up
ara

Bilimsel Araştırmanın Mantığı

Bilimsel Araştırmanın Mantığı Konusu ve Özeti

Bilimsel Araştırmanın Mantığı
Bilimsel Araştırmanın Mantığı kitabını okuduysanız inceleme eklemeyi unutmayın. Neokur kitap hakkındaki düşüncelerinizi ve yorumlarınızı merak ediyor.
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
ISBN: 9789753634397
Sayfa: 624 sayfa
Siyaset felsefesi alanında, yayımlandığı dönemde olağanüstü özgünlük ve güçte bir yapıt olarak karşılanan "Açık Toplum ve Düşmanları" adlı çalışmasıyla gerçek ününe kavuşan Karl Raimund Popper'ın (1902-1994) ilk kez 1934 yılında yayımlanan Bilimsel Araştırmanın Mantığı adlı bu çalışması bilim felsefesinin başyapıtları arasında yer alır.Eleştirel Akılcılığın kurucusu olan Popper, bu yapıtında araştırmanın mantığını, bilimsel yöntemin kurallarını ortaya koyar. Hareket noktası olarak bilim insanının tanımından başlayan Popper'a göre ancak deneyim, gözlem, içgüdü ve sezgiyle hareket eden bir araştırmacı, önyargılardan ve dogmalardan arınmış olarak evreni sorgulayabilecektir.
Uzel

Uzel

@uzel

Kitabın YKY yayınlarından çıkan Türkçe çevirisini 65.sayfaya kadar okudum, fakat pek keyifli geçmiyordu. Kitap hakkında yazılan yorumlara bir bakayım dedim ve gördüm ki çeviriden şikayetçi olan çok kişi olmuş. Özellikle Ekşi Sözlük’teki şu incelemeyi de okuyunca iyice canım sıkıldı: https://eksisozluk.com/entry/30636635

Kitabın Almanca orijinalini okuma olanağım yok ama İngilizce çevirisini buldum. Popper’ın kendisinin de İngilizce bildiğini, bu çeviriyi ayrıntılı olarak gözden geçirip onay verdiğini, dolayısıyla İngilizcesinin de iletmek istediği düşünceler bakımından orijinali gibi kabul edilebileceğini de ayrıca öğrendim.

Kolay bir metin değil elbette ve çeviri Almanca orijinalinden yapılmış. O yüzden çevirmenlerin ortaya koyduğu çeviri konusunda daha fazla yorum yerine, şu birkaç karşılaştırmayı ekleyip, bu çeviri konusunu kapatıyorum. Emeği geçenlere yine de teşekkürler. Umalım ki bu eleştiriler yapıcı olarak algılansın ve bundan sonraki basımları yapacaklara yardımı dokunsun.

KİTABIN ADI
* Logik der Forschung : The Logic of Scientific Discovery (Bilimsel Keşif Mantığı) : Bilimsel Araştırmanın Mantığı

İTHAF
* TO MY WIFE who is responsible for the revival of this book (bu kitabın yeniden hayata dönmesini sağlayan EŞİME) : Yıllar sonra, kitabın yeniden yayımlanmasını sağlayan EŞİME

İÇİNDEKİLER
* PART I Introduction to the Logic of Science (Bilim Mantığına Giriş) : Giriş
* A Survey of Some Fundamental Problems (Bazı Temel Problemlere Genel Bir Bakış) : Bilgi Mantığının Temel Sorunları
* The Problem of Demarcation (Sınır Belirleme Sorunu) : Sınırlandırma Sorunu
* Falsifiability as a Criterion of Demarcation (Sınır Belirleme Ölçütü Olarak Yanlışlanabilirlik) : Sınırlandırma Ayracı Olarak Yanlışlanabilirlik
* The Problem of the ‘Empirical Basis’ (‘Deneysel Temel’ Sorunu) : Deneyimin Temeli Sorunu
* On the Problem of a Theory of Scientific Method (Bilimsel Yöntem Kuramı Sorunu Hakkında) : Yöntem Öğretisi ile İlgili Sorunlar
* The Naturalistic Approach to the Theory of Method (Yöntem Kuramına Doğalcı Yaklaşım) : Yöntem Öğretisinde “Doğalcı” Yaklaşım
* PART II Some Structural Components of a Theory of Experience (Bir Deneyim Kuramının Bazı Yapısal Bileşenleri) : Bir Deneyim Kuramının Temel Taşları

Birebir karşılaştırmayı daha fazla uzatamayacağım ama sözcük bazında gözüme çarpan bazı örnekler de şöyle (sadece içindekiler kısmındakiler):
*universal: bazen “evrensel” bazen “tümel” diye alınmış
*system: “dizge” güzel bir karşılık ama dilimize yerleşmiş değil
*axiom: “belit” yerleşmiş bir karşılık değil
*empirical: “görgül” yerleşmiş değil, “deneysel” kullanılıyor
*Perceptual Experiences: “yaşantılar” diye çevrilmiş ama “algısal deneyimler” ne denmek istendiğini daha iyi anlatırdı
*Resolution of Fries’s Trilemma: “üçlemin çözünürlüğü” olmamış
*Euclidean Geometry: Euklid değil, Öklit olacak

Kitabın kendi içeriğinin yani ilk bölümünün İngilizce ve Türkçelerini karşılaştırmaya başladığımda, İngilizcesini daha rahat anlayabildiğimden emin olunca, Türkçesine devam etmeme kararı aldım.
0 yorum

Bilimsel Araştırmanın Mantığı - S41

S-41 kitabın 41. sayfasının ilk paragrafıdır. S41 Ekle
Uzel

Uzel

@uzel

• Eleştirel Akılcılığın kurucusu olan Karl Raimund Popper, 28 Temmuz 1902’de Viyana’da doğdu. (…) Henüz 10 yaşındayken Marksizmle tanışan Popper, 1919’da komünizmi benimsemiş, ancak aynı yıl Viyana’yı ziyareti sırasında, kuramının hangi koşullar altında yanlışlanabileceğini kesin sınırlarla belirleyen Einstein’ın da etkisiyle Marksizmin bilimselliğini sorgulamaya başlamış; kısa süre sonra da bilimsel bulmadığı Marksizmi terk etmiştir.

• O dönemde Viyana Çevresi’nce (Wiener Kreis) temsil edilen ve mantıksal görgücülük olarak da tanımlanan yeni olguculuk, felsefede etkili bir akım durumuna gelmişti. Çevre, Ernst Mach’ın katkısıyla, geleneksel olarak bilim felsefesine yönelen Viyana Üni. Felsefe Bölümü’nün 1922’de başkanı seçilen Moritz Schlick tarafından oluşturulmuş ve Hans Hahn, Otto Neurath, Rudolf Carnap gibi matematik ve fizikçilerin de katılımıyla kısa zamanda adını duyurmuştu. Çevre’nin üyeleriyle önceki olgucular arasında büyük bir ayırım yoktu. Onlar da tıpkı Comte, Mill, Spencer ve Mach gibi, “fizikötesş kurgular”a karşı savaştıklarını düşünüyorlardı ve bilimi tüm “fizikötesi saçmalıklardan” arındırmak amacındaydılar. Wittgenstein’ın 1922’de yazdığı Tractatus Logico Philosophicus’un, yeni olguculuğun biçimlenmesinde büyük etkisi olmuştu.

• Çevre’yi bir araya getiren ortak sav şuydu: Bir önerme, yalnızca mantıksal ya da görgül olarak doğrulanabilen bir önermedir. Bunun yolu da tekil gözlem ve deneylerden genele varmaktır. Bilimsel bir önerme ise temel önermelere dayandırılamaz ve bu nedenle de her zaman doğrudur. Bir önermenin anlamı, doğrulanabilirliğinin koşulları tarafından belirlenmektedir; bunu sağlamayan önerme fizikötesidir, anlamsızdır ve bu nedenle bilimden dışlanmalıdır. Yeni olgucular, mantıksal doğrulamadan, bir önermenin mantık kurallarına uyup uymadığının saptanmasını; görgül doğrulamadan ise önermelerin mantıksal araçlarla gerçekleştirilmiş, tanımlayıcı biçimde açıklanmasını; bunun yolunun da dilsel çözümlemelerden geçtiğini anlamakta; klasik bilinmezcilik anlamında yanıtlanamayan hiçbir sorun kalmadığı için de “Hume’un sorunu”nu aştıklarını öne sürekteydiler.

• Yapıtında, öncelikle bilim insanını tanımlayarak işe koyulan Popper, Bergson’un dile getirdiği: “Her buluş usdışı bir an içerir; her buluş yaratıcı bir sezgidir” ve Einstein’ın, Max Planck’ın 60.doğum yılı nedeniyle yaptığı konuşmada söylediği: “… yasalara ulaşmanın yolu mantık değil, salt sezgiye dayanan deneyim özdeşleyimidir” söylemlerine dikkati çekerek, olgucuların bu tür dürtülerin fizikötesi olduğu savıyla, bilimsel düşünce ve araştırmalarda dışlanması gerektiği görüşüne karşı çıkar. Popper’a göre, ancak deneyim, gözlem, içgüdü ve sezgileriyle güdülenen bir araştırmacı, önyargılardan ve dogmalardan arınmış olarak evreni sorgulayabilecektir. Yapıtında tartıştığı asıl konu ise bu özelliklere sahip bilim insanının izleyeceği yoldur. Geliştirdiği yöntembilimsel yaklaşım, akılcılık, eleştiricilik, daha da önemlisi yanlışlamacılık temeline dayanmaktadır. Önemli olan araştırmacının şu ya da bu biçimde geliştirdiği öznel ve nesnel yargılarının bilincinde olup, şüpheci ve yanlışlamacı bir ruhla, geliştirdiği kuramın doğruluğunu değil, yanlışlığını tanıtlamaya çalışmasıdır; başka bir deyişle, kuramını sorgulaması, bulduğunu sandığı yeni şeyin büyük bir alçakgönüllülükle hatalı ya da yanlış olabileceği kaygısını taşıması ve gerektiğinde bunu yüksek sesle dile getirmesidir. Çünkü hatalar yeni ufuklar açabilecek, doğruyu yakalayabile olasılığını arttırabilecektir. İşte Popper’a göre bilim insanında bulunması gereken asıl özellik bu “entelektüel alçakgönüllülük”tür. Ancak kendini “uzman” ya da “yetkin” görmeyen bir araştırmacı bilinmezi merak edebilecek, bulduğunu sorgulayabilecek, yanlış olabilirliği düşünebilecektir.

(Sunuş)
0 yorum
Uzel

Uzel

@uzel

• Ne zaman bir sorunun çözümünü bulduğumuza inansak, amacımız çözümü savunmak değil, tersine tüm olanaklarımızla onu çürütmek olmalıdır. Ne yazık ki, aramızda bu kurala uyan yalnızca birkaç kişi var. Gerçi biz getirmesek de, başkaları eleştiriye her zaman hazırdır; ama getirilen eleştiri, ancak sorunumuzu olabildiğince açık formüle etmiş ve çözümümüzü belirgin –yani eleştirel olarak tartışılabilecek- biçimde ortaya koymuşsak, yararlı olacaktır. Sorunumuzun ortaya konuşunda, eleştirel biçimde sınanışında ve çözüm arayışlarında, mantıksal çözümleme olarak ifade edilebilecek bir yöntemin rol oynadığını yadsımıyor; “mantıksal çözümleme” yöntemlerinin veya “dil çözümlemesi”nin işe yaramaz olduğunu da savlamıyorum. Benim savım daha çok, bu yöntemlerin, felsefecilerin yararlanabileceği, diğerlerinden üstün biricik ve felsefe için vazgeçilmez yöntemler olmadığıdır: Bu yöntemler, bilimsel veya akılcı bir araştırmada ne denli önemliyse, felsefe için de aynı önemi taşımaktadır.
• Bilimin çözümlenmesi –“bilim felsefesi”- de, yeni bir biçime sokma ve uzmanlık alanı yaratma eğilimini beraberinde getirmektedir. Felsefeciler uzman olmamalıdır. Bilim ve felsefeye bu denli ilgi duymamın tek nedeni, yaşadığımız dünyanın ve insanoğlunun bu dünya hakkındaki bilgilerinin gizini öğrenme isteğimdendir. Bilimde ve felsefede uzmanlıkların yaratılmasını ve uzmanların yetkinliğine olan sakıncalı boş inançların doğmasını ancak bu gize duyulan merakın yeniden uyandırılmasıyla engelleyebilir; akılcı ve eleştirel dönemden sonraki çağa uyan ve akılcı felsefe geleneğiyle birlikte, akıl yürütme geleneğini de büyük bir zevkle yıkmayı amaç edinmiş boş inançları yok edebiliriz.

(İlk İngilizce Baskıya Önsöz)
0 yorum