up
ara

Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar: Casanova, Stendhal, Tolstoy Sözleri ve Alıntıları

Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

“Bir insanın hayatındaki en önemli olay, kendi benliğinin bilincine vardığı andır; bu olayın sonuçları en büyük iyiliğe de yol açabilir, en korkunç şeylere de.”
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

Karanlıklardan gelen bu saldırıyı ruh henüz açılayamazken ve anlaşılmayan bir tehlike karşısında duyulan ürkek bir duygu ile titrerken, organizmada, daha şimdiden, psikofizik bir tepki olarak, savunma mekanizması çalışmaya başlamıştır ve bütün bunlar, ne zekanın ne de insan iradesinin her hangi bir rolü olmaksızın, yalnızca tabiatın akıl almaz bir önceden görme yeteneği sayesinde gerçekleşmektedir. Çünkü, nasıl ki, daha soğuklar başlamadan çok önce, hayvanların bedeni birden bire sıcacık bir kış kürkü ile kaplanıyorsa, yaşlılığın gelmek üzere olduğunu bildiren ilk belirtilerde de, en yüksek nokta aşılır aşılmaz, insan ruhu yeni bir koruyucu kılığa bürünür manevi bir giysiyle, koruyucu bir kılıfla örtülür.
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

Ergenlik çağının tam tersi olarak nitelendirmek istediğim bu tehlikeli dönem, manevi bir sarsıntı olarak, bir mizaç değişikliği halinde ortaya çıkar ve tıpkı ergenlik dönemi gibi bir bunalım olarak görünür.
Ergenlik çağını tehlikeli bir biçimde atlatanlar için aynı şekilde tehlikeli, ateşli bir mizacı olanlar için aynı bakımdan yaratıcı olan bir çapın başlangıcıdır.
a. Niçin yaşamalı
b. Hayatımın ve başkalarının hayatının sebebi ne?
c. Hayatımın ve başkalarının hayatının sebebi ne?
d. Kendi içimde hissettiğim şu iyilik ve kötülük ikiliği ne anlama geliyor ve niçin var?
e. Nasıl yaşamalıyım?
f. Ölüm nedir? Kendimi nasıl kurtarabilirim?
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

Leon Tolstoy hemen kendine bir an bile süre tanımıyor, manastırları ziyaret ediyor,
papazlar ve piskoposlarla tartışıyor ve İncil’i sayfa, sayfa okuyup yutuyor.
Üç yıl süreyle tam bir inanca ulaşabilmek için kendini zorluyor; ama kilisenin havası. Çok geçmeden hayal kırıklığına uğrayarak, Ortodoks Kilisesinin doktriniyle kendisi arasındaki kapıyı ebediyen kapatıyor. Hayır, Kilisenin gerçek inancı yok.
Doğarken getirdiği yasaya uymak zorundasın, ondan hiçbir zaman kurtulamazsın. (Goethe)
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

Kendi inatçı ruhunu ikna edemediği için, başkalarını ikna etmek istiyor. Kendini değiştiremediği için, insanlığı değiştirmeye çalışıyor. Bütün çağlarda bütün dinler böyle doğmuştur; dünyadaki her ilerlemeyi ( en derin görüşlü insan olan Nietzsche bunu iyi bilir ) kendi ruhunun içerisinde bir tehlikenin varlığını duyan bir insanın, uğursuz problemi kendinden uzaklaştırabilmek için onu tüm insanların ortasına fırlattığı, böylece bir tek kişinin huzursuzluğunu evrensel bir huzursuzluk haline dönüştürdüğü bir “kendinden kaçma” olayına borçluyuz.
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

İnsanın güçlü olma içgüdüsüyle kan dökme içgüdüsünü değişik bir kılığa sokup felsefi bir ideal ve bir vatanseverlik ideali haline getirmek için bütün ustalığını kullansa da, bizi aldatmasına fırsat vermemiz gereken şiddet. En göz kamaştırıcı, en yüce kılığa girmiş şekillerinde bile, şiddet, insanların birbirlerine daha kardeşçe davranmalarına yardımcı olacak yerde, belli bir grubun gücünü uzlaşmazlığını artırmaktan ve böylece dünyadaki eşitsizliği sürdürmekten başka bir işe yaramaz.
Zaferi kazanan hangi parti olursa olsun, otoritesini devam ettirebilmek için yalnızca bu gün için geçerli olan şiddet yollarına başvurmakla kalmayacak, yenilerini de icat etmek zorunda kalacaktır.
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar: Casanova, Stendhal, Tolstoy
Felsefe üzerine on cilt kitap yazmak bir tek ilkeyi uygulamaktan daha kolaydır. (Tolstoy günlüğünden,1847)
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

Ruhların bir isyanıydı bu, bütün bir milletin bilincinin güçlü bir uyanışıydı. Böyle bir etkiden ürken hükümetin Tolstoy ‘un tartışmalı yazılarını hemen yasaklaması boşunaydı.
Tolstoy yerleşmiş düzenin unsurlarına, Devlete, çara ve Kiliseye pervasız bir şekilde saldırdıkça, insanın kardeşlerine, ateşli bir şekilde daha iyi bir sosyal düzen kurmak istedikçe, her türlü kurtuluş mesajına açık olan insanlığın kalbi büyük bir heyecanla ona doğru dönüyordu.
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

Tolstoy’cular mezhebi, efendilerinin sözünü yerine getirmeye başlıyor ve onların arkasında da, çoğu zaman hayal kırıklığına uğramış, sayılamayacak kadar çok ezilenler kütlesi, acaba bu samimi adam kendileri için bir umut, bir yardım yolu bulabildi mi diye tetikte bekliyor. Ve böylece, sanki onlara kutsal bir haber vermişçesine, Tolstoy’un karşısında milyonlarca kalp, milyonlarca göz parıldıyor ve artık evrensel bir önem kazınmış olan her hareketini, hayatının her olayını doymak bilmez bir hırsla, dikkatle izliyor. “Çünkü o öğrenmiştir; bize de öğretecektir”
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

Zulüm görmek, hapsedilmek ve kırbaçlanmak isterdi (“hürriyet içerisinde yaşamak benim için çok güç” diye yazmıştı.) yetkililer ona yumuşak davranıyorlar, yalnızca müritlerini kırbaçlatmak ve Sibirya’ya göndermekle yetiniyorlardı.
Bu yüzden sonuna kadar gidiyor ve artık cezalandırılsın, sürülsün, mahkûm edilsin, inançlarıyla isyan etmiş olmasının cezasını herkesin önünde çeksin diye çara hareket ediyor. Ama II. Nikola, onu şikayet eden bakana şöyle cevap veriyor: “Lütfen Leon Tolstoy’a dokunmayın; onu bir kurban haline getirmek istemiyorum”. Oysa Tolstoy’un istediği buydu.
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

Herkesin önünde inancını açıkça itiraf ettikten sonra, ahlaki ve mantıki bakımdan, onun için mümkün olan tek bir yaşama biçimi olduğunu çok iyi biliyordu: evini terk etmek, soyluluk ünvanından vazgeçmek, sanatını bırakmak”. Ama o, bir havari olarak, bu son kararı vermeyi hiçbir zaman başaramadı-oysa son derece gerekliydi, çünkü akla uyan tek karar buydu. Ne var ki Tolstoy’un zayıflığının bu sırrı, ilkelerini koyduğu radikalizmi kendi hayatında gerçekleştirmeyi başaramayışı, bence onun en güzel tarafıdır. Çünkü kusursuzluk ancak insani olan şeyleri aştığımız zaman mümkündür: kutsal bir kişi, hatta yumuşaklığı öğütleyen bir havari, eşini ve çocuklarını kayıtsız bir şekilde terk etmeyi, neredeyse insanüstü ve insanlık dışı olan böyle bir şeyi müritlerinden isteyebilmelidir. Kusursuz ve tutarlı bir hayat ancak yapayalnız bir insanın çıplak mekânı içerisinde gerçekleşebilir, hiçbir zaman başkalarıyla ilişki ve bağlantı kurarak değil.
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

İki defa evden kaçtı ve her ikisinde de geri döndü, çünkü allak bullak olan karısının intihar edebileceği düşüncesi, onun bütün gücünü felce uğratıyordu. Çocuklarıyla bozuşmaktansa ve karısını ölüme itmektense, sadece maddi dünyaya bağlı bir topluluğun ezici damı altında inleyerek kalmayı ve buna katlanmayı tercih ediyordu; umutsuzca savaşıyor, ama bir takım şiddetli hareketlerle ailesini yaralamayacak kadar insanca bir davranışla her zaman boyun eğiyor ve başkalarına acı vermektense kendisi acı çekmeyi tercih ediyordu. Kaya gibi sert bir kutsal kişi olmaktansa, acı çeken kusurlu bir insan olarak kalmakla yetiniyordu.
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

İnsanların en sabırsızı olan bu adam, bir sıçrayışta seve, seve kendini en büyük acıların ortasına atabilecekken, bir odun yığınının üzerinde kendini neredeyse zevkle yaktıracakken, kendisi için çok daha zor bir deneyden geçmesi gerektiğini biliyor: küllenmiş bir ateşin üstünde yavaş, yavaş yanma, onu tanıyamayanların kendisini hor görmelerine ve işin aslını bilen vicdanının ebedi huzursuzluğuna katlanmadır.
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

Ziyaretçilerin kendini rahatsız ettiklerini, yorulduğunu hissediyordu, ama her şeye rağmen, kalbinin en derin köşelerinde, onu bol, bol övdüklerini işitmek hoşuna gidiyordu. Kendini manevi yönden güçlendirmesi ve dua etmesi için gittikçe daha az zamanı kalıyordu. Kendini bir kaynağın, küçük ama canlı bir su kaynağının fışkırdığı yere benzetiyordu. Bu su kendi göğsünden çıkıyor ve onun içinden dışarıya doğru akıyordu; ama şimdi su artık birikemiyordu, çünkü yoldan gelip geçen susamış kimseler itişip kakışarak onun yanına koşuyorlardı; her şeyi ayaklarıyla çiğniyorlardı, bu yüzden artık çamurdan başka bir şey kalmamıştı. Şimdi içinde artık ne sevgi vardı, ne alçakgönüllülük, ne de saflık ve temizlik.
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

Tolstoy kutsal bir kişi, dünyayı kurtaracak bir peygamber olamamıştır, hatta kendi hayatına bile açık seçik bir biçim verememiştir. Her zaman başkaları gibi bir insan olarak kalmıştır, bazı anlarda büyüklük, yücelikle dolu ve bir an sonra bayağı, kendini yalana kaptırmış, zayıflıkları, kusurları ve kararsızlıkları olan, ama her zaman kusurlarını çarçabuk fark eden ve eşi-benzeri olmayan bir tutkuyla kusursuzluğa doğru yürümeye çalışan bir insan olarak.
Kutsal bir kişi değil, ama kutsal bir irade ve istek, tam olarak inanmış biri değil, ama dev gibi bir inanma gücü; sakin, huzurlu ve kusursuzluğu içerisinde düşünceye dalmış tanrısal bir görüntü değil, hiçbir zaman tatmin olmayan, durup dinlemek nedir bilmeyen, daha saf, daha temiz bir şekle ulaşabilmek için her gün, her saat, sonsuza kadar savaşan bir insanlığın sembolü.
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

Onlara nasıl yardım edebilirim? Kendime bile yardım edecek gücüm bile yok ki benim.
Bütün bu insanların bana gelip şöyle haykırmaları ne şaşırtıcı şey; “Leon Nikolayeviç, bize hayatı öğret!” bütün yaptığım yalandan, farfaralıktan ve hokkabazlıktan başka bir şey değil; aslında uzun zamandan beri tükenmiş bir haldeyim, çünkü kendimi harcadım, kendi içime döneceğime, kendimi binlerce insana dağıttım; susacak ve gerçeğin içten gelen sesini sessizce dinleyecek yerde, hiç durmadan konuştum.
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

Gözlerini karısına, Sofya Andeyevna’ya çeviriyor. “Tanrım ne kadar da yaşlanmış ve saçları ne adar ağarmış! Onun da alnı kırış, kırış olmuş, keder onu da soldurmuş.
“Tanrım ne kadar kederli, ne kadar hüzünlü bir hali var, oysa ben onu hayatıma soktuğum zaman ne kadar genç, neşeli ve saftı! Bir insan ömrü kadar bir zamandır, kırk- kırkbeş yıldır birlikte yaşıyoruz. Onu genç bir kız olarak aldığım zaman ben yarı yarıya yıpranmıştım ve o bana on üç çocuk verdi. Eserlerimi yazarken bana yardımcı oldu, çocuklarımı emzirdi ve ben onu ne hale soktum?
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

Gözlerini karısına, Sofya Andeyevna’ya çeviriyor. “Tanrım ne kadar da yaşlanmış ve saçları ne adar ağarmış! Onun da alnı kırış, kırış olmuş, keder onu da soldurmuş.
“Tanrım ne kadar kederli, ne kadar hüzünlü bir hali var, oysa ben onu hayatıma soktuğum zaman ne kadar genç, neşeli ve saftı! Bir insan ömrü kadar bir zamandır, kırk- kırkbeş yıldır birlikte yaşıyoruz. Onu genç bir kız olarak aldığım zaman ben yarı yarıya yıpranmıştım ve o bana on üç çocuk verdi. Eserlerimi yazarken bana yardımcı oldu, çocuklarımı emzirdi ve ben onu ne hale soktum?
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

Temiz yalansız ve kusursuz bir şekilde ölebilmek için yapılan bu mücadele, barışa ulaşamayan bu yetmişlik adamın gerçeğe ulaşmak için sürdürdüğü savaşta son ve kesin, aynı zamanda en acı meydan savaşı halini almıştır, çünkü kendi kanına, kendi kanından olanlara karşı savaşması söz konusudur burada.
Malından mülkünden kesinlikle ve geri dönülmesi mümkün olmayacak şekilde vazgeçmesi. Tıpkı son ve korkunç düşmanını sürekli bir geri çekilme stratejisi ile yeneceğini uman Kutuzov gibi, Tolstoy da, servetinden kesinlikle vazgeçmeyi hep korkuyla ertelemiş ve vicdanının elinden kurtulabilmek için de “hareketsiz kalmanın bilgeliğine” sığınmıştır.
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

Eserlerinin haklarından vazgeçmek için yaptığı her girişim, hatta ölümden sonrası için bile olsa, ailesinin en şiddetli itirazlarıyla karşılaşmıştır; o ise bu karşı koymayı yenemeyecek kadar zayıf ve aslında çok insanca davranmıştır.
Kendi evinde onu gözetlediklerini ve dikkatle izlediklerini hissettiği için, seksen iki yaşındaki bu ihtiyar atına biniyor, ormanda, bir ağaç kütüğünün üzerinde çağımızın en dramatik anı Tolstoy, üç tanığın ve sabırsızlıkla burunlarından soluyan atların önünde, kendisi öldükten sonra da isteğine ve iradesine geçerlilik ve otorite kazandıracak kağıdı sonunda imzalıyor.
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

Kusursuzluğa ulaşabilmek için, İncil’in istediği gibi, karısını ve çocuklarını terk etmesi, kutsallığa ulaşabilmek için de mülkiyet ve kazançtan vazgeçmesi gerekiyor.
Daha sonra 1897’de bir kere daha evden kaçmış ve vicdanının ona verdiği emri bildiren şu ölümsüz mektubu bırakmıştı karısına: “Kaçmaya karar verdim, çünkü ilk olarak, yaşım ilerledikçe artan bir kuvvetle özlüyorum.
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

İlk saatinden son saate kadar Tolstoy kendi hayatı başında nöbet tutmuştur. Görevinin kölesi olan sert bir Prusya astsubayı gibi, kendine uyguladığı disiplinin kölesi olarak, kusursuzluk yolunda ilerleyebilmek için, azarlarla, tehditlerle ve acımasız dipçik darbeleriyle tembelliği ve gevşekliği kendinden uzaklaştırmaya çalışmıştır.
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

İspanya’da Trappe tarikatından olan papazların, içlerindeki her türlü korkuyu yok edebilmek için tabutlarda uyumaları gibi, Tolstoy’da her gün iradesini kullanarak yaptığı sürekli egzersizlerle, kendi kendine telkinde bulunarak, hiç ara vermeden ölümden korkmadan, hiç durmadan ölümü düşünmeye zorluyor kendini.
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

Belki de yalnızca onun fark ettiği aşırılık yüzünden cinsel içgüdüsünden de nefret ediyor (ya da ürküyor). Böylece, kadına karşı, tek başına yaşayan keşişlerde rastlanan bir kin, sağlıklı bir adam için tabii olmayan bir kin duyuyor. Kadın, ona “ancak annelik işlerine gömüldüğü ya da erdemli bir haldeyken veya yaşlanıp saygıdeğer bir kişi olduğu zaman zarasız ve tehlikesiz” görünüyor; yani “hayatı boyunca bedenin büyük bir kusuru zaafı olarak gördüğü” bu şehveti aştığı zaman. Bu sözde Hıristiyan için, zoraki keşiş için, müzik gibi, kadın da kötülüğü simgeliyor; ona göre her ikisi de, uyandırdıkları şehvet duygusuyla , “bizi cesaret, kararlılık, akıl ve adalet gibi doğuştan gelen niteliklerimizden” alıkoyuyorlar.
0 yorum
Ergün Çil

Ergün Çil

@erguncil

Medusa: Yunan mitolojisine göre, Gorgon’lar adı verilen üç kız kardeşten en etkili olanının adı. Medusa, saçları yılanlardan oluşmuş, korkunç bakışlarıyla her şeyi taşa çeviren bir ifrittir. Tanrı Hermes’in bir bilgelik tanrıçası Athena’nın yardımıyla Perseus adlı kahraman tarafından başı kesilerek öldürülür. Perseus, göğü veya yeri göğü birbirinden ayıran direkleri omuzlarında taşıyan Atlas’ı Medusa’nın kesik başını ona göstererek taşlaştırıp koca bir dağ haline getirmiştir.
0 yorum
/ 3