o tek soruya yönelir: Kanun herkesin aradığı bir şey ise, neden bu kapıya bunca yıldır hiç kimse gelmemiştir? Bekçinin yanıtı, o kapının sadece kendisi için var olduğu ve şimdi onu kapatacağıdır.
ataç ikon Dava
kitaba 7 verdi
0 yorum

Dava - S41

Bayan Bürstner'i karalamak istiyor değilim hiç kuşkusuz, kendisi iyi ve tatlı bir kızcağız, sevimli, düzenli, titiz, çalışkan, bütün bu yanlarını çok takdir ediyorum, ama öte yandan gerçek olan bir şey daha var, Bayan Bürstner kendini daha ağırdan almalı ve daha çekingen olmalı. Kendisini bu ay içersinde iki kez sapa yollarda ve her defasında başka bir beyle gördüm. Benim için çok zor bir durum, yemin ederim ki, bunu yalnızca size anlatıyorum Bay K., ama bu konuda herhalde onunla da konuşmak zorunda kalacağım.
Defne Alaçam tarafından eklenmiştir.
özge çolak

özge çolak

@ozgecolak

Kafesin biri, bir kuş aramaya çıktı..
ataç ikon Dava
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Çağla ???

Çağla ???

@kitapdas

Otuz yıldır hayattayım ve kendi yolumu tek başıma çizmek zorunda kaldığımdan, beklenmedik şeylere bağışıklık kazanmış olabilirim..
ataç ikon Dava
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Emine Karakaya

Emine Karakaya

@eekrky

"Siz kimsiniz ki? Anlam arıyorken anlamsızlığın âlâsını yapıyorsunuz."
ataç ikon Dava
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
özge çolak

özge çolak

@ozgecolak

" Siz kimsiniz ki? Anlam arıyorken anlamsızlığın âlâsını yapıyorsunuz. "
ataç ikon Dava
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
EminD

EminD

@emind53

"Elbette şaşırdım, ama kesinlikle çok şaşırmış değilim... Demek istediğim, yani aslında çok şaşırdım. İnsan bu dünyada otuz yıl yaşamışsa eğer ve benim gibi hep yalnız başına savaşmak zorunda kalmışsa, o zaman beklenmeyen olaylara karşı bağışıklık kazanıyor ve bunlar yüzünden çok sarsılmıyor..."

“Sanki utanç, ondan sonra da hayatta kalacaktı.”

“onu mücadeleye sürükleyenin umut mu yoksa umutsuzluk mu oldugunu bilmiyordu…”

“Kafesin biri, bir kuş aramaya çıktı…”
ataç ikon Dava
kitaba 9 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
149
KİTAP
Tüm Zamanların En İyi Kitapları
Hem okurların hem de yazarların büyük bir kısmı tarafından başarılı bulunmuş, kitap tavsiyesi istendiğinde akla ilk gelen, tü...
32
KİTAP
Fikirlerinizi değiştirten en iddialı kitaplar
Çok iyi araştırılmış, doru kurgulanmış, net bir şekilde iddialarını ortaya koyan ve kanıtlayan kitaplar. Hayata bakış açınızı...
212
KİTAP
Tüm Zamanların En Çok Satan Kitapları
Aşk, fantastik, polisiye, bilim kurgu ve diğer kitap türlerini kapsayan ve zirveyi kolay kolay kaptırmayan tüm zamanların en ...
1130
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir. Sen de mutlaka okunması gerektiği...
746
KİTAP
Okuduğum En Güzel Kitap
Okuduğumuz en güzel kitapları bu listede topluyoruz! Sen de en beğendiğin ve herkese tavsiye etmek istediğin kitapları listey...
Canan

Canan

@cnnhni

 paylaşım fotoğrafı
Yaşam ile ölüm arasindaki ince çizgide ilerlerken,insan:
hùzün-sevinć
korku-huzur
hastalik-sağlik
gibi durumlarin arasinda da gidip gelmekteydi..
Önemli olan zaten gittiginde gelebilmek..
Gittik..
Dönmeye yol aldiğimizi hisettigim bir anda ,payima Kafka düştü(Kafka, Zweig ile beraber okumayi sevmedigim yazarlar arasindadir fakat bu sefer elimdeki tek kitap bu)

Kendisinin de Dava romaninda ifade ettigi gibi:
Bu durumda bütün gücünü toplayıp yeni baştan başlamak gerekir. Asla pes edilmemelidir."...
ataç ikon Dava
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 yorum
Fâtıma (@yitiktheology)
Nâçîzâne kanaatim eserde yaşananların size birçok noktada çok fazla düşünebilme olanağı sağlayacağıdır efendim, feyizle okumanız temennisiyle...
24.02.19 beğen 1 cevap
Mehmet

Mehmet

@yoldas

'' Kuşkusuz bu mahkemenin tüm açıklamalarının arkasında, benim olayımda, yani tutuklanmamın arkasında büyük bir örgüt bulunmaktadır. Bu, rüşvet alan nöbetçiler, onların başındaki ahmak denetçiler, en iyileri yalnızca mütevazi olmaktan öteye gidemeyen sorgu yargıçlarını çalıştıran bir örgüt değil sadece; aksine yüksek ve en yüksek düzeydeki yargıçlardan, sayısız ve hiç de iyi niyetli olmayan hizmetkârlardan, yazıcılardan, jandarmalardan, evet hatta - söylemekten çekinmiyorum- cellat sürüsünden oluşan bir örgüt bu. Ve bu örgütün hedefi ne sayın baylar? Masum insanları tutuklamak ve onlara karşı anlamsız ve çoğu zaman -benim olayımda da olduğu gibi- sonuçlanmayacak soruşturmalar açmak. ''

Türkiye İş Bankası Yayınları - Sayfa - 43
ataç ikon Dava
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
10 yorum
Semih Oktay (@semihoktay)
Kafka okuyanlardan kimi,Bir şey anlamadım ben,diyor. Haklı buluyorum Kafka okuduktan sonra bir mana çıkaramayanları,yazılanları boş bulanları. Herkese hitap etmez Kafka : Ancak ve ancak hayatın görünmeyen tarafında yaşamış olanlara hitap eder. Herkes anlamasın Kafka'yı zaten. Adı üzerinde "Kafka" bu yahu : Kaf-ka!..
09.10.18 beğen 12 cevap
zeynep krmm (@lonelygrl)
kafka nın kitaplarındaki ağır bunalım..
10.10.18 beğen 1 cevap
M.Akif DOĞAN

M.Akif DOĞAN

@makifdogan

neden paylaşım fotoğrafı
neden
Her Kafka okuduktan sonra bunu söyleyeceğim herhalde “neden” aklımda o kadar soru var ki nerden başlasam bilemiyorum suçun neydi josef neden hüküm giymeden öldürüldün kim bu mahkeme hep yolda okumuş olmamın etkisi mi anlamamam bilemedim
ataç ikon Dava
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Nurdoğan Akyüz

Nurdoğan Akyüz

@doganad

 paylaşım fotoğrafı
Çok güzel bir kitap 🙏
ataç ikon Dava
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
10 yorum
zeyno kent (@zeyzeyzeyno)
Merhaba kitapları sesli olarak nasıl yüklüyorsunuz
27.09.18 beğen cevap
Nurdoğan Akyüz (@doganad)
Üçret karşiliğin da alabilirsin App store den
27.09.18 beğen cevap
Bearded Angler (@beardedangler)
lıfecell yeni operatör mu doğan abi?
27.09.18 beğen cevap