up
ara

mell

♪ bir renk değildir mavi huydur bende.. ♪
mell

mell

@mell

Öylesine
Hani yutkunmak kelimesinin kökünde bir emir anlamı vardır ya, hani kendi dışımızda olan herşeye bir eyvallah çekmemiz beklenir ya, hani düğüm düğüm olursunuz da kimseye anlatamazsınız ya, çok büyük kelimeler biriktirirsiniz de sesiniz çıkmaz ya... Denge denen şeyi kaybettiğiniz anda öyle bir yokuşun başında kalırsınız ya, düşüp düşmemek yer çekiminin rüzgarla buluşmasına kalmıştır.

Ne saçma değil mi yaşamanın içine umutlar, hevesler, eğlenceler, sevmekler sığdırmak...

Çok mu çok oluyorum diyorum bazen, çok mu bakıyorum maviye, güneşe, denize ve ufka... İçimi umuttan sıyırsam, gözlerim nasıl ayrılacak bunca kalabalık güzellikten. Hadi kör etsem gözlerimi, karanlığa bürünsem... Peki tadını nasıl sileceğim dimağımdan...

Yeter mi desem, hayata... Yoksa yok mu etsem bu meclisten kendimi...
Bazen sığmıyor içim kötü şeylerin hislerime kattığı lafazan dünyaya...

Meltem KSB
26.07.16
4 beğeni · 2 yorum beğen ikon
BUKALEMUN (@karacurin)
Yediğim kek boğazımdan geçmedi..
26.07.16 beğen 1 cevap
mell (@mell)
O kadar da hafif yazmışım aslında.
27.07.16 beğen 1 cevap
mell

mell

@mell

Suskulu
İçimizden gerçekliğe uzanan bir köprüdür duyularımız. Algıladığımız kadar yaşar, algıladığımız kadar yansıtırız. Zamana ilaç olacak her şey bir küçük destekten geçerken, etrafımızdaki insanlarda eksik bir şeyler var.

Bir yerde bir yanlışlık var. Birçok kez koca bir hissizliği hissedip, küçük bir ışığın peşinden koştuğumuzu söyleyen duygularımız var.

Evet, evet, bizlerin çok güzel duyguları var.

Azımsadığımız birçok hatamız var.

Yorgunluğumuz ve dışlanmışlığımız da var.

Furuğ Ferruhzad diyor ki; “bir şey söyle bana / teninin tüm sevgisini sana bağışlayan insan / ne istiyor diri kalma duygusundan başka? /bir şey söyle bana / kıyısındayım pencerenin / ve güneşle bağlantıda…”

Yüreğimizin yasalarını askıya alalı çok oldu sanırım. Sevmenin ve sevilmenin anlamsızlığında esen bir rüzgar kucakladı beni, daha dün akşam. Heves ettiğim her güzellik; midemde koca bir kelebeklenmeye neden oldu.

Önce güzel hissettim. Gerçekten.
Sonra… Tüm hevesim kanatlanıp boğazımda düğümlendi.

Ben kimin yarısıyım acaba? Sorusunun yanında, ben neden tamamlayıcı unsur oluyorum ki! ler doluştu hüznüme.

Hissedemiyorum artık. İyi, güzel, neşeli, zamanlı ya da zamansız… Ben aynalardan kaçar adım, tökezleyerek ilerliyorum. Kah düşüp, kah kalkıp, kimsesizliğimle, zaten dolu dolu olan göz pınarlarımla kendi yağımda kavruluyorum. Ben oralarda, buralarda böyle kavruladurayım, kimsenin umurunda olmayan bir kediye bile içerleniyor ve duygularımın merhametine iki çift kelam etmek istiyorum. Ama yapamıyorum. Merhamet güzeldir.. Güzel şeydir. Sonra ona bir çift kelam ediyorum…

Ve kimin yerine geçtiğimi merak ederek, yüzümü yüreğine çeviriyorum. Ben “o” nun reerkarnasyonu değilim! Diye haykırırcasına ağlıyorum.

Sonra utangaç bir istekle gidiyorum…

Meltem Ksb
2 beğeni · 0 yorum beğen ikon
mell

mell

@mell

Cemal Süreya
...
Minibüsleri morarmış sokaklar
Buğdayın parayla değişildiği
Paranın ekmekle değişildiği
Ekmeğin tütünle değişildiği
Tütünün acıyla değişildiği
Ve artık hiçbirşeyle değişilmediği acının.
O sokaklarda.
Saatler yağmuru gösteriyor,
Bugün bu küçük salı günü
Herşeyi eksik İstanbul`un, tepedekilerden başka
Yalnız Galata
Galata
Gecenin bodrumlarında beslediği
O tükenmez paslanmaz tutkusu
Bir ağız mızıkası halinde
Denize yediriyor yavaş yavaş

Cemal Süreya
2 beğeni · 0 yorum beğen ikon
mell

mell

@mell

Bernard Shaw
Bazı insanlarla yüzleşmek zordur,
haksız çıkarsın.
Çünkü onların galip gelecekleri
ikinci bir yüzleri daha vardır.
Bernard Shaw
1 beğeni · 0 yorum beğen ikon
3 beğeni · 0 yorum beğen ikon
mell

mell

@mell

Sahipsiz kalışları mı ötelemişti, yoksa duyguların saçılması gizli kalması için ayrı bir çaba mı harcamıştı... Onca mektup... Onca kötülüğün güzelliğe yorulduğu betimlemeler... Belki bakışlardan bir gece vakti sessiz ve anlamsız bir kaç damla gözyaşı... Yoruldum demeyi bilmeyen ah o kalem... Kaç yıl oldu bildim de, adresini bulamayan kaç mektup oldu, işte onu bilemedim...

7.8.15 // anlıkbirsızı
1 beğeni · 0 yorum beğen ikon
mell

mell

@mell

Ha unutmadan, şey..
Mavi bende kaldı, gökyüzü sende…
3 beğeni · 0 yorum beğen ikon
mell

mell

@mell

"Gözümden öpme
ayrılıktır derdin.
Öpmedim,
Ayrılmadık mı? #ZekiMÜREN "
4 beğeni · 0 yorum beğen ikon
mell

mell

@mell

Bir çiçek, bir çiçek daha...
Dalından kopmuş onca dikene ağlıyor...
Bir yudum ufku, ölüme boyuyor toprak ana
Almadan vermiyor o da, verimi hep ondan...
Canımdan içeri bir acı sızıyor, sızıyor...
Sonra hep sessizlik... Hep...
~Mell~15.1.15
#günedize
6 beğeni · 3 yorum beğen ikon
Cihan Yıldız (@cihanyildiz)
Güzelmiş, gene yaz :) Sinem Sal'ın "Bana Ofsaytı Anlatma" daki dizelerine benziyor ;)
15.01.15 beğen 1 cevap
mell (@mell)
Sinem Sal kimdir, bilmem. sayenizde yazısını okumuş oldum. Ölüm ölüme benzer, ondardır belki benzerliğimiz(ben göremesem de.).
19.01.15 beğen 1 cevap
Cihan Yıldız (@cihanyildiz)
Bakış açısı...
19.01.15 beğen 1 cevap
mell

mell

@mell

2014 lü bir şeyler...
Bazen bu bendeki hassasiyetin ne denli büyüdüğünü, gizlenen kırgınlıklarım bana da görünmeye başladığında daha çok anlıyorum. Kırılıyorum, kırılıyorum ve kırılıyorum. Bir rüzgâr geçip, döküntüleri süpürmüyor bile... Gözlerimden başlıyorum toprağa nüfuz etmeye... Şimdimi değiştiren bir neden arıyorum, işte bu yüzden, bu yüzden. Tüm sonsuza karışmışlığımla gün ışığını arıyorum... Yine karanlık.

Bazen tüm bu endişeden kaçıp, kendimi büyük bir yokluğa, hiçliğe atmak istiyorum. Hani akıllıların içinde akıldan yoksunluk değil, deli bir boşluğun içinde yalnızlığa sığıntı kalmak istiyorum. Ne dert olur, ne keder. Bir benim derdim, bir benim kederim der sineye çekilesi kelimelerle doyururum dimağımı. Böyle olmuyor. Onların dertleri ile ertelediğim dertler. Ah o dertler var ya, beni benden alıp varlık içinde yokluk yaşatıyor. Hâlbuki ben tüm yokluğa bir sürü varlık sığdırabilirdim. Biliyorum...

İz düşürmeye aydınlık kâfi.
Kâfi de,
nedametin çalım sattığı yerde aydınlığı gören olmuş mudur ki?
Aydınlık… Sahi aydınlık ne renk… İçimden bir ses yükseliyor;
- Tenine değdiği vakit hissettiğin renk...
Sonra haklı buluyorum iç sesimi, aydınlık tenime değdiği vakitlerde gökkuşağını görür gibi oluyorum. Bazen ne büyük oluyor bir bilsen, sanki o kuşak, gözlerimin renklerine değip, göğün en derinine, en güzeline, bir mavisine, bir yeşiline hapis ediyor.
Ne güzeldir dertlerden uzak, gün ışığında savrulmak…

Rüzgâra karşı yürüyorum sık sık... Bazen buruk nağmeler çalınıyor, renksiz.
Bazen dört mevsimin yaz parçası kulaklarımda, kuş cıvıltıları. O vakit rengi mutluluk oluveriyor.
Mutluluk!
Hani o yakalamaya ramak kala, avuçlarımdan kayıp giderken, tadını damağıma bile iliştirmeden, sadece tebessümüme değip, saklambaca devam eden o his... Ah o güzel his...
Tebessüm ne güzel köprüdür. Boşuna değil sadaka oluşu… Bazen sadaka beklerim ben böyle işte…
Eylül geldi sonra ~~~

Güneş konmuş pencereme…

Gözlerimi sabaha açtığımda, aydınlığa sürülmüş bir gök var. Gözlerimden derin(ce) bir bakış koparıyor her sabah. Öyle aydınlık ki, o parladıkça ben âşık oluyorum etrafa yaydığı ışık huzmelerine. Adı Güneşmiş. Ne güzel bir ismi var, aynı cismi gibi. Güne eş.

Ama ellerimi uzattığımda dokunamamak canımı sıkıyor. Aydınlığı gözlerimle yudumlamak acı verse de, uzun süre gözlerimi çekemiyorum ondan. O gittiği zaman hüznün gebeliğine ebe olup, geceye doğurtuyorum çığlıkları. Öyle sessiz ki, öyle karanlık ki, korkuyorum…

Alıştığım bir sıcaklık var denizin tuzlu gölgesinde. O da, güneş e âşık biliyorum. Nasıl ki her buharında dünyaya geri düşüyorsa damlaları, öyle düşüyorum ana rahminden her sabah güneşime… Her ana dalgalanıp duruluyor içim ya, bende deniz oluveriyorum o anda. Işıldıyorum aydınlığı bulduğumda. Karanlığa sığınışımda bile aylalar kovalıyor dalgalarımı. Ben kayıp oluyorum sonra. Neredeyim, kimim ben, neden ağlıyorum tuzlu, tuzlu…

Paslı sinesi toplamış hüzünleri, ay karanlık. Gök karanlık. Gözlerimde bir parça nem, dalıyorum hülyalara. Ve sonra; demini almış birkaç yalnızlık baş gösteriyor, gül boyunca ferahlıyorum. Kokuları, toprağa ayak bastığım günden beri sızlatıyor burnumu. İçlene içlene ağlarken, canımın yanışı bu sebepten olsa gerek. Bu kadar güzelliği bir arada görmek nâmümkün iken, hepsi birden süslüyor dünyayı.

Hep güneşten, hep…

Sahi rüzgârın sesi ne renk?

Ekim geldi sonra ~~~
Gözlerime sürülmüş birkaç eski varlığın yokluğu canıma basmakta. Eylül’ün rehavetini anlıyorum. Arıyorum güzel günleri. Yanağıma düşmüş birkaç gözyaşında tuz buz eriyorum. Gözlerim görülmeyecek, duyulmayacak, yüreğim istemeyecek, zamanım sabretmekten bıkacak, hayatımdan silinecek. Yanağında başka bir kadının dudakları iz bırakmış olacak. Ki o izi bariz bir şekilde gördüm de, durulamadım. Bir asır gitti sandım mutluluğu. Bir ömür kadar tükendim, bittim de başlamaya mecalim kalmadı sandım. Sonra…
Sahi yokluğun sonu nerede başladı?

Sonrasızlığıma Kasım geldi, geldi durdu ~~~
Ağladım, ağlarken hırçın bir rüzgarın, durmaksızın sağı solu dağıtışını benimsedim. Bırakmadım etrafımda gülen bir yüz. Üzüldü her yanım. Ağırlığında kayboldum. Gel zaman git zaman, kasım günleri, şiddetle artan umutsuzluğa, kaybetmişliğe… Yağdım, yağdım, yağdım…

En güzeliydi yalnızlık, kimseye kendini anlatmak zorunda kalmadığın tek anındı belkide. Ne güzeldi, ne güzel… Ne güzel…

Ya da boşver ya, bir yıl daha bitti işte.
Güzel bir hayal ile başlayıp, hüzün ile kapatmamak ümidiyle...

Ha unutmadan, şey..
Mavi bende kaldı, gökyüzü sende…

Meltem
Eylül başı, aralık sonu 2014

***Sahi rüzgârın sesi ne renk?
1 beğeni · 0 yorum beğen ikon
/ 6