up
ara

1984 Kitap İncelemeleri

Misafir

Misafir

@misafir000

“Gerçek”, Büyük Birader'in sözleri ve ideolojisidir. Bunlar da konjonktüre göre değişebilir.
Orwell, eserinde "gerçek" kavramını sorgular. Sistemin ürettiği “sanal gerçeklik”in gerçeğin yerine nasıl geçirildiğini çok incelikli bir dille anlatır. Neyin gerçek, neyin sanal olduğu birbirine karıştığı için kavramlar yeni anlamlara bürünmüştür. “Gerçek”, Büyük Birader'in sözleri ve ideolojisidir. Bunlar da konjonktüre göre değişebilir. Ölçü, hakikat arayışı değil de sistemin çıkarlarıysa "gerçek" manipüle edilir.

Gerçek kavramının toplumun hafızasında sanal/yapay gerçeklikle yer değiştirmesinin ne kadar acı ve ağır yaşandığını 300 yıldır biz de tecrübe ettik. Komşularımız, dostlarımız, kardeşlerimiz, bazen eşimiz ve anne-babamız bile yıllarca birlikte yaşadığı "biz"e değil bir simülasyona inanmayı tercih etti. Sistemin toplum hafızasını kendi ölçüleriyle yeniden kurma çabası maya tuttu. Topluma ne düşüneceğini, kimi dost, kimi düşman olarak göreceğini, hangi kelimelerle konuşacağını dikte ettirme cüreti bireylerde karşılık buldu. İnsanlar, kendi anne-babasına, çoluk çocuğuna ve kardeşine yapılmasını istemeyeceği şeyleri, ötekileştirdiklerine reva görür hale geldi. Merhametin dili, yerini siyasetin diline çabucak terk etti.

Yaşadığımız hayal kırıklığı en çok da nazarların hakikate karşı körleşmesine dairdir. Her şey bunca açıkken neden olup biteni görmüyorlardı? Sahi, “gerçek” dediğimiz şey bu kadar muğlak ve göreceli miydi ki ideolojik aygıtlarla değiştirilebiliyordu?

Oysa inancımız bize eşyanın (şeylerin) hakikatinin sabit olduğunu söyler. Gerçek apaçık ortadadır. Perdeli olan hakikat değil, insanın bakışıdır.

"Güzel gören güzel düşünür" önermesine işaret etmek gerek. Hastalıkları bela diye nitelendirmek de mümkün, ibret ve nimet olarak da… Nereden baktığınızla, nasıl gördüğünüzle ilintili…

‘Bakış', gerçekliği aramıyorsa ‘görüş' kayboluyor. Kırmızı ışığın nesneleri kırmızı göstermesi gibi... Kırmızı olmak nesnelerin kendi gerçekliği değil, ışığın yanıltıcılığı. Ama tüm varlığı aynı bu ışıkda seyrediyorsanız bir süre sonra kırmızı oluşu, nesnelerin ayrılmaz bir vasfı olarak görmeye başlarsınız. Kısaca, insan ancak kendi mahiyetini tahrip eder, eşyanın hakikatini değil.

Daha fazlası da var. İnsanın bakışındaki bozulma, tek başına ödediği bir bedel olarak da kalmıyor. Başkalarını eşyanın kırmızı olduğuna ikna etme çabası, eşyanın kırmızı olmadığını söyleyenlere yönelen nefret, kırmızı olduğunu düşünenlerin tahakküm kurup yeşil ya da sarı olduğunu söyleyenleri sindirmesi, eşyanın hakikatini görenleri yok etme çabası ödenen bedelin toplumsal boyutlarına işaret ediyor.

Zulme adalet demekle, bunu koro halinde seslendirmekle zulüm adalet olmuyor.

Ne oluyor?

Zulme adalet diyen zalim oluyor.

Fıtratın tahribi anlamına gelen günah kavramını bu çerçevede yeniden tanımlamak mümkün. Çünkü en büyük günahın, günahı günah olarak görmemek olduğu bilgisi ile yaşıyoruz. Günahı günah olarak görememek, insanın mevcut gerçeklik algısının bozulduğuna, dolayısıyla da insan olma mahiyetinden uzaklaştığına işaret ediyor.
"Günahların kötü bir kokusu vardır. Allah'ın nuruyla bakanlar o kokuyu duyar, ama belli etmezler." diyen Abdülkadir Geylani Hazretleri de insan mahiyetindeki bozulmanın başka bir boyutuna işaret ediyor.

Bu durumda günah gibi tevbe kavramı da “gerçek” üzerinden yeniden tanımlanabilir.

Tevbe, bozulan nazarı tamir, hakkı teslim çabası. Bir yön ve istikamet arayışı. Tevbe, yuvaya dönüş. Yitiğini bulmak. Kirini temizlemek. Masumiyeti ve yakınlığı özlemek. Mutlu günlerini hatırlamak. Duygularını akort etmek. Gözyaşları ile arınmak. Kalp santralini işletmek. Tevbe, eşyanın hakikatine hürmet. Hayatı ve kavramları o hakikat üzerinden yeniden tanzim gayreti. Yenilenme, tazelenme…
ataç ikon 1984
kitaba 10 verdi
0 yorum