up
ara

Buzul Çağının Virüsü

Buzul Çağının Virüsü Konusu ve Özeti

Buzul Çağının Virüsü
Bay Muannit Sahtegi'nin Notları kitabının da yazarı Vüs'at O. Bener tarafından kaleme alınan Buzul Çağının Virüsü kitabı Roman, türünde okuyucusu ile buluşuyor. Yapı Kredi Yayınları yayınevinden 0 yılında 9789750807992 isbn kodu ile kitapçılarda satışa sunulan Buzul Çağının Virüsü isimli kitap 217 sayfadan oluşuyor. Buzul Çağının Virüsü kitabını okuduysanız mutlaka oyunuzu, kitap incelemelerinizi ve alıntılarınızı bekliyoruz. Neokur kullanıcıları fikirlerinizi merak ediyor!
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
ISBN: 9789750807992
Sayfa: 217 sayfa
... "Buzul Çağının Virüsü"nde Bener'in ustalığının yeni bir aşamasına tanık oluyoruz. Yazar bu yapıtında alışılmış anlatım kalıplarını kırarak yaşamayı kısıtlayan bütün koşullara ve olgulara karşı dilin coşkunluğu ve yoğunluğuyla meydan okumaktadır. Bener'in ince alaycılığı da anlatımın şiirselliğine ayrı bir boyut kazandırmaktadır. "Buzul Çağının Virüsü"nün Türk Edebiyatında seçkin bir yeri olacağına inanıyorum. (1984)-Cevat Çapan-"Faulkner'ın söz krupiyeliği çağrıştıran örtük bir kurgulama ile 'ykü'lerini dağıtıyor, topluyor Bener bu romanda. İmbikten geçirilmiş, eleyerek kayda geçirilmiş bozbulanık,bir o kadar da saydam bir panorama getiriliyor Buzul Çağının Virüsü: Son 40 yılın Türkiyesi, taşra(lar), kırık umutlar, deccal, direniş, yayı gevşetilmiş tutkular, kırık yaylar, tam bir hüzünkonçertosu. ...bu zorlu romanın konfeksiyon tipi okuru terleteceği açıktır. Ama, yazımızın en usta işi örneklerinden birini, hele birde güzelim bir aşk romanıysa bu, geri döne döne okumak da yabana atılacak bir keyif değildir."-Enis Batur
Vera

Vera

@payiz

Duyarlı bir ADAM'dan delirgen bir KİTAP...
'Eğlendirici değilsem, kapkaralığıma dayanamıyorlar...'

Unutulmak; bir insan için gerçekleşen eylemlerin arasında en üzüntü verici olanıdır.
Bir de haketmediği halde unutulan insanlar, ya da yaşarken hakettiği değeri görmeyip, öldükten sonra da hala bu eylemin öznesi olmaya devam edenler için söylenecek tek bir sözcük yoktur çoğu zaman . Her unutuluş, her ölüm acı olsa da beni en çok etkileyen durumlardan birisi de  edebiyatımızın çirkinliğe bulandığı bu dönem de, hakettiği değeri göremeyen yazarlarımızdır.

Vüs'at O. Bener de bunlardan biridir. Bana kalırsa en çok unutulanı hakettiği değeri en çok göremeyeni. Edebiyatımıza büyük katkıları olan bu adamı tanıyan kesim de Oğuz Atay'ın yakın arkadaşı diye tanır. Yazdığı kitaplardan çok Tutunamayanlar kitabının taslağını okuyan ilk insan denilir ona ya da Süleyman Kargı diye biliriz onu, Tutunamayanlarda ki karaktere can veren adam da deriz çoğu zaman. Bu kadar deyişlerin içinde bir yazdıklarına ve kendisine yer vermeyiz. Oysa Bener bunlardan fazlasıdır, bu deyişler onu anlatmak için sadece birer yan ayrıntıdır. Oysa ki onu tanısak, eserlerini okusak kafamızda yer edinen o ayrıntıların onu tanımlamayı hiçbir şekilde karşılamadığını da anlarız. Çünkü gerek yazdıkları gerek kişiliğiyle Türk Edebiyatı'nın temel taşlarından biridir Bener. Bambaşka bir tarzla yazmıştır yazdıklarını. Yazınımıza yepyeni bir soluk getirmiştir. Onun kahramanları hep halkın içindendir ve olayları insanların gündelik hayatta başına gelebilecek şeylerdir. Bizim insanımız ve hayatı üzerinde durur eserlerinde.

Kolay bir hayatı olmamıştır satır aralarında bunu hisseder okuyucu. Eserlerinde hep kendinden bir şeyler vardır hatta daha fazlası, okuyucuya içini açmış gibidir. Kendi kayıpları yüzünden ölüm teması tüm eserlerinde en kara haliyle işlenmiştir. Yazınında kelimeleri farklı versiyonlarıyla kullanır ve bu kelimeleri böyle evirmek nasıl aklına gelmiş diye de düşündürüp okuyucuyu kendisine hayran bırakır.

Buzul Çağı' nın Virüsü kitabı da edebiyat otoriteleri tarafından Türk Edebiyatı'nın en başarılı metinlerinden biri kabul edilir. Kitap oldukça zor bir metin öncelikle bunu söylemek gerekiyor. Bilinç akışı yöntemiyle yazıldığı için çoğu zaman esere yetişemediğimi hissettim. Kelimelerin güzelliği ve söyleyişin farklılığına kanıp olayları kaçırdığım da oldu çoğu zaman. Anlatımın kapalılığı ise sanırım her okuyanda; 'acaba bir şeyler kaçırmış olabilir miyim?' hissiyatı oluşturup ikinci bir okuma yapmayı 'yapılacaklar' hanesine yazdırmıştır. Bu ikinci okuma kararında kitaptan alınan yüksek edebi doyum da en önemli etkenlerden biridir bunu da belirtmeden geçmeyeyim.
Bölümlerin kısa ve farklı hikayeler barındırması ise anlatımı zevkli ve kolay hale getiren öğelerdi. Hele de yazarın eğlenceli ve çoğu yerde tebessüm ettiren anlatımı oldukça güzeldi. O kelimeleri nasıl o kadar farklı şekillerde kullanabilmiş diye hayranlık içinde hala düşünüyorum...

Konu itibariyle ise; Kitabın baş kahramanı Osman'ın toplumun içinde bulunduğu siyasal ortam ve yaşadığı aşk nedeniyle topluma yabancılaşması anlatılır. Ama toplumun içinde bulunduğu siyasal durum da alt metin olarak verilmiştir. Biz kahramanları ve yaşadıklarını anlamaya çalışırken o dönem de arkada bir film misali oynayıp durur. Osman ve arkadaşlarının yaşadıkları vardır kitap da bide acaba sonu nasıl olacak diye merak edilen bir aşk söz konusudur. Osman' ın mektupları için ise; 'Sevmek' eylemi daha güzel anlatılamazdı heralde.

Ben kitabı okurken yazarın çoğu zaman anlatıcının yerine geçip kendini anlattığını düşündüm. Yazarı az biraz tanıdığım için ona ait şeylerin izini sürmek oldukça anlamlıydı.
Ama beni en çok etkileyen şeylerden biri de yazarın özlemleriydi. Özlemi en şiddetli halleriyle yaşamış olduğunu bilmek bir parça buruk hissettirse de Oğuz Atay'la satır aralarında karşılaşmak, dostluklarını bilmek çok farklı hissettirdi.
Oğuz Atay'a olan özlemini satır aralarında o kadar güzel anlatmış ki Bener, dostluklarına imrenmemek elde değildi. Yine de ikisi adına bu kadar güzel bir dostluk yaşadıkları için mutlu oldum.

Farklı bir kitap, güzel bir anlatım ve alışılmadık bir söyleyiş arayan tüm kitap severlere tavsiye edilesi bir kitaptır.

Son olarak Bener'i ve yazımını en iyi anlatan alıntılardan biriyle bitireyim;
'Beklemedim. Yenilmekten korkmadığımı sandım. Yenildim. Hala yağmur yağacak.'
ataç ikon Buzul Çağının Virüsü
kitaba puan vermedi
5 yorum
Kuş (@kus)
Okumak istediğim eserlerden biri, umarım hakkını vererek okurum. Teşekkür ederim inceleme için, emeğinize sağlık. :)
13.05.19 beğen 2 cevap
Ruh Hassası (@ruhhassasi)
İncelemeden daha ziyade, Bener'in ruh dünyasını da kapsayan çok ince bir anlatım olmuş. Çünkü bazı kitapları anlamak, ancak yazarın ruh dünyasına ortak olunabildiği ölçüde anlam kazanabiliyor. Bu kitap da aynen böyledir.

Ayrıca şu son cümle ; ''Beklemedim. Yenilmekten korkmadığımı sandım. Yenildim. Hala yağmur yağacak.'' İşte bu sözler de sayfalarca dolusu bir anlatıya denktir benim gözümde.
Ve aklıma Oğuz Atay'ın şu matemini düşürür: ''Allah'ım diyorum,bizi hangi dünyada muzaffer kılacaksın?''
Son olarak, bu güzel inceleme için teşekkürler @payiz.
14.05.19 beğen 1 cevap
Tayfun

Tayfun

@sessizim - İstanbul

Haydi öyleyse prozit!..
“Haydi öyleyse prozit!..”

Yazar ismine takıntılıyım hala, ne o öyle Vüs’at O. Bener… Birde ayrılmış isim tırnak ile ilginç mi ilginç. Zaten kitapta da der ki Oğuz Atay’ın anısına. Keza sadece Oğuz Atay ile de kalmaz yazar; Peyami Safa’dan Yalnızız, Knut Hamsun’dan Açlık, Cervantes’ten Donkişot şuan aklıma gelenler. Birde yazarımız der ki; “Kır çiçekleri dirençli daha solmamakta. Issızlığını dinliyorum – gözlerim açık,” hemen aklıma düşer Orhan Veli’nin İstanbul’u Dinliyorum şiiri.

“Osman Yaylagülü. Gül değil efendim, sonu da ‘ü’, gülü.”

Ana karakterimizdir, Osman. Dedik ya Oğuz Atay diye… Osman’da yazarımız Vüs’at’ın tutunamayanıdır. Tutunamayanlar’da görünen “atektonik” yapısı görünmektedir. Bu sebeple yazım birinci tekil şahıs ile dillendirilmiştir. Ayrıca kahramanın kendi iç dünyası ile konuşması, aslında kurguyu okura değil de kendisine anlattığı ve kendi kendine konuştuğu sık sık görülmektedir. Tek parça halinde bölüm bölüm bakıldığında anlamsız olan bu esere tek bir parça olarak ele alındığında anlamlandığı aşikârdır. Bu sebeple akışkan bir konu bekleyen okurlar bu eser ile tamamen hayal kırıklığına uğrayabilir.

Yazarın eğlenceli dili, alaycı söylevleri okuru birçok yerde tebessüm ettirmeye yetiyor. Kullandığı dili ben çok beğendim. Belli bir konu hâkimiyeti olmayan, alışagelmiş durumların dışına çıkan yazar cümlelerini tam on ikiden vururcasına yerleştirivermiş esere… Lütfen aşağıdaki alıntılardan yazarın edebi derinliğine bir göz atın. Her biri birbirinden farklı duygu ve düşüncelerin yansıması gibidir.

• “...bakar dururlar uçsuz bucaksız maviliğe alabalıkça, esneyerek uzun uzun.” S.81
• “‘Mütekâsif menekşeler’ yoğun kaynaşması ve ayrılmazı yalnızlık.” S.85
• “Seni seviyorum. Yanlış anlama: Çok fazlanı değil, sen eksiğini.” S.141
• “Herkesi talih, bizi kör Salih...” S.130
• “Değişmez nakaratı şarkıların.” S.76

Yine kalakaldığım bir başka cümlelerden bir tanesiydi “Kaçıncı anason bulanıklığıydı bardağının?” cümlesi... Bunun gibi sayısız cümle ile karşılaşıyoruz eserde ve yazar gerçekten cümlenin öğeleriyle oynamayı çok seviyor. Kendimden bir parça bulduğuma çok sevindim.

“Aylardan Nisan ‘ve herhalde’ ilkbahar. Kuş sesleri yok. Olsa, ‘ovalara yayılır’. Lap lap terlik, takır tukur takunya sesleri ulaşıyor kulaklarına. Bu gün pazar. Öyle ya, ‘güneşlenme’ değil, yıkanma günü.” S.46

“ve herhâlde,” “ovalara yayılır” ve “güneşlenme” bu üç kelime ise yukarıdaki alıntının bütün durumunu değiştiriyor ve aşırılık katıyor adeta cümleye. Edebiyatta bunun adı nedir bilmiyorum ancak çok hoşuma gittiğini söylemeden edemedim.

Sözün özü; benim için eğlenceli, biraz Tutunamayanlar biraz Oblomov tadında bir kitaptı. Konu, kurgu ve işleyiş bakımından farklı bir eser arayanlar şiddet ile tavsiye edilecek kitaptır. Lakin sade sıradan bir tema üzerinde alışagelmiş bir kitap arayanlar kesinlikle eserden uzak dursunlar. Zira hiçbir kitap yarım bırakılmayı hak etmez.

Sevgi ile kalın…
ataç ikon Buzul Çağının Virüsü
kitaba puan vermedi
2 yorum
PınaR (@dreamerr)
Vüs’at arapça bir kelime ve kesme işareri olan yerde bir harf var ayn bu harfin türkçede karşılığı yok, bu yüzden böyle yazarlar kelimeleri :)
13.05.19 beğen 1 cevap
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez - Bursa

Buzul Çağının Virüsü
Romanda var olan kurgu üzerine kendi iç hesaplaşmalarını ve sorgularını ilave eden Yazar, kimi cümlelerin tekrar tekrar okunarak üzerinde düşünülmesi, sorgulanmasını ve özümsenmesini ustalıkla başarıyor.

Romanın merkezinde yer alan sorgulamalar; romana deneme havası katarak, okurun konu dahilinde soluklanması ve düşünmesine imkan tanıyor ve bu sayede okuma keyfini kat be kat arttırıyor. Kimi zaman yaşadığımız halde ifade edemediğimiz, tanımlayamadığımız durumları okurken, kendi yaşanmışlıklarımızı gözden geçiriyor, kimi zaman yaşamadığımız, bilmediğimiz hisleri okuyor ve “farklı” olanı görüp tanıma imkanı buluyor, kimi zamansa okuduklarımızın kendi iç dünyamızdakilerle birleşmesinden doğan çağrışımlardan yola çıkarak, bambaşka şeyler düşünüyoruz.

Yazar, roman kahramanının iç konuşmalarını öyle içten ve samimi bir şekilde paylaşmış ki okuruyla, okurken Yazar’la karşılıklı sohbet ediyormuş gibi hissediyor insan. İlk etapta iç konuşmalar, bir romandan beklenenlerin uzağında kalıyor gibi düşünülse de, sayfalar ilerledikçe içinden geçirildiği halde dile dökülemeyenlerle iç hesaplaşmalar sayesinde samimiyet okuru sarıyor.

Bener’in okuru içine katıveren tarzı, bazı okurlar için olmasa da bazıları için zevkli ve keyifli bir okuma serüvenine dönüşüyor. Keyifli okumalar dilerim.
0 yorum
Misafir

Misafir

@misafir000

keskin ama kalbe zararsız. duyduğun şeyleri yazıya döker gibi . sonunu bildiğin için aglamadığın filmler gibi. uzak ama senden gibi.
Benerin kelimeleri köşe sayısıyla meşru.
ataç ikon Buzul Çağının Virüsü
kitaba puan vermedi
0 yorum

Buzul Çağının Virüsü - S41

S-41 kitabın 41. sayfasının ilk paragrafıdır. S41 Ekle
odalık

odalık

@odalik - İzmir

öpmek de yazılmıyor ki, bağışla
ataç ikon Buzul Çağının Virüsü
kitaba 7 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
odalık

odalık

@odalik - İzmir

Daha ilk piyon sürüldüğünde, sonucu kestirebildiği için pes eden, pota kalmaktan hoşlanmayan usta satranççılara saygılar
ataç ikon Buzul Çağının Virüsü
kitaba 7 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Oğuz V.

Oğuz V.

@oguzv

Yapımıza, kan grubu tartışmalıysa da, yaraşır bir davranış biçimi gerekiyor idiyse; hep-hiç kesişmesinin önlenemeyeceği, bu iki göreli kavramın er geç birleşecekleri gerçeğini, doğanın ertelenemez kuralını göze alarak iki uçtan birine, daha doğrusu ‘tek’e hemen, zamanında karar verebilmeliydik. Aklın sonsuzda sınırlanması, kendini bilmesindeki sınırlılık değil midir?
ataç ikon Buzul Çağının Virüsü
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
odalık

odalık

@odalik - İzmir

Aşk, ancak talak-ı selase ile aklını boşamışlara revadır.
ataç ikon Buzul Çağının Virüsü
kitaba 7 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Oğuz V.

Oğuz V.

@oguzv

Acımızın, çırpınmalarımızın nedenleri oldukça açıklığa, aydınlığa kavuşuyor galiba. Kısaca, epeyce bir ‘ödün insanları’ olmadığımızı bilme bilgimizi, sorumluluk, özendirme, güçlendirme, işbirliği, acıma gibi insancıl avuntuları bağrımıza basarak övüngen yaşamayı sürdürmeye alışamamanın, o tür yaşamayla içlidışlı olamamanın kurabiye bunalımını yaşıyoruz!
ataç ikon Buzul Çağının Virüsü
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum