up
ara

Melih

Derinlik...Zahirin ötesi beni ilgilendiriyor. Anlamlar alemi. İncelik...Samimiyete ve masumiyete hayranım. Küçük...Her şeyin küçüğünü seviyorum. .
Melih

Melih

@melihh - İstanbul

Louis Aragon paylaşım fotoğrafı
Louis Aragon
MUTLU AŞK YOKTUR
İnsan her şeyi elinde tutamaz hiç bir zaman
Ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini
Ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi
Ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi
Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an
Mutlu aşk yoktur
Hayatı Bu silahsız askerlere benzer
Bir başka kader için giyinip kuşanan
Ne yarar var onlara sabah erken kalkmaktan
Onlar ki akşamları aylak kararsız insan
Söyle bunları Hayatım Ve bunca gözyaşı yeter
Mutlu aşk yoktur
Güzel aşkım tatlı aşkım kanayan yaram benim
İçimde taşırım seni yaralı bir kuş gibi
Ve onlar bilmeden izler geçiyorken bizleri
Ardımdan tekrarlayıp ördüğüm sözcükleri
Ve hemen can verdiler iri gözlerin için
Mutlu aşk yoktur
Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye
Yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek
En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek
Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek
Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine
Mutlu aşk yoktur
Bir tek aşk yoktur acıya garketmesin
Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara
Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda
Ve senden daha fazla değil vatan aşkı da
Bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin
Mutlu aşk yoktur ama
Böyledir ikimizin aşkı da #louisaragon
0 yorum
Melih

Melih

@melihh - İstanbul

Bahaettin Karakoç - Ihlamurlar çiçek açtıgı zaman paylaşım fotoğrafı
Bahaettin Karakoç - Ihlamurlar çiçek açtıgı zaman
Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman

Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta hayta yürümeden
Geleceğim diyorum, geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Beklesen de olur, beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırır beni sana
Geleceğim diyorum, takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.

Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi
Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.

Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
Ne güzellik, ne de tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. #BahattinKarakoç
0 yorum
Melih

Melih

@melihh - İstanbul

Delilik şüphesiz aptallıktan iyidir. Delilik var olmuş bir zekanın yok oluşudur; aptallık, var olmamış bir zekanın var olmamaya devam edişidir. Deliliğin hiç olmazsa mazisi şanlı. Aptallığın şerefli bir tarihi bile yok...
(Matmazel Noraliya'nın Koltuğu romanından)#PeyamiSafa
0 yorum
Melih

Melih

@melihh - İstanbul

Sevgi ile nefret arasında çok ince bir çizgi vardır. Birisinden nefret ediyorsanız ve bir gün onu yenemeyeceğinizi anladığınız zaman onu sevmeye başlarsınız. Ve yine birisini seviyorsanız ve bir gün onu yenebileceğinizi düşündüğünüz zaman ondan nefret etmeye başlarsınız.
Yalnızız Romanından#PeyamiSafa
0 yorum
Melih

Melih

@melihh - İstanbul

Neyzen Tevfik - Anladın mı ? paylaşım fotoğrafı
Neyzen Tevfik - Anladın mı ?
Anladın mı ?

Hicran destanını kendinden oku,
Mecnun'dan duyup da rivayet etme.
Aşkın Leyla'sını gördünse söyle.
Söz temsili bulup hikaye etme.

Yüz bin Leyla doğar alemde her gün,
Senin aradığın zevk, sefa düğün.
Tutacağın işi önceden düşün;
Daha ilk adımda nedamet etme.


Sevdanın oduna pek güvenilmez,
Tutuşursan eğer kolay sönülmez.
Bu yolun hükmüdür geri dönülmez,
Canına kıymazsan seyahat etme.

Iyi bak kabına, olmasın delik,
Boşuna taşırsı ,gider gündelik.
Anında olmalı, ettiğin iyilik,
Alem duysun diye, inayet etme.

Kabe'den maksadın varmaktır yara,
Kör gibi tapınma, kara duvara,
Hızır'ı ararsan kendinde ara,
Bulamadim gibi rezalet etme.

Muhabbet herkesin aklını çelmez,
Gönül viranesi kolay düzelmez.
Alemden çekinme bir zarar gelmez,
Sen kendi kendine hiyanet etme.

Şen şatir gönlüne hicran dolmasın,
Gençlığı gülşeni gamla solmasın.
Neyzen gibi aklin yarda olmasın,
Özründen çok büyük kabahat etme.#NeyzenTevfik
0 yorum
Melih

Melih

@melihh - İstanbul

Hayattan ne ögrendim? paylaşım fotoğrafı
Hayattan ne ögrendim?
Hayattan ne ögrendim?

Sonsuz bir karanlğın içinden doğdum. Isığı gördüm, korktum. Ağladım.
Zamanla ışıkta yasamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa ugurladım sevdiklerimi. ..
Ağladım.
* * *
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye basladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu ögrendim.
* * *
Zamanı öğrendim.
Yarıstım onunla...
Zamanla yarısılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla ögrendim...
* * *
Insanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
* * *
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.
* * *
Insan tenini öğrendim.
Sonra tenin altnda bir ruh bulunduğunu. ..
Sonra da ruhun aslinda tenin üstünde olduğunu öğrendim.
* * *
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini ögrendim.
* * *
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini. ..
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.
* * *
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
* * *
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
* * *
Dünyaya tek basına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüsün kalabalıklara karsı olması gerektiğine aydım.
* * *
Düsünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıplari yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.
* * *
Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu ögrendim.
* * *
Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının,
yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattğını öğrendim.
* * *
Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
****
****
Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...#MEVLANA
0 yorum
Melih

Melih

@melihh - İstanbul

Paranın Dostları ve Düşmanları
Paranın lehinde ve aleyhinde çok şey söylenmiştir. Birbirine zıt görünen bu fikirlerin çoğu doğrudur.Mesela bize birisi paranın emniyetimizi ve hürriyetimizi temin ettiğini söylerse onu haksız bulmayız. Bir elmasın taşında parlayan veya özel bir otomobilin kornasında haykıran servet, bir köşkün bahçesinde havlayan bekçi köpeği gibi sahibini birçok tehlikelerden korur, buna şüphe yok.

Fakat başka biri, mesela Dante gibi bir adam bize ’Fakir olmaya tahammül etmeyen bir insan hür olmaya muktedir değildir’ derse ona hak veririz. Paraya birçok hürriyetlerimizi feda ettiğimiz de doğrudur. Hatta paraya mukabil verilen kıymetler arasında , çok defa, hürriyetten daha aziz bir şey, haysiyet de vardır. Paranın önünde secdeye varanlar, İsa’nın timsali önünde başını önüne eğerek diz çökenlerden de fazladır.

Maxime de Camp söyler:
’Servete açılan kapı dardır. İçeriye girmek için eğilmek lazımdır.’

Eflatun’un bir teşbihine bakarsanız ’ Servet ve fazilet bir terazinin iki kefesine konan ağırlıklar gibidir: Biri alçalmadan öbürü yükselmez.’

Saint Jerome daha müthiş bir şey söylüyor: ’Çok zengin olmak için namussuz bir adam olmak, yahut namussuz bir adamın oğlu olmak lazımdır.’ Çünkü, hiç kir tutmadığını zannettiğimiz altının üstünde, büyüteçle değil, ancak vicdanımızın gözüyle görebileceğimiz ne pislikler, ne kan lekeleri vardır. Belki bunun için Leon Bloy ’ Para fakirin kanıdır ’ diyor.

Fakat makul bir miktarıyla para gayretin ve başarının ifadesidir. Öyle sefaletler görüyoruz ki, talihsizlik değil, yalnız tembellik ve liyakatsizlik eseridir. Bu müşahede, bir çok fikir adamlarına yalnız alın teriyle yoğrulmuş servetleri müdafaa ettirir. Mesela Franklin’in gözünde ’ Tembellik o kadar ağır yürür ki , sefalet hemen arkasından yetişir.’ ve ’ Fakirlik insanda ne fazilet bırakır ne de cesaret. Boş bir çuvalın ayakta durması zordur.’

Parayı sevmediğini söyleyenlere inanmam. Bütün ihtilaf, parayı az sevenlerle çok sevenler arasındadır. Bu ikincilere, paranın satın aldığı kıymetler yanında daha üstün ve paranın satın alamayacağı kıymetler bulununcaya kadar insanların felaketi devam edecektir. Victor Hugo’nun dediği gibi ’ Zekayın milyonerleri paranın milyonerlerine acıyacak derecede yükselenlerdir.’ Marifet zenginin malına imrenmekten bizi tiksindirecek bir ruh seviyesine çıkarmaktır.

Dumas ne kadar haklı: ’Para iyi bir uşak ve fena bir efendidir.’ paraya hakim olabilmek için onu az sevmeliyiz.

Fakirlikte bizi en çok rahatsız eden mahrumiyetlerimiz değildir. Bunların hepsine ucuz ve sevimli çareler bulunabilir: Ne küçük aşçı dükkanları vardır ki lezzetin sırrının büyük lokantalardan daha iyi bilirler. Bir fukara yemeğinde yağ miktarının azlığı lezzeti de, kolay hazmedilme imkanını da çok defa arttırır.

Fakirlikte bizi en çok rahatsız eden şey, mutluluğu bize malik olmadığımız nimetlerde farzettiren boş hayallerimizdir. Bu nimetlere sahip zenginlerin bizden daha mesut olduklarını zannederiz. Onları gururu sarhoşluğu içinde mesut eden bizim bu aldanışımızdan başka bir şey değildir. Fakirlerin gıptası olmasaydı zenginlerin gururu olur muydu?

Fakat para davasının yavruladığı toplumsal haksızlıklar, fakirlerin psiklojisinde bir düzelme oluşturarak temin edilemez. Her sosyal meselenin hal çaresi de sosyaldir. Parayı ve mülkiyeti ortadan kaldırmak isteyenlerle, bunu olduğu gibi muhafaza etmek isteyenler arasındaki ihtilaf hiç bir netice vermez. Azgın bir atı öldürmekle başı boş bırakmak fikirleri arasındaki tartışma abestir. Asıl iş bu ata gem vurmaktır.

Para şimdi azgın bir at gibi başını almış, nalları altında birçok büyük kıymetleri çiğneyerek alabildiğine gidiyor. Onu öldürmek de mümkün değildir, faydalı da. Mülkiyet hem bir zorunluluk , hem bir erdemdir. Fakat tam bir liyakati temsil etmek şartıyla. Toplumsal haksızlıklara meydan verdirmeyecek tarzda mülkiyet ile liyakat arasındaki dengeyi tesis eden bir Devlet müdahalesi, paranın bugünkü azgınlıklarına nihayet verebilir.

Dünya var kaldıkça fakirler ve zenginler olacaktır.

Ve olmalıdır; çünkü tembelliği ve liyakatsizliği başka türlü cezalandıran, çalışkanlığı ve liyakati başka türlü mükafatlandıran bir toplumsal adalet sistemi tasavvur bile edilemez; fakat gitgide tembeli mükafatlandıran ve çalışkanı cezalandıran bir iktisadi mekanizmanın da uzun zaman işlemesine imkan yoktur. Ferdi mülkiyet ve sermaye, dizginleri toplumun elinde bir at gibi milli menfaatlere koşturulduğu gün, paranın lehinde ve aleyhinde düşünenleri tatmin eden bir muvazene kurulacaktır.
***Paranın lehinde ve aleyhinde çok şey söylenmiştir. Bunların gölgesinde kimle neler söylüyor ve bu fikirlerin uzantısı olarak bu yazıyı kaleme aldım.
0 yorum
Melih

Melih

@melihh - İstanbul

Özdemir Asaf paylaşım fotoğrafı
Özdemir Asaf
BEN DEĞİLDİM

Bir aksam-üstü pencerenden bakıyordun
Ağır ağır, yollara inen karanlığa.
Bana benzeyen biri geçti evinin önünden.
Kalbin başladı hızlı hızlı çarpmaya..
O geçen ben değildim.

Bir gece, yatağında uyuyordun..
Uyanıverdin birden, sessiz dünyaya.
Bir rüyanın parçasıydı gözlerini açan,
Ve karanlıklar içindeydi odan...
Seni gören ben değildim.

Ben çok uzaktaydım o zaman,
Gözlerin kavuştu ağlamaya, sebebsiz ağlamaya.
Artık beni düşünmeye başladığından
Bıraktın kendini aşk içinde yaşamaya..
Bunu bilen ben değildim.


Bir kitap okuyordun dalgın..
İçinde insanlar seviyor, ya da ölüyorlardı.
Genç bir adamı öldürdüler romanda.
Korktun, bütün yininle ağlamaya başladın..
O ölen ben değildim..#ÖzdemirAsaf
0 yorum
Melih

Melih

@melihh - İstanbul

 paylaşım fotoğrafı
Türkan:Öyleyse size acı çektiren o kadının şerefine içelim.
Tarık:Zahmet etmeyin.
Türkan:Neden ?
Tarık:Öldü... Yani benim için.
Türkan:Hepimiz nefret edelim o kadından!
Süreya:Kahrolsun o kadın!
Türkan:Kahhrolsun o kadın!#DevlerinAşkı
0 yorum
Melih

Melih

@melihh - İstanbul

 paylaşım fotoğrafı
"Kederler çok mukaddes şeylerdir; insanları terbiye eder. Bilhassa benimkiler ki en vefâkâr dostlarımdır, beni hiç terk etmezler. Onları başkalarına söylemekte, haykırmakta ne mâna vardır? Şimdiye kadar söyledim de ne oldu? Bunlar öyle şeyler ki çok fecî oldukları halde bir başkasına anlatılırken gülünç oluyorlar. Saklamak, bunları kıskanç bir itinâ ile saklamak lazım. Hem kime anlatacağız. İnsanlara mı ? Haydi canım! Hepsi birbirinden berbâd olan bu mahlûklara böyle ulvî şeyler açılır mı ? İnsan… Öyle bir kelime ki fenalığını anlatmak için kendisinden başka bir kelimeye ihtiyaç yoktur."#sabahattinali
0 yorum
/ 41