up
ara

Genlerin Bilgeliği

Genlerin Bilgeliği Konusu ve Özeti

Genlerin Bilgeliği
İlk kitabı ile edebiyat dünyasına giren Christopher Wills tarafından kaleme alınan Genlerin Bilgeliği kitabı Genetik, Biyoloji türünde okuyucusu ile buluşuyor. Doruk Yayınları yayınevinden 0 yılında 9789758408634 isbn kodu ile kitapçılarda satışa sunulan Genlerin Bilgeliği isimli kitap 328 sayfadan oluşuyor. Genlerin Bilgeliği kitabını okuduysanız mutlaka oyunuzu, kitap incelemelerinizi ve alıntılarınızı bekliyoruz. Neokur kullanıcıları fikirlerinizi merak ediyor!
Yayınevi: Doruk Yayınları
ISBN: 9789758408634
Sayfa: 328 sayfa
Konuya ilgi duyan herkesin kolayca anlayabileceği bir dil ve açıklıkla yazılmış olan bu keyifli popüler bilim kitabı, süper genler gibi molekül biyolojideki öbür parlak buluşlarla Darwin'in evrim teorisini aydınlatmaktadır. Evrimin akışını yüzyıllardır yapageldimiz gibi bitkilerin ve hayvanların çoğalmasıyla değil de doğrudan genlerin yönlendirmeleriyle kavramak insanlığın yeni fakat soluk kesici bir adımıdır.(Arka Kapak'tan)

Genlerin Bilgeliği - S41

S-41 kitabın 41. sayfasının ilk paragrafıdır. S41 Ekle
Uzel

Uzel

@uzel

Johns Hopkins Üni.’den paleontolog S.Stanley, 50 yıldan beri popülasyon genetikçilerini çıldırtan bir bulmacaya dikkat çekiyor. Bir organizma çevresine çok iyi uyum sağladığında, benimseyeceği en iyi strateji kendisinin tam kopyalarını yapmak olacaktır. Bunun yerine kendini cinselliğe kaptıracak denli aptalsa, oluşturacağı döllerde yeni gen bireşimleri görülecektir. Bu döllerin hemen hepsi, çok iyi uyum sağlamış olan ebeveynden daha az uyumlu olacaktır.
(…)
Diyelim ki, bir türün dişilerinde, karşı cinsin yardımı olmadan kendilerine tıpatıp benzeyen kız çocukları üretme olanağı veren bir mutasyon meydana geldi. Ve diyelim ki, bu mutasyon çok iyi uyum sağlamış genotipe sahip bir dişide oluştu. Şimdi bu dişinin iki büyük, baskın avantajı vardır. Birincisi, bu dişi kendinin tam ve gayet uyulmanmış kopyalarını üretebilir; ürettiği döllerde bir yetenek azalması görülmeyecektir. İkincisi, bu dişi ve dölleri, eşeyli üreme yapan kızkardeşlerinden daha verimlidir; çünkü üreme çabalarının yarısını doğum yapamayan, bira içerek ayak altında dolaşan, ortalığı dağıtan işe yaramaz erkek döller üretmek için harcamazlar. Bunu görebilmek için böyle bir mutasyonun oluştuğu bir popülasyonun bilgisayar simülasyonu yapılabilir. Eğer mutasyon ilk 1-2 nesil boyunca hayatta kalabilirse, gözlerinizi kör edebilecek bir hızla popülasyonu eline geçirecektir. Bu, partenogenez adı verilen üreme mekanizmaları sınıfından bir üreme çeşididir. Bu mekanizmaların çok üstün avantajları vardır ancak R.A.Fisher’ın 50 yıl önce işaret ettiği gibi, geçicidir. Eşeysiz organizmalar, zararlı mutasyonları temizlemede ya da yararlı mutasyonları kullanmada, eşeyli organizmalar kadar hızlı değildir. Ve eğer, çevre sürekli olarak değişiyorsa, eşeyli organizmalar daha avantajlı hâle gelebilirler. Yine de eşeysiz organizmaların ikili üreme avantajına üstün gelmeleri çok zor olacaktır. Genelde bu sakıncalara karşın, çere oldukça sabitse, partenogenez kısa dönemde kazanacaktır.

Partenogenezin kısa dönem avantajları öylesine güçlü ki, eşeyli üremenin kaybolmamış olmasının tek nedeni, partenogenezde MUTASYONLARIN NADİREN GÖRÜLMESİ olabilir. Örneğin, memelilerde partenogenez yoktur. (…) Ancak ne zaman ki çevre önemli bir biçimde değişir (ve böyle olması da kaçınılmazdır), o zaman eşeyli üreme tekrar önem kazanacaktır. Eşeyli türler, önemli biçimde değişen koşulları karşılayacak yeni türleri çabucak üretebilir. Bunun doğuracağı sonuç: Partenogenetik türlerin tükenme olasılığı, yeni genotipler oluşturabilen eşeyli üreme yeteneğine sahip türlerden daha fazladır. Stanley bu sürece “TÜR SEÇİLİMİ” terimini yakıştırdı, çünkü yaşayacak ya da yok olacak olan bütün bir türdür. Bu da, bireyin değil de türün belli bir özelliğe sahip olup olmadığına bağlıdır. Popülasyon genetikçileri bu konuda hâlâ tartışıyor olsalar da, partenogenezde az sayıda mutasyon olması ile tür seçilimi olguları, eşeyli üremenin varlığını sürdürmesi için yeterli olmuş gibi görünüyor.
ataç ikon Genlerin Bilgeliği
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Uzel

Uzel

@uzel

Kondrodistopik cücelerin kol ve bacaklarındaki uzun kemiklerde gelişim bozukluğu vardır; baş ve gövdeleri normaldir fakat bacak ve kollar çok kısalmıştır. Bu bozukluğa, çok sayıda genden birindeki bir bozukluk yol açar.

İnsanlardaki kondrodistopik cücelik mutasyonunun benzeri, bazı köpek döllerinde de kendiliğinden görülmüştür. Bu mutasyonların aşırısı, birbirini izleyen seçilimler sonucunda “dachshund”ları ortaya çıkardı. İlk yetiştirildiği günlerde, tavşan deliklerini ve diğer gizli yerleri bulduğu için bu köpeğe çok değer verildi. Fakat bu özellik, normal bacaklara sahip olmaya kıyasla önemli bir iyileşme midir? Köpek yetiştiricisi ve avcı için “evet” ancak köpeğin kendisi için “hayır”.
ataç ikon Genlerin Bilgeliği
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Uzel

Uzel

@uzel

• Bilimciler ve eğitimciler, evrimin gerçekten de meydana geldiği konusunda insanları ikna etmenin gerekli olduğunu kabul etmekten kaçındılar hep. Bu konu, halka hep bir emrivaki olarak sunuldu. Halbuki evrim, yeni fizik gibi, bilimsel düşüncenin temelini oluşturur. Ancak, toplumsal bilinçle kesişmesi nedeniyle evrimin yeni fizikten farklı olduğunu günlük haberlerden biliyoruz.

Barış içindeki bir dünyada atomların başka bir yerlerde, betonarmeden koca kubbeler altında, denetimli ve güvenli bir biçimde parçalandıklarını biliyoruz (umuyoruz). Gem vurabildiğimiz takdirde, atomlar bize bol bol enerji sağlayabilir ve sadece arada bir yoldan çıkarlar. Nükleer bir felaket olasılığını düşünmemeye çalışırız. Çoğu insan da mutluluk içinde, doğal ve yapay radyoaktivitenin vücutlarında düşük miktarlarda varolduğunu ve sürekli bozunduğunu bilmeksizin yaşar gider.

Fakat evrim farklı. Evrimciler nereden geldiğimizi ve nasıl olup da bugünkü karmaşık organizmalara doğru geliştiğimizi açıklamaya çalışırlar. Fizikçilerse genelde bu işle uğraşmazlar. Bu yüzden de evrim bilimi, dinin uzmanlık alanına burnunu sokar.

• Evrim süreci karmaşıktır. Bu sürecin sonuçları ilk bakışta epey olanaksızmış gibi görünür. Gerçekten de, yüzeysel olarak incelediğinizde, insan gözünün evrimleşmesi kadar olanaksız bir şey daha yoktur; yaradılışçılar bunu söylemekten bıkıp usanmıyorlar. Fakat böylesi karmaşık yapıların evrimi, yaradılışçıların bizi inandırmaya çalıştıkları kadar da olanaksız değil. Son yapıtı “Kör Saatçi”de Richard Dawkins, çok karmaşık yapıların ve davranışların bile küçük aralıklı basamaklarla oluşabileceğini vurguluyor.

Ben bir adım daha ilerleyip, bazı evrim türlerinin zamanlar daha da kolaylaşacağını ileri süreceğim. Çünkü bu süreçteki her adım, genlerin bilgelik birikiminin üzerinde atılmaktadır.

• Bazı böcekler evrimleşme konusunda diğerlerinden daha iyi olabilirler miydi? Neden? Nasıl olur da, organizmalar evrimleşmede daha yetenekli hâle gelebilirler? Bu çeşit bir akıl yürütmenin getirebileceği sonuçlardan ürktük çünkü bizi iyi bir evrimcinin sapmaması gereken alanlara götürüyordu. Böylesi düşüncelerde evrimcilerin ilk günahının kokusu var: Lamarckçılık.

Ancak sonraki yıllarda bu konulara defalarca geri döndüm. Bu kitap da, o sorulara cevap vermek amacıyla yapılmış bir girişimdir; ilk günahın saplantısına kapılmadan cevap verebilmek amacıyla...
ataç ikon Genlerin Bilgeliği
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Uzel

Uzel

@uzel

• Darwin 1859’da Türlerin Kökeni’ni yayımladığında “doğal seçilim” terimini ortaya attı. Ancak “evrim” sözcüğünü hiç kullanmadı. Yine de herkes evrim düşüncesinden onun tek başına sorumlu olduğunu varsayar.
(…)
Darwin’in birincil katkısına, doğal seçilim düşüncesine, başkaları da değinmişti; hatta bazen çok geniş bir biçimde… (…) Örneğin 1798’de T.R.Malthus adında bir rahip, kaynaklarını aşmasına izin verilen bir insan popülasyonunun başına kaçınılmaz olarak hoş olmayan şeyler geleceğine dikkat çekti. (…) Malthus’un kitabına bir biyolog gözüyle bakan Darwin, kitaptaki düşüncenin doğal popülasyonların dinamiği ve kaderi konusundaki genel kanısına açıklık getirdiğini düşündü. Eğer doğal baskılar insan popülasyonlarının kaynaklarını aşmalarını engelliyorsa, başka organizma popülasyonları da benzer şekilde kısıtlanacaktı. Bu, doğal seçilim düşüncesinde hiç de uzak değildi.

Gerçekten de bu yarım düşünce, 19.yy’ın ortalarında havada asılı kaldı; kurnaz beyinlerin kullanımına hazırdı. İşte böylesi bir beyin, filozof Herbert Spencer’da vardı. Spencer, biyoloji biliminin sınırlarında gezindi ve edindiği yarı-sindirilmiş bilgileri, düşüncelerden oluşan bir çarkıfelek ortaya atmak için kullandı: Dahice ancak yanlış.

Bu düşüncelerin çoğu, ne yazık ki gerçeklerle pek uzaktan ilişkiliydi. Fakat erken-Viktorya döneminin bilim adamlarıyla olan ilişkileri mükemmeldi ve bir süre sonra Darwin’in baş savunucusu hâline gelecek olan adamla, Thomas Henry Huxley ile çok yakın bir dostluk kurdu.

Spencer’ın günümüzde “sosyal Darwinizm” adıyla bildiğimiz düşünceleri –insan ilişkilerinde doğal seçilimin rolü- Darwin’in kitabı ortaya çıkmadan önce oluşmuştu. 1852’de (Türlerin Kökeni’nden çok önce) Spencer, İngiliz Derneği’nin önünde bir makale okumuştu. Bu makalede, ateşli tartışmalar ve desteklenmemiş kuramlar arasında, dikkat çekecek biçimde Darwinci görünen parçalar vardı:

“Ta başından beri, popülasyonun baskısı ilerlemenin birinci nedeni olmuştur. Çünkü, vakaların çoğunda, olgunlaşmadan sürüklenip duranlar, genelde kendini koruma gücü en az olanlardır. Bundan çıkan kaçınılmaz sonuçsa şudur: Irkı sürdürmek için geride kalanlar, kendini koruma gücü en fazla olanlardır; neslin en seçmeleri olanlardır.”

İlerlemeye ilişkin olan bölüm dışında, pek de kötü değil. Darwin de dahil birçok evrim düşünürü, evrim kavramını ilerleme kavramı ile karıştırmaktan kendilerini alamadılar. Ancak Darwin’in gücü, en uygun olanın yaşamda kalışını, bu basit düşünceyi, çığ gibi gerçeklerle desteklemesi oldu; bu Spencer’ın yapamadığı bir şeydi.

Darwin ayrıca doğal seçilimin doğurduğu sonuçları, hiçbir çağdaşının düşünemediği alanlara değin izledi; eşleşme başarında seçilim ve hatta duyguların ifadesinde seçilim.

• Darwin doğal seçilimin neler doğurabileceğini çok iyi anlamıştı. Fakat neyin seçilmekte olduğunu bilmiyordu ve bilmediğinin de farkındaydı. Genler hakkında hiçbir bilgisi yoktu. Kalıtımın mekaniğinin anlaşılması ve bunun genetikle evrimin sentezine, bu büyük birleşmeye yol açması ancak 20.yy’ın başlarında gerçekleşti. Darwin’in düşünceleri genişletildi ve Moravyalı rahip Gregor Mendel’in görüşleriyle birleştiğinde gerçekten de tatmin edici bir kuram hâline geldi. (…) Darwin farkına varamamıştır ancak doğal seçilimin öznesi genlerdir.
ataç ikon Genlerin Bilgeliği
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
3 yorum
Bearded Angler (@beardedangler)
Abla elini vicdanına koyda söyle;Monica bellucci darvının dediği gibi bir canlı türü olabilir mi Allah aşkına???yani tamam sen ben belki olabiliriz ama,şahsen Monica bellucci yi aynı kefeye koymayı haksızlık olarak görüyorum.
08.12.18 beğen cevap
Hasan Yürekli (@hasanyurekli5)
Buna benzer paylaşımlara daha çok ihtiyacımız var. Yukarıdaki metinde mantığı sonuna kadar takip edebiliriz. Doğal seçilimin öznesi genler ise genlerin öznesi nedir ? Genlere bilinç atfedemeyiz. Gen niçin böyle davranıyor gibi bir soru sorabilir miyiz ?
08.12.18 beğen cevap
kader.cmln (@naturmort)
Ah şu Darwin ortalığı kasıp kavurdu da gitti keşke birkaç birşey daha söyleseydi..
08.12.18 beğen cevap
Uzel

Uzel

@uzel

• Gerçek Memeliler Çağı, dinozorların ansızın tükenmesiyle birlikte, 65 milyon yıl kadar önce başladı. O zamanlarda yaşamakta olan ufak memeliler, gezegen üzerindeki büyük hayvanların hemen hepsinin ortadan kalkmasıyla doğan boşluğu doldurabildiler.

Bunun gerçekleşmesinden kısa süre önce, Atlantik’deki deniz tabanının yayılmasıyla sürüklenen Güney Amerika, Afrika ile olan son bağlantılarını da kopartarak, koca bir ada olmuştu. Bu yeni G.Amerika adası, sonunda, 2 milyon yıl önce, Orta Amerika kıtası yoluyla Kuzey Amerika’ya bağlandı. Tüm göstergeler, G.Amerika’nın birkaç milyon yıl içinde tekrar ayrılacağına ve bir kez daha yalıtılmış, yalnız bir hâle geleceğine işaret ediyor.

• Memelilerin alt çenesi tek bir kemikten oluşur. Bu kemik, memelilerin, yakın atalarından olan terapsidlerden, dinozorlardan ve diğer sürüngenlerden ayırt edilebilmesini sağlar; hepsinin çeneleri birkaç kemikten oluşur.

• İlk memelilerden biri olan Purgatorius, biz dahil bütün primatların atası olabilir. Bu ufak grubun diğer üyelerininse, bugünkü kirpilerin ataları olduğu açıkça görülüyor. Öte yandan, dinozorların dünyayı terk etmesinden milyonlarca yıl öncesinden kalan bazı fosil artıkları, evrim savaşlarını başarıyla geçen bugünkü keselisıçanları andırmaktadır. Bu fosiller, Kuzey Amerika’da, bizden çok farklı ve çok ilginç bir memeli grubunun elimizdeki tek temsilcisidir.

Keselisıçan gibi keseli hayvanlarda döleşi (plasenta) yoktur; bu yüzden de yavrular gelişimlerinin çok erken bir döneminde doğmalıdırlar. Bu yavrular, gelişimlerini ana rahmi yerine, bir dış kese içerisinde tamamlar. Bizim ait olduğumuz grupta, gebelik dönemi uzun olabilir çünkü annenin ve ceninin kan dolaşımı arasında bir ara yüzey oluşturan döleşi vardır. Döleşi içerisinde, annenin ve bebeğin dokuları, besin maddelerinin annenin dolaşımından cenininkine geçebileceği geniş bir yüzey oluşturacak biçimde birbiri içine geçmiştir. Bu durum, ana rahmi içinde gelişime olanak sağlar. Geçirdikleri uzun “doğum öncesi süre” nedeniyle, otlayan hayvanların çoğunun yeni doğan bebekleri, doğduktan hemen sonra birkaç dakika içince ayağa kalkabilir ve annelerinin yanı sıra yürümeye başlayabilir. Keseli hayvanlar ile döleşli hayvanlar birbirlerinden öylesine farklıdır ki, çok eski zamanlarda, belki dinozorlar çağının başlangıcında, soylarının ayrılmış olabileceği düşünülüyor.

Keseliler ile döleşlilerin oranı, kıtadan kıtaya değişir. Avustralya’da keseliler daha baskındır. Bunun bir nedeni, Avustralya’nın 135 milyon yıl önce, döleşli hayvanların tam anlamıyla gelişeceği memeliler döneminin başlamasından çok önce, diğer kıtalardan ayrılmasıdır. Avustralya’da eski döleşli hayvan fosili yoktur; ya döleşliler Avustralya’ya hiç ulaşamadı ya da daha başarılı keseliler tarafından çok erkenden tükenmeye itildiler.

• G.Amerika’da daha değişik bir tarih sergileniyor. Afrika’dan daha geç koptuğu için, kendilerini bu ada üzerinde yalıtılmış bulan memeliler arasında, keseliler ve döleşliler eşit oranda dağılmıştı. Kopuşa kadar geçen zamanda, döleşliler bu iki grup arasında milyonlarca yıl boyu kalıcı olacak bir denge oluşturabilmenin mümkün olduğu bir noktaya kadar evrimleşmişlerdi. Bu koca kıtasal adada 3 grup memeli yalnız başlarına kaldı:

Birincisi keselisıçanların geldiği bir keseli hayvandı; diğer ikisi döleşliydi. Bir döleşli grubu, armadillo, tembel hayvan ve karıncayiyen gibi ilginç hayvanları oluşturdu. İkincisi, […] ilksel toynaklılardı. Kondilartlar adı verilen bu hayvanlar, başlangıçta otlayan hayvanlardı. Çayırlar da bu zamanda ortaya çıktı (kesinlikle memelilerin evrimleşmesi kadar önemli bir olay) ve bu yeni bitkiler, ılıman ve daha kuru tropik bölgelerde çabucak yayıldı. Birçok kondilart, başka yerlerdeki benzerleri gibi, bu yeni ekolojik nişe yerleşti ve otlak hayvanlarına doğru evrimleşti.

G.Amerika’da [keseliler] etobur nişine yerleştiler ve Memeliler Çağı’nın büyük bir bölümünde G.Amerika’da yerleşmiş tek etçiller grubu oldular. Sonunda döleşli etçiller geldiğinde, tükenmeye doğru itildiler. Ama o zamana kadar, kendileriyle birlikte evrimleşmiş olan döleşli otçulları ve böcekçilleri başarıyla avladılar. Bu [keseli] etçil gruplarından özellikle iki tanesi ilginçtir: Borhyaenidler ve Thylacosmilus.

• Borhyaenidler, anatomik olarak Avustralya’daki keseli Tazmanya kurduna benzeyen G.Amerika keselileridir. 5 ilâ 10 bin yıl önce, döleşli dingo (yaban köpeği) Avustralya’ya gelince, yerli kurt türü yok olmaya itildi. G.Amerika’daki Borhyaenidler ile Avustralya’daki Tazmanya kurtları o denli benziyor ki, yetenekli paleo-anatomi uzmanları bile onları ayırt etmekte zorluk çekiyor. Aslında bu iki hayvan, G.Amerika ve Avustralya’da birbirlerinden bağımsız olarak, keselisıçan benzeri atalardan evrimleşmiş gibi görünüyor.

• Thylacosmilus, esrarengiz bir biçimde döleşli kılıç-dişli kediye benzeyen keseli bir etçildir. (…) Başka kıtalarda Oligosen’den (30 milyon yıl öncesi) yakın zamanlara dek birçok farklı kılıç-dişli döleşli hayvan evrimleşti. Bunların bazıları, Thylacosmilus’ların yok olduğu dönemde G.Amerika’ya göç etti. Belki de bu göçün Thylacosmilus’ların tükenmesiyle ilgisi vardır. Bildiğimiz tek şey, Thylacosmilus’ların kılıç-dişli döleşlilerden tümüyle bağımsız olarak evrimleştiğidir. Bu hayvanlar ile döleşli benzerlerinin son ortak atası, Dinozorlar Çağı’nda yani 200 milyon yıl öncesinde yaşamıştı.

• Borhyaenid – Tazmanya kurdu benzerliği -> Ortak ataları kurta benzeyecek şekilde evrimleşmekte iken soyları ayrılmış olabilir. Buna koşut (paralel) evrim denir. Koşut evrimde, bir canlılar grubu bölünür ve alt gruplar, coğrafyaları ayrı olmasına rağmen, benzer biçimde evrimleşmeyi sürdürür.

• Thylacosmilus – Kılıç-dişli kedi benzerliği -> Thylacosmilus’un atalarının keselisıçana benzediği sırada, kılıç-dişlinin ataları kır faresine benziyordu. Buna yakınsak evrim denir.

• Pyrotheria – Fil benzerliği -> Uzun kalem gibi dişleri ve fil benzeri öğütücü dişleri vardı. Bugünkü fillerle aynı nişte yaşadığı düşünülüyor.

• 10 veya 20 milyon yıl önceki G.Amerika’yı gezen bir zaman gezgini, iyi bir gözlemciyse, yakınsak evrim sonucu oluşmuş tavşan-benzeri, gergedan-benzeri, ayı-benzeri başka hayvanlar da görebilirdi. Ayı benzerleri, ataları toynaklı olmasına rağmen, pençe geliştirmişti.

Tüylerimizi ürpertecek derecede bize aşina gelen bu canlılar, sonunda kuzeyden gelip aynı nişleri işgal eden istilacılar tarafından tükenmeye itildi. Bu süreç aslında milyonlarca yıl sürdü. G.Amerika hayvanlarının bazıları da (yalnızca pek azı) kuzeye başarıyla sızabildi. Günümüze dek gelmeyi başaran az sayıdaki G.Amerika memelisi ise K.Amerika’dan gelen benzer hayvanlarca tehdit edilmemiş olanlardı; tembel hayvan ve armadillo gibi.

• Özetle, ataları farklı olan birçok organizma, G.Amerika’da ve dünyanın diğer bölgelerinde koşut ekolojik nişlere, birbirlerinden bağımsız olarak yerleştiler ve bunun bir sonucu olarak da benzer adaptasyonlar evrimleştirdiler. Bu dikkate değer evrim deneyiminden ne sonuç çıkartmalıyız? Yakınsak evrim için öne sürülen alışılmış açıklama şöyle: Benzer adaptasyonlar ortaya çıkıyor, çünkü belirli evrimsel sorunlara karşı en iyi çözümü sağlıyorlar. Ancak bu, doğanın düşsel gücünü küçümseyerek, ona hakaret etmek oluyor. Genlerin birikmiş evrim deneyiminde yatan başka nedenler de olabilir ve işte araştıracağımız olasılık bu.

• Yakınsak ve koşut evrim gibi ya da bir alelin başka bir alel yerine geçerek uyum patlamasına neden olması gibi olayları açıklayabilmenin çok zor olduğunu, sanırım açıkça görebilirsiniz. Dümdüz, yüzeysel genetik yeterli değildir çünkü genler, geçmişi olan yapılardır. Evrim sürecinin daha üst düzeyde bir boyutu vardır: Genler, belirli yönlerde evrimleşmenin daha kolay olmasını sağlayacak biçimde şekillenmişlerdir. Bu kolaylaşmayı sağlayan mekanizmaları ise yeni yeni anlamaya başlıyoruz.
ataç ikon Genlerin Bilgeliği
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum