up
ara

Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları

Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları Konusu ve Özeti

Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları
Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları kitabını okuduysanız inceleme eklemeyi unutmayın. Neokur kitap hakkındaki düşüncelerinizi ve yorumlarınızı merak ediyor.
Yazar:
Çevirmen: Murat Kayı
Yayınevi: April Yayıncılık
ISBN: 9789756006030
Sayfa: 320 sayfa
Ekonomik tetikçiler (ET'ler) yerküre üzerindeki ülkeleri trilyonlarca dolar dolandıran yüksek ücretli profesyonellerdir. Dünya Bankası, ABD Uluslar arası Kalkınma Ajansı ve diğer yabancı "yardım" kuruluşlarından büyük şirketlerin kasalarına ve gezegenimizin tabii kaynaklarını kontrol eden birkaç varlıklı ailenin ceplerine para aktarırlar. Kullandıkları araçlar arasında sahte finansal raporlar, hileli seçimler, rüşvet, zorbalık, seks ve cinayet bulunmaktadır. Oynadıkları oyun imparatorluklar kadar eski olmasına rağmen, günümüzdeki küreselleşme sürecinde yeni ve korkutucu bir boyuta ulaşmıştır. Nereden mi biliyorum; ben de bir ET idim.

Dünyamızı kimler yönetiyor? Kirli aileler, kirli şirketler.
Kalkındırma yalanı altında -milyarlarca dolarlık- şişirilmiş projeler ve bu projeleri 'bilimsel' gösteren, üniversite kitaplarına bile geçmiş raporlar, teoriler. Maalesef bu kez komplo değiller! Hedef ülkeler, hedef yöneticiler; ya satılacaklar, ya da ölecekler. Hepsi yaşanmış, hepsi gerçek.

Yöntem çok, amaç tek: Şirketokrasi ile yönetilen "küresel imparatorluk"
Deniz Topaloğlu

Deniz Topaloğlu

@deniztopaloglu

Mahir Olunmalı..
“Emperyalizmin III. Bunalım Dönemi (II. Dünya Savaşı sonrası) denilen bu dönemde, emperyalist İlişki ve çelişkiler biçim olarak iki temel cephede de değişikliğe uğramıştır.
1-Emperyalistler arası rekabetin emperyalistlerarası yeniden paylaşım savaşına yol açması imkânı ortadan kalkmıştır.
2-Emperyalist işgalin biçimi değişmiştir. (Bugün dünyada tam sömürge tipi ülke hemen hemen kalmamış gibidir. Açık işgal yerini gizli işgale bırakmıştır.)…Nükleer vurucu güçlerin dünya çapında erişmiş olduğu seviye ve de esas tayin edici olarak da dev dünya Sosyalist Blokunun varlığı, emperyalistler arası uzlaşmaz çelişkilerin ekonomik plandan, askeri plana sıçramasına engel olmaktadır……yeni sömürgecilik; daha az masrafla, daha geniş pazar imkanı sağlayan, daha sistemli ve ulusal savaşlara yol açmayacak…sermayenin isim, patent hakkı, yedek parça, teknik bilgi, teknik eleman vs. ile” yürüttüğü gizli sömürgeci faaliyetlerdir.
30 Mart 1972 ..Tokat’ın Niksar İlçesi Kızıldere Köyü…Mahir Çayan, Ömer Ayna, Cihan Alptekin, Ahmet Atasoy, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Sinan Özüdoğru, Saffet Alp, Nihat Yılmaz, Sabahattin Kurt Amerika’da kontrgerilla eğitimi almış ordu mensuplarınca öldürülür.
Öldürülenlerin arasında yukarıda ki satırları kaleme alan Mahir Çayan’da vardır. Kendisine Türk Basının Amiral Gazetesi diyen ancak bir Amerikan Gazetesi sıfatını hiçbir zaman yitirmeyen Hürriyet Gazetesi; “Şakiler Ölü Ele Geçtiler” manşetini atar.
Yazılarını Kesintisiz Devrim adlı üç ayrı broşür halinde 1971-1972 yılları arasında yayınlayan Mahir Çayan’dan 32 yıl sonra 2004 yılında John Perkins “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” adlı kitabında Mahir Çayan’ı tamamı ile haklı çıkaracak şu satırları kaleme alır; “ … tarih boyunca imparatorlukların genelde askeri güç veya askeri güç tehdidi ile nasıl kurulduğunu…ama askeri çözüm İkinci Dünya Savaşı’nın sonu, Sovyetler Birliği’nin ortaya çıkması ve nükleer felaket tehdidi nedeni ile çok riskli bir hal aldığı…boş ekonomik vaatlerde bulunan ekonomik raporlar.. şişirilmiş tahminler.. ile projelerin boyutlarını şişirerek, daha geniş otoyollar, daha büyük santraller, daha derin limanlar önererek.. parayı devasa mühendislik ve inşaat projeleri aracılıyla Amerikan şirketlerin geri döndürecek büyük uluslararası kredilerin alınmasına bahane yaratılacak.. bu kredileri alan ülkeleri iflas ettirmek için (tabi ki Amerikan şirketlerine borçlarını ödedikten sonra) uğraşacak, böylece sonsuza kadar borçlu kalıp, askeri üsler, BM oyları veya petrol ve diğer kaynaklara erişim gibi kolaylıklar…finansal bağımlılıklar ve politik sadakatler” sağlanacaktır.
Türkiye’nin yeni sömürgecilikle tanışması Marshall Yardımı ile olur. İzmir İktisat Kongresi ile uluslararası kapitalist sisteme entegre olma niyetini açık eden Türkiye, bir yandan da yerli sanayi geliştirme çabaları içindedir. Marshall Yardımı bu çabaların artık somut meyveler vermeye başladığı döneme denk gelir. Aslında bu bir yardım değildir, çünkü bir koşulu vardır. Yardım parası ile sadece Amerikan malları satın alınacak, karayolları inşaa edilecek, yerli uçak, yerli otomobil vs üretim çabalarına son verilerek, bu ihtiyaçlar Amerika’dan tedarik edilecektir. Amerika Türk ekonomisine sızmayı başarmıştır. Süt tozu, Amerikan bezi, Ford derken iyice yerleşen Amerika’nın hedefi yerli sanayi girişimlerini baltalamaktır. Vecihi Hürkuş’un yerli uçak üretim çalışmaları baltalanır, ilk yerli otomobil üretim projesi “Devrim”, sudan sebeplerle engellenip Ford’un önü açılır. Türkiye ekonomisini kontrol altına alıp, yerli işbirlikçi sermaye yaratan Amerika’nın hedefi, her ne kadar ülkede sürdürdüğü ekonomik ve siyasal tahakküm stratejisine ses çıkarmasa da Geleneksel Harp yöntemlerine aşina ordu komuta kademesinin, Sovyet tehdidi karşısında Amerikan çıkarlarına uygun pozisyon alıp bunu yürütebilecek Gayri Nizami Harp tekniklerine vasıf, yeni komuta kademesi ile yenilenmesidir. 27 Mayıs 1960 darbesi ile bu amaca ulaşılır.
Ancak emperyalizmin ihtiyaçları ve öncelikleri değişmiştir. Dünya savaşından sonra Keynesyen ekonomik politika izleyen sermaye çevrelerinin artık dış pazarlara açılmalarını elzem kılan birikimleri oluşmuştur. Bu mana da hem yeni hammadde, işgücü ve yeni pazarlara ihtiyaç duymaktadır. Bunun için ekonomik liberalizasyon şarttır. Devletler artık jandarmalık görevine geri dönmelidir; KİT’ler özelleştirilmeli, ücretler düşürülmeli, sosyal devletten vazgeçilmeli, gümrük duvarları kaldırılarak uluslararası sermayenin hareket kabiliyetini kısıtlayan uygulamalara son verilmelidir. Uluslararası sermayenin ihtiyaçlarına dönük revizyonun hazırlayıcısı Turgut Özal, adı da 24 Ocak Kararlarıdır. 24 Ocak Kararlarının normal şartlar altında uygulanması imkânsızdır, sendikal ve siyasal örgütlülük üst düzeydedir. Toplumsal hassasiyet olağan koşullarda bu kararların uygulanmasına imkân vermez ve “our boys” darbe yaparak tepeden kararları uygulama yoluna girer. 12 Eylül darbesi Özal’a Başbakanlık vererek onu emeklerini boşa çıkarmaz. Özal’da ne cuntacıları ne de onların sahiplerini sukutu hayale uğratmaz. İlk icraatı Dünya Bankası ve İMF kredileri ile köprü, otoyol ve baraj projelerini hayata geçirmektir. Zaten krediler de bu şartla verilmiştir. Özelleştirmeler, sendikal baskılar, anti demokratik uygulamalar, insan hakları ihlalleri bir yanda almış başını giderken, prensler, papatyalar, davulcular sahne alır. Sahnenin gözlerden uzak köşesinde emperyalizm, yeni kuklaları, Siyasal İslamcıları ve Fetullah Gülen’i hazırlamaktadır.
12 Eylül Darbesi ile Türkiye’de liberalizme, 28 Şubat Darbesi ile de neo-liberalizmi kapı açılmıştır. Emperyalizm, merkez sağ (T.Çiller, M.Yılmaz) ve merkez sol (Ecevit,Kemal Derviş) partiler ile neoliberal acı reçeteyi Türkiye’ye yutturamayacağını bilmektedir. Çünkü bu partiler halkın gözünde çok yıpranmışlardır ve bu haliyle rıza üretmekten uzaktırlar . Siyasal İslamcı Erbakan’ın partisi de mevcut hali ile kullanışlı değildir. 28 Şubat darbesi Erbakan’ın kendisi ile birlikte yeni paradigmaya uygun olmayan abilerin tasfiyesini, yalnızlaştırılmasını ve diğerlerinden ayrıştırılmasını hedefler. 28 Şubat darbesi ile parti içindeki tutucu abiler iyice yalnızlaştırıldıktan sonra, zaten uluslararası sisteme entegre olmaya oldukça hevesli yenilikçiler, büyük bir ulusal ve uluslararası kampanya ile iktidara taşınırlar. İktidar olma karşılığında ülkeyi entegre etmeye vaat ettikleri neoliberal sistem; eski ve yeni sömürge yöntemlerinin tamamen dışında açık bir ekonomik işgal projesidir. Ülkenin yerüstü ve yeraltı kaynakları; madenler, enerji kaynakları, tarım, su kaynakları; dereler, nehirler, ırmaklar, ormanlar, verimli tarım arazileri, fabrikalar, işgücü tamamı ile talana ve tahribata açık hale getirilir. Bankacılık sistemi yabancıların kontrolüne girer, madenler özelleştirmeler ile el değiştirir, tarım ve hayvancılıkta kendisine yeter bir ülke iken buğday, nohut, saman, canlı hayvan vs ithal edecek derecede tarım ve hayvancılık çöker, yılların birikimi fabrikalar, stratejik önemi olan Telekom, Petkim gibi gelir getiren kurumlar yabancılara peşkeş çekilir, sanayi üretimi geriler, tüketim kültürünün mabetleri olan AVM’ler her yerde boy gösterir, çalışanların karın tokluğuna çalışmaya mecbur bırakıldığı taşeronlaşmanın dayatılır, alınan yüksek miktarda borç ve kredilerin katma değer yaratan yatırımlar yerine inşaat projelerine; otoyol, köprü, tüp geçit inşaatlarına harcanır, çevresel etkileri ve toplum sağlığı açısından fizibilitesi yapılmadan hayata geçirilen Hes projeleri, nükleer santral projeleri ve nihayetinde artan kamu ve özel sektör borçları ve tabi ki bol sıfırlı karları transfer eden ulus aşırı şirketler, onlara karşı hizmetlerinin bedeli olarak sus payı alan milletin bitaraflarına koymaya hazır türedi sermaye….
Son olarak John Perkins’e göre “bütün bu süreçler, iktidardaki tüm insanların rüşvete açık olduğu üzerine kurulur”, yine “tanınmış kimseleri yozlaştırmak üzerine kurulu bir sistem, yozlaşmayı reddeden kişilere sıcak bakmaz.” Burada sözü edilen “sıcak bakmamanın” anlamı herkesin malumu; iktidar yolu.
Türkiye ile birlikte dünyanın her yerinde bütün bu süreç ‘Büyük şeytanın küçük ortağı, muhafazakarlar’ olmadan asla başarıya ulaşamaz.
0 yorum
,'lü.

,'lü.

@neurosphora

özellikle başımızda olan adamları övmeye doyamayan kişilerin okuması gereken kitaptır.

örneğin bu kitapta anlatılanların bir versiyonu adnan menderes'e yapılmıştır ki sanırım ülkeye ilk kez dış borç da o dönemlerde girmiştir.

aslında biraz muhakeme yeteneği olan insan durumun farkına verebilir. bankacılık sistemine bağlı olan bir ülke yani ortada faiz varsa ve para, bankalar tarafından yönetiliyorsa sistem zengini daha da zenginleştirip, fakiri daha da fakirleştirir ve o ülkenin sözde gelişmesi için alınan borçlar o fakir insanlar tarafından ödetilir. sen 3000 lira maaş aldığında bir halt kazandığını sanırsın, çünkü algı bu yöndedir, çünkü 1000 lira bile alamayan sayısız insan vardır. ha o övdüğünüz hükümet görevlileri 1000 lira bile alamayan insanların cebine de el atarlar tabii, onlardan da alırlar ülkelerinin sürekliliği için gereken vergiyi. sonuç olarak fakir hiç bir şey kazanmaz, sadece yaşamaya çalışır ama zengin olan insalar daha da zenginleşmeye başlar. ülkeye yatırım yapılması için alınan krediler dış borcu şişirir de şişirir. ha bir ülkenin dış borcu sadece devletin borcu değildir, özel şirketler de bu ülkede vergisini veren şirketlerdir ve onların borcu da dış borca dahil edilir. yani özellikle ülkemizde son dönemde ortaya çıkan özelleştirmelerle birlikte bu borçlar ülkenin dış borcu dışına çıkamaz.

keza bankalar. bankacılık sistemi bunun illegal yollardan yapılmaması için gereklidir evet ama içinde yabancı bankaların olduğu sayısız bankaya izin verirseniz insanları bankalara muhtaç etmiş olursunuz. örneğin ev kredisinin ortaya çıkarılma mantığı budur, bankalar bu imkanı sağlamasalar konut fiyatları ciddi manada düşerdi. ha tabii her şeye çare var bu ülkede, yine yabancı yatırımcılara açarlardı alımları. hani soruyorsunuz ya bunca konut, yaşam merkezi ne oluyor diye, araplar alıyor son dönemde. zira 1+1 eve milyon lira isteyen adamların genele hitap edemeyeceği aşikar.

neyse çok konu dışına çıktım ama alın bu kitabı okuyun ondan sonra da türkiye'nin sözde gelişim süreci ile anlatılanları kıyaslayın, süreçlerin ne kadar benzer işlediğini görürsünüz. tek derdi makam, mevki olan insanlar yüzünden bir ülkenin nasıl batağa sürüklendiğini, insanların nasıl mal yerine koyulduğun o zaman daha iyi anlarsınız.
0 yorum
Kayıp SİMA

Kayıp SİMA

@ramazanipek

Yıllarca Amerika adına ekonomik tetikçi olarak çalışan yazarın kitabında anlattıkları kan dondurur nitelikte...
Kitaptan bölümler;
Kendi otomobilini üretemeyen ülkeye borç verip otobanlar yaptırırız...sonra onlara araba satarız...Araba satmak yetmez...Yedek parça , bakım onarım servisleri arabadan daha çok para kazandırır...Eğer paraları yoksa bankaları satın alıp onlara bankalardan kredi dağıtırız...Verdiğimiz kredilerle halk araba gibi bize ait ürünleri satın alır...Bu sayede ülke sürekli para kaybettiği için, bizden yada Amerikadan Yada bize ait diğer uluslararası kuruluşlardan borç almak zorunda kalır...Ama bu borç asla onların kasasına girmez...Vereceğimiz parayı bizim şirketlerde harcamaları kaydı ile harcamalarına müsaade ederiz...Ve bu şirketler ülkeye hava alanları sanayi alanları ve bir çok işletme açarak ülke ekonomisinin geçici olarak rahatlamasına neden olurken, uzun vadede büyük paralar kaybetmelerine zemin hazırlayacaktır...O ülkenin insanları refaha kavuştuk sanırken aslında ödenmesi imkansız derin borçlara batmaktadırlar...Bu durumda görev benim gibi ekonomik tetikçilere düşer...o ülkeye gidip derlerki bize çok borcunuz var ve ödeyemiyorsunuz...ozaman bize petrolünüzü verin doğalgazınızı verin yada kendinize ait olan fabrika ve büyük şirketleri bize ucuza satın....Askeri üslerimize yer gösterin (incirlik üssü gibi) ...elektrik su kanalizasyon şirketlerinizi özelleştirin ve onları Amerikan şirketlerine satın...Elde edilen gelirle refaha kavuştuklarını sanan o ülkenin çocuklarının hakkı olan mal varlıkları ve paraları Amerikan kasasına girmeye başlamıştır artık...Ve dönüşü olmayan bir fakirliğe doğru ilerlediklerinin farkında bile olamazlar....İşte bu Amerikan iş gücünün Dünyaya kurduğu hakimiyetin temelini oluşturuyor...
0 yorum
Erkin Çoban

Erkin Çoban

@erkincoban

Kitabı okuyalı 3-4 sene olduğundan çok detay veremeyeceğim. Okuduğumda çok olmasa da etkilendiğimi hatırlıyorum. Kitap kısaca gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkeleri nasıl borçlandırdığı, onların saflıklarından ve çaresizliklerinden nasıl faydalandığı üzerine.
Yanlış hatırlamıyorsam iddiasına göre yazar kendisi bir tetikçi imiş. Tetikçi nedir diye sorarsanız, gelişmekte olan ülkelerin yöneticilerini gelişmiş ülkelerin istekleri doğrultusunda ikna eden danışman ayarında şahıslarmış.

Ha bana sorarsanız bunda şaşılacak bir durum yok. Masadaki yemek miktarı belli. Her ülke kendisine daha fazla yemek istiyor. Yemeği yeterince olan güçleniyor, kendisinde daha fazla yemek alabilmek için güven buluyor, imkan buluyor. Yemek yiyemeyenler ise zayıfladıkça zayıflıyor.

Bilim arkadaş bilim. bizi ıvır zıvır konuları bırakıp bilim konuşmalıyız. Bilimin dışında konuşulan çoğu şey zaman kaybıdır. 20'li yaşlarda okunabilecek bir kitap. Biraz gazdan başka çok birşey kazandırmaz

Neydi? Bilim, bilim. Ha bir de sanat tabi ki :)
1 yorum
Yunus Doğanay (@yunusdogan1)
Güncel siyasetle uğraştığımız, bilimden bahsetmediğimiz her an kayıptır.
21.01.14 beğen cevap
S.Ahmet

S.Ahmet

@samet0

Şüpheli ama, güzel!!!
Öncelikle şunu belirteyim her şeyi yapan Amerika dünya da olan kötü işleri üzerine alması gerekir ki, çarenin onda olduğuna inanılması beklenir. Mesela, ormanı yok ettin Amerikacığım, hadi şimdi çevreyi sen düzelt bakalım, mantığında bu sürecin devam etmesi gerekmektedir. Bu bilinç ise, ister istemez ülkeleri ve liderleri bağımlı hale getirip çare dilencisi haline getirir. Gerçeğe uygun paralelde olan komplo teorilerinin birikimiymiş gibi hissettiğim bu kitabın doğruluğu konusunda şüphelerim olsa da hemen hemen her cümleden sonra gelen referans numaraları beni biraz da olsa yumuşatmayı başardı. Yazarın kendine göre belirttiği bu kitabın bir vicdan hesaplaşması olduğunu söylemesi temelinde yatan yalanın 5 tane kitap serisi ile devam etmesi bana yüzüklerin efendisi gibi fantastik olayların uçuştuğu güzel bir hikaye gibi gözüktü. Kötü bir kitap değil fakat tekrar belirtiyorum doğruluğu konusunda şüphelerim var. Yakın zaman ve güncel olaylardan bahsedildiğini görünce insan okurken keyif alıyor. Okunması dileğiyle.
0 yorum

Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları - S41

İş idaresindeki lisans derecem beni bir ekonometrist olarak hazırlamadığından, o işi nasıl yapacağımı anlamak için çok zaman harcadım. Hatta konuyla ilgili birkaç derse bile kaydolacak kadar ileri gittim. O arada istatistiklerin, analistin eğilimlerini doğrulayanlar da dahil olmak üzere, birçok farklı sonuçlar çıkabilecek şekilde yorumlanabildiğini keşfettim.
Asya tarafından eklenmiştir.
Misafir2

Misafir2

@misafir001

“Kendi otomobilini üretemeyen ülkeye borç verip otobanlar yaptırırız. Sonra onlara arabalarımızı satarız. Sonra bankalarını satın alırız. O bankalardan halka ucuz krediler verip daha çok araba almalarını sağlarız. Böylece verdiğimiz o krediyi arabamızı satarak geri alırız, hem de faiziyle. O ülkeye dünya bankası ya da kardeş kurumlardan kredi ayarlarız. Ayarlanan kredi “ASLA” o ülkenin hazinesine gitmez. O ülkede ‘proje‘ yapan bizim şirketlerimizin kasasına girer. Enerji santralleri, sanayi alanları, limanlar, dev havayolları yapılır. Aslında insanların işine yaramayan bir yığın beton. Bizim şirketlerimiz kazanır, o ülkedeki birileri de nemalandırılır. Toplum bu düzenekten hiçbir şey kazanmaz. Ama ülke büyük bir borcun altına sokulmuş olur. Bu o kadar büyük bir borçtur ki, ödenmesi imkansızdır. Plan böyle işler. Sonunda ekonomik danışmanlar/tetikçiler olarak gider onlara deriz ki; “Bize büyük borcunuz var ödeyemiyorsunuz. O zaman petrolünüzü satın, doğalgazınızı bize verin, askeri üslerimize yer gösterin, askerlerinizi birliklerimize destek olmaları için savaştığımız bölgelere gönderin, Birleşmiş Millletler de bizim için oy verin! Elektrik, sukanalizasyon sistemlerinizi özelleştirin! Onları Amerikan şirketlerine ya da diğer çok uluslu şirketlere satın…” Sosyal hizmetleri, teknik sistemleri, eğitim kurumlarını, sağlık kurumlarını hatta adli sistemleri ele geçiririz. Bu, ikili, üçlü, dörtlü bir darbeler serisidir.”
ataç ikon Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Eduşka

Eduşka

@edaa

Çakalların başarısız olduğu yerlerde , genç Amerikalılar öldürmeye ve ölmeye gönderilir. Sf.22
0 yorum
Betül

Betül

@betulsimsek

"Köşeyi dönenlerin" yaşam tarzları ve donanımları (yatlar, katlar ve özel jetler) hepimizi tüketmek, tüketmek ve daha fazla tüketmeye özendiren birer model olarak sunuluyor.
ataç ikon Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Eduşka

Eduşka

@edaa

Dünya nüfusunun yarısından fazlasının günlük kazancı 2 dolardan azdır.
0 yorum
,'lü.

,'lü.

@neurosphora

irak bizim için, ilk bakışta göründüğünden çok daha fazla önemliydi. yaygın kanının aksine, irak sadece petrol demek değildi. aynı zamanda, su ve jeopolitik de demekti. irak, hem dicle hem de fırat nehirlerinin geçtiği iki ülkeden biri olduğu için gittikçe kritik hâle gelen su rezervlerinin en önemli kaynaklarını kontrol etmektedir. 1980'lerde, suyun gerek politik, gerekse ekonomik olarak önemli enerji ve mühendislik sektöründeki bizler için belirgin bir hâl almaya başlamıştı. özelleştirme yarışında bağımsız küçük enerji firmalarına göz diken büyük şirketlerin çoğu, şimdi afrika, latin amerika ve ortadoğu'daki su sistemlerini özelleştirme peşinde koşuyorlardı.

bir ekonomik tetikçinin itirafları 1 / john perkins
s.316
0 yorum
 paylaşım fotoğrafı
Yeni kitabım
1/30
2 yorum
Batuuu (@batuuu)
Ben okudum ama begenmedim.Bunun yerine yaşar erdincin para harekatı daha eğitici ve bilgi açısından zengin gibi geldi bana. Kitap dünya bankasının kirli işlerini biraz gün yüzüne çıkarmış gibi su an goldman sachsin yaptığını;(
02.01.19 beğen cevap
pta (@pta)
Profilception'dan gözümü alamadığımdan kitabi farkedemedim, simetrik olarak profili bı yere daha koyabilseydiniz bedavadan acid trip tadı alırdık, fırsat kacmis
02.01.19 beğen 1 cevap
muhsinnn

muhsinnn

@muhsinnn

Sadece okuyunuz lütfen! paylaşım fotoğrafı
Sadece okuyunuz lütfen!
Kendi otomobilini üretemeyen ülkeye borç para verip otobanlar, yollar yaptırırız. Sonra onlara arabalarımızı satarız. Sonra bankalarını satın alırız. O bankalardan halka ucuz krediler verip daha çok araba almalarını sağlarız.
Böylece verdiğimiz o krediyi arabamızı satarak geri alırız, hem de faiziyle.
O ülkeye Dünya Bankası ya da kardeş kurumlardan bir kredi ayarlarız. Ayarlanan kredi asla o ülkenin hazinesine gitmez. O ülkede ‘proje’ yapan bizim şirketlerimizin kasasına girer.
Enerji santralleri, sanayi alanları, limanlar, dev havayolları yapılır.. Aslında insanların işine yaramayan bi yığın beton. Bizim şirketlerimiz kazanır .. O ülkedeki birileri de nemalandırılır.
Toplum bu düzenekten hiçbir şey kazanmaz. Ama ülke büyük bir borcun altına sokulmuş olur. Bu o kadar büyük bir borçtur ki ödenmesi imkansızdır. Plan böyle işler..
Sonunda ekonomik danışmanlar/tetikçiler olarak gider onlara deriz ki: ‘Bize büyük borcunuz var. Ödeyemiyorsunuz. O zaman petrolünüzü satın, doğal gazı bize verin, askeri üslerimize yer gösterin! Askerlerinizi birliklerimize destek olmaları için savaştığımız bölgelere gönderin, Birleşmiş Milletler’de bizim için oy verin!. Elektrik, su, kanalizasyon sistemlerinizi özelleştirin! Onları Amerikan şirketlerine ya da diğer çok uluslu şirketlere satın!
Sosyal hizmetleri, teknik sistemleri, eğitim kurumlarını, sağlık kurumlarını hatta adli sistemleri ele geçiririz. Bu, ikili üçlü dörtlü bir darbeler serisidir..
ataç ikon Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
2 yorum
müfit selimoğlu (@mufitselimoglu376)
Zeit-geist izlenebilir..
24.12.18 beğen 1 cevap
Samet İsen

Samet İsen

@sametisen

 paylaşım fotoğrafı
Günümüz ekonomi-siyaset dengesine birinci ağızdan gelen bir itiraf, bir kitap. Kesinlikle okunmaya değer.
ataç ikon Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 yorum
egnslm (@egnslm)
Kesinlikle okunması gerekli bir kitap.
17.09.18 beğen cevap