up
ara

HANIMCI BEYZADE

Birinin kütüphanesinde gezinmek, onun iç dünyasında yolculuk yapmak gibidir. Biraz bakınarak; Hangi yazarı daha çok sevip okuyor? Şiire mi nesire mi düşkün? Apolitik mi yoksa politikayla ilgili mi? Hangi lisanları biliyor? Geçirdiği zihinsel evreler, kafasındaki problemler, merakları, ilgileri anlaşılır. Bu anlamda kütüphane özel bir alan aslında. Pek çok kişisel kütüphane gördüm. Farkettim ki okuma alanı ve okuduğu kitaplar ne kadar geniş yelpazede olursa olsun; kitaplığında belli bir düzen silsilesini gözeten kişinin, düşünce dünyası da o denli berrak, zihni de inanılmaz engelsiz oluyor. İnsan insanın kurdudur diyen Hobbes'a inat; kitap, insanın yurdu, umudu ve ufkudur diyorum.
HANIMCI BEYZADE

HANIMCI BEYZADE

@koraycem

Marquis de Sade; Canavar mı, Melek mi?
Akıl hastanesinde geçen 40 yıllını şöyle özetliyordu; “Beni bedensel günaha ilişkin dayanılmaz bir perhize mahkûm ederek mükemmel bir iş yaptığınızı düşündünüz ama yanıldınız, beynimi coşturdunuz, bana can vermek zorunda kalacağım hayaletler yarattırdınız.“ 

Marquis de Sade'ı canavar olarak gören ve canavarlaştıran bütün insanlar muhakkak bu kitabı okumalı. Son sevgilisi olan Madeleine hastalanınca ne kadar çok üzüldüğünü ve ona nasıl özenle baktığını da yazmış.
Günlük'ten bahsedecek olursak; Günlükten çok bir muhasebe defteri gibi: “Bugün şuna şu kadar ödeme yaptım, bundan şu kadar para aldım." gibi şeyler yazmış. Yani Sade'ın evrak, satış ve kira gelirlerinden, ziyaretine gelen oğullarına, akıl hastahanesi müdürü ile ilişkilerine, yakınında bulunan isimlerin gözlemlerine kadar birçok bilgiyi bu günlükte aktarmış.
Bir de şu cümlesi var ki bir Hobezyenin hak vermemesi mümkün değil: "İnsanlar arasındaki en doğal hal savaş halidir".
ataç ikon Sade'ın Kayıp Günlüğü
kitaba puan vermedi
9 beğen · 5 yorum
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
[silindi]
16.01.19 beğen cevap
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
[silindi]
20.01.19 beğen cevap
zemberek kuşu (@zemberekkusu)
Ölen sevgilisi için üzülen bi sadist😅 watpad hikayeleri gibi oldu.
20.01.19 beğen 2 cevap
HANIMCI BEYZADE

HANIMCI BEYZADE

@koraycem

Sert Bir Yetişkin Masalı
"Zalimlerin saltanatı ölümle sona erer,
Şehitlerin saltanatı ise ölümle başlar"
-Søren Kierkegaard

Fantastik bir peri masalı izleyeceğini düşünenleri hayal kırıklığına uğratıyor. Del Toro bir peri masalından inanılmaz politik bir altmetin çıkarmış. Yönetmen, hayal ile gerçek arasında gidip geliyor, ama hiçbir zaman arafta kalmıyor, hep hayal dünyasını acımasız gerçeklere tercih ediyor. Bu tarza "büyülü gerçekçilik" (magical realism) diyorlar. Marquez bu tarzı şöyle ifade eder: "Gerçekliğin aynı zamanda sıradan insanların mitlerinde yattığını anladım; gerçeklik onların inançları, efsaneleridir; gerçeklik onların günlük hayatıdır ve gerçeklik onların hezimetleri ve zaferleridir."

"-Gerçekler sizi sardığında, tek sığınağınız hayal gücünüzdür."

Hayal dünyasında pembe kanatlı mor renkli periler yerine o ürkütücü Faun'ları ve korkunç Pan'ı yaratabilecek ve ona sarılabilecek kadar sevgiye ve merhamete muhtaç bırakan 1944 yılı İspanya'sında geçen iç savaşın yaydığı korku ve endişe dolu gerçek dünyasından, kitapların fantastik ve büyülü dünyasına kaçan Ophelia'yı ana eksen edinen yönetmen, müthiş görsel bir şölen ziyafeti sunmuş.

Harper Lee'nin "Bülbülü Öldürmek" isimli romanı nasıl ki çocuk gözünden acımasız kötülüğü anlatıyorsa, "Pan'ın Labirenti" de bunu bize sert bir yetişkin masalı olarak sunuyor.
Kederi, Picasso'nun "Guernica" tablosu gibi sürrealist bir tavırla harmanlamış. Militarist zihniyete sahip tek adam rejimlerinde kişilere yetki verildiğinde nasıl canileştiklerini çok güzel anlatıyor.

Filmin başında görülen harabe kent, Aragón eyaletindeki Zaragoza'nın Belchite kasabasıdır, ve bu kasaba Cumhuriyetçilerle(Halk) Falanjistler(ordu-polis) arasında yapılan iç savaş esnasında Naziler-Faşistler-Falanjistler'in ortak operasyonu sonucu aynı Guernica kasabası gibi yerle yeksân edilmiş ve bu yıkımı her daim hatırlatması amacıyla da tekrardan inşa edilmemiştir. Batı'da bu tip tavırlar gelenektir.

Filmdeki rollerin sembollerine gelirsek; Falanjist rejimin Komutanı Yüzbaşı Vidal, Franco iktidarının kötülüğünü; Ophelia, umuda rağmen kaybeden halkı; Mercedes, direnişçi ruhu; Ophelia’nın annesi Carmen, savaşın yıkımlarını üzerinde taşıyan ülkeyi; Ophelia'nın terzi olan ölmüş babası, Cumhuriyetçileri/Komünistleri temsil ediyor. Filmin neredeyse her karesi bir sembole denk geliyor. Uygun bir zamanda bunları da açıklamayı umuyorum.

Bu sert masal masum bir çocuğun yüreğinin kaldıramayacağı kadar çok hüzün içeriyor. Yönetmen Guillermo del Toro filminin finalinde Ophelia'nın davranışı üzerinden bağladığı “bir masumun kanı yerine kendi kanını akıtmayı tercih etti” fikri ile politik mesajını da veriyor.

Cannes'da filmin bitmesiyle beraber Javier Navarrete'nin enfes müziği eşliğinde akan jenerik karşısında göz yaşları içerisinde ayağa kalkılıp kendisini 22 dakika boyunca alkışlatan filmdir.

https://youtu.be/19bBGxf5k6k

Bu film; Otomatik Portakal, Trainspotting, Donie Darko, Matrix, V for Vendetta, Sil Baştan, Dövüş Kulübü...vb. gibi zamanla klasikleşecek filmlerden. Savaşın acımasızlığına karşı sert masalı olan bir hayal dünyasını savunan film değerini arttırarak koruyacaktır.

Dipnot olarak vereyim;
Björk, bu filmi izledikten sonra aşırı etkilenip "Pneumonia" şarkısını yazmış. Müzikteki yağmur sesine dikkat edin lütfen!

https://youtu.be/BjphPNThy84
Pan'ın Labirenti
filme puan vermedi
20 beğen · 13 yorum
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
[silindi]
09.01.19 beğen cevap
Acetlycoa (@acetlycoa)
İşte beklediğim inceleme. Teşekkür ederim. Harika olmuş! :)
09.01.19 beğen 1 cevap
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
[silindi]
09.01.19 beğen cevap
Cemile (@guher)
Çok çok beğendim, lütfen film incelemelerine daha fazla yer ayırın. Emeğinize sağlık.
09.01.19 beğen 2 cevap
buket (@ludingirra)
Emeğinize sağlık 🧚🏻‍♀️🌸
10.01.19 beğen 1 cevap
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
[silindi]
10.01.19 beğen cevap
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
https://youtu.be/19bBGxf5k6k
10.01.19 beğen cevap
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
https://youtu.be/BjphPNThy84
10.01.19 beğen cevap
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
‘ Mutluluk masal, mutsuzluk ise öyküdür.’ / L. Tolstoy
10.01.19 beğen cevap
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
[silindi]
19.01.19 beğen 1 cevap
HANIMCI BEYZADE

HANIMCI BEYZADE

@koraycem

Düşman Kendi Kanını İçinceye Kadar Korkunçtur
Bu eser Rusça aslından iki çevirmen tarafından Türkçeye kazandırılmış. İlk olarak Naime Yılmaer, ikinci olarak da Celal Öner tarafından... İkisine de sonsuz şükranlarımı sunarım.

Bourdcan Momişuli (Memişin oğlu Böğürcan) adında bir Kazak subayının anıları, ırkçı Nazi orduları önünde kurtuluş savaşı veren Sovyet şehit ve gazilerinin destanıdır. Bir yandan acımasız savaş şartları diğer yandan da savaşta insan kalabilmenin çelişkisi üzerine yazılmış en iyi biyografi romanlarından biridir.

Moskova savunma savaşları öncesi yapılan son cephe savaşlarını anlatan bu roman, 68 kuşağı'nın başucu eserlerindendi. Hatta o dönem polis, hangi Sosyalist öğrenci evine baskın yapsa evde bulduğu kitaplar arasındaydı. Eseri sadece roman olarak okumak hata olur. Hitler'in ordularının ünlü yıldırım harekâtı (Blitzkrieg) taktiğini öğrenerek, Sovyet yurtseverlerinin bu harekâtı ne gibi taktik ve fedakârlıklarla geri püskürttüklerinin gerçek tarihini de öğretir. Bu acımasız kanlı savaşı bir belgesel gibi gerçeklere dayandırarak çok çarpıcı biçimde anlatır. Hatta Momişuli'nin, biyografisini kayda alan Bek'e söylediği gibi; "Eksiği var fazlası yok".

Irkçı ideolojilere sahip emperyalist ülkelerin zalimce ilerleyişine suskun kalmış olan bütün kapitalist ülkelerin gözleri önünde gerçekleşen, buna Türkiye'de dahil, bu vahşi ilerleyişe Sovyet yurtseverlerin nasıl engel olduklarının; Sovyet yurtseverlerinin kahramanlıklarının ve zaaflarının ilk elden tanığı olacak, onların sayıca yüksek ve üstün teknoloji donanımlı olan ırkçı emperyalist ordulara nasıl ağır darbeler indirdiklerini soluğunuzu tutarak okuyacaksınız. Özellikle başlangıcında yer alan "Korku" bölümü defalarca okunmalıdır. Burada psikolojik savaş taktiğini kullanan ırkçı ideolojilerin gerçek yüzüyle yani yalanla karşılaşacaksınız.

 Ayrıca kitapta Panfilov'un çok sevdiğim cümlelerini de hayat öğretime aldım;
"Asker savaşa ölmek için değil, yaşamak için gider." diye Momişuli'ye söyleyerek askeri
ölmeye ve öldürmeye hazırlayacak olanın komutan olduğunu öğretmişti Panfilov. Savaşmayı da ondan öğrenmişlerdi, korkuyu yenmeyi de… “Askerin göğsü ile savaşılmaz, onları koruyacaksın! Ateş edeceksin, onları ateşle koruyacaksın ve tabi davranışlarınla!” demişti Panfilov. Bence en önemli öğretisi de zaman üstüne olandı: "Bir bilmece var biliyor musunuz? Dünyada en uzun ve en kısa olan, en hızlı giden ve en yavaş olan kimdir, onu umursamazlar sonra da üzülürler? Panfilov saatini çıkarıp göstererek: Zaman," dedi. "Bizim şimdiki işimiz bu Yoldaş Momişuli. Bunun için savaşalım. Onu düşmandan çalalım." diye anlatmıştı Panfilov. Momişuli, Panfilov'dan öğrendikleriyle yurtseverleri zafere taşıyacaktı.

☆☆☆☆☆

Filmini Yapmışlar:

https://youtu.be/27gwI43cbDQ

https://youtu.be/oIQR65YpSBc

https://youtu.be/uwZmpJ9XWUY

https://youtu.be/qsNzAFNhLkU
ataç ikon Moskova Önlerinde
kitaba puan vermedi
14 beğen · 3 yorum
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
"Savaşta gülebilmek, en ciddi şeydir." / Makineli tüfek bölüğünün siyasi komutanı Dcal Muhammed Bozjanov
26.12.18 beğen cevap
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
[silindi]
26.12.18 beğen cevap
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
https://youtu.be/s7YP3kXYdaQ
26.12.18 beğen cevap
HANIMCI BEYZADE

HANIMCI BEYZADE

@koraycem

Nasıl Düşünmeli?
Descartes(Dekart)'ın kendi tanımı ile "Büyük bir coşku içinde olağanüstü bir bilimin esaslarını bulduğu..." ve bunu paylaşmak için ilk olarak 1637 yılında Fransızca kaleme alıp yayınladığı, bir yıl sonra (1638) Latinceye çevrildiği, ancak 1644 yılında çevirmeninin adı yazılmadan yayımlandığı eseridir.

Bu eseriyle "Nasıl düşünmeli?"yi açıklar. "Sağduyu dünyada en iyi paylaştırılmış şeydir, çünkü her insan kendi payının o kadar iyi olduğunu sanır ki, başka her şeyde en güç memnun olanlar bile, kendilerinde bulunan sağduyudan fazlasını arzu etmezler." der ve başlar konuşmaya...

Descartes'ı bu eseri yazmaya, hatta sonunda düşünüyorum, öyleyse varım demeye sevk eden, onun bu inanışı olmuştur. Maalesef monologtur ve aklınıza takılanları soramazsınız kendisine; Sahi her insanda eşit midir doğruyu yanlıştan ayırma yetisi?

Bu kitabında bilimsel yöntem üzerinde ki ana düşünceleriyle bu yönteme nasıl ulaştığını, bilginin nasıl mümkün olacağını, kesin bilgiye hangi metodlar kullanarak yaklaştığını ve bütün bunların yanısıra bilginin hangi esaslar dikkate alınarak temellendirileceğini anlatır.

Zannımca kitabın en güzel iki bölümünden ilki olan 2. bölüm "Yöntemin başlıca kuralları"nda: "Şüpheciliğe ve indirgemeciliğe dayanan uslamlama silsilesinin başlangıç noktasında, "Birden çok kişinin elinden ya da zihninden çıkan şeylerin neden tek kişinin elinden çıkan bir şey kadar güzel, iyi veya mükemmel" olamadığı sorusuna yanıt aramak vardır. Şayet tek bir mimarın sıfırdan oluşturduğu bir bina, başka ustalardan kalma binanın restorasyonundan daha güzel ve sağlamsa; herkesin kafasına göre yerleştiği bir şehir, bir şehir planlamacısının elinden çıkmış bir şehirden daha dağınıksa; kuralları bir ya da birkaç kişi tarafından saptanmış halklar, yavaş yavaş uygarlaşarak medenileşen ve kendi yasalarını yapan halklardan daha ileriyse, "O zaman çeşitli kişilerin görüşleriyle yavaş yavaş oluşturulmuş ve şişirilmiş olan bilimler" de doğruya, sağduyulu bir insanın doğal olarak yapabildiği usavurmalardan daha yakın olmamalıdır." der.

Bunu temel alan Descartes, öncelikle birden çok insanın çabasıyla ortaya çıkmış hiçbir şeyin gerçekliğinin kabul edilemeyeceğini söyler, sonra toplumun bireye dayattığı ve sorgusuzca kabul edilen her şeyi bu güvenilmezler listesine dahil eder. Kendi iç pusulasını takip ederek her şeyi parçalarına ayırır, böylece geriye doğru iz sürer, en sonunda da şüphe edilemeyecek tek gerçekliğin kendisinin düşünüyor olması olduğunu bulur.

Ama bunu da Latince değil halk lisanı olan Fransızca'da yazar: “Je pense donc je suis“(Cogito ergo sum). Çünkü eserin bir özelliği daha vardır, o da dönemin Lingua Franca'sı Latince olduğu halde, halk lisanı olan Fransızca yazılmış olmasıdır. Bunun sebebini de kitabında belirtmiştir.

Son olarakta bilindik Fransız bakış açısıyla, İngilizlerin lisanını "kaba Bröton lisanı" diye aşağılamaktan geri durmamıştır.
ataç ikon Metot Üzerine Konuşma
kitaba puan vermedi
8 beğen · 5 yorum
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
[silindi]
22.12.18 beğen cevap
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
[silindi]
22.12.18 beğen cevap
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
[silindi]
22.12.18 beğen cevap
zemberek kuşu (@zemberekkusu)
Sherlock titizliğinde çalışıp, parçadan bütünü bulmuş bir filozof. Tümevarım tarzı bana Aristo’yu hatırlatır nedense. Tabi Aristo’nun burnu biraz daha büyük galiba. 😅
22.12.18 beğen 2 cevap
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
[silindi]
22.12.18 beğen cevap
HANIMCI BEYZADE

HANIMCI BEYZADE

@koraycem

Başrolünde Kitapların Ve Kişisel Kütüphanelerin Olduğu Filmlere Bayılıyorum
“İyi kitaplar kötü kitaplara göre daha zor filmleşir”
(John Updike, Erus, 2000, s. 8.)

Arturo Perez-Reverte'nin kitabı "El Club Dumas O La Sombra De Richelieu / Dumas Kulübü" kitabından sinemaya uyarlanan bir film. Ama çoğu noktada uyarlandığı kitabın kurgusuna sadık kalınmamış. Orta Çağ mitlerini, okültik sembollerin anlamlarını bilenler ve araştıranlar için derin bir film. Ayrıca deri cilt kitaplarla dolu kişisel kütüphanelerin güzelliğiyle akıllarda kalacak ve bence başrolünde kitapların olduğu filmlerden. Bu film ben de müzayedeye çıkan sahaflık kitapları acilen araştırma isteği doğurdu. Ama öyle ikinci el kitap değil en eski sahaflık kitapları...

Dean Corso, eski ve değerli kitapların peşinden koşan ünlü bir kitap dedektifidir. Corso, sonradan felç olmuş ve konuşma yetisini yitirmiş olan bir bibliofilin kişisel kütüphanesini satmaya çalışan mirasçılarına kütüphanenin gerçek ederinin iki katını söylemesi ve kütüphanenin muhtemelen tüm kitaplarıyla eşdeğerindeki özel deri ciltli 1780 tarihli dört ciltlik yazma Don Quijote eserini yok pahasına satın almasıyla takdirimi kazanmıştır.

Lucifer ile ilgili kitapların koleksiyonunu yapan Boris Balkan'ın özel kütüphanesine 666 güvenlik şifresiyle filmin 13. dakikasında girdiğini gözden kaçırmayın lütfen!

Olayların geçtiği kale için Polanski öncelikle Trabzon'da ki kale-i zir'i (aşağı kale) kullanmak istemiş ama o dönemde sigorta şirketleri bu riski alamadığı için gerçekleşmediği şeklinde bir rivayet var.
Dokuzuncu Kapı
filme puan vermedi
13 beğen · 8 yorum
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
Koleksiyoner Boris Balkan, elindeki “The Nine Gates of the Shadow Kingdom- Gölgeler Krallığının Dokuz Kapısı” adlı eski kitabın orijinal olup olmadığını öğrenmek için Corso’dan yardım ister. 17. yüzyıla ait bu Venedik yazması kitabın yazarı, o dönemde dinsiz olduğu için yakılmış, kitabın bir önceki sahibi ise kendini asmıştır. Balkan, Gölgeler Krallığı’nın Dokuzuncu Kapısı adlı kitabın diğer iki kopyasıyla karşılaştırmasını ve gerçek olup olmadığının bulunmasını ister. Satanik ayinlerle ilgili bir metne ait son iki kopyayı ararken doğaüstü güçelerle ilişkili bir komploya dahil olur. Dean Corso, bir takım varlıklı ve özel koleksiyoncular için kitap toplamakla uğraşırken oldukça zor aşamalardan geçer. Balkan için aradığı bu son kitap, söylenenlere göre Karanlıklar Krallığının dokuz kapısını açacak yazmasıdır. Geri kalan iki kopyası Avrupa'dadır. NewYork'tan Toledo'ya, Portekiz'den Paris'e giden yollarda Corso labirent gibi tuzaklarla, vahşi ve gizemli ölümlerle karşılaşır.
19.12.18 beğen 1 cevap
Acetlycoa (@acetlycoa)
Acaba diyorum bu kadar güzel ve ayrıntılı inceleme yapan siz " Pan's labyrinth " filmini de inceleyip yorumlasanız mı?
20.12.18 beğen 1 cevap
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
[silindi]
20.12.18 beğen cevap
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
[silindi]
20.12.18 beğen cevap
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
[silindi]
20.12.18 beğen cevap
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
https://www.iletisim.com.tr/kitap/dumas-kulubu/7501#.XB43x3ShnqA
22.12.18 beğen cevap
HANIMCI BEYZADE

HANIMCI BEYZADE

@koraycem

"Hiç şiir okumamış gibi kötüsünüz. 
Bir köpeğin başını hiç okşamamış, hiç bayram şekeri dağıtmamış, çocukla çocuk olmamış gibi kötüsünüz! 

Sevinince kötüsünüz, korkunca kötüsünüz, korkunçça ve korkakça kötüsünüz!

Bu topraklardan hiç Turgut Uyar geçmemiş gibi kötüsünüz! En çok da bunun için tarih sizi affetmeyecek!" 

Cem Uslu


Kötü insanları betimleyen belki de en güzel cümlelerden oluşan paragrafların ilk iki cümlelik paragrafını bir Gezi protestocusu elindeki pankarta dizeler halinde yazdı. Cem Uslu'nun aslında kendi duygularını ifade etmek için yazdığı bu cümleler çok geçmeden Y ve Z kuşağı tarafından bilinir oldu. Derken herkesin ağzına dolandı.

"KÖTÜSÜNÜZ!"
Cem Uslu
ünlüye puan vermedi
9 beğen · 6 yorum
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
[silindi]
13.12.18 beğen cevap
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
[silindi]
13.12.18 beğen cevap
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
[silindi]
13.12.18 beğen cevap
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
[silindi]
13.12.18 beğen cevap
Elsa Rose (@elsarosee)
Niye siliyorsun? 🧐
15.12.18 beğen 1 cevap
HANIMCI BEYZADE

HANIMCI BEYZADE

@koraycem

Hayalet Gemi - Ghost Ship
https://youtu.be/nT7WZdjCmYs


https://youtu.be/22XdYRbFHoE 

2003 kışında bu filmi seyrettiğimde üzerimde garip bir etkisi olmuştu. Özellikle açılış sahnesi gerçekten güzeldir. Bu sahneyi tekrar tekrar izlediğinizde her tekrarda bir çok hata görebilirsiniz. Ama kült olan efsane açılış sahnelerdendir. Keşke başlangıç sahnesiyle beklentiyi yükseltmemiş olsalardı. 
Tabi ki flashback sahnelerinde kullanılan kurgu ve müzikler yine güzel sahnelerle çok uyumlu ve harikadırlar. 

https://youtu.be/6_woWpesM9E 

Bunların dışında filmde Rita Hayworth'ın oynadığı Gilda filminden fırlamış gibi görünen esmer güzeli Francesca Rettondini isimli hanımefendi var ki güzelliğin tescillenmiş hali diyebilirim. Rolü küçükte olsa sahneleri alıp götürmüş.
Hayalet Gemi
filme puan vermedi
4 beğen · 1 yorum
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
[silindi]
14.12.18 beğen cevap
HANIMCI BEYZADE

HANIMCI BEYZADE

@koraycem

Distopik Romanlarda Kitabın Geleceği
Distopik roman yazarlarının içinde kitabın geleceği hakkındaki kehanetlerini günümüz açısından değerlendirdiğimizde doğruya en yakın çıkan Cesur Yeni Dünya'nın yazarı olan Huxley'dir. Günümüzün kitap okuma oranları üzerinden karşılaştırma yaparak örnekleme verirsek; Fahrenheit 451 ve 1984'de, totaliterleşen rejimlerin kitapları ortadan kaldırma ve yasaklama temalarının aksine; Huxley eserinde, teknolojinin ilerlemesiyle hazcılığın insan aklını yozlaştıracağını, böylelikle de okuma oranının kendiliğinden azalacağı kehanetini tema olarak seçer. Günümüze göre değerlendirirsek sanki hiçte haksız sayılmaz!
ataç ikon Cesur Yeni Dünya
kitaba puan vermedi
17 beğen · 3 yorum
Burcu (@burrcu)
[silindi]
02.12.18 beğen 1 cevap
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
[silindi]
05.02.19 beğen cevap
HANIMCI BEYZADE (@koraycem)
Dikkat! Kitaplar Aşırı Pahallı

Yayınevleri bir an evvel en az % 40 lardan başlayan indirimlere gitmezler ise bir çok kitap sever kendi kütüphanesini yapmaktan mahrum kalacaktır! İktidar kitap okumayı lüks görüyor olabilir ama yayıncılarda kendi yayınlarını lüks tüketim maddesi olarak görmemelidir. Kitap satışı yapan yerlerle iskonto üzerinden anlaşma yapıp kendi kitapları için indirim yapabilecekleri standlar koyabilirler. Yoksa durum Huxley'in eserinde belirttiği gibi kitap okuma oranları inanılmaz azalacaktır. Yeni nesiller okumayı bırakacağından büyüklerinden kalan kitapları da ya çöpe atacaktır ya da ikinci el kitapçılara satacaktır.
Devlet artık ucuz kitap yayınlama işini yeniden başlatmalı... Yök'ün tez sayfasındaki yayınlanmış tezleri bir an evvel kitap haline getirip en azından öğrencilere 10 tl yi geçmeyecek biçimde üniversitelerde satışa sunmalıdır.
05.02.19 beğen cevap
HANIMCI BEYZADE

HANIMCI BEYZADE

@koraycem

Madeleine de Proust
Lezzetlerin anılarımızla gizli bir bağı var. Ihlamur çayına batırdığımız bir bisküvi bile istemsizce geçmişimizi hatırlatabilir (involuntary memory). Proust'un Bergson'dan ('sezgi'ye dayalı düşünce sisteminin kurucusu. Sezgicilik- intuitionalism) yola çıkarak romanlarının ana unsuru yaptığı sezgicilik kavramı, istemdışı bellek, öncelikle unutuşu gerektirir. Beklemekten ve zaman geçirmekten başka yapabileceğimiz pek bir şey yoktur belirli bir hatıranın yeniden canlanması için... Unutmuş olmalıyız ki, hatırlayabilelim. Şansımız varsa bir gün o hatıra bizi en beklenmedik bir yerde yeniden bulacaktır. İşte o zaman, Proust'a göre şiirsel bir tecrübe yaşamış olacağız.
Marcel Proust, bu hatırlayışı ünlü roman dizisi Kayıp Zamanın İzinde’nin ilk cildinde yer alan ünlü “madlen” bölümü ile çok güzel anlatmış ve bu minik keki de ölümsüzleştirmiştir. Kitapta anlatıcı “madlen”i ıhlamur çayına batırıp tattığında birden geçmişi anımsar ve neredeyse 3150 sayfalık seride anlatacağı derin anılara dalar. Fransızca'ya 'Madeleine de Proust' şeklinde bir deyimi kazandırmıştır, kekle gelen çağrışımları anlattığı bu kitap. İnsanı bir anda geçmişteki bir anıya götüren bir koku ya da tad için kullanılır. Herkesin hayatında farklı 'Madeleine de Proust'ları vardır. Geçmişteki anıların anahtarları gibidir çoğu zaman bu çağrışımlar.
ataç ikon Swann'ların Tarafı
kitaba puan vermedi
13 beğen · 2 yorum
buket (@ludingirra)
Emeğinize sağlık...
30.11.18 beğen 1 cevap
zemberek kuşu (@zemberekkusu)
Okumayı ertelediğim bi kitaptı, öyle ki unutmuşum bile. İncelemeniz sayesinde tekrar hatırladım. sayesinde tekrar hatırladım. Benim madeleine proustum da bu oldu galiba.
30.11.18 beğen 1 cevap
HANIMCI BEYZADE

HANIMCI BEYZADE

@koraycem

Sovyet Ana
Gorki kitabının yarısına kadar Ana'nın iç dünyasını anlatır. Bu romanı sosyalist devrimci bir niteliğe sahip çok önemli bir eserdir. Ayrıca Gorki'nin sosyaslist devrimci harekete adadığı tek romanıdır. Gorki, romanında devrimin yani "sosyalist anavatan Sovyet Ana'nın" çocuklarına neler kazandıracağına yönelik görüşlerini de ortaya koyar. Bu romanda işlediği tema; insanın kendini halkın kaderinden uzak tutmasıyla kişiliğini yıkarak, ruhunu öldüreceğidir. "İnsan olmak, yoksul halkın kurtuluşu, mutluluğu ve özgürlüğü için yürüttüğü mücadeleye katılmaktan geçer" der. Ayrıca bireycilik ile ilgili olarak da; "bireycilik kadar insanın bireyselliğini öldüren daha başka bir şey yoktur " diye düşünür. Son olarak bir dipnot vereyim; "Gorki" orijinal soyadı olmayıp aslen "acı" anlamına gelmekteymiş. Çektiği büyük acılardan dolayı kendisine bu ünvan Lenin tarafından verilmiş.
ataç ikon Ana
kitaba puan vermedi
18 beğen · 1 yorum
Mehmet (@yoldas)
"bireycilik kadar insanın bireyselliğini öldüren daha başka bir şey yoktur " Müthiş.
24.12.18 beğen 1 cevap
/ 2