up
ara

inanna

inanna

inanna

@ninanak

Nasıl bir duyarsızlık babasını kaybeden onca insanı görmezden gelip bütün sosyal medya hesapları üzerinden bağıra bağıra babalar gününü kutlar? Hepinizin harika babaları var ve iyi ki sizin babanız biliyoruz ama bunu neden "ötekilerin" gözüne sokuyorsunuz? Bu kadarını bile düşünmüyor musunuz?
0 yorum
inanna

inanna

@ninanak

Kitap kokusu/ kitap fetişi
Anadolu'da Arkeolojik kazilarda sikca karşılaşılan bir kült vardır. Atalar kültü. insanlar ölen yakınlarının kafa taslari, özel eşyaları ve kemiklerini odanın bir köşesinde korur ve bu köşe de ona "ibadet eder (?)" sunularda bulunurlar. Benzer uygulamalar günümüzde hala sürmektedir çünkü Atalar kültünde temel sorun insanların kendilerine yakınlarıni kaybetmeyi açıklayamamasidir ve bu sorun bugün hepimiz için hâlâ devam etmektedir. Bugün farklı şekillerde aynı samimiyetin yansımalarini görürüz; kırk çıkarmak, mezarlara bayram şekeri bırakmak, ölen kişiyi yıkamak, ona dua etmek... Modern çağın sığlığı içerisinde el değmemiş yanlarımizin tekabuludur bu.

inanç kadar insanın özünun sürdüğü bir alan daha var ki sonu gelmez; bitmeyen bir merakla anlama ve bilme çabası. Mevzu bahis merak olunca da ilk akla gelen kitap kurtlaridir. Her kitap kurdunun odasında bir köşesi vardır kendi içine döndüğü, evreni yorumladığı ve anlamlandırmaya çalıştığı ve her kitap kurdunun bir takim doğruları vardır belli kavramlarla iliskilendirdigi: Bazı yayın evleri güven verir, bazı eleştirmenler doğru yönlendirir, bazı yazarlar kustahtir; bazıları fazla duygusal, bazıları bize göredir bazıları size... Ama bütün bunların dışında kitap okumayı fetislestirmek hatta bir kült haline getirmeye dönüşen bir popüler kültür salgini da var. Mercimek koftesiyle turşu uyumu gibi bir alginin garki; kitap ve kahve, pencere ve kitap, çay ve kitap gibi türlü guzellemeler kutsamalar ve şovlar içeren etiketler. Bu kutsallarin bazen harika okuyucular da bile nükseden bir hastalik hâli var:
PDF kitap okuyamamak.
Efendim kitaba dokunması koklamasi gerekiyormuş sevgiliyle ilişki kurar gibi ilişki kurması, kitabın ona ait olduğunu her zerresiyle hissetmesi...
Oysa hiçbir yazar eserlerini bir taşınır mülk olması için yazmaz ve hiçbir samimi - sorgulayan okuyucu bir kitaptan aidiyet ve dokunma duyusunu karşılamasını beklemez. Hal böyle olunca çok basit bir denklem ortaya çıkıyor.
Binlerce reklam arasında internette gazete okuyabilen, iş başvurusunu dilekçesini, özgeçmişini, tezini ödevini, burç yorumunu interaktif ortamda sürdüren canım okuyucu neden PDF formatıyla kitap okuyamiyor? Oda yetmezmis gibi bu canım samimi okuyucularin bir çoğu doğayı sevip ormanı koruyor ama hepsi kitaba dahil bir odunu da elinde tutmak istiyor. Bu da en temel sorunu ortaya çıkarıyor; Toplumumuzun yüzdelik diliminde pek ufak bir yer teşkil eden, okuyan ve analiz eden entelektüel ve aydın kesimi, neden okuyup analiz ettiğini kendine soruyor mu? En iyi işlevi bakış açısı, vicdan ve öze dair eleştirel bir yaklasim kazandırmak olan kitap ellerimizden ruhumuza ve beynimize hangi yol üzre gidiyor? Kitaplar mı kutsal yazilanlarmi yoksa bizim yazılanlardan hayata yaptığımız dokunuşlar mı?
Evet Atalar kültü samimiyet göstergesidir peki ölen atalarını kutsayanlar; yaşayanlara ne kadar kıymet bictiler?
Kitabın hammaddesini kutsayanlar içeriğine ne kıymet bictiler?
19 yorum
co-ex (@coexistanbul)
Her cumlesine katildilgim sahane bir yazi. Ozellikle son kisim, okumak iyidir hostur ama kisinin okuduklari sadece bilgi olarak beyninde kalip ozvarligina biseyler katmiyor ve bunu dis dunyaya hissettirmiyorsa konusan ansiklopediden be farki kalir? Dahada irdelenir bu konu ama kitap okumak bir rituel degil bilmekte kutsallik katmiyor kimseye, insana vicdana canliya erdeme dair biseyler katmiyorsa nazarimda yok hukmundedir butun o bilgiler. Eline zihnine saglik degerli @tubasenturk308
31.05.19 beğen 1 cevap
serap (@serap1)
Çok iyi bir tespit.
31.05.19 beğen 1 cevap
FiloWay 🍒 (@filoway)
öncelikli tercihim epub...
31.05.19 beğen 1 cevap
inanna

inanna

@ninanak

insan / egom kadar konuşayım. paylaşım fotoğrafı
insan / egom kadar konuşayım.
Hepimiz kendi karanlığımiz - aydınlığimiz içreyiz ve hepimiz belli kavramlarla manalanmayi, manalandirilmayi, manamizin anlaşılmasını; fark edilmesini; onaylanmasını ve itiraf edilmesini bekliyoruz. Kime bakarsak tanidik bir sevgi ve güvenle karşılaşıp, kendimizden bir parça buluyoruz. En iyisi bizim elimizde olduğu sürece hiç birimiz kıskanç değiliz, daha iyisine sahip oldugumuz müddetçe başkalarının mutluluğundan haz duyarız. Yeterlilik ve hamd duygumuzun doyumu oranında, iyi niyetle ve şefkatle insanlığı kucaklıyoruz. Öz ve öze dair her şey adına derinlikler bulup kendimizi yerleştirdiğimiz merkeze herkes tarafından alınmak istiyoruz. Güzelliğimiz dünyanın yansimasi köhneligimizde.
10 cümle ile insan diye bir başlık atınca çarpılan algilarimiz orta boyutlu analizlerin tatminini sunarken, 1 cümleyle insan ifadesini kustahligin ve zuppeligin kavramsallastirilmasi gibi yorumluyoruz. peki gerçekten yorumluyor muyuz? bir manzaranın güzelliğiyle iç iceyken kacimiz güzel bir manzara izliyorum derken kendimizi izlemeden manzarayı izliyoruz? okuduğumuz bir kitabı kacimiz okuyoruz? peki kacimiz o kitabı okuduğumuzu okurken ve sonrasında kendimize defalarca ispat etmeye çalışıyoruz? demem o ki ininden çıkıp cinsinden çıkamayan biz insanlar kendi zavallı varlığımız karşısında, "kendi" içimizde durmaksizin bir tanrı tarafından izlenip kollanip takip edilip yalnızlığın karanlığından ve aydinlığından siyriliyoruz. Ne aydınlık içreyiz ne karanlık. Beyaza da siyaha da dokunan bizim griligimiz. kesin tanıları seviyoruz doktora dahi gitsek ayet gibi cümleler kurup sınırları belli hastalıklar ve çözümler duymak istiyoruz. belirsizliğe tahammülumuz yok çünkü acızlığımizi hatırliyoruz. on salise sonrasını bilmediğimiz bir hayati "anlamlı kılmak" için gösterdiğimiz anlamsız çaba karıncaların varlığını inkar etmeye benziyor. oysa en saglam mimariyi onlar yapıyor. Düşünsene! karincalar düşünmeden dahice üretimlerde bulunuyor! yeri gelmişken hepimiz dahiyiz; kendi dehasına yabancılaşmış dahiler. icimize dönüp bakma korkusundan dışımızda ki her şeyle büyüyen, güzelleşen, yükselen, sevilen ve seven dahileriz. sürekli konuşmak ve takip etmek kaygısını atlattığı anda dinlenilmek ve takip edilmek istenen haberci karıncalar gibi dahileriz. 200.100 metre karelik alanlarimizda gerçekleştiğini sandığımız çürümüşlüğumuz içinde çırpınan dahiler.
0 yorum