up
ara

Sofie'nin Dünyası Kitap İncelemeleri

Berkay Bayram

Berkay Bayram

@berkay

SEN DE BİR MASAL KAHRAMANI OLDUĞUNU ANLAYANLARDAN MISIN?
Kitabımızda yaşanan olayların baş sorumlusu Binbaşı Knag, kızı Hilde’nin on beşinci yaş günü hediyesini özel bir kurguyla hazırladı. Knag, öyle bir baba ki kızının yaşamda nereden gelip nereye gittiğini, kim olduğunu, “Dünya da ne imiş?” düşüncesini, Tanrı’yı keşfetme mücadelesini okuldaki hocalara bırakmamak istedi. Elbette kızının da kim olduğunu bilmesi gerekiyordu. Aklıyla ve duyularıyla varlığı kanıtlamanın yeterli olup olamayacağını Hilde de düşünmeli miydi? Tüm çocuklar için evren, keşfedilmeyi bekleyen bir hazine, sırlarla kaplı, gizemli bir şey idi. Knag da, çocukların bu gizemli olana duydukları hayretin filozoflarla benzer olduğunu biliyordu. Böylece, Hilde’ye kazandıracağı merak ve soru sorma becerisi ömür boyu çocuk kalacak bir filozofun yetişmesine imkan sağlayacaktı. Bu yol ile Knag, kızının on beşinci yaş günü hediyesinin, felsefe tarihini anlatan bir kitap olması gerektiğine karar verdi. Knag’ın bu düşüncesini Goethe zaten çoktan söylediği şu sözlerle insanlığa belirtmişti “Üç bin yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan, günübirlik yaşayan insandır.”. Peki düşünelim, acaba Knag kızına neden felsefeyi keşfettirmek istedi? Kitabın yazarı Jostein Gaarder neden Knag’a böyle bir vazife verdi? Sebebi şu ki Knag, kızının gerçek bir filozof olmasını istiyordu. Felsefenin insana “Kimsin sen?” sorusunu sorduracağını biliyordu. Felsefe, gözleri açık tutandı, kapanmış gözleri de açandı. Felsefe, herkesi kendi hayatının filozofu yapandı. Bu yüzden bir baba, kızına “gözlerini aç, açmalısın” diyordu. Artık Hilde’nin de “ Farkına var Hilde” diyen iç sesine ve babasına kulak vermesi gerekiyordu. Knag da, kızına, hayatın farkındalığını yaşatacak bu sesi kurguladığı iki kahramanla duyurdu. Hem kızı hayatın farkına varacak hem de kurguladığı kahramanlar, felsefenin gerçekten insanı neye ulaştırdığını anlayacaklardı. Sofie ve Hocası Alberto Knox, hayat denen oyunun hem izleyicisi hem de oyuncusu olmuşlardı. Kurgunun içinde gerçeği bulmuşlardı. Onlar, bir masal kahramanı olduklarını anlayanlardandı.
Kitabın ana fikrini vermiş olduğum giriş paragrafından sonra felsefe tarihine genel bir bakış atalım. Knag’ın kahramanları Sofie ve Hocası Knox, felsefe derslerine başlıyor. Sofie, sıradan bir gün içindeyken aldığı bir mektupla şaşırıyor. Pulsuz ve kimden gönderildiği belli olmayan bir zarf, koskoca felsefe tarihinin başlangıcı oluyor. Zarfı açan Sofie, felsefenin temel taşı olan soruyla karşılaşıyor:” Sofie, Sen Kimsin?” Bu soru ile hocası Sofie’nin düşünmesini istiyor ve başarıyor. Sofie, düşünmeye başlıyor ve düşünmeye başlaması onun şimdiden gerçek bir felsefe tarihi kahramanı olacağını gösteriyor. Çünkü felsefe de düşünme ile başlıyor. Her geçen gün Sofie’ye, içinde yeni soruların olduğu farklı zarflar gönderiliyor. Sofie, hocasının da istediği gibi meraka düşüyor. Acaba bu zarfları kim gönderiyor? Neden kendisine bu sorular soruluyor? Sofie, aldığı bir kartpostalda da Knag’ın adını ve adresini buluyor ve Sofie’nin elinden Hilde’ye yazılı nota çok şaşırıyor. Felsefe kursunun başladığı ve önemli olduğu yazılı kısmı okuduktan sonra kitapta hocasıyla birlikte yola çıktığı bu esrarengiz tarih yolculuğunun içine dalıyor. Doğa filozoflarıyla evreni tanımaya çalışan Sofie’ye Parmenides: “Evrende hiçbir şey değişmez Sofie!” derken Herakletios her şeyin aktığını söylüyor. Empedokles ateşi, havayı, suyu ve toprağı açıklarken Thales sen her şeyin kökeninde suyu düşün diyor. Sofie, doğanın özü Demokritos’un atom düşüncesinde mi diye uğraşırken bahçesinde kendiyle baş başa kalabildiği mağarasında ıslak zarflarla karşılaşıyor. Islak zarfların da ıslaklığını düşünürken zarfları getirenin hocasının köpeği Hermes olduğunu anlıyor. Nasıl mı? Hermes, ağzında bir zarfla Sofie’ye ulaşıyor. İlerleyen bölümlerde Sofie’nin kendisinin bir masal kahramanı olduğunu anlamasında Hermes’in çok katkısı oluyor. Sofie için asıl heyecan hocasının kendisine Atina’dan selam dediği videosu oluyor. Knox, Sofie’ya Atina’dan selam iletirken Sokrates’in, Platon’un ve Aristoteles’in felsefesinden ve hayatlarından bahsediyor. Hatta Sofie, birden kendisini Antik Yunan sokaklarında Sokrates, Platon ve Aristo ile konuşurken buluyor. Sofie’nin aslında kitapta bir masal kahramanı olduğunu okuyucu bu sahnelerden de sezebiliyor. İnsanı ve doğayı anlatıyoruz derken Sofie, ölümün, sonsuzluğun ve gerçekliğin farklı pencerelerinden bakmaya başlıyor hayata. Klinikler’e göre gerçek mutluluk vardı ve ona herkes ulaşabilirdi, gerçekliğin özü bundaydı. Sofie, bu gerçekliği sevmiş olabilir ama Epikuros ona ölümün var olduğumuz sürece olmadığını geldiğindeyse bizim olmadığımızı bildiriyor. Bu da bir gerçekliktir Sofie. Peki, Ortaçağ’ın üniversiteleri, Avrupa’yı nasıl bir Rönesans’a hazırladı? Sofie, bu yolcukta ilmin doğudan Arap- Müslüman dünyasından geldiğini, Ortaçağ Avrupa’sı, oradan gelen ilmi alarak Rönesans ve Aydınlanma’yı yarattığını öğrendi. Bak Sofie, gerçekliğin bir diğer boyutu da buydu. İlim de evrende akıyordu. Hem akıyor hem de aktıkça içinde evrene karşı daha büyük soruları biriktiriyordu. Büyük keşif gezintilerinin en önemli sebeplerinden biri de buydu. Evren de kendisini keşfe çıkmıştı. Tıpkı senin, benim ve bu kitabı yazanın çıktığı gibi. Fakat senin bir masalda olduğuna kanıtlar fazlaydı. Hermes, Sofie’ya Hilde diyerek onun doğum gününü kutlamıştı. Bu nasıl olmuştu? Bir köpek kendisiyle konuşmuştu. Her geçen gün bu yolculuk onu daha da şaşırtıyordu. “Aman Tanrım!” demek isteyen Sofie, şimdi de Tanrı ile ve onun varlığıyla yüzleşecekti. Farklı filozoflardan cevaplar arayan Sofie var olan her şeyin tek Tanrı olduğuna kanaat getirir gibiydi. Tanrı kendisinden önce kendini nasıl yaratsındı? Bunun tek açıklaması Tanrı’nın varlığıydı. Bir gün tüm bu yaşananlardan sonra Hilde babasının kendisi için hazırladığı Sofie’nin Dünyası adlı hediyeye uyandı. Sofie ve hocası yalnızca bu hikayenin kahramanlarıydı. Farkına varmışlardı. Peki, bu hikayeden nasıl kurtulacaklardı? Bunun, başladıkları yolculuğu bitirerek gerçekleşeceğini anlamışlardı. Darwin, Berkeley, Hegel, Marx ve Freud derken artık bu yolculuğa son verme kararı almışlardı. Yolculuktan ayrılmak için de Hilde’den yardım alan Sofie ve Knox, yazarlarının kendilerini nasıl anlayacaklarını izlemeye koyulmuşlardı. Hilde, teyzesinin de yardımıyla havaalanında bekleyen babasına bir oyun oynadı. Farklı zarflar göndererek sanki kendisinin orada olduğuna dair bir şüphe uyandırdı. Knag, kızının kendisini gözetlediğini düşündü. Kitap yazarken de Sofie’yi böyle şaşırttığının farkına varınca, yarattığı kahramanların neler hissettiği kavradı. Sofie ve hocası ise bu olaydan sonra yazarlarından koparak kendi alemlerinde yerlerini aldı.
Bu felsefe hikayesinin sonucuna bazı sembollerle varmak doğru olacaktı. Merak, mağara, yolculukta bir hocanın olması, dolaylı anlatım, olağanüstü olaylar bu hikayenin sembolleriydi. Öyle ki semboller, bir kitabı tahlil etmenin anahtar kelimeleriyse, bu bendeniz de anahtar kelimeleri açıklayarak sonucuna ulaşacaktı. Öncelikle merak üzerinde duralım. Merak, felsefenin ruhuydu. Yazarımız, kahramanlarına merak etme arzusunu iyi aşılamıştı. Merak, insana yeni düşünceler kazandırır, merak yeni bir merak doğurur ve dildeki cümleler de hep üç noktalı kalırdı. Bu yüzden kitabımız da özü düşündürmeyi amaç edindiğinden, merak ile başlamış, merakın, sonun bir sonu olup olmadığının düşüncesiyle üç noktasını koymuştu… Merak, felsefenin en önemli sorularının kapısını açan anahtardı. Sofie de içindeki merakı duyabilmek için onu meşgul edecek tantanalı hayattan mağarasına çekildi. Yalnız kalmak, kendi düşünceleriyle baş başa kalmaktı. İçindeki sesi sığındığı mağarası kendisine yankılayacaktı. Öyle de oldu. Sofie, sığınığı mağarasında hayat denen bir kurgunun içinde masal kahramanı olduğunu anladı. Tarihe baktığımızda da düşünen ve ilham veren bir ses peşinden giden insanlar hep yalnız kaldıkları mağaralarında olgunlaşmışlardı. Hz. Muhammed’e ilk vahiy sığındığı mağarada gelirken Platon, varlığını ve evreni mağara ile tasvir etti. O zaman, kendimizi keşfedeceğimiz bir mağaramızın olması gerektiği kanaati dikkate değer bir olguydu. Kendimizi keşfederken acaba yardıma ihtiyacımız var mıydı? Doğruyu bulmak bu kadar kolay mıydı? Tasavvuf geleneğinde dervişler muhakkak seyr ü süluk yolunda bir pirin elinden tutarlardı. Pir, onlara bu yolun sistemini, sınırlarını ve menzilini gösterirdi. Yeni doğmuş bir ceylan yavrusuna ayakta durup koşmasını öğreten bir anne düşünmek gerekirdi. Hayatta kalması için koşabilmesi şart olan yavrusuna hocalık yapıp, onu hayata hazırlamakta vazifeliydi. Kitabımızda da Sofie, felsefeyi keşfederken yalnız bırakılmamış, Knox ona hocalık yapmıştı. Felsefe tarihini doğru anlamlandırmada Sofie, hocasının önemli derecede desteğini görmüştü. Kendilerinin bu kurguda masal kahramanı olduklarını yalnız değil hocasıyla keşfetmişti. Bize de keşfettirdikleri, her yola çıkmış kişinin bir pirinin olması gerektiğiydi. Kitap, yola koyulmuş bu kahramanları doğrudan gerçeklik içinde okuyucuya sunmamıştı. Yazar, Knag ile kızının hikayesinde hayatın hikayesini arayan, kitabın asıl vermek istediği mesajı bizlere ileten kahramanlar kurgulamıştı. Kurgu içinde kurgu ile doğrudan anlatım yerine dolaylı anlatımı tercih etmişti. Böylelikle hem kendi kimlikleriyle rollerini oynayan kahramanları okurken hem de bu oyunu izleyen ve izlettiren bir kitap yazarı vardı. O, aradan çekildi. Söylemek istediklerini Knag kılığına bürünüp bizlere iletti. Okuduğunuz tüm sayfalar Jostein Gaarder’in içindeki kurgulanan düşüncelerin somut ifadeleriydi. Buradaki güzellik bu somutluğun içinde bizi gerçeğe götüren olağanüstü olayların yer almasıydı. Verilmek istenen mesaj, olağanüstü şeylerle okuyucuya sezdirildi. Köpek konuştu, geçmiş canlanıp günüzüme geldi, Sofie, Aristo ve Platon ile görüştü. Yazarın Knag’a verdiği vazife ile Knag, yazarının vermek istediği mesajı okuyuculara bu olaylarla sezdirmeye çalıştı. Bize de “Sen de bir masal kahramanı olduğunu anlayanlardan mısın?” sorusunu sordurdu. Hepimize, kendi masalının sonunu merak eden birer kahraman olduğumuzu hatırlatmış oldu.
ataç ikon Sofie'nin Dünyası
kitaba puan vermedi
0 yorum