up
ara

Gazap Üzümleri Paylaşımları

Mehmet

Mehmet

@yoldas

Casy'yi ! Çok konuşurdu. Canımı sıkardı benim. Ama şimdi onun söylediklerini düşünüyorum da, bakıyorum hiçbiri aklımdan çıkmamış. Bir zamanlar ıssız yerlere gidip kendi ruhunu bulmaya çalıştığını söylerdi. Sonunda kendi öz ruhu sayılabilecek bir ruhu olmadığını anlamış. Koskoca bir ruhun bir küçük parçası onunmuş. Issız yerler iyi değildir, derdi. Çünkü kendi payı olan o küçük ruh parçası, diğer ruhların arasında olmadıkça, bütünün yanında olmadıkça hiçbir işe yaramıyormuş. Nasıl hatırlıyorum hepsini, çok garip. Dinlediğimi bile sanmıyordum. Ama şimdi anlıyorum... insanoğlu tek başınayken bir halt değildir.
'' İyi adamdı, '' dedi anne.
Tom devam etti. '' Bir zamanlar kutsal kitaptan bir şeyler söylemişti. Hiç de kutsal kitap gibi değildi oysa. İki kere söyledi, hatırlıyorum. Vaiz bölümündenmiş dediydi. ''
'' Nasıl bir şeydi, Tom? ''
'' Şöyle, ' İki, birden iyidir, çünkü emeğine daha iyi karşılık alır. Düşerlerse biri ötekini kaldırır. Ama düştüğünde yalnız olanın vay haline... Çünkü yanında ona yardım edecek kimse yoktur.' Dahası da vardı. ''
'' Devam et,'' dedi anne. '' Devam et, Tom.''
'' Biraz daha var. '' İki kişi birlikte yatarsa sıcak olur. Ama bir kişi tek başına ısınabilir mi? Ve biri onu ezmeye kalkarsa, iki kişi olursa karşı koyabilir ve üç katlı bir ip kolay kolay kopmaz.'...''
'' Bunlar kutsal kitaptan mı? ''
'' Casy öyle dedi. Vaiz bölümünden dedi. ''
'' Sus... dinle.''
'' Rüzgâr, Anne. Rüzgârı tanırım. Sonra düşünmeye başladım. Anne, vaazların çoğu aramızda her zaman bulunabilecek yoksullarla ilgili. Eğer hiçbir şeyin yoksa, ellerini kavuştur, bekle, ölünce altın tabaklar içinde dondurmalar sunulacak sana, diyor. Sonra bu vaiz kalkıyor, iki kişi emeğine daha iyi karşılık alır diyor kitapta. ''
'' Tom,'' dedi Anne. '' Sözü nereye vardırmaya çalışıyorsun sen?''
Tom uzun süre sessiz kaldı. '' Devlet kampında durum nasıldı, onu düşündüm. Bizimkiler nasıl kendi kendilerini yönetiyorlardı! Bir kavga çıkacaksa, onu da kendileri çözüyorlardı aralarında. Tabancayla dolaşan polisler yoktu ama, düzenimiz polisli düzenden çok daha iyiydi. Neden aynı şeyi her yerde yapamayalım, onu merak ettim. Kendimizden olmayan tüm polisleri atalım aramızdan. Hep birlikte, kendimiz için çalışalım... kendi toprağımızı ekip biçelim.''
'' Tom,'' diye tekrarladı Anne. '' Ne yapacaksın?''
'' Casy'nin yaptığını, '' dedi Tom.
'' Ama onu öldürdüler. ''
'' Öyle. yeterince hızlı eğilemedi. Yasaya karşı çıkmıyordu, Anne. Ben çok düşündüm. Domuzlar gibi yaşayan insanlarımızı, nadasa bırakılan o verimli toprakları, çeyrek milyon dönüme sahip adamı, ona karşı açlıktan ölen yüzbinlerce çiftçiyi düşündüm. Acaba bizimkiler hep bir araya gelse, o adamlar gibi bağırsa...Hooper çiftliğinde bağıranlar yalnızca birkaç kişiydi...''
Anne, '' Tom,'' dedi. '' Peşini bırakmazlar, yok ederler seni... genç Floyd'a yaptıkları gibi. ''
'' Zaten düşecekler peşime. Hepimizin peşindeler. Bizimkilerin tümünün.''
'' Kimseyi öldürme niyetinde değilsin ya, Tom?''
'' Hayır. Ama diyorum ki, nasılsa kanun kaçağı olduğuma göre belki ben...Allah kahretsin, daha dürüst planlayamadım, Anne. Üstüme varma daha. Üstüme varma.''
Kömür gibi kara mağarada sessizce oturdular. Anne sonunda, '' senin haberini nasıl alacağım?'' diye sordu. '' Seni öldürseler haberim olmaz. Canını yakabilirler. Nereden bileceğim ben? ''
Tom rahatsız bir şekilde güldü. '' Eh, belki de Casy'nin dediği gibi, insanın ruhu tek başına bir işe yaramıyor, ancak büyük bir bütünün parçası... o zaman da. ''
'' O zaman ne olacak, Tom?''
'' O zaman mesele yok artık. O zaman ben karanlıkta her yerde olurum. Nereye baksan, orada. Aç insanların bir lokma bulması uğruna nerede bir kavga çıkarsa, orada olurum ben. Nerede polis birini döverse, orada olurum. Casy de bilseydi bunu keşke...İnsanların öfkelendiği zaman kopardığı çığlıkta olurum... sonra, bir çocuğun karnı açken, yemeğin hazırlanmakta olduğunu bildiği zamanki gülüşünde olurum. İnsanlarımızın kendi ektiklerini yedikleri, kendi yaptıkları evlerde oturmaya başladıkları zamanda... yine orada olurum. Anlıyor musun ?

Sel Yayınları - 513, 514, 515

Anlıyorum Tom, hemde çok iyi. İnsanları yalnızlaştırıyorlar Tom. Bir arada olmalarından korkuyorlar. Cılız seslerin birleşmesinden korkuyorlar. O seslerin tek bir yürekten çıkmasından korkuyorlar. Kulaklarının sağır olmasından korkuyorlar. Sessizliğe mahkum ediyorlar Tom, sessizliğe... ve bunu normalmiş gibi gösteriyorlar. Renklerin güzelliğinden korkuyorlar. Bölüyorlar Tom, insanları bölüyorlar. İşçiler bölündükçe egemenlerin varlığının sonsuza kadar devam edeceğini biliyorlar. Casy, herkesin düşündüğünü gür bir sesle haykırabilme cesaretini gösterdiği için öldürülmedi mi? Anlıyorum Tom, inan anlıyorum... '' İnsanların öfkelendiği zaman kopardığı çığlıkta olurum'' bu çığlığa ses veren onurlu insanlar var Tom. Tomalarla, panzerlerle, gazlarla, mermilerle bastırılmak istenilen bu sesin bir çığlığa dönüşeceği zamanlar gelecektir. İşte o zaman...
ataç ikon Gazap Üzümleri
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
DAVUT SEÇER

DAVUT SEÇER

@davut38ks

 paylaşım fotoğrafı
* İnsan hep kendi günahlarını kendi yarata yarata yaşar ve ölür.

* Korkulacak zaman, insanın bir Ülkü uğruna acı çekmeyi ve ölmeyi reddettiği zamandır.

* Uykuyla dinlenemeyecek kadar yorgunum artık.

* Umutlarının öyle fazla coşmasına izin vermezsen, hayal kırıklığına uğramazsın.

* - O zaman ne olacak Tom?
- O zaman mesele yok artık. O zaman ben karanlıkta her yerde olurum. Nereye baksan orada. Aç insanların bir lokma bulması uğruna Nerede bir kavga çıkarsa orada olurum ben. İnsanların öfkelendigi zaman kopardığı çığlıkta olurum. Sonra bir çocuğun karnı açken, yemeğin hazırlanmakta olduğunu bildiği zamanki gülüşünde olurum.
ataç ikon Gazap Üzümleri
kitaba 9 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Mehmet

Mehmet

@yoldas

İnsanın elinde bir parçacık fazla paracığı oldu mu, sarhoş olma fırsatı da hep vardı. Sivri kenarlar törpülenip yok oluyordu o zaman. Bir sıcaklık geliyordu. Artık yalnızlık yoktu. İnsan beynini dostlarıyla doldurur, düşmanlarını hemen buluverip ortadan kaldırırdı. Hendeğin oradaki kampta, ayağının altındaki toprak daha yumuşak gelirdi ona. Başarısızlıklar göze o kadar gözükmez, gelecekte bir tehdit olmaktan çıkardı. Açlık kol gezmezdi ortalıkta. Dünya yumuşacık, kolay bir yer oluverir insanın amaçladığı yere varması kolaylaşırdı. Yıldızlar alçalır, çok yaklaşır, gökyüzü yumuşardı. Ölüm bir dost olurdu..Uyku da ölümün kardeşiydi. Eski günler geri dönerdi...ayakları güzel bir genç kız...memleketteyken bir ara dans etmişti onunla bir kere...sonra bir at...çok eskiden. Bir at ve bir eyer. Derisi de oymalı. Ne zamandı o? Konuşacak bir kız bulmalı. İyi fikir. Belki yatarım da onunla. Burası da amma sıcak. Yıldızlar da öyle alçak, öyle yakın ki! Hüzünle neşe öyle içiçe ki, aslında ikisi aynı şey. Keşke hep sarhoş kalsam. Kim demiş kötü diye? Kim cesaret edebilirmiş öyle bir şey söylemeye? Papazlar... ama onların da kendilerine göre başka bir tür sarhoşlukları var. Sıska, kupkuru kadınlar...hoş onlar zaten işin aslını anlayamayacak kadar sefil. Reformcular... onlar da hayat nedir tanıyacak kadar derinine inmiyorlar işin. Yoo...yıldızlar yakın ve sevimli...ben de evren kardeşliğine katıldım artık. Her şey kutsal... Her şey. Ben bile.

Sel Yayınları - Sayfa - 401

Karanlık çökmüş, yıldızlar alçalmış, şehrin ışıkları baraj suyuna kızıllığını vermiş, hafif bir esinti, suyun sesi en güzel melodi. İyi hissediyorum kendimi rakı masasında. İyi veya kötü bir çok anı misafir olur, Ahmed Arif'in en güzel şiirleriyle. Onlar konuşur ben dinlerim, ben konuşurum onlar dinler. Sonra bir suskunluk çöker, karanlıkta parlayan yıldızlara dalar giderim, uzaklara çok uzaklara. Geçmişin anıları, geleceğin kaygılarıyla çatışır. Ne ben onlardan hesap sorarım, ne de onlar benden. Ne ben onların ne istediğini anlayabilirim, ne de onlar benim. Anlamak için de uğraşmam zaten. Yine dalarım uzaklara, orada bir umut vardır, bir ışık. Müzeyyen Senar eşlik eder; gamzedeyim deva bulmam ile... Yeni arkadaşlar, yeni dostlar, yeni özlemler, yeni korkular, yeni kaygılar her şey o an oradadır. Hiç kimsenin yüzünde maske yoktur, temizdir. Hiç kimse iyi insan rolü oynamaz. Hiç olmadığım kadar dürüst olurum kendime, anılarıma, kaygılarıma... Çocukluktan beri gülmenin yasak sayıldığı bir coğrafyada arada bir kahkahalar patlatırım. Kahkahalar hiç o masada olduğu kadar içten olmaz, kısadır, anlıktır, anlamsızdır. Bir anlam yüklemeye de gerek yok zaten. Özlerim, kimi özlediğimi bilmeden. En güzel duygular o an çöker sol memenin altındaki cevahire, yanar, kime yandığını bilmeden. Dışarı taşmak isteyen bir şeyler hissederim içimde. Suyun üstündeki kızıllığa dalar gözlerim, belli belirsiz bir insan silüeti, dudaklarımdan dökülür; yüreğim işgal altında, ben bir sömürgeyim sen bir işgalci ve ben ömrümde ilk kez işgalciden yana oluyorum, kim olduğunu bilmeden. Tepede yıldızlar karanlığa inat daha bir yaklaşır masaya. Ve ben İyi hissederim, hemde
çok iyi. Aşk dolu, sevgi dolu, daha bir insani, daha bir ahlaklı, daha bir temiz, daha namuslu...
ataç ikon Gazap Üzümleri
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Mehmet

Mehmet

@yoldas

Bir zamanlar Kaliforniya, Meksika'ya, toprakları da Meksikalılara aitti. Sonradan yalın yapıldak bir sürü aç gözlü Amerikalı, kalktı,buraya akın etti. Öylesine toprağa susamışlardı ki, hemen çaldılar toprakları. Sutter'in, Guerro'nun toprağını çaldılar. Toprağı kiraladılar, sonra üstüne yattılar,anlaşmayı bozdular, bu topraklar için kavgalar, dövüşler etti o gözüpek, aç insanlar. Çaldıkları toprağı silahla korudular. Evler kurdular, ambarlar yaptılar, toprağı altüst edip ekinler ektiler. Bütün bunlar onların malıydı. Bu sahiplenme de, mülkiyet demekti.
Meksikalılar hem zayıftı, hem de toktu. Karşı koyamadılar. Çünkü onlar dünyada hiçbir şeyi, bu Amerikalıların toprağı istediği kadar çok istemiyorlardı.
Derken zamanla bu göçmenler göçmenlikten çıkıp mal sahibi sayıldılar; çocukları büyüdü, onlar da topraklar üzerinde çocuk sahibi oldular. Açlıkları yok oldu. O içlerini kemiren, parçalayan toprak açlığı yok oldu. Toprak, su, üzerinde iyi bir gökyüzü, toprakta yeşil bitkiler, şişen, büyüyen kökler...bu gibi şeylere duyulan açlıktan geriye pek bir şey kalmadı. Bütün bunlar öylesine onların olmuştu ki, artık farkına varmıyor, görmüyorlardı bile onları. Zengin toprağı, onu süren pırıl pırıl saban bıçağını, ekilecek tohumu, kanatlarını havaya savurup duran yeldeğirmenini özlemiyorlardı bağırları parçalanırcasına. Kuşların cıvıldaşmasını dinlemek için karanlıkta yataklarından kalkmaz oldular. Evin çevresinde uğuldayan rüzgârı dinleyip şafağı beklemeye de kalkmaz oldular. Kayboldu gitti bütün bunlar. Ürünler dolarla ölçülmeye başladı, toprak da, anapara ve faizle. Ürünler daha ekilmeden önce alınıp satılır oldu. O zamanlar kötü rekolte, kuraklık, sel gibi şeyler hayatın birer küçük felaketi olmaktan çıktı, yalnızca para kaybı haline dönüştü. Tüm sevgileri paranın etkisiyle inceldi, tüm sağlamlıkları faizin etkisiyle tavsadı, sonunda çiftçi olmaktan çıktılar, ürünlerin satıcısı oldular. Malı yapmadan önce satmak zorunda olan birer küçük üretici haline geldiler. Derken iyi tüccar olmayan arazi sahipleri, topraklarını iyi tüccar olana kaptırdılar. İnsan toprağı işlemekte, ürün yetiştirmekte ne kadar usta, bu işe karşı ne kadar sevgi dolu olursa olsun, eğer aynı zamanda iyi tüccar değilse,tutunmasına olanak yoktu. Zaman geçtikçe çiftlikler işadamlarının malı oldu, boyutları büyüdü, sayıları azaldı.
Ondan sonra çiftlik bir sanayi olmaya başladı. Toprak sahipleri gerçi farkında değillerdi ama, eski Roma yöntemini uyguluyorlardı onlar da. Dışarıdan köle ithal ediyor, yalnızca onlara köle demiyorlardı. Çinli, japon, Meksikalı, Filipinli. Bunlar sırf pirinçle ve fasulyeyle belenir, diyorlardı işadamları. Fazla şeye ihtiyaç duymazlar. Çok para versek fazlasını ne yapacaklarını şaşırırlar. Baksanıza, ne biçim yaşıyorlar! Ne yediklerine bakın hele şunların! Diklenmeye başlarlarsa, sınır dışı ediverirsin, biter gider.
Bu arada çiftlikler habire büyüyor, sahipleri azalıyordu. Artık bu yörede acınacak kadar az çiftçi kalmıştı. İthal edilen serfler dövülüyor, korkutuluyor, aç bırakılıyor, sonunda bir kısmı evine dönüyor, bir kısmı hırsa kapılıyor, o zaman ya öldürülüyor, ya da ülkeden atılıyorlardı. Çiftlikler genişlemeye, sayıları azalmaya devam ediyordu bu arada. Ürünlerde değişti. Tahıl tarlalarının yerini meyveler aldı. Ağaçların altlarına tüm dünyayı doyurmaya yetecek kadar sebze ekildi: marul, karnabahar, enginar, patates, yumuşak saplılar. İnsan orağı, sabanı, tırmığı kullanırken ayakta durur ama, sıra marula geldi mi, sıralar arasında böcek gibi emekleye emekleye çalışmak zorundadır. Pamuk sıraları arasında dolaşırken sırtı bükülür, uzun torbasını peşi sıra çekmek zorunda kalır. Karnabahar tarlasını geçerken günahkârlar gibi diz çökmesi gerekir.
Sonunda mal sahipleri artık kendi çiftliklerinde çalışmaz oldular. Kâğıt üstünde çiftçilik yapıyorlardı. Toprağı unuttular. Kokusunu, verdiği duyguyu hep unuttular. Yalnız oranın sahibi olduklarını hatırlıyorlardı. Onunla para kazanıp kaybettiklerini biliyorlardı. Çiftliklerden bazıları öyle çok büyüdü ki, bir tek adamın hafsalası almaz oldu artık. Faizleri, kârları ve zararları takım takım muhasebeciler hesaplamaya koyuldu, kimyagerler toprağın testini yaptı, onu zenginleştirmeye uğraştı, vardiya başları tutulup bitki sıraları arasında emekleyen işçilerin dayanabildikleri kadar hızlı çalışmaları sağlandı. O zaman bu tür bir çiftçi gerçek anlamda üretici, yaptığı işte ambar yönetmek oldu. Adamlara para veriyor, sonra onlara yiyecek satıyor, verdiği parayı bu yolla geri alıyordu. Bir süre sonra onlara hiç para vermez oldu, muhasebe işlemlerinden tasarruf sağladı. Bu çiftlikler yiyeceği krediyle, veresiye veriyorlardı. İşçi bir yandan çalışıyor, bir yandan yemeklerini yiyor, sonunda iş bittiği zaman belki de kendini şirkete borçlu buluyordu. Toprak sahipleri de artık çiftlikleri işlememekle kalmıyor, birçoğu ömürlerinde bile görmüyorlardı sahip oldukları toprakları.

Sel Yayınları - 284, 285, 286

Çiftlikler büyüdükçe sahipleri azalıyordu. Geri kalanlarsa fabrikalarda, tarlalarda, ürettiklerinin kölesi oluyordu.
ataç ikon Gazap Üzümleri
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Mehmet

Mehmet

@yoldas

Batı diyarı başlayan değişimden huzursuz. Batı eyaletleri, fırtına öncesinde atlar kadar sinirli. Büyük arazi sahipleri değişikliği seziyor, tedirginleşiyor, ama nasıl bir değişiklik olacağını hiç anlamıyorlar. Büyük mülk sahipleri önlerine ne çıkarsa ona yükleniyor. Hükümet yetkililerinin genişletilmesine, işçi dayanışmasının güçlenmesine, yeni vergilere, yeni planlara... Ama bilmedikleri bir şey var. Bunların hiçbiri sebep değil, hepsi sonuç. Sebep değil sonuç. Sebep değil sonuç. Sebepler çok derinde ve çok basit. Sebepler midedeki açlığın bir milyonla çarpımı. Büyüme sancıları çeken kaslarda ve zihinlerde çalışma isteği, yaratma isteği... ve bunların da bir milyonla çarpımı. Kasların çalışmak, zihinlerin yaratmak için sancı duyması zaten insanoğlunun kesin işlevlerinin en sonuncusu. İnsan demek bu demek. Bir duvar yapmak, bir ev, bir baraj kurmak, ona insan'dan bir şey katmak, o duvardan, evden, barajdan da İnsan'a bir şey almak. Ağırlık kaldıra kaldıra sert kaslar edinmek, düşüne düşüne net çizgi ve şekiller bulmak. Çünkü insanın bu evrendeki organik olsun, inorganik olsun, başka hiçbir şeye benzememesinin nedeni, yaptığı işin ötesinde gelişmesidir. Kavradığı şeyleri basamak olarak kullanıp yükselir, yapıtlarının çok ilerisine varır. Şunu söyleyebilirsiniz insan için: Kuramlar değişip yıkıldığı zaman, düşünce okulları, felsefe ve inançlar, kimi milliyetçi, kimi dinsel, kimi ekonomik konudaki dar ve karanlık düşünce yolları önce gelişip sonra parçalandığı zaman, insan ileri doğru uzanır, sendeler, acı duyar, bazen de hatalar yapar. Adımını attıktan sonra bazen gerisin geri kayabilir ama, en fazla yarım adım geriye kayar, asla bir adım kaymaz. Kesinlikle inanabilirsiniz buna. Kapkara uçaklardan pazar yerine bombalar yağarken de, tutuklular domuz gibi üst üste tıkıştırılırken de, ezilen gövdeler pis pis akıp toza toprağa karışırken de emin olabilirsiniz bundan. Şu yüzden emin olabilirsiniz: eğer ileriye adım atılmamış olsaydı, o sendelemenin acısı insanın içinde hâlâ canlı olmasaydı, bombalar düşmez, gırtlaklar kesilmezdi. Siz asıl bombalayanlar sağ olduğu halde, bombalamanın kesileceği andan korkun. Çünkü her bomba, ruhun henüz ölmediğinin kanıtıdır. Mülk sahipleri sağken grevler durmuşsa... ondan korkun işte. Çünkü ezilip bastırılan her grev, bir adım atıldığının işaretidir. Şundan emin olabilirsiniz... Korkulacak zaman, İnsan'ın bir ülkü uğruna acı çekmeyi ve ölmeyi reddettiği zamandır. Çünkü bu bir tek nitelik İnsan'ın temelidir. Bu bir tek nitelik, evrende benzeri olmayan İnsan'ın ta kendisidir.
Batı eyaletleri değişikliğin başlamasından ötürü huzursuzdu. Teksas ve Oklahoma, Kansas ve Arkansas, New Mexico, Arizona, Kliforniya. Bir tek aileydi toprağından ayrılan. Baba bankadan borç almıştı. Şimdi de banka torağı istiyordu. Arazi şirketi... bu da bankaların toprak sahibi oldukları zaman kullandığı addı... traktör istiyordu, aileleri istemiyordu toprağında. Kötü şey mi traktör? Toprağı upuzun çizgiler halinde sürüp altüst eden güç, kötü şey midir? O traktör bizim olsaydı iyi sayılırdı... benim değil, bizim olsaydı. Sevebilirdik o traktörü o zaman. Bu toprağı da bizimken sevdiğimiz gibi. Ama bu traktör iki şey yapıyor. Hem toprağı altüst ediyor, hem de bizi topraktan atıyor. Bu traktörün tanktan farkı pek az. Her ikisi de insanları sürüyor, korkutuyor, incitiyor. Bunu iyice düşünmemiz gerek.
Topraktan atılan bir tek adam, bir tek aile. Batıya giden otoyolda ilerleyen şu paslı, gıcırtılı araba. Ben toprağımı kaybettim. Bir tek traktör geldi aldı benden toprağımı. Yalnızım, şaşkınım. Gece olunca o bir tek aile hendekte konaklıyor, derken yanına bir aile daha gelip duruyor, çadırlar ortaya çıkıyor. İki erkek yan yana çömeliyorlar, kadınlarla çocuklar da dinliyorlar. Ey değişiklikten nefret eden, devrimden korkanlar, işte düğüm noktası burasıdır. Eğer o çömelen iki adamı birbirinden uzak tutabilirseniz mesele kalmaz. Onların birbirinden nefret etmesini, korkmasını, kuşku duymasını sağlayabiliyor musunuz?Sizin ürküttüğünüz şeyin çekirdeği budur işte. Döllenmiş hücredir. zigottur bu. Çünkü artık, '' Toprağımı kaybettim,'' sözü değişmektedir. Bir hücre bölünmekte, o bölünmeden de sizin korktuğunuz şey doğmaktadır: '' Toprağımızı kaybettik. '' tehlike buradadır. Çünkü bir arada bulunan iki adam asla tek başına bulunan adam kadar yalnız ve şaşkın olmaz. Derken bu ilk '' biz '' sözünden, daha tehlikeli bir başka şey doğar: '' Bende biraz yiyecek var '' a karşı, '' Bende hiç yok. '' Eğer bunun sonucu, '' Bizde biraz yiyecek var, '' olursa, hareket başladı demektir. Bir yön kazanmıştır hareket. Artık tek gereken, biraz çarpma işlemidir. Bu toprak, bu traktör bizim oluverir. Bir hendekte yan yana çömelmiş iki adam, bir küçük ateş, tek tencerede kaynayan biraz et, o sessiz, taş gözlü kadınlar, onların ardından da akıllarının anlayamadığı kelimeleri ruhlarıyla dinleyen çocuklar. Gece bastırıyor. Bebek nezle. Dur, şu battaniyeyi, vereyim sana. Yündür. Annemin battaniyesiydi...al da bebeğe ört. İşte bombalamak gereken şey budur. İşin başlangıcı burasıdır...
'' Ben '' den '' Biz '' e geçiş.
Eğer herkesin olması gereken şeylerin sahibi olan sizler bunu anlayabilirseniz, kendinizi koruyabilirdiniz. Eğer sebepleri sonuçlardan ayırt edebilirseniz, Paine gibi, Marx gibi, Jefferson gibi, Lenin gibi kişilerin sebep değil sonuç olduğunu bilebilseniz, belki kurtulabilirdiniz. Ama bunu bilemezsiniz. Çünkü sahip olma, sizleri ebediyen, '' Ben '' çevresinde dondurmuş, '' Biz '' ile olan bağlantınızı ilelebet kesmiştir.
Batı eyaletleri değişimin başlangıcından huzursuz. İhtiyaç, kavramayı sağlar, kavrama eylemi doğurur. Yarım milyon kişi ülkenin yolları üstünde hareket halinde; bir milyon kişi tedirgin, harekete geçmeye hazır; on milyon kişi ilk huzursuzlukları hissediyor.
Traktörler de bomboş tarlalarda birçok paralel yolu birden sürüyorlar.

Sel Yayınları - Sayfa - 184, 185, 186

Tekelci Kapitalizm emekçileri en bencil yerlerine mahkum ediyor. Sınıfsal bilinçten yoksun örgütsüz işçiler arsında yaratılan rekabet işçileri patron karşısında bölerken, egemenlerin kendi çıkarları için yarattıkları fikirlere sıkı sıkıya bağlayıp kendi sınıfsal çıkarlarına sırt döndürüyor. Bu çarkın arasında öğütülen milyonlarca insana bireysel büyüme yalanıyla rekabetin propagandasını '' sizlerde başarabilirsiniz,'' kandırmacasıyla yapmaya devam ettiriyor. Toprağından koparıyor, insan elinin değmediği tarlalara traktör sokuyor. Toprak üretenin, toprak toplumun değilse tarlaya giren traktör emekçiler için kölelikten başka bir şey değildir. Gerçi 10 insanın yapacağı işi traktörle tek işçiye yaptıran toprak sahibine kölelik yapmak için çalışacak toprakta kalmıyor ortada. Sonrası açlık, sonrası sefalet, daha bir yoksulluk, sonrası uzak diyarlarda umudun peşine düşme...
ataç ikon Gazap Üzümleri
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Eduşka

Eduşka

@edaa

 paylaşım fotoğrafı
Günün kitabı ✌🏻

Sizin şu an okuduğunuz kitap hangisi ?

Keyifli okumalar 😊
ataç ikon Gazap Üzümleri
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
35 yorum
Ebru (@kubraebru)
Keyifli okumalar. Kör Baykuş’a başladım ben
06.03.19 beğen 4 cevap
Anna_Karenina (@annakarenina)
Aylak adam :) size de keyifli okumalar.
06.03.19 beğen 1 cevap
Buse Menteş (@busementes)
Ask ve gurur👌👌
06.03.19 beğen 2 cevap
osman eren

osman eren

@osmaneren

Orhan Pamuk'un Kar kitabını hiç beğenmedim... karakterler derinliksiz ve saçma,kurgu seni çekmiyor. Bazı yerleri çok aşırı sıkıcı...
Ardından Gazap Üzümlerinde geçtim...
Yani nasıl bir şey biliyor musunuz? Eski külüstür 78 model Renault'tan inip 2019 Mercedes'e binmek gibi bir şey..
ataç ikon Gazap Üzümleri
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Reşat Karakaş

Reşat Karakaş

@resatkarakas

John Steinbeck
John Steinbeck okumayı özledim...
ataç ikon Gazap Üzümleri
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
durakkan

durakkan

@durakkan

Kitap öneri...
John Steinbeck - Gazap Üzümleri tarzında önerebileceğiniz romanlar var mı?
ataç ikon Gazap Üzümleri
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Edebi At

Edebi At

@edebiat

Gazap Üzümleri Roman Özeti
Oklahoma köylüleri kuraklık nedeniyle ve sürekli pamuk ekmekten dolayı verimsizleşen topraklarda zor bir durumdadırlar. Toz fırtınaları, büyük buhranla gelen ekonomik sıkıntılar, bankaların borçlar karşılığında topraklara el koyması ve tarımda makineleşme, köylüleri istemeseler de göç etmek zorunda bırakır.

Joad ailesi de satılabilecek eşyalarını satarak aldıkları kamyonla “işçi
aranıyor” yazan küçük el ilanlarının gösterdiği yere gitmek üzere hazırlanırlar. Joad ailesinin büyük oğlu Tom’un şartlı salıverildikten sonra eve dönerken karşılaştığı Papaz Casy’nin de katıldığı bu yolculuk esnasında önce büyükbabayı, sonra büyükanneyi kaybederler. Noah, Kaliforniya’ya varmadan önce aileden ayrılırken, ailenin büyük kızı Rose of Sharon’ın kocası Connie de çeker gider. Hooverville'de yaşanan kavgada Tom’un başı derde girmesin, tekrar hapse girmesin diye Casy suçu üstlenir.

Hem işsizlik, hem de Tom’un yeni gelişen durumundan dolayı kuzeye doğru giden Joad ailesi, Weedpatch adında, sağlıklı bir ortam sunan, polisin olmadığı, parası olmayana yardım edildiği bu kampta kaldıkları süre içinde bir nebze olsun rahat ederler ancak kampı kapattırmaya çalışan polis ve çiftçiler birliği ile mücadele ederler. Sosyal hayatın nasıl düzenlenmesi gerektiğinin bir modeli olan bu kamptan iş bulabilmek için ayrılmak zorunda kalan Joad ailesi, şeftali bahçelerinde çalışmaya başlarlar. Bir gece Tom, giderek düşen işçi ücretlerini protesto edenlerin arasında Casy ile karşılaşır. O gece Casy’i öldürür ve Tom onu öldüren adama saldırınca aile tekrar göç etmek zorunda kalır.

Yakalanmamak için saklanan Tom, Casy’nin yaptığı gibi direnmek ve halkı bilinçlendirmek için aileden ayrılır. Pamuk topladıkları bu yeni yerde sonbaharın gelmesiyle su taşkınları başlayınca Joad ailesi ve kamptaki diğer göçmen işçileri zorlu günler bekler. Sellerin hayatı çekilmez kıldığı bir zamanda Rose of Sharon ölü bir bebek doğurur. Daha güvenli bir yere gitmek için arkalarında motoru ıslanan kamyonu ve onun başında Al’ı kampta bırakarak bir samanlığa sığınırlar. Rose of Sharon, burada ölmek üzere olan yaşlı bir adamı emzirerek hayatını kurtarır.
ataç ikon Gazap Üzümleri
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
AZİZE HOŞAFCI

AZİZE HOŞAFCI

@azizehosafci

Yaşam mücadelesi için ailelerin topraklarından çaresizce ayrılmak zorunda kalmaları, yeni bir yaşam için yüreklerinde umut ile yeni topraklara göç etmeleri ile başlayan roman büyük buhran döneminde tarımın kapitalistleşmesini eleştirmektedir. Üzümler verimli Kaliforniya vadilerinin sembolize ederken çiftçiler bu verimli vadilere iş bulamayıp acı çekmektedirler. Aynı zamanda bütün göçmenlerinde tek bir aile oluşunu ve bir araya gelip yiyeceklerini, hayatlarını, umutlarını paylaştıklarını anlatmaktadır.
ataç ikon Gazap Üzümleri
kitaba 9 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
evren karabey

evren karabey

@evrenkarabey

Bu kitabı uzun zaman önce okumama rağmen unutamadığım bir yeri var yeni anne olan birinin açlıktan ölmek üzere olan bir yabancıya göğsünden süt emzirmesi çok etkileyici bir sahne olarak hep aklımda kalmıştır enteresan olarak.
ataç ikon Gazap Üzümleri
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
/ 2