up
ara

1984 Kitap İncelemeleri

Mustafa Kerem

Mustafa Kerem

@mustafakerem

Düşüncelere kilit vurulabilir mi?
George Orwell, asıl adı ile Eric Arthur Blair, 20. yüzyıl İngiliz edebiyatının önde gelen yazarları arasındadır. Eserlerinde sosyal adaletsizliğe ve totalitarizme karşı duruşunu özgün bir şekilde yansıtmıştır.
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, George Orwell tarafından kaleme alınmış alegorik bir politik romandır. Yazın ve sinema dünyasının en meşhur distopik (anti-ütopyacı) eserlerinden birisidir.
Distopik demişken, bu noktada distopyayı çok kısa bir şekilde açıklamak gerektiğini düşünüyorum. Distopya; Yunanca kökenli bir kelime olmakla birlikte “kötü yer” anlamına gelmektedir. Gerçekleşmesi mümkün olmayan, ideal toplum yapısını temsil eden “ütopya” kavramının tam zıddıdır.
Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya isimli romanıyla birlikte, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört İngiliz edebiyatının ilk ve en ünlü anti-ütopik edebi eserlerindendir.
Yazar George Orwell’in bu eseri, 1948 yılında hayatının son dönemlerini yaşarken Sovyetler Birliği’ne ve Hitler’in SS devletine bakarak kaleme aldığı belirtilmektedir.
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ün olay örgüsüne baktığımızda, karşımızda dünyayı üç büyük devlete ayrılmış olarak görüyoruz, bunlar Londra'yı da içine alan Okyanusya, Doğu Asya ve Avrasya devletleridir.
Bu üç süper güç devamlı bir savaş halindedir. Dışta devamlı bir düşman tehdidi altında olan toplum, içte ise totaliter bir rejimin pençeleri arasında parçalanmaktadır.
Londra şehri Okyanusya devletinin büyük şehirlerinden biri olmakla birlikte devrimin de yönetim merkezi olarak karşımıza çıkmaktadır. Partinin toplumu kontrol altında tutmak için kullandığı bakanlık binaları Londra'da bulunmaktadır.
Yönetimdeki parti 2 temel kademeden oluşmaktadır.
1) İç Parti Üyeleri
2) Dış Parti Üyeleri
Winston gerçek bakanlığında çalışan bir dış parti üyesidir.
Romanın baş karakteri Winston Smith'de Londra'da yaşayan ve Gerçek Bakanlığında çalışan partinin dış kademesine üye bir vatandaştır.
Winston'un görevi eski tarihli gazete ve dergilerde yer alan olay, haber, makale vb. yazılı unsurları değişen şartlara göre uyarlayıp arşivdeki orijinalleri ile değiştirerek geçmişi kontrol altında tutmaktır.

“Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar.”

Winston'un yaşamış olduğu toplum kelimenin tam anlamıyla dört bir yandan yasaklar ile kuşatılmıştır.
En insani duyguları yaşamak, düşünmek, ve yeni bir düzen talep etmek parti tarafından katı bir şekilde yasaklanmıştır.

İngsos diye adlandırılan İngiliz Sosyalizmi devrimin temel ekseninden ayrılarak topluma özgürlük ve eşitlik getirmek yerine, toplumun geniş bir kesimini oluşturan ploreterya tabakasını kontrol altında tutmak için sistemli bir toplumsal dönüşümü adım adım hayata geçirmektedir.
Bu dönüşümlerden en dikkat çekenleri ise şüphesiz, dilin düşünce dünyasını daraltacak şekilde değiştirilmesi ve düşünmenin partiye karşı işlenmiş affedilmez bir suç olduğudur.
Distopik bir roman olmasına rağmen, gerçeğe bu kadar yatkın bir eser olması bende derin bir şaşkınlık hissi yarattı.
Özellikle ''Çift Düşün'' kuralının toplum hafızası üzerindeki yıkıcı etkilerini yazar esere muhteşem bir şekilde yansıtmış.
''Çift Düşün'' tekniği bugün Türk Siyasi hayatında da sık kullanılan bir teknik olarak karşımıza çıkmaktadır.

{Örneğin: Mavi Marmara gemisine saldıran İsrail Devletine, Ülkemizin yöneticileri bir dönem ''Terör Devleti'', ''Katil Devlet'', ''Siyonist Rejim'' vb. ifadelerle açıktan düşmanlık etmişler, ellerinde bulunan TV ve Gazeteler ile toplumu da bu düşmanlığa kitlesel olarak sürüklemişlerdir.
Aradan 4 yıl geçtikten sonra yine aynı yöneticiler İsrail Devleti için, ''Dost Ülke'', ''Değerli Müttefik'' ve ''Stratejik Dostluk'' gibi ifadelerle İsrail Devleti'nin dost bir ülke olduğunu yine aynı tekniklerle topluma empoze ederek, zıt iki kavramı aynı anda savunup toplum bilincini karar veremez ve düşünemez derecede tahrip etmişlerdir.
Bugün sokağa çıkıp önünüze ilk çıkan AKP'li bir vatandaşa İsrail dost mu? düşman mı? diye sorun hangi cevabı verip nasıl savunacağı konusunda kararsız kaldığını göreceksiniz.}

Romanda bireysel özgürlüklerin yok edilerek toplumun büyük bir kısmının düşünme yetisi olmayan, muhakeme etme kabiliyetinden uzak, sorgulamadan sindiren, düşünsel değil de tepkisel davranan bir kitleye dönüşümü Winston Smith karakteri üzerinden kademeli olarak anlatılmış.
Sevgi Bakanlığındaki 101 nolu odada Winston Smith'in başından geçen olaylar aslında bireysel bir örnek üzerinden topluma uygulanan acımasız dönüşümü temsili olarak anlatmaktadır. Romanın sonlarına doğru Winston'un düşünce dünyasını ve karakterini yerle bir eden parti üyesi O'Brien'in istediği gerçekleşmiş, Winston öğrenilmiş çaresizliğin pençesi altında bir hiç olduğunu ve düşünme hakkına sahip olmadığını kabul ederek yaşamına devam etmiştir.

Genel olarak değerlendirildiğinde; eser, tek tip insan modelinin var olduğu, mevcut yönetimin halkın tarihini ve hafızasını silerek, büyük güç olarak varlığını sürdürebilmesini vurgulamaktadır. Bu eserinin kurgudan ibaret olduğunu düşünebiliriz fakat günümüz dünyası ile karşılaştırdığımızda gördüğümüz benzerlikler, distopik bir sistemde yaşayıp yaşamadığınızı sorgulamamızı da gerekmektedir.

Bu değerli romanı okumadan önce yazarın ''Hayvan Çiftliği'' adlı eserini okumanızı tavsiye ederim.
Şu önemli hatırlatmayı yapmadan yazıyı sonlandırmak istemiyorum. Eğer romanı okumaya başlarsanız, önsöz kısmını dikkatli bir şekilde okuyarak bahsedilen kavramlarını anlamaya çalışın, eğer önsözü dikkatli okumazsanız romanın içindeki bir çok terimi tam manası ile kavramanız mümkün olmayacaktır.

Romandan bir alıntıyla yazımızı noktalayalım.

Parti'nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (...) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.

Başka bir inceleme yazısında buluşmak üzere...
Saygılarımla,
Mustafa KEREM.




George Orwell'in tüm eserleri:

Paris ve Londra'da Beş Parasız (1933)
Burma Günleri (1934)
Papazın Kızı (1935)
Zambak Solmasın (1936)
Wigan İskelesi Yolu (1937)
Katalonya'ya Selam (1938)
Daralma (1939)
Hayvan Çiftliği (Bir peri masalı) (1945)
Neden Yazıyorum (1946)
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1949)
ataç ikon 1984
kitaba 10 verdi
3 yorum
Emin Aydın (@kursunasker)
Bir de teleekran mevzusu var.Hatta yakın zamanda teknoloji devi bir markanın televizyonlarının ses kaydı yapıp bunu izinsiz biçimde kullandığı da iddia edilince akıllara bu kitap gelmişti.Gerçekten çağının ötesini görmeyi başarmış bir kitap 1984.
13.01.16 beğen 2 cevap
Mustafa Kerem (@mustafakerem)
Evet, incelemede o kadar ayrıntıya inip uzatmak istemedim ama akla uzak bir ihtimal olarak gelmiyor. Kullandığımız bilgisayarların kamerasından istedikleri an biz vatandaşları takip edebiliyorlar zaten.
13.01.16 beğen cevap
fera (@binevifree)
3 saat önce bu kitabı okumaya başladım. :)
21.01.18 beğen cevap