up
ara

Melih

Derinlik...Zahirin ötesi beni ilgilendiriyor. Anlamlar alemi. İncelik...Samimiyete ve masumiyete hayranım. Küçük...Her şeyin küçüğünü seviyorum. .
Melih

Melih

@melihh

Coğrafya, kaderdir.
Kitabın başlığını oluşturan hikayeyi tahlili edeceğim. Hem psikolojik hem de edebi açıdan değerlendirmeyi istiyorum.

Zweig, Freud'un öğretisinden çok etkilendiği için karakter analizleri gayet gerçekci. İnsanı psikolojisiyle, sosyalliğiyle ve kültürüyle çok iyi yansıtan bir yazar. Hikaye'nin konusu gayet orginal. Ve bu orjinalliği anlatımındaki özgünlük ile çok iyi de yükseltmiş. Kitabın kalitesi bu iki unsurun birleşmesinden ileri geliyor. Kitap ayrıca dünyaca ünlü editörler tarafından 'Ölmeden önce okunması gereken 1001 kitap'tan biri. Hakikaten öyle. Tahlil romanları seven okuyucular için muazzam bir seçenek.

Ruhsal açıdan karakterlerin değerlendirilmesine gelecek olursak: Doktorun yaşadığı 'Amok' durumunun iklimle bir bağlantısı olduğu ifade ediliyor. Bunun sinirler üzerinde çok etki eden ve sonunda patlama noktasına getiren o boğucu, yoğun havayla... İbn Haldun, 'Coğrafya, kaderdir.' der. Hakikaten öyledir. Yaşadığımız yerin iklimi, kültürü bizlerin duygularına, düşüncelerine hasılı karakterimize ve en sonunda da kaderimize etki eder. Ayrıca bu Amok durumunun daha ziyade bedensel bir hastalık gibi gözükse de perde arkasında bireyin bastırılmış düşünceleri ve duygularının patlaması olarak düşünüyorum. Hakikaten günlük hayatta gözüken aslında bedensel olarak gözüken hastalıkların birçok sebebi aslında psikolojiktir. Diri diri gömülen, duygular ve düşünceler karşımıza somatik(bedensel) bir tablo olarak çıkar.

Doktorun, muhatap olduğu hasta kadının sırf onuru için birçok şeye katlanması hatta ölümü bile göze alması ayrıca bu hikayede insanın dikkatinden kaçmayan ayrı bir nokta.

Hikayede bazı sahneler var ki o sahnelerdeki karakterlerin ruhlarını okuyuşumuzdan, zihnimizde belirenlerden sonra ayrı bir hikaye için muazzam şeyler ortaya çıkabiliyor. Bunları alıntılarla ifade etmeye çalışaçağım.
ataç ikon Amok Koşucusu
kitaba 8 verdi
5 beğen · 0 yorum
Melih

Melih

@melihh

düşünmenin yöntemi
Kitabı bir hocamın tavsiyesiyle okudum. Hocam, bilimsel çalışmalarda sağlıklı bir yöntem bilgisi edinmem için bu kitabı önerdi sanıyorum.
Kitabı beğendim, çevirisi güzel.
Bilimsel çalışmalarda ve düşünmede etkili bir yöntemle ilgili bilgi vermesi noktasında sadece akademik kesime hitap eden bir kitap olmamakla birlikte günlük hayatta uygulanabilir birçok karar verme mekanizmalarından bahseden bir kitap.
Kararlarımızı nelere göre veririz ? Hatalı kararlarımızı neler etkiler ? Bir olayla ilgili hemen neden bildirirken gerçekten nedeni mi tespit ediyoruz yoksa sadece bir çıkarım mı yapıyoruz ? Bunlara cevap arayabileceğiniz bir kitap.
Son olarak kitabı okuduktan sonra IQ puanınız yükselmeyebilir ama daha zeki bir insan olacağınıza eminim :)
3 beğen · 0 yorum
Melih

Melih

@melihh

Hayatımda okuduğum en tuhaf roman
Masumiyet Müzesi, Yeni Hayat isimli romanlarından sonra okuduğum üçüncü Orhan Pamuk romanı.
Bir çok edebiyat eleştirmeni tarafından yazarın şaheseri diye ifade edilen bir roman. Nobel Akademisinin de en çok beğendiği eseriymiş.
Açıkcası o romanlarını okuduktan sonra -bu romandan beklentim yüksekti- beklentimi karşılamadı. Yani kurgu çok geniş, girift ancak içeriğe muhatap olmak epey zor.
Romanın ana konusunu Galip'in kaybolan karısını araması olarak ifade edilmiş ancak roman ana karakteri Galip'in başından geçenler anlatılırken sanki aranılan kişi karısı dolaylı bir konuma itilmiş gibi. Birçok şeylerle uğraşıyor, meşgul oluyor vs. Evet, bu meşguliyetlere karısını ararken muhatap oluyor ama bunlar romanın asıl ruhuna inmeye engelliyor okuyucuyu.
70'li yılların İstanbulunu anlamak için özellikle Şişli, Nişantaşı, Beyoğlu, Fatih(Süleymaniye) güzel bir kitap. Orada yaşayanlar, orda epey zaman geçirenler için epey dikkat çekici bir roman olabilir.
Yazarın anlatım diline gelirsek, yani birazcık edebi zevki, alt yapısı olan bir insan olarak çok tuhaf buldum. Çok uzun cümleler dikkatimi çekti. Ahenk sınırlı cümleler arasında ve cümle içinde. Acaba diyorum Proust'a mı özenmiş ? Proust'a benzemeye çalışırken her şeyin altüst olmasıyla ifade edikebilecek bir durum olur bu sanırım.
Sabırla okuduğum bir kitaptı. Acaba romanın ruhuna ben mi muhatap olamadım diye de hala düşünüyorum. Vaktim olursa bir II. kez daha okurum. Gerçi bana göre her roman vakit olmak kaydıyla bir kez daha okunmalıdır. Belki kaçırdığım, muhatap olamadığım başka kısımlar da yakalabilirim.
Enteresan bir kurgu.
Ayrıca bir psikolog olarak Pamuk'un neden böyle bir konu seçmesini de nacizane şöyle düşündüm: Orhan Pamuk bu eserini yazmaya başladığı dönemde(1985-90) eşi Amerikada akademik araştırmalar yapmakla meşgulmüş. Acaba kendi eşinden ayrı kaldığı o dönemdeki haleti ruhiyesi, ihtiyaçları da romanın konusuna aksetmiş olabilir mi ? Yani Galip'in Rüya'yı kaybetmesiyle, Orhan Pamuk'un eşi Aylin Pamuktan uzak kalışı. Tabi ki bu bir varsayım.
Yer yer otobiyografik öğeler içeren bir roman. Zaten okuyunca anlarsınız.
Okurken kendimi unutmaya çalıştığım bir romandı ama pek olmadı.
Ayrıca kitabı yazarken Orhan Pamuk'ta bir takım ruhsal gerilimler yaşadığı ifade eder. Kitabın anlaşılmamasından korktuğunu da bu kitabın sonundaki 'Kitabın yazılış öyküsü' kısmında söylemeyi unutmaz.
Aslında hakkında söylenecek çok şey olabilir. Düşünürsek ama ne kadarı ele almaya değer orası ayrı bir konu.
Hoşuma giden bir alıntıyla incelememi sonlandırıyorum:'Başkasıyım o halde varım!'
ataç ikon Kara Kitap 25 Yaşında
kitaba 6 verdi
3 beğen · 0 yorum
Melih

Melih

@melihh

Korku sadece olumsuz mudur ?
Kitabı çok beğendim. Özellikle yazarın karakterlerin en mahrem duygularında, düşüncelerinde, ümitlerinde, pişmanlıklarında kısacası ruhunda dolaştırabilmesi yeteneğinden ileri gelen bir beğeni bu. Yani okurken siz de benzer hislere ya da düşüncelere dahil olabiliyorsunuz. Ayrıca yazar kolay kolay tesadüflere yer vermemekle birlikte hem hayatı bütün çıplaklığı ile hem de insan ruhunu hem güzel hem çirkin yanlarıyla birlikte ortaya çıkarmasıyla realist bir eser özelliği oluşu da bu kitap da beni çeken başka bir nokta olmuştur. Bütün olay örgüsünde taşlar bir bir yerine oturuyor. Kimi yerleri okuyunca bizimde yalnız başımıza yaşadığımız korku, ürperti, ikilem, tereddüt, pişmanlık ve suçluluk hislerini yaşadığımızı anlıyoruz. Zweig, Freud'un kuramını iyi kavradığı için satır aralarında ruhsal tahlillerde sessizce psikanaliz etkisini hissedebilirsiniz.
Zweig, zaten bir sanatçı olarak o dönemde bildiğim yazarlar içeririsinde et üretkeni, ve üretirken de kaliteyi göz önünde bulunduran yazarlardan biri. Çok genç yaşta ilk eserleri yayınlanmış, 5 dil bilen, hayatın ve insanın özüne inebildiğini zannettiğim bir aydın. İntiharı beni düşündürmüştür. Ve sanırım uzun süre de düşündürecektir.
Kitabın içeriği ile ilgili bilgi vermemeye özen gösterdim gizemi daima parlasın diye :) Ancak yine içeriğine çok girmeden topluma ve psikolojik açıdan yansımalarına bakılabilir.
Kitap, korku duygusuna farklı bir perspektiften aktarıyor bizlere. Genelde olumsuz olarak anılan korku hissini değerlerimizi, sahip olduklarımızı korumak hatta onları kaybetmeden onları daima hayatımızın merkezinde tutmak için bir araç gibi yansıtılıyor. Burada cesaret, özgürlük, korku tekrar sorgulanıyor. Korku sadece pısırıklara ait bir özellik midir ? Her insan korkar bence. Bazıları az bazıları fazla.
Ayrıca modern hayatta korformizm de burada ele alınması, boşluk ve anlamsızlık duygusu da tekrar odaklanılması gereken noktalar olduğu kanaatindeyim.
Korku, insanın dengesini sağlar. Siz bir tehlike halinde korkmazsanız dengeniz alt üst olur. Bu o tehlikeye karşı verilen bir tepkidir ki doğaldır.
Kitabın çevirisi çok iyiydi. Stefan Zweig'ın birçok eserinde ruhsal tahlillerini gerçeklik boyutuyla yansıttığını düşündüğüm için bu eseri öncelikle bütün edebiyatla ilgililenlere ve daha sonra ruh sağlığı alanında çalışanlara muhakkak öneriyorum.
ataç ikon Korku
kitaba 10 verdi
4 beğen · 0 yorum
Melih

Melih

@melihh

Bu günün Kızlarının İçinde Yaşadığı Ruhsal gidip gelişlerin en güzel ifadesi
Psikolojiyle doğrudan ilgili biri olarak Peyami Safa'nın Türkiye'deki yazarlar içerisinde insanın ruhsal yansımalarını en iyi ifade eden yazarlardan biri olduğu kanaattindeyim(Halit Ziya ile birlikte).
Bu yönü bu romanda da var. Fatih ve Harbiye sadece simgesel iki şehirdir. Ve şehirlerin barındırdığı değerler arasında kaybolmamak için bocalayan, ikilemleri vicdanın en üst boyutunda yaşayan insanoğlunun hikayesini okudum bu romanda.
Bir Batı düşünürürün ''Kadınlar ikiye ayrılır, biri hevesleri için yaşayanlar diğeri ise hedefleri için'' diyordu. Bu sözün yorumsal yönünü nebze nebze bu romanda görebiliriz.
Peyami Safa'nın bütün eserlerini okumuş biri olarak, zaten onun kitaplarının Türkiye şartlarında en iyi Ötüken yayınlarından okunabileceğini düşünüyorum. Metin içerisinde aslına sadık kalınmış. Bu günün okuyucusunun anlayamayacağı ihtimali bulunan kelimeler en arkadaki sayfada manasıyla verilmiş.

Bazı romanlar zaman boyutunu bile unutur bize. Beşinci boyuta geçersiniz. Fatih-Harbiye romanında bu boyutlara ruhunuzu hazırlaryın.
ataç ikon Fatih Harbiye
kitaba 10 verdi
6 beğen · 2 yorum
Sezgi (@sezgii)
Bir Kadın Düşmanı'nı Reşat Nuri yerine Peyami Safa yazmalıymış. Öyle zıt kadınlara :)
14.08.16 beğen cevap
Melih (@melihh)
Azize olan kadınları da vardır onun ama tabi daha az :)
14.08.16 beğen cevap
Melih

Melih

@melihh

Oğuz Atay ile daha özel bir münasebet için
İletişim yayınları bir sayfada Oğuz Bey'in kendi el yazısıyla yazdıklarını diğer sayfada da matbaa yazılarıyla vermiş. Orjinallik açısından ve de sanki Oğuz Atay ile konuşuyor gibi olmak açısından hoş bir düşünce ve dizayn olmuş.

Günlük deyince insanlar daha mahrem şeyler bekliyor. Mesela hayalkırıklıkları, umutları, aşkları gibi. Ancak bunları daha çok daha genel eksende ele alınmış. Zannediyorum ki günlüğünün hepsi yayınlanmamış. Yine de ailevi durumlarını içsel bir konuşma halinde yansıtıyor. Mesela kızından bahsediyor. Ayrıca bir aydın olarak o dönemdeki siyasi ve toplumsal düzenden rahatsızlıklarından da yoğun olarak şikayet ediyor. Bunlar belki de ayrıca tartışılması gereken şeyler. Mesela bir aydın sadece şikayet etmekliği ile mi kalmalı ? Herkes isyan ediyor. Ancak bir Aydın olarak halk acaba ondan daha somut atılımlar bekleyemez mi ? Somut derken, yani bir yazı yayınlayarak. Oğuz Bey bu rahatsızlığını ancak günlüğü ile paylaşabilmiş. Ve zannediyorum ki ''Tutunamayanlar Olayı'' bu mecrada bir kez daha ele alınabilir. Dediğim gibi ya da soruyorum: Duygularını, düşüncelerini, tutkularını dengeli bir şekilde ifade edemeyen bir insan gerçekten hayata tutunabilir mi ? Kişilik bütünlüğü nasıl olur ? Bence gerçekten hem sosyolojik hem de psikolojik açıdan tartışılası bir konu.

Ayrıca şuna da değinmeyi gerekli buluyorum: Oğuz Bey, Günlüğe başlarken:''Canım insanlar sonunda bana bunu da yaptırdınız. Madem insanlarla konuşulmuyor biz de bu şekilde iletişime geçeriz'' mealinde bir ifade kullanıyor. Ümitsizlik kokan bir ifade. Hem de buram buram. Yazık. Bir terapist adayı olarak hayatta en çok ümidini kaybeden insanlara üzülüyorum.

İnsan ekmeksiz yaşar ama ümitsiz yaşayamaz.

Oğuz Atay'ı daha yakından tanımak isteyenlerin okuması gerektiğini düşündüğüm bir kitap.
ataç ikon Günlük
kitaba 6 verdi
9 beğen · 2 yorum
zeyrek (@zeyrek)
Günlük yazanların çoğundan çevre tarafından anlaşılmama düşüncesi yok mudur zaten? Asla ihanet etmeyecek bir ümit kapısıdır aslında o, ümitsizlik olsa yazmaktan da vazgeçmez mi?
08.04.16 beğen cevap
Melih (@melihh)
Yani tabi ki o önemli bir faktördür ama ben de yazıyorum ama yaşadıklarımı daha daha hatırlamak için daha kalıcı hake getirmek icin meselâ. Bu da olabilir yani içinde yaşanılan zamanı daha kalıcı hale getirmek ?
09.04.16 beğen cevap
Melih

Melih

@melihh

Bilinçdışı'nın Sırrı, Keşfi
Bu dönem psikopatoloji hocam Zekeriya Kökrek'in yoğun olarak tavsiyesiyle okuduğum bir kitaptı. Pişman değilim.

Psikopatoloji genel anlamıyla anormal davranışları inceleyen psikoloji alanıdır.

Kitabı beğendim. Kitap insanın sadece bedensel yönünden ziyade ruhsal dünyasının da ne kadar önemli olduğunu izah etmeye çalışan bir kitap.

Aydınlanma Çağında biliyorsunuz ki bir potivist çağda bilimde herhangi bir metafizik unsurun konu olması imkansızdı. Çünkü Avrupa'nın canı kilisenin sanatsal ve bilimsel hayatı tıkayıcı tutumundan dolayı epey yanmıştı. Ve dolayısıyla ruhun da ele alınması çok zordu. Ve dolayısıyla Psikiyatri'nin belki de en temel yöntemlerinin keşfi de bu yüzden zordu. Çünkü bilim ölçülebilir ve gözlemlenir olayları olayları inceler. Peki biz ruhu nasıl ölçebiliriz ? Ruhsal dünyamızın maddi dünyaya etkisi ne ? gibi sualler hep geri planda kalmıştı. Ve Voltaire'nın '' Zamanı gelmiş hiçbir fikre hiçbir ordu karşı koyamaz'' sözünce zamanı gelen, insanlığın artık gündeme taşıması belki de ihtiyaç haline gelen bir alanla karşı karşıya kaldık: Psikanalitik Teori.

Freud, o zamana kadar az söylenmiş hiçbir şekilde kendi söylediği gibi kimsenin söylemediği bir bilimsellikle bir ruhsal dünyamızın olduğu fikrini savundu. Bu dünya bilinçli, farkında olduğumuzun dünyamızdan çok daha geniş olan Bilinçdışımız'dı.

İşte bu kitap, bu sürecin nasıl hengamelerle geliştiğini anlatıyor.

Bu kitapta her şeye rağmen emin olduğunuz bir fikrin peşinden gidilişin kararlılığını göreceksiniz.

Bilimsel haysiyeti göreceksiniz.

Hiç bilmediğiniz yönleriniz üzerine tekrar düşüneceksiniz.

Belki de en sıradan rüyalarınız üzerinde bir anlam arayacaksınız.

Kitabın çevirisi muhteşem. Kitabı temin etmek zor. Çünkü sanırım, baskısı artık yok.

Adım adım Freud'un bilim sahnesine çıkışını göreceksiniz. Ve tüm sanatsal ve bilimsel alanları nasıl etkilediğini bir kez daha keşfedeceksiniz.

Kitap daha çok psikolojiyle doğrudan ilgilenlere(hocalara, öğrencilere vs.) hitap eden bir kitap. Ancak bu alana merak duyan -özellikle psikanalize- herkes tarafından fikir dünyasının daha sağlam bir zemine oturması açısından muhakkak incelemesi gerektiği bir kitap olduğunu düşünüyorum.
ataç ikon Ruh Yoluyla Tedavi
kitaba 9 verdi
3 beğen · 0 yorum
Melih

Melih

@melihh

Kazaklara farklı bir bakış açısıyla bakın
Lise yıllarımda okuduğum bir kitaptı. O dönemlerde edebiyat meylim bu gün de olduğu gibi fazlaca Rus zeminliydi. Dostoyevski, Tolstoy, Turgenyev....

Kitabın bence bize en büyük yansıtabileceği etki o dönemlerdeki bir Türk ırkı olan Kazakların yaşayışına dair bir ışık tutması.

Şahsen benim hiç zannettiğim gibi değildi. Örneğin Kazakların savaşçı bir toplum olduğundan, iyi bir içki içme alışkanlığı olduğundan bahsediliyor. Asimilasyonun da kokusunu taa o zamandan albileceksiniz.

Bu kitap bir anlamda kültür arkeolojisi yapmanıza vesile olacak bir kitaptır.

Kitabın, yazarının diğer eserlerine göre akıcılığını çok üst seviyede bulmadığımı ifade etmeliyim. Ancak muhteva itibariye bana yepyeni bilgiler kazandırması sanırım benim için önemli bir teselli.

Kitabı bordo-siyay'tan okudum. Gayet çevirisini hoş buldum. Tavsiye ederim.
ataç ikon Kazaklar
kitaba 10 verdi
6 beğen · 0 yorum
Melih

Melih

@melihh

Farkındalık az şey midir ?
Farkındalık çoğu zaman her şeydir. Mevcut durum hakkında bir şeyler yapmak istiyorsanız muhakkak kibo durumla ilgili özellikleri bilmek durumundasınız. Yani bir cihette şartlar size ne söylüyor ?

Yazar, epey ontolojik yaklaşmış ama bireyin rolünü fazla abartıp diğer çevre ya da başka unsurları çok az gözden geçirmiş. Öyle ki "Sen yeterki iste, o ışığı içinde bul, gerisi hikaye" mesajına dönmüş gibi geldi bana. Gerçekle çok uyumlu bulmadım şahsen. Ama boyle metafizik unsurlara epey ( mesela içindeki ses, güçvs.) inanan kişilerin dikkatini çekebilecek bir eser.

Her şeye rağmen saygı duyuyorum.
1 beğen · 0 yorum
Melih

Melih

@melihh

Umut neydi ? Umut, firuzeydi :)
Son yıllarda yapılan bence hala Mutlaka İzlenmesi Gereken Unutulmaz Türk Filmleriden biri. İnsanın heyecanlarını, hayalkırıklarını, umudunu iyi işlemiş.
Müzik piyasasına da eleştiri mahiyetinde bir film.
Neredesin Firuze
filme 10 verdi
1 beğen · 0 yorum
/ 4