up
ara
Katılım Tarihi : 22 Temmuz Salı 2014 8:50 - 1800 gün
Cinsiyet : Erkek
Medeni Durum : Evli
Şehir : İzmir / Türkiye (Turkey)
.
mavigunce

mavigunce

@mavigunce - İzmir

Benim Sadık Yarim Kara Topraktır paylaşım fotoğrafı
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sâdık yârim kara topraktır
Beyhude dolandım boşa yoruldum
Benim sâdık yârim kara topraktır

Nice güzellere bağlandım kaldım
Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum
Her türlü isteğim topraktan aldım
Benim sâdık yârim kara topraktır

Koyun verdi kuzu verdi süt verdi
Yemek verdi ekmek verdi et verdi
Kazma ile döğmeyince kıt verdi
Benim sâdık yârim kara topraktır

Âdem'den bu deme neslim getirdi
Bana türlü türlü meyva yedirdi
Her gün beni tepesinde götürdü
Benim sâdık yârim kara topraktır

Karnın yardım kazmayınan belinen
Yüzün yırttım tırnağınan elinen
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sâdık yârim kara topraktır

İşkence yaptıkça bana gülerdi
Bunda yalan yoktur herkes de gördü
Bir çekirdek verdim dört bostan verdi
Benim sadık yârim kara topraktır

Havaya bakarsam hava alırım
Toprağa bakarsam dua alırım
Topraktan ayrılsam nerde kalırım
Benim sâdık yârim kara topraktır

Dileğin varsa iste Allah'tan
Almak için uzak gitme topraktan
Cömertlik toprağa verilmiş Hak'tan
Benim sâdık yârim kara topraktır

Hakikat ararsan açık bir nokta
Allah kula yakın kul da Allah'a
Hakkın gizli hazinesi toprakta
Benim sâdık yârim kara topraktır

Bütün kusurumuzu toprak gizliyor
Merhem çalıp yaralarımı düzlüyor
Kolun açmış yollarımı gözlüyor
Benim sâdık yârim kara topraktır

Her kim ki olursa bu sırra mazhar
Dünyaya bırakır ölmez bir eser
Gün gelir Veysel'i bağrına basar
Benim sâdık yârim kara topraktır

Aşık Veysel ŞATIROĞLU
0 yorum
mavigunce

mavigunce

@mavigunce - İzmir

Büyücü Kadın - Şarap
Ahşaba dokunuyordum. Parlak, kaygan ahşaba. Ne ağacı olabilirdi, bir zamanlar canlıydı. Bu bir tezgahtı. Tezgahın üzerinde duran fincanımın boşaldığını fark ettim. Elimle tekrar barın arkasındaki benden bir hayli yakışıklı duran gence işaret ettim. Kahvemi tazelemişti. Keyfim yerine geliyordu, gibi bir cümle kurmak isterdim. Ama kendim de dahil kimseyi kandırmak istemiyordum. Keyfim kaçalı uzun yıllar olmuştu. Dönmeye de pek niyeti yok gibiydi...

***

Askeri birliğimiz bu kente barış gücü olarak gönderilmişti. Ben de bu ''barış'' gücünde görevli subaylardan biriydim. Yerel halktan birilerinin evinde kalıyorduk. Devletimiz onlara kira ödüyordu. Onlar da bize yemek, yatacak yer ve temizlik hizmeti sunuyorlardı. Ne kadar kalacağımız, günü ve saatine kadar, belliydi. Belli olmayan olaylar benim zihnimde vuku buluyordu. Zihnimin ücra bir köşesinde, bir takım hadiseler olmuştu, tam çözemiyordum ve hep rüyada gibi yaşıyordum. Hani rüyalarda tam bir netlik yoktur ya ona benzer bir his. Fakat bu kenti sevmiştim. Benim geldiğim soğuk ülkeye benzemiyordu. Bizim oralarda iki mevsim vardır. Kış ve daha sert kış. Gözlerimizin bu yüzden kısık, suratlarımızın da bu sebeple hep asık olduğu söylenir.

Kentte ilk günler alışma süreci, yerleşme, evrak ve prosedür derken yoğun geçmişti. Yeni yeni kendime ayıracak vakit bulur olmuştum. Vakit buldukça da akşamları çıkıyor kenti tanımaya çalışıyordum. Amaçsızca sokaklarda dolaşmak kaybolmak istiyordum. Kaybolduğum tek yer sefil zihnim oluyordu. Kenti ikiye bölen nehri takip ederek dış mahallelere çıkıyor gece ilerleyen saatlerde sessizliği koynuma alarak kaldığımız eve geri dönüyordum. Yatmadan önce mavi kapaklı defterime aklıma gelen bir kaç kelimeyi yazıyor ve bedenimi uykuya bırakıyordum. O gece de işlerimi hallettikten sonra çıkma gereği duymuştum. Aynı yolları takip ederek gezintimi yapmıştım. Bu kez farklı olarak bir yerlerde soluklanmak gereği duydum. Ayaklarım beni şehrin batı yakasında bar ve gece kuluplerinin yoğun olduğu bölgeye kadar getirmişti. Fakat birlikte görev yaptığımız kişilerle rast gelmek istemiyordum bu sebeple daha arka sokaklara dalmıştım. Işıklı bir tabela beni çağırıyordu, çağrıya uyarak içeri girmiştim. İçerisi oldukça karanlıktı. Kimse kimseyi rahatsız etmeden köşelerde oturuyor, içkilerini yudumluyorlar ve neredeyse fısıltıyla konuşuyorlardı. Barın ismine dikkat etmemiştim ama kütüphane yazıyor olabilir miydi, sorularla aklımı bulandırmadan hemen kendime bir kahve söylemiştim. Kahvemi içerken hayatla ilgili kafamda hesaplaşmalar yapıyordum. İlmek ilmek dokuyordum düşünceleri. Halının altına ittirdiğim bir düşünce vardı beni sarmalayan. Mutlu olduğum bir anı, onu yakalamaya çalışıyordum, sert kahveyle sarhoş olmaya çalışırken. Bir ses bütün düşüncülerimi avcuna almıştı:
+ Ne aradığını söylersen sana belki yardımcı olabilirim yabancı. Bu ses o kadar tanıdıktı ki. Hem de bir o kadar yabancı. Yumruk yemiş gibiydim. Kafamı çevirip bakamıyordum. Sanki bakarsam yıkılıverecektim oraya. Asker olmama rağmen kendimi bu kadar çabuk kaybediyor olmama şaşırıyordum. Bakmak zorundaydım, ölebilirdim. Konuşmak zorundaydım, nefes almalıydım. Ona doğru döndüm taburemle beraber, sanırım yaşıyordum. Ona baktım sonsuzluğun ufacık bir anında. Zaman durmuştu, mekan zaten hiç yoktu. Gözlerim ilk önce gözlerini yakaladı. Çaresizdim. Sonra küt kesilmiş siyahın en karanlık tonu saçlarını gördüm, hançerleyin beni melekler. Bu büyüleyici güzellik, dudakları, elleri, elini çenesine dayamış şu duruşu, yüzündeki solgun ifade, beni delip geçen bakışları, adını koyamadığım bu koku, konuşmayı unutmuş gibiydim. Kalbim, beynim, ruhum sanki O'na aitti, ben O' na aittim, O ise bana ait olamazdı, muhteşemdi, büyüleyiciydi, belki de büyücüydü. Neden sonra konuşabildim, kelimeler benden çıkmıyor gibiydi:
- Ne aradığımı sana sormam gerek. Biliyor gibisin.
+ Hatırlaman lazım.
- Neyi.
+ Kelimeleri, renkleri, kokuları, aşkı...
Koku. Bu kelime tanıdık gelmişti. Neden heyecanlandığımı, kendimi kaybettiğimi anlıyordum. Beni benden alan bu esmer kokuydu. Yanımda duran bu güzel varlıktan yayılan koku beni olmadık hislere savuruyordu. Öldürmüyordu ama bu koku olmadan yaşıyor da sayılmazdım. Sanki yaşamam ya da ölmem onun ellerindeydi. Onun ince parmakları arasından dökülen kum taneleri gibiydim. Hatırlamıştım. Sonsuz kum taneleri...
- Hatırladım ve yüreğimdeki acıyı tekrar hissediyorum.
+ Kalbini acıtan nedir yabancı, sana engel olan nedir? Benimle gel. Sana ölümsüzlük vaadediyorum. Sonsuz bir aşkın kollarına bırak kendini ve sevilmediğin kadar sevilmek neymiş hisset.
- Sonsuz aşk değil seninle beş dakika bile yeterdi benim için ama gelemem. Nedenlerini biliyorsun. Görmüş olmalısın her şeyi, bahsettiğin kadar iyi bir büyücüysen, benim şüphem yok zira.
+ Görüyorum ama senin cesaretli olmanı bekliyordum.
- Korkak bir subay hangi orduda barınabilir, beni öldür ya da bütün bunların bir rüya olduğunu söyle!
+ Bunu gösterecek olan ben değilim. Rüya ve gerçek bazen iç içedir. Sen seçimini o çadırdan çıkarken yapmıştın. Kumlar yerini karlara bırakmıştı ve unutmuştun. Dalgın bir seferiye dönmüştün. Ama dayanamayıp gene ben gösterdim kendimi. Ah şu ölümsüz kalbim. Bu da benim lanetim. Siz ölümlüler en fazla ölene kadar yaşayabilirsiniz aşk acısını, ben ise sonsuza kadar yaşayacağım. Sana son bir hediyem var. Bundan yıllar yıllar önce ellerimle topladığım kirazlardan yaptığım bir şarap. Kendim topladım, kendim damıttım (bir damla kan, bir damla ter ve bir damla göz yaşımla beraber) kendim sunuyorum.
- Ben içmiyorum. Bunu kabul edemem özür dilerim.
+ İçmene gerek yok. Saklamak için bari al. Bu kadar da mı hatrım yok!
- Alırsam içerim, sabredemem
+ Sabretme o zaman.
- Benim de sana vermem gereken bir şey var. Defterimi çıkartıp bir sayfayı yırttım. Bu şiiri geçenlerde yazmıştım. Kime yazdığımı anımsayamıyordum. Belki de bir rüyadır diyordum yaşadıklarım. Hoş, o an bile emin değildim neyin gerçek neyin hayal olduğundan. Sayfayı yırtıp O' na doğru uzatırken barın içinde bir rüzgar dolaşmaya başladı. Kağıt parçasını elimden kaptığı gibi uçurdu. Barın üzerinde bir süre gezdirdikten sonra bulduğu ilk delikten dışarı çıkardı. Ezberlememiştim. Çok uzun da sayılmazdı ama yazdığım en iyi şiirdi. Bu kadının okuması gerekiyordu. Üzgündüm:
- Sen büyücü değil misin, neden yakalamadın, oysa sana yazmıştım, okumanı çok istiyordum.
+ Okursam daha çok üzülecektim. Sonsuza kadar acı çekmek nedir bilir misin, bu yüzden tam da şu an gitmem gerek yabancı seni başka bir hayatta başka bir yerde bulacağım, söz.... dedi ve bardan çıkıp gitti. Peşinden gitmeyi düşündüm ama ya cesaretim yoktu ya da çoktan gitmiştir diye kalkmamıştım. Üşüyordum, içtiklerimin parasını ödeyip, bana verdiği şişeyi almadan ben de uzadım bardan. Kendimi hiç bu kadar yalnız ve çaresiz hissetmemiştim. Kalmakta olduğumuz evde tüm ışıklar sönmüştü. Benim en sevdiğim saatlerdi bunlar. Herkesin uyuduğu benim uyanık kalabildiğim saatler. Odama çıkıp mavi kapaklı defterimi çıkardım. Tek satır yazamıyordum. Sanki sihirli kelimelerim o kağıt parçasıyla beraber rüzgara kapılmıştı. Uyumam lazımdı o halde. Sağa sola dönsem de uyuyamıyordum. Sonra başucumda duran şişeyi fark ettim. Büyücü kadının benim için yaptığı şarabı saklayan şişeydi. Buraya nasıl geldiğini merak etmiyordum, merak ettiğim şarabın tadıydı. Şişeyi elime aldım. O' nun kokusu vardı üzerinde. İçersem de tadacağımın O' nun tadı olacağını biliyordum. Şişenin üzerinde etikette resim yoktu. Sadece beni oku yazıyordu. Anlamamıştım. Sonra düşünmeye başladım. Düşündüm, düşündüm, bulamasaydım günlerce düşünebilirdim ama bulmuştum. Etiketi tırnağımla kaldırdım. Parlak kağıdın arkasında camın üzerinde benim şiirimin ilk dörtlüğü yazıyordu. Yüzyıllar öncesinden kazınmıştı buraya. Mantarı dikkatlice çıkardım, bardağa aşkımızı doldurdum. İçtim o gece. Tüm şişeyi, tek damla israf etmeden içtim. Ne sarhoş oldum ne de öldüm. O' nun sadece bana ait olduğu, benim sadece O' na ait olduğum bir hayat düşledim. Bana tekrar gelir miydi, bilmiyordum, ama bekleyecektim, artık vaktim sınırsızdı. Çünkü artık ben de ölümsüz olmuştum, hissediyordum...

Emre C.

Not: Bu metin ''Büyücü Kadın - Çöl'' Başlıklı yazı ile ilişkilidir.
12 yorum
Eseflal (@eseflal)
Veeeee 👏👏👏👏👏👏 çok beğendim 👏👏👏👏👏 iki cümle var seçtiğim; "Hatırlaman lazım..." ve "Siz ölümlüler en fazla ölene kadar yaşayabilirsiniz aşk acısını, ben ise sonsuza kadar yaşayacağım." Bir kitap okuyor olsaydım başka birkaç cümle ile bu ikisini çizerdim ama bu ikisini buraya alıntılardım...
12.06.19 beğen 1 cevap
mavigunce (@mavigunce)
yorumlarınız bana cesaret veriyor ve umutlanıyorum ve ben ne zaman umutlansam korkarım, şuan korkuyorum, siz gene de yorum yazın lütfen, lütfen, iyi ki varsınız, saygılarımla...
12.06.19 beğen 1 cevap
Hayata Gülümse (@hayataagulumse)
Emre bir de yazı yazmayacağım diyordun. Hadi kendine yapıyon bize yapma. Sen yaz, paylaş dön arkanı vala bişey yapmayız. 🌹😎 Kalemine sağlık, ne diyeyim, bitttiğinde devamını görmek için telefonu eğiyorum aşağıda mı acaba diye 😋 var gerisini sen düşün.
12.06.19 beğen 2 cevap
mavigunce

mavigunce

@mavigunce - İzmir

Siyah Gül paylaşım fotoğrafı
Siyah Gül
Siyah bir gül ağlıyordu. Karanlığa bir damla daha bırakacaktı ki beni farketti. Neden ağladığını soracakken gördüm tüm olanları ve olacakları. Elimden hiçbir şey gelmiyordu. Öylece uzaktan bakabiliyordum, cam fanusun arkasından. Cama dokunarak dua ediyordum. Geceydi ilk gördüğümde O' nu. Gündüzleri bulamıyordum bu büyük bahçede. Canının istediği bir gece, canının istediği yerde bitiveriyordu ve hep cam bir fanus oluyordu etrafında. Kimden korkuyordu, belki de sevilmekten, kimden kaçıyordu, belki de aşktan, bilemiyordum. Bazı geceler ağızlarımızı oynatmadan saatlerce sohbet ediyorduk. Güllerin ağzı olur mu, fakat yürekleri vardır kocaman. Beni hiç kimsenin dinlemediği gibi dinliyordu siyah gül. Ben onun hakkında sormak istediğimde geçiştiriyordu. Öyle bağlanmıştım ki, öyle alışmıştım ki. Nerede yaşadığımı, kim olduğumu unutmaya başlamıştım. Gül bazen ağlıyordu. O ağlayınca şimşekler çaksın istiyordum. O ağlıyorsa gök de ağlamalıydı. Ben farkında olmadan güle aşık olmuştum. Dokunamadığım, sarılamadığım, koklayamadığım siyah bir güle aşık olmuştum. Ne yapabilirdim ki... O bahçeye neden geldiğimi bilmiyordum, neden bu gülle konuştuğumu ve neden dertlerimi anlattığımı. Ama dinledi, yargılamadan, usul usul... Tek sorun gülün başına buyruk olmasıydı. Siyah gülün zaman kavramı yoktu. Ne zaman çıkacağı hiç belli olmuyordu. Ben ise bahçevan gibiydim, hep o bahçede dolanıp duruyordum. Şarkılar söylüyordum, kelimelerden kuleler yapıyordum. Sonra yaptığım o kulelerden atlıyordum ama ölmüyordum. Bir gün gül de bana sevdiğini söyledi. Mutlu olmuştum. Bana başka bir evrenden bahsetti. Orada bir insan formatında göründüğünden, gelirsem mutlu olabileceğimizden dem vurdu. Ben o bahçede bile ne aradığımı bilmezken bana başka evrenlerden bahsediyordu. Benim rezil, günahkar, çirkin bir korkak olduğumu bilmiyordu. Sadece bu bahçede görüşebileceğimizi söyledim. Bana kızdı. Haklıydı. Ne dese ne yapsa haklıydı. Lakin ben de kendime göre haklıydım. Bu bahçeye nasıl geldiğimi düşünerek bulmalı ve evime dönmeliydim. Bir yanım da siyah gül ile o evrene gitmemi fısıldıyordu. Gerçek ve hayal birbirine giriyordu. Bir yerlerde bana ihtiyaç duyan bir kişi vardı. Küçük bir varlık. Anlayamıyordum, bu kafa karışıklığı beni boğuyordu. Siyah gül de görünmez olmuştu. Daha önce bahçevanlık yapmamıştım ama nereden ilham geldiyse öğrenmiştim. Şarkı söylemeyi bırakmıştım, onun yerine toprağın altından bulduğum mavi bir deftere kelimeler akıtıyordum. Geceler çok uzun oluyordu. Gündüzler sisliydi. Hiç bir bitki, hiç bir canlı yoktu konuşabileceğim. Aslında bahçenin her yeri rengarenk, her yeri çiçeklerle doluydu fakat benim dilimi bir tek o siyah gül biliyordu. Onların aralarında yaptıkları konuşmalar beni ilgilendirmiyordu. Aylar ya da yıllar sonra siyah gülü gördüm uzaktan, gene ağlıyordu. Beni ik defa görmüş gibi konuşmaya başladı. Sonra cam fanusunu çıkardı. Savunmasızdı bana karşı. Bana güvendiği için karşısında diz çöküp yapraklarını selamladım. Biz selamlaşırken yağmur çiselemeye başladı. Yağmur O' na çok iyi gelmişti. O' na sarılmamı istiyordu. Ben bir güle nasıl sarılabilirdim. Hoyrattım, kabaydım ve ellerim nasırlıydı. Usulca yapraklarını ve dikenlerini okşadım. Kokusu geldi siyah gülün esen rüzgarla. İçime çektim. Çektim... çektim... Artık hiç bir koku beni böyle mest edemezdi. Gitmesini istemiyordum artık. Yalvarıyordum gitmemesi için. Her sabah şarkı söylüyordum O' na ve yağmur yağması için dua ediyordum. Yeter ki O mutlu olsundu, yeter ki O ağlmasındı. Bazı günler oturup saatlerce O' nu inceliyordum. Utandığını, öyle bakmamam gerektiğini söylüyordu. Bu yüzden uyurken izliyordum siyah gülümü. Kadifemsi siyah yapraklarında aşk vardı. Çok naif ve kırılgandı. İncecik gövdesi toprakla buluşuyordu. Emindim ki zarif kökleri ile toprağın altından sonsuzluğa değiyordu. O yaşadığı diğer evreni anlatıyordu bazı geceler. Benim gibi orada da bir insan olduğundan, pek ala annesi ve babası olduğundan. Ben bu bahçede de öyle görünmesini istiyordum ve Rabbime dua ediyordum, şu günahkar halime bakmadan. Bir gün bana gideceğinden bahsetti. Bu bahçede sonsuza kadar kalamayacağından. Diğer gidip gelmeleri gibi olmadığından, bu sefer temelli o evrene gideceğinden bahsetti. Fakat bir süre bu bahçede hem de hep aynı yerde olacaktı. İstediğimiz zaman konuşabilecektik. Mavi defterim dolmuştu. Ben de kelimeleri bahçenin yeşil olmayan köşelerine yazmaya başladım. Ben yazdıkça yeşeriyordu kurumuş toprak. Kelimelerim tohumlara dönüşmüştü. Ben yazdıkça bahçedeki diğer çiçekler de bana bakmaya başladılar. Halbuki tüm mavi kelimelerim tek bir siyah gül içindi. O tek siyah gül için ölebilirdim. Onun görmediği yerlerde ağlıyordum. Ben ağladıkça, göz yaşlarımın değdiği yerler maviye dönüyordu. Bunu istemezdim. Bensiz mutlu olabilir miydi, daha önce yoktum, onsuz mutlu olabilir miydim, hiç olmamıştım ki. Hava sisliydi ve gerçek ile hayal birbirine giriyordu. Bir gün bir düşünce yerleşti beynime. Duvarları saran sarmaşıkların yapmış olmasından şüpheleniyordum. O gitmeden önce ölme isteği. Eskisi gibi sohbet edemiyorduk. Kelimeler boğazımda düğümleniyordu. Sarmaşıklar nasıl yapacağımı düşünmüşlerdi. Bahçenin yüksek duvarlarından birisine çıkıp atlamam gerekiyormuş. Nasıl çıkabilirim o kadar yükseğe bilmiyordum. Zehirli sarmaşıklar bunu da planlamışlar. Birbirlerine yardım ederek beni en tepeye çıkardılar. Gülün haberi yoktu. Ben ölürsem üzülür müydü. Çok sis vardı. Gerçek yok olmuştu, sadece ölüm hissi vardı, belki de yeniden doğuş. Sarmaşıklar beni cesaretlendirdiler. Oldum olası yüksekten korkardım. Bir an rüzgarlar kesildi, sessizlik canlandı. Hiç düşünmeden bıraktım kendimi bahçeye. Düşerken küçük bir varlığın bana ihtiyacı olduğunu düşünüyordum, ama kimdi o, üzülüyordum ama yapacak bir şey yoktu artık. Sonra toprağı hissettim. Sis dağıldı. Masmavi bir enerji tuttu yakamdan. Büzüldüm, ufaldım ve bir tohum kadar küçüldüm. Toprağın altında bekledim, doğru zamanın gelmesini bekledim. Sonra uzadım ve gökyüzüne uzandım. Yağmurları çok seviyordum. Bir gün çiçek açtım. Tek bir çiçek. Bahçedekilerin dediğine göre mavi bir güldüm ben. Siyah gülü göremiyordum. Yıllar geçti , çok uzun ve sıcak yıllar. Bir gün ağlıyordum neden ağladığımı bilmeden. Bahçenin büyük tahta kapısı açıldı ve içeriye simsiyah saçlı dünyalar güzeli bir kız girdi. Güzellik onun yüzünde yeniden anlam kazanmıştı. Kim olduğunu, kimi aradığını merak ettik durduk. Günlerce gezindi bahçede, birini arıyordu ama kimi. Sonra beni gördü. Görür görmez de ağlamaya başladı. Siyah saçlı kız ağlıyordu. Karanlığa bir damla daha bırakacaktı ki O' nu tanıdım. Bana dokumaya kıyamıyordu. Bahçevan kız her gün geldi. Beyaz pamuk yumukşaklığındaki parmaklarıyla yapraklarımı okşadı. Her gün beni suladı ve yağmur yağması için dua etti. Ben de mavinin en parlak tonu olmaya devam ettim. Çünkü ben mavi bir güldüm. Mavi olmak dışında yapabileceğim bir şey kalmamıştı.

Emre C.
2 yorum
Müşerref GEDİKLİ (@muserrefgedikli)
Çok duygu dolu,harika bir yazı olmuş.Bir yerini atlamamak için iki kere okudum.Hikayeye kendimi o kadar kaptırmışım ki,bitki çayımı bile unuttum😁
Kaleminize,yüreğinize sağlık.Aynı perfonmansı dört gözle başka yazılarınızda da bekliyorum.Sağlıkla kalın.🌸🌸🌼🌼🦋🦋👏👏👏👏👏
8 sa beğen 2 cevap
mavigunce

mavigunce

@mavigunce - İzmir

İçimden Gelenler - 2
Renkli bir hap içtim az evvel. Prospektüsünde yan etki olarak ''mutlu edebilir'' yazıyordu. Mutlu olmak istiyor muydum ki? Tamam o zaman sıkı durun:

''Yeşillerin iç içe geçtiği büyük bir vadiye bakıyordu evi. O kocaman evinde büyük ailesiyle harika zamanlar geçiriyordu. Aşık olduğu kadınla evlenmiş, bir düzine çocuğu olmuştu. aşk gerçekti, mutluluk daha gerçek. Şimdi hep birlikte bu mutluluk dolu...''

Siz inandınız mı sahiden böyle laflar geveleyeceğime? Böyle kelimeler yok benim kesemde. Eğer inandıysan kapat kardeşim ekranı, kapat, kapatıyoruz...

***

Ellerimde yaralar var ve gene burnum kanıyor kelimeler gelince aklıma. Metafor yaptığımdan değil. Neden kimse inanmıyor bana. Çok masum görünüyorum oradan bakınca sanırım ama az evvel küfür ettim tanımadığım bir adama, yahu ondan on beş dakika önce bi' sigara yakmışım, görmeniz lazımdı, çok kötü duruyordum. Bu da mı olmadı? Elmaları sevdiğim doğru, gölgelerden hala biraz korkuyorum, karanlığı sevsem de. Bu frekansa geçmek için bir şey içmeme gerek yok. Oysa ayılmak için sert bir şeyler getirin diyorum. Hey! kime diyorum ??!

***

Geçen gün karnım ağrıyordu. Her hastalığımı psikolojiye bağlayan aile hekimime gitmek yerine geçmesini bekledim evde. Ağrılarım arttı iyice. Söylemesi ayıp istifra ederim diye yanıma naylon poşet almıştım. Söylemesi neden ayıp olsun ki? Hasta olmak ayıp mı, hastayken kusmak ayıp mı, hani tıpta ayıp yoktu, neden hep beni kandırıyorsunuz? Sonra kustum içimde ne varsa. Halının üzeri vıcık vıcık kelime oldu. Okuduğum, işittiğim, izlediğim, düşündüğüm ne varsa çıktı. Ben rahatlamıştım lakin odadakiler biraz rahatsız oldular bu kadar açık sözlü olmamdan. Şimdi düşünüyorum da içlerinden birisi (bir bay) bayağı alındı sanırım, aklıma geldi hemen arayıp özür dileyeyim, arıyorum... Aradım açmadı. Saat biraz geç olmuş olabilir. Neyse...

***

Yılanların deri değiştirdiklerini öğrendiğimde ben de hemen değiştirmek istemiştim. Böylece daha yakışıklı, daha karizmatik birisi olabilirdim. Hemen gerekli yüksek makamlara dilekçe ile başvuracaktım. Dilekçemde: Bu sıfatımdan sıkıldığımı, insanların beni anlamadığını, bunun dış görünüşümle pek ala ilgisinin olduğunu, insanlar beni anlamıyor derken bunu kastettiğimi belirterek derimi değiştirmek istediğimi arz ettim, yüksek saygılarımla falan. Altına adımı, soyadımı, adresimi (mesela neresi?), telefon numaramı, annemin kızlık soyadını (yok canım), ilk öptüğüm kızın ismini (bunu yapmış olamazsın)(yaptım) v.b. bir çok gerekli gereksiz bilgileri de ekledikten sonra başkente yolladım. Her birimin genel müdürlüğü oradadır diye. Benim başvurmakta olduğum hususun (deri değiştirme) hangi bakanlığı ilgilendirdiğini bilmediğimden, orada nasıl olsa ayrıştırıyorlardır diye (muhakkak bu işlere bakan bir memur vardır) C.Başkanlığa yolladım. Doğru bir yol izlemiş olmalıyım ki; on beşinci günün akşamı cevap geldi. Cevap kısaydı: ''İlgi tarihli dilekçeniz tarafımızca incelenmiş olup; başvurunuzda bir mani bulunmamakla birlikte, ekte sunduğunuz sağlık raporları incelendiğinde ne yaparsanız yapın sizin ''kemiklerinizin kalın'' olduğundan iyi sonuç alınamayacağı düşünülmüş olup böyle bir operasyon riskli bulunmuştur. Aksi düşüncede iseniz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurabilirsiniz.'' Koskoca C.Başkanlığı anlamamıştı beni, kimin anlamasını bekliyordum ki? Sana diyorum uyudun mu?

***

Uyumadıysan dinle: Bunca zaman düşüne düşüne sonunda bitti. Bilinçaltım beynimde benden habersiz(!) büyük bir labirent inşa etmiş. Labirentleri sevdiğimi bildiğinden bana sürpriz yapmak istemiş. Doğum günümde yapacakmış açılışını ama o güne daha çok vakit olduğundan şimdiden hediyemi vermek istemiş. Zihnimdeki karakterlerle beraber geçen gece açılış yaptık. Herkes gelmişti. Bütün renkler, kokular, simalar, üzenler, üzülenler. Gözümün aradığı birisi vardı ama labirentin ihtişamından unutmuştum bir süre sonra aramayı. Sonra beni labirente ittiriverdiler. Her çıkmaz sokağında kalbimden bir parça koparttılar. Ruhumu zaten ilk girişte çekip beni çıplak bırakmışlardı. Aç, susuz, ruhsuz ve biraz da kalpsiz olarak bu labirentten çıkış yolunu bulmam gerekiyordu. Bana yardım edebilecek kimse yoktu. Labirentin sonunda peynir yerine sağlam bir hikaye bulmak istiyordum. Ama olay beni çoktan aşmıştı. Hala o labirentin içinde dolanıyorum, aklımda bir zamanlar bir kızın yüzüme söylediği bir cümle yankılanıyor:

''Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete''

***

Yazı bitti uyuyabilirsin. Tatlı rüyalar tavşan.


Emre C.
17 yorum
Begonvil (@dreamerr)
Mükemmel olmuş sayın@mavigunce 👏🏻👏🏻👏🏻🌼🎈
21.06.19 beğen 2 cevap
mavigunce (@mavigunce)
o sizin mükemmelliğinizdendir sayın @dreamerr
21.06.19 beğen 1 cevap
Müşerref GEDİKLİ (@muserrefgedikli)
Kaleminize,yüreğinize sağlık.İçinizden gelenleri okurken bazı bölümlerde yüzümde tatlı bir gülümseme oluştu.İçsel çatışmayı,duygu durumunuzu çok güzel bir dille ifade etmişsiniz.
Çok beğendim.Tekrar yüreğinize sağlık.Sağlıkla kalın.
21.06.19 beğen 1 cevap
mavigunce

mavigunce

@mavigunce - İzmir

Serum
Otuzsekiznoktayedi derece
Boğazınızda İstanbul var
Deniz de yazmamı ister misiniz
Burnumda bilindik metal kokusu
İlaçları kullanın üç güne geçer
Geçmezse ağlayabilirsiniz
Midem bulanıyor, nazilerin işi
Karşı kapıdan geçin size serum takacağız
Siz de bu kadar takmasaydınız
Şimdi şu kapıdan babam girse
Hangi ilaçları kullandınız
Hiç çikolata yememişsiniz
Ayakkabılarımı çıkarmadım, uyuyabilir miyim
Uyursam ölür müyüm, ölmeden önce
Geçmezse uzmana görünün
Damarıma serum takılırken bakıyorum
İğnenin ucu, dili gibi sivri
Uzanabilirsiniz ya da siz bilirsiniz
Siz ne çok bilirsiniz!
Fotoğraf çekmek yasak yazıyor
Şu halimi ben bile çekemiyorken
Nöbetim bitmek üzere, üç yatan var
Şuraya geçin hanımefendi ateşinizi ölçelim
Akşama ne vardı beni mutlu eden
Otuzbeşbuçuk normal değil karşıyaka
Önce vezneye sonra karşıya
Sonra her yol yirmialtı
Serum sonsuz ol
Serum sonsuz ol
Sessiz düşünün hastanedesiniz
Gözlerimdeki civa ağırlığı genetik
Şimdi şu kapıdan annem girse
Gidebilirsiniz beyfendi müşahede bitti
Müsade ediyoruz aşık olabilirsiniz
Lütfen dozunu kaçırmayın
Akşama maç var, hatırladım
Damla damla aktı ve bitti anılarım
Nöbetçi eczaneyi bulmak gerekiyor
Umut eczanesi mi
Düz gidin solunuzda kalacak
Solum, sağım sobe
Hasta mı oldun sen gene!

Emre C.
11 yorum
Eseflal (@eseflal)
😵
11.06.19 beğen 1 cevap
Begonvil (@dreamerr)
Hastaneden notlar fjdjjfg
11.06.19 beğen 1 cevap
Gökçe (@kirmizitilkiyollarda)
Sağlık çalışanı mısınız?
12.06.19 beğen 1 cevap