up
ara

Nazan Bilgel

Nazan Bilgel

Nazan Bilgel

@nazanbilgel

Hayatı sevmek hastalık mıdır?
Sibel Türker'in bütün hikaye kitaplarını okudum ve bazı hikayelerini de çok beğendim. Ancak bu romanı için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim.
Sibel Türker depressif bir yazar ve yazdıkları insanları karamsarlığa itiyor. Olabilir, buna bir itirazım yok. Yazarın tarzı böyle. Ancak ben yazınların da bir umut ışığı içermesinden yanayım. Bu romanda umut ışığını bulamadım. Romanın konusu çok basit ve ayrılık acısı ama araya o kadar çok ilgili ilgisiz konu sıkıştırılmış ki konu bütünlüğü sıklıkla kayboluyor. Hayatı sevmek niçin hastalık olsun ki? Tam tersi hayatı sevmemek bir hastalık olmalı. Bence romanlar kötüye değil iyiye doğru evrilmeli, ancak bu romanda kötüye evrilme var. 7 nolu dairedeki komşunun konuya olan katkısını anlamadım. Zaten son sayfalarda açıklanıyor her şey . Sanırım, çok durgun olan akışa bir heyecan katmak için yapılmış. Bu romanın kadın hakları ile ilgili bir unsur taşımadığı kanaatindeyim. Mavi kazak mı kadınlarla ilgili oluşunu gösteriyor? Anlayamadım. Doktor ile görüşmesinde yazılanlar, tıbben doğru değil. Şöyle ki: Doktor, hemoglobininiz tavan yapmış diyor, sonra da ilk teşhisim Akdeniz anemisiydi zaten diyor. Anemi kansızlık demek ve teşhisi hemoglobin düzeyinin düşük olmasıyla konulur. Daha sonra doktor, akdeniz anemisine halk arasında akdeniz ateşi de denir diyor. Hatalı çünkü ikisi de farklı hastalıklar. Akdeniz anemisi genetik bir hastalık hemoglobinin yapısında değişiklik olduğu için kırmızı kan hücreleri yok oluyor. Buna Talasemi hastalığı da denilir. Akdeniz ateşi veya Malta ateşi, humması denilen hastalık ise bulaşıcı bir hastalık olup, keçi ve koyundan çiğ süt ve ürünleri ile veya temas ile insanlara bulaşan Brusella adı verilen mikroplarca oluşturulur. Bir de Ailevi Akdeniz Ateşi hastalığı vardır. Bu da genetik bir hastalıktır ve kramp tarzındaki karın ağrılarıyla ortaya çıkar. Ayda'nın hastalığı bunlardan hangisi? Adet kanı ile ıslanmış pamuğu ağzına alması ve bu pamuk ile kapıyı boyamasının anlatıldığı bölüm ise tek kelime ile iğrenç. Yetimhanede yaşayanların psikolojisi daha güzel anlatılabilirdi.Burada kadınların adet hallerinin aşağılandığı duygusuna kapıldım. Tüm toplumlarda bu vardır. Kadınlar bu nedenle pis olarak görülürler oysa üremeyi sağlayan basit bir doğa kanunudur bu olay. Bu kadar aşağılamaya gerek yoktu bu durumu diye düşünmekteyim. (Bu romana Duygu Asena ödülü nasıl verilmiş anlayamadım!) Romanda sık sık geçen dini ögelerin ne anlatmak istediğini de anlayamadım. Ayda'nın annesinin bakıcısı olduğu adamla evlenmesi ve adamın evi üzerinde hak iddia etmesi olgusu da öylesine yerleştirilivermiş, romanı uzatmak için. Esas konu ile ne ilgisi var? Yazar da bu durumu etik bulmamış olacak ki duruşmaların devam ettiği bir sırada aniden evin yıkılmasını uygun bulmuş. Bu romanın ana fikri kadınlar, sevdiği erkekler kendilerini terk edince mahvolurlar, hayatları biter, yalnız kalırlar. Doğru mu? Hiç de değil! Kadın kahramanları bu şekilde incitmeyin lütfen! Hayata karşı öfkeli olabilirsiniz. Hepimiz öfkeliyiz ancak hayat bu kadar da kötü değildir. Hayatı sevmek gerekir. Hayatı sevmek yolları bulunabilir istenirse. Yalnızlık ise kaderimiz olmamalıdır. Ben, kendine yeten, ayakları yere basan ve hayatı seven kadınlar görmek istiyorum. Annesine karşı duyduğu öfke ile yitip giden kadınlar değil.
2 beğen · 0 yorum
Nazan Bilgel

Nazan Bilgel

@nazanbilgel

Avrupa Yakası Filmi
Pek gülemedim. Hep aynı şeyler. İki tane arabesk şarkıyı da ekledin mi al sana eğlence. Hayat her şeyle dalga geçmek değildir. Daha anlamlı ve ciddi eserler ve de bir ana fikri olan yapıtlar bekliyorum. Bu filmin ana fikri nedir? Ana fikir yok. Sadece geçici bir süre için eğlendiğini zannediyorsun. İnce bir mizah da yok, kara mizah da... Üstelik geleneklerle de alay etme durumu varmış gibi geldi. Beğenmedim
Aile Arasında
filme 5 verdi
1 beğen · 0 yorum
Nazan Bilgel

Nazan Bilgel

@nazanbilgel

hareketli ve heyecanlı
Güzel bir film. Zamanın nasıl geçtiği hiç anlaşılmıyor. Kurgusu iyi. Ama işte o kadar.
Yolcu
filme 8 verdi
0 beğen · 0 yorum
Nazan Bilgel

Nazan Bilgel

@nazanbilgel

Basın yönetenlerin değil yönetilenlerin hizmetinde olmalıdır.
2017'nin güzel ve anlamlı olan filmlerinden biri. Basın özgürlüğünü ve basın kuruluşları arasındaki dayanışmayı vurguluyor. Basın kuruluşunun sahibi olan kişilerin, basın özgürlüğünü feda etmektense kendi varlıklarını tehlikeye atmalarının daha onurlu bir davranış olduğunu anlatmaya çalışıyor. Meryl Streep ve Tom Hanks'ın oyunculukları harika, Steven Spielberg'in yorumu ve bakış açısı ise çok güzel. Herkesin, özellikle de basın ve medya ile ilgili kişilerin izlemesini ve bu filmden ders almalarını dilerim.
The Post
filme 10 verdi
2 beğen · 0 yorum
Nazan Bilgel

Nazan Bilgel

@nazanbilgel

Başlıklara yazık olmuş
Hikayelerin isimleri ve kitabın ismi ilgi çekici ama içerik kötü. Gereksiz yere uzatıldığı için okunması anlaşılması zor cümleler. İzlek sapmaları, hikayeden çok denemeye benzer bir yazın türünü ortaya çıkarmış. Anlam hataları, özne, nesne fiil uyuşmazlıkları da var.
"İnsanların ritmi, bizim gibi ağız ve burun ile ilerlemiyor, göz organı insanlık tarihinin en ağır mesaisini yaşıyordu" ne demek istenmiş?
"İştah şuruplarını dikledim." diklemek diye bir fiil var mı?
Keşif çalışmaları sonunda aradığı mezarın bu edebi dinlenme tesislerindeki....." edebi değil de ebedi olması gerekir
"Süssüz ancak temiz mezar taşı, otlardan ayıklanmış toprak, kenarlarda şimdilik yeşil dallardan ibaret olup, yakında açacağının sevincindeki tomurcuklu çiçekler, orada yatanın dünyadan severek ve sevilerek ayrılmasını bilmiş bir insan evladı olduğuna mezar yazısıyla birlikte şahitlik eder gibiydi" Bu süslü uzun anlaşılması zor cümleye ne ihtiyaç var? Süssüz mezar taşları illa kirli mi olur da ancak sözcüğü kullanılmış, tomurcuklu çiçekler zaten yakında açacaklar demektir. "İnsan evladı" bu terime ne gerek var? Bunun yerine: Mezar taşı sade ve temizdi. Mezarın üstündeki toprak otlardan ayıklanmıştı. Topraktaki bitkilerin yeşil yaprakları arasından tomurcuklar görünüyordu.Mezar taşındaki yazı ve mezarın bakımlı hali burada yatan kişinin çok sevildiğini anlatıyordu, diye yazılmış olsa daha iyi olmaz mıydı?
Babasını kaybettikten sonra haftanın her günü çalışmak zorunda olan annesi, kimi zaman insan evladı vakitlerin ötesinde işte tutulurdu. "İnsan evladı vakitlerin ötesi" ne demek? "Ortada esen tek şey, rendelenmiş domatesten önce tencerenin dibinde kızdırılmış olan tereyağının yarattığı rüzgardı. " Bunca yıl tereyağı kızdırırım hiç böyle bir rüzgar hissetmedim. "Anıların, paslı bir aletmişçesine yağlanarak sindirim koridorları boyunca yeniden belirdiği ve beni de davet ettiği o metabolik yeniden yaratım anlarında, gözlerimi yüzünün her yanında vuku bulacak mucizeleri kaçırmamak için biraz daha açardım." Anılar niye paslı alet ve niye sindirim koridorunda yer alıyorlar? Anılar olsa olsa beynin kıvrımlarında dolaşırlar. Metabolik yeniden yaratım diye bir şey tıp dilinde yok. Yüzdeki mucize nasıl olur?
Uzatmayayım tüm hikayeler yukarıda örneklerini verdiğim saçma sapan, uysa da uymasa da yazılmış metinlerle dolu. Beğenmedim
3 beğen · 0 yorum
Nazan Bilgel

Nazan Bilgel

@nazanbilgel

hegemonik erkekliğin ve vurgulanmış dişiliklerin tanıtıldığı bir kitap
Bu kitabı niçin satın aldım? Öncelikle bu soruya cevap vermek isterim. Yayın evleri son zamanlarda ne tür kitaplar basıyormuş diye merak ettim ve 2017 yılının Kasım ayında ilk baskısını çıkaran kitaplar arasından bu kitabı seçtim. 573 sayfa. Meğerse bu kitap bir dizinin son kitabıymış. İzlenme kaygısı ile üretilmiş olan TV dizilerinin senaryolarına benzeyen, bir kurgusu olan bir roman ile karşılaştım. Ünlü ve zengin bir aile "Sancaktar ailesi" bu ailenin bireyleri etrafında gelişen olaylar, tutku, şehvet, tuzaklar, komplolar vs. vs. Çok sıkıcı buldum. Türkçesi bozuk, anlatım kötü, kurgu mantık hataları ile dolu, bir ana fikri yok, toplumsallık özelliği hiç yok, gerçekçi hiç değil, nedensellik ilişkileri zorlama ile kurulmaya çalışılmış ama başarısız olmuş. Benim gençliğimde Barbara Cartland romanları vardı, onlar bile bu romandan daha güzeldi. Sürekli bir testosteron ve adrenalin savaşı anlatılmış. Erkek kahramanın (Mehmet), yakışıklılığı, erkeksi kokusu, kadın kahramanın(Esmer) su yeşili gözleri ve bolca salgıladığı adrenalin vurgulanmış. Bazı anlamsız cümleleri aşağıya sıraladım. Romanda bunlardan bolca var:
"Korku dolu düşüncelerine ulaşmayı başaramadan "hayır" diye inledi.
Düşünce zaten vardır, ona ulaşamamazlık olmaz, çünkü onu biz üretiriz. Ayrıca hayır diye inlediğine göre demek ki korkmuş.
"Yardım etmesi için birilerini çağırması gerekiyordu. Ama o sarsıla sarsıla gerçek bir ağlamayla değil, iki ince yol halinde çenesine doğru akıttığı yaşların sıcaklığından medet umuyordu. ANLATIM BOZUK
"Çaresiz ve perişanlığın kelime karşılığı gibi olan halini görmek için başını kaldırıp acınası gözlerinin içine baktı." ANLATIM BOZUK
"Ellerini önüne birleştirmiş olan Sinan gözündeki gözlüğün arkasına saklanmış halde ayakta dikiliyordu". GÖZLÜK AYAĞA TAKILMAZ!.
Bu tür anlatım bozuklukları, kurallara aykırı oluşturulmuş cümlelerden kitapta bolca var. Gereksiz tamlamalar, "sırtını sandalyeden ayırarak öne eğildi " ( sadece öne eğildi demek yeterli) gibi ifadeler sık olarak kullanılmış. Bu tür hataların editör tarafından düzeltilmesi gerekirdi diye düşünüyorum.
ataç ikon Sana Aşk Getirdim
kitaba 1 verdi
2 beğen · 1 yorum
Enis (@dusundurucudusunce)
Böyle bır kıtaba 1 vermek ..
13.12.17 beğen cevap
Nazan Bilgel

Nazan Bilgel

@nazanbilgel

Uzun bir zamandan sonra okuduğum en iyi Türkçe hikaye kitaplarından biriydi. Şermin Yaşar, eziklerin ve ezilenlerin hikayelerini başarılı bir biçimde anlatmış. Kurgular da, anlatım da, cümle yapıları da, kullandığı dil de çok iyi. En çok Soluk Taşı, Nasip, Zarif, Tarihi Hoşça Kal Lokantası, Hacanne ve Araka isimli hikayelerini beğendim. Düşündüren ve bir ana fikri olan hikayeler yazmak iyidir. Çünkü yıllar geçse de bu hikayeler hep hatırlanır. Herkese tavsiye ederim.
5 beğen · 0 yorum
Nazan Bilgel

Nazan Bilgel

@nazanbilgel

Kuşları kim öldürmüş?
Polisiye kitap okumak istiyordum. İsmi ilgimi çekti. Okudum.
Karmaşık bir kitap. Mantık hataları var. Kurguda zorlamalar olduğu hissediliyor. Yazar, okuyucuları meraklandırmak için ha bire şüpheliyi değiştirme yolunu seçmiş. Aynı özellik Agatha Christie'nin kitaplarında da vardır ancak Agatha Christie bunu ustalıkla yapar ve zorlama bir kurgu akışı hissedilmez. Kafama takılan sorular:
Aslı ve Nazlı çocukluklarında yaşadıklarından dolayı ciddi olarak psikiyatrik denetim altında olmaları gerekirken eczacı olan anne bunu neden atlamış?Çok uzun bir süre kişilik bölünmesi yaşamayan biri aniden nasıl oluyor da bu bölünmeyi yaşıyor?
Kim evinde kuzgun besler ki?
Emre, niye başka bir şahsın kimliğine bürünme ihtiyacı hissetmiş? Bunu nasıl başarmış? Yani resmi belgeleri nasıl sağlamış? Kişiyi öldürerek onun yerine geçemezsiniz ve cesedi nasıl olup da kimse duymayıp görmeden bahçeye gömmüş? O sırada ev kendisine ait olmadığı halde bunu nasıl yapabilmiş?
İlkbahar çimeni kadar yeşil gözler; ıslak çimen gibi görünen gözler; gece kadar siyah gözler; Arduaz renkli gözler.... pek çok kez tekrar edilmiş. Araya toplumsal olaylar sıkıştırılarak uzatmalar yapılmış. Komiserin babasının ölümü, yolsuzlukları ortaya çıkarması, başka şubeye sürülmesi, Hz. Musa ile Hızır'ın hikayesi gereksiz yere tekrarlanmış. Geriye dönüşler çok fazla, konu akıcılığını bozuyor. Karma felsefesi ile ilgili görüşler, işlenen konuya uymamış ve yapıştırma gibi duruyor. İyi bir polisiye okumak isterseniz Agatha Christie'den vazgeçmeyin derim. Beğenmedim, olmamış.
3 beğen · 0 yorum
Nazan Bilgel

Nazan Bilgel

@nazanbilgel

Yazık olmuş
Bu kitabın türünü anlayamadım ve okurken çok sıkıldım. Gezi kitabı mı? Kişisel gelişim kitabı mı? Yoksa roman mı? Hepsi bir arada olunca işler biraz karışmış gibi sanki. Roman olarak kurgusu da beni pek doyurmadı. Klasik hikaye, 35 yaşında, kocası kendisini aldattığı için kocasından boşanan eğitimli, kendini kültürlü, çok güzel ve çok şahane zanneden bir kadın boşanmanın ve aldatılmanın neden olduğu duygu durum bozukluğundan kurtulmak için lüks bir tren turu ile Afrika gezisine çıkıyor. Trende 38 yaşında bekar çok yakışıklı ve de zengin bir adamla tanışıyor. İlk görüşte aşk ve olaylar gelişiyor... Araya serpiştirilen gezi notları ve kişisel gelişim ve meditasyon ile ilgili klişe sözler. Kitap 351 sayfa ama işin roman ve gezi notları kısmı 231. sayfada bitiyor ondan sonrası ise küçük şeylerin kıymetini bil, affetmek büyüklüktür, ışık saçmaya devam et, kendinle barış vb. meditasyon ve kişisel gelişim ile ilgili sözler. İmla hataları da mevcut. İlk harfi büyük yazılmaması gereken pek çok kelime olduğunu gördüm. Türkçe karşılıklarının olmasına rağmen yabancı sözcükler kullanılmış. Sürrealist gibi...Gerekli gereksiz çok sayıda tırnak işareti kullanılmış. Bu kitap, sadece gezi notu veya günlüğü biçiminde hazırlanıp, Afrika hikayeleri, efsaneleri vb. Afrika kültürü ile ilgili ögelerle bezenmiş ve fotoğraflarla süslenmiş olsaydı ilgi çekici olabilirdi.
ataç ikon Peri Masalı
kitaba 2 verdi
4 beğen · 0 yorum