up
ara
METİN ODALARI
FOTO ODALARI
VİDEO ODALARI

Tarih Meraklıları

dicle yavuz

dicle yavuz

@pamush

palu kalesinde 3000 yıllık tarih  paylaşım fotoğrafı
palu kalesinde 3000 yıllık tarih
Tarih meraklılarına sesleniyorum, urartulardan kalmış 3000 yıllık çivi yazısı Palu Kalesi’nin en tepesinde .. fakat ülkemide tarihe yeterince önem verilmediğinden maalesef ki üzerinde ali ayşeyi seviyor şeklinde yazılar mevcut. Yine de görülmeye değer ..
Elazığ
şehre puan vermedi, inceleme eklemedi.
4 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Thranduil

Thranduil

@thranduil

"Türklerin, esirlere bu kadar iyi muamele etmesi onlara kendi memleketlerini unutturdu. Birçok yerin halkı, (Türkiye Selçuklu) sultanın ülkesine göçtü. Rûm şehirlerinin halkları, barbarların (Selçuklu Türklerinin) memleketine gitti." -Niketas, Bizans tarihçisi.
4 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Elanur

Elanur

@elanur791

huzur ve sükun paylaşım fotoğrafı
huzur ve sükun
“Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada dost bir vatanın toprağındasınız.
6 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Hayrat-ı Süvari

Hayrat-ı Süvari

@yldrmerk4n

21 Mayıs 1864 Çerkes Sürgünü paylaşım fotoğrafı
21 Mayıs 1864 Çerkes Sürgünü
Çarlık Rusya tarafından Kafkasya halkına en büyük sürgünün yapıldığı gün olarak kabul edilir. Yaklaşık 1.500.000 kişinin Kafkasya dan Osmanlı ya hiç iyi şartlar altında olmadan Karadenizden gemiler ile sürgün edilmiştir. Çarlık Rusya Kafkas halkından çok çekmiştir, gerek gösterdikleri kutlu direniş gerekse asimile olmayıp dillerini ve kültürlerini yaşayışları Çerkes halkını sürgüne yitmiştir.
Rivayete göre Kafkas kartalı Şeyh Şamil Çerkes halkına gider gelin Çarlık Rusya ya karşı gücümüzü birleştirelim İslami bir nizam kuralım der ama Çerkes halkı bunu kabul etmez. Bir elin ayrı ayrı parmakları tek yumruk olamayınca Çarlık Rusyanın Kafkasya politikasını hızlandırır.
Başka bir rivayete göre de çerkes milleti tarih boyunca hiç devlet kuramamış hep kabileler boylar halinde yaşamışlardır.
Sürgün zamanı hastalıktan, bakımsızlıktan, uygunsuz ulaşım şartlarından binlerce kişi yolda hayatını kaybetmiş ve hayatını kaybeden kişiler gemi yöneticileri tarafından denize atılmıştır. Bu yüzden Karadeniz en çok ta çerkeslere karadır. Ayrıca bu duygulu millet denize atılan atalarının hatırına bizim atalarımızı yiyen balıkları yemeyiz diyip balık yememişlerdir. Bu asil çerkes halkı gerçekten klas bir duruşa sahip bir millettir. Kimseye minnet etmeyen bir yapıları, inat mı inat inatlıkları ve tatlı mı tatlı kibirlilikleri vardır.
Ezcümle ; 1864 Cerkes sürgününü kınıyor, bu topraklarda hayatına devam ve devletine hizmet eden çerkeslere minnettarlığımı sunuyorum.Allah hepsinden razı olsun.

Bknz; ''Çerkes Ethem Hain değildir.''
5 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Film adam

Film adam

@serserimsi

21 Mayıs 1864 paylaşım fotoğrafı
21 Mayıs 1864
Çarlık Rusyası tarafından anayurtlarından sürgün edilen Çerkeslerin, Osmanlı Devleti topraklarına göç etmesi ilk olarak 1850'li yıllarda başlamıştı. Bugün 'Büyük Çerkes Sürgünü' diye adlandırılan en büyük göç dalgası ise 1864 tarihinde gerçekleşti.

21 Mayıs 1864 Büyük Çerkes Soykırımı
Çerkesler tarihin bilinen en eski zamanlarından beri Kafkasya'nın kuzeybatısında yaşayan yerli halklardan biridir.

21 Mayıs 1864 Büyük Çerkes Soykırımı
Çerkes tanımı geniş anlamda bütün Kuzey Kafkasya halkları için kullanılırken dar anlamda Adıge ve Abaza, daha dar anlamda ise Adıgeler için kullanılmaktadır.

21 Mayıs 1864 Büyük Çerkes Soykırımı
Sürgün yıllarında 1 milyondan fazla Çerkes o günkü Osmanlı topraklarına göç etmişti.

21 Mayıs 1864 Büyük Çerkes Soykırımı
Çerkesler Osmanlı topraklarına deniz yoluyla göç etti ve Kafkasya'da gerçekleşen bu sürgün en büyük soykırımlardan biri olarak tarih kitaplarındaki yerini aldı.
7 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Mustafa Kemal'in Askeri

Mustafa Kemal'in Askeri

@mustafakemalinaskeri

16 Mayıs 1919 - 100 Yıl Önce Bugün paylaşım fotoğrafı
16 Mayıs 1919 - 100 Yıl Önce Bugün
Mustafa Kemal Paşa, 16 Mayıs 1919’da Türk Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak üzere İstanbul'dan Samsun'a doğru yola çıktı. Yolculuk çok çetin geçen yolculuk bu şartlarda üç gün sürdü. Bandırma Vapuru ile Samsun'a hareket eden Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkacaktı.
Mustafa Kemal Atatürk
ünlüye 10 verdi, inceleme eklemedi.
21 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Hande Ç.

Hande Ç.

@handec

MİHRAP (Tekvin veya Yaradılış) paylaşım fotoğrafı
MİHRAP (Tekvin veya Yaradılış)
Osman Hamdi tarafından adı “La Genése (Genesis, Tekvin, Yaratılış; 1901)” konulduğu hâlde daha sonra bundan habersiz olarak “Mihrap” ismi verildiği anlaşılan resim aslında Modern Türk Sanatının belki de en önemli eserlerinden biridir. Aslına bakılırsa her iki isim de korunmalıdır çünkü her ne kadar “Mihrap” ismini koyan tarihçi Mustafa Cezar, mecazi bağlamı da düşündük dese de, biri içeriğe, diğeri ise doğrudan biçime dayalı olarak bu şaşırtıcı ve benzersiz resmi bir bütün olarak mezkur isimler özetliyor. Zaten resim en basit tarifiyle, ‘mihrapta bir rahlenin üzerinde oturan hamile bir Osmanlı kadını’nı konu edinmektedir. Bu vesileyle de konuya bilimsel çalışmalarıyla ışık tutan ve Osman Hamdi’nin de akrabası olan tarihçi Edhem Eldem’e katılıyorum; işin doğrusunu bildiğimiz sürece ne isim verdiğimiz o kadar da önemli değil çünkü her şeyden önce sanat eserlerinin kamusal hayatları olduğu gerçeğini görmemiz gerekiyor. Ne var ki tam da bu nedenle bu eser bağlamında sorulması gereken sorular var çünkü eserin hâlâ muhtelif rivayetler bağlamında bizatihi kayıp addedilmesi bir yana, toplumsal kabullerden koleksiyonculuk davranış biçimlerine, sanat toplum ilişkisinden tarih, kültürel aidiyet ve ilahiyata kadar pek çok ilgisiz gibi görülecek öğeyi iç içe barındırdığını görüyoruz. Böylesi bir katmanlı yapıya değinmek, eserin açık biçimde ‘provokatif’ içeriğine dair öncelikle bir özet çerçeveyi ortaya koymayı ve anlaşılmasına katkıda bulunacak belli bir okuma yöntemi önerisinde bulunmayı kaçınılmaz hâle getiriyor.

Bu anlamda, öncelikle tarihçi Edhem Eldem’in hamile kadın figürünün ayaklarının altına saçılmış kutsal kitaplar arasında İncil ve Tevrat’ın bulunmamasının estetik bir seçim olduğu yorumunu eleştirerek başlamak gerekir. Eğer biz orada Doğu’nun kutsal metinleriyle birlikte İncil ve Tevrat da görseydik bu eser gerçekten de merkeze aldığı hamile kadın figürü nedeniyle dinlerin kaynağına yönelik kadim ana tanrıça kültüne atıfta bulunan bir arkeolojik manifesto olarak anlaşılabilirdi, ancak durum öyle görünmüyor. Ne var ki bundan hareketle ressamına atfen kestirme yargılarda bulunmak da anlamlı değil çünkü resim bir bütün olarak anlaşılmadıkça tek tek parçaları üzerinden yapılacak spekülatif yorumlar ancak kendi bildiklerini okuyacağı için oldukça yanıltıcı ve dahası önyargılı olabilirler. Esere gelince, o da sadece Batı’da, önce yapıldığı aynı yıl 1901’de Berlin’de sonra da 1904’te İngiltere’de sergilendiği biliniyor. Başka bir deyişle, sergilenme yerleri ve ortamı dâhil her imgesi doğrudan titizlikle belirlenmiş bu resimde söz konusu durumun bir estetik seçim olduğunu söylemek pek mümkün görünmüyor. Diğer yandan resmin Burhan Kum’un (2015) daha önceki bir yazısında yorumladığı cinsellik ekseninden farklı olarak özellikle ismindeki Genesis’in ‘doğum’ anlamı ve merkezi hamile kadın figürünün tarihsel ve sanatsal referansalar üzerinden okunabileceği düşüncesinden hareketle bunun yerlerdeki kutsal metinler içinde İncil ve Tevrat’ın bulunmayışıyla doğrudan bağlantısı olabileceği söylenebilir. Bu durumu ortaya koyabilmek amacıyla öncelikle resimdeki kadın figürünün model alındığı, dönemin tarihsel konuları resmetmesiyle bilinen akademisyen ressamlarından Oryantalist Jean-Léon Gérôme’un “Tanagra” heykelinin esin kaynağında yine o dönemin çok ünlü bir arkeolojik keşfinin yattığı gerçeğinden başlamak gerekir. Eserde Osman Hamdi’nin aynı zamanda tanrıça Tyche’yi Osmanlı kıyafeti içinde hamile olarak resmettiği düşünüldüğünde, bu durum, merkezdeki kadın figürünü son derece şaşırtıcı bir tarih ve kültürel aidiyet okumasının düğüm noktası hâline getiriyor. Burada ‘okuma’ sözcüğüne farklı anlamını verense resimdeki ‘rahle’ çünkü hamile kadın figürü tam olarak bu rahlenin üzerinde canlı bir kitap olarak duruyor ki zaten yazılı olan diğerlerinin yerde bulunma nedenini de açıklıyor. O hâlde zaten ikonografik bağlamda apaçık bu durumu görelim ve soralım: Osman Hamdi, okunması gereken asıl kitabın Osmanlı aidiyetine bürünmüş bir Yunan Tanrıçası olduğunu vazederken bu iç içe geçmiş sembolik yapıda bize gerçekte neyi anlatmak istiyor?

Dolayısıyla bir izleyici olarak Osman Hamdi’nin nazarından bakmadan resmine girme şansımız da yok ve ancak ondan sonra şu başta sözünü ettiğimiz sorunu artık açıkça dile getirecek soruyu sorabiliriz: neden yerdeki kutsal metinler arasında İncil ve Tevrat yok? Sorunun cevabı içindedir: kutsal metinler resimde bizatihi kendileri olarak değil, söz konusu olabilecek en güçlü kültürel aidiyet sembolleri olarak temsil edilirler ve yerde sadece Doğu kutsal metinlerinin bulunması, Doğu kültürünün tarih sahnesindeki yerini rahledeki kadınla sembolize edilen Batı kültürüne bırakıyor oluşunun tümüyle alegorik bir ifadesidir. Ne var ki kadın figürünün son çözümlemede Osmanlı aidiyeti taşıyor olması, Batı karşısında artık tutunamayan Doğu’nun son büyük imparatorluğu Osmanlı’nın askeri zayıflamasının ve iktisadi bağımlılığının bir sonucu olarak bizatihi kültürel aidiyet sahnesinin de Tanzimat itibariyle artık doğudan batıya çevrilmekte olduğunu gösteren tarihsel bir tespit ve buna bağlı kaçınılmaz bir gelecek öngörüsünün ifadesidir. İşte Osman Hamdi’nin “Yaratılış” resmi de altta yatan anlamını, tarihsel esasta bir kültürel aidiyet ‘sahnesi değişimini’ hamilelikle simgelediği bu durumdan alır. Bu nedenle de resmin ‘kadını yücelttiği’ yönündeki yorumun kadının zaten genellikle sanat tarihi içinde güzellik sembolü anlamında kullanılmasının eril klişenin tipik bir tezahürü olduğu görülmek kaydıyla yanlış olmadığını ancak resmin alegorik bağlamdaki temel ikonolojik anlamını oluşturmadığını söylemek gerekir.

Demirbank koleksiyonundan birdenbire ortadan kaybolan Osman Hamdi’nin “Yaratılış” eseri bu anlamda bir fetişleştirme ve özdeşleşme için eşsiz bir imkân sunar. Bakıldığında, toplumsal ve kültürel tabulara yönelik provokatif içeriğiyle bir koleksiyoncu için, yukarıda sözünü ettiğimiz yaratıcılığın mülkiyeti tecrübesine bundan daha iyi bir ‘fetiş nesne’ adayı bulunabilir mi? Yaratıcılığı mülkiyet hakkı üzerinden kendisine mâleden bir anlayış içinde, koleksiyoncu, özellikle de bu eser sayesinde doğrudan sanatçıyla kendisini özdeş hissetme ve böylelikle dilediği gibi tanımlayacağı kendi mahremiyet alanını oluşturma fırsatına kavuşur.
Osman Hamdi Bey
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
9 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Mustafa Kemal'in Askeri

Mustafa Kemal'in Askeri

@mustafakemalinaskeri

Hasan Tahsin paylaşım fotoğrafı
Hasan Tahsin
İtilaf Devletleri desteğindeki Yunanlar, 15 Mayıs 1919’da İzmir'i işgal etti. Gazeteci Hasan Tahsin ve Askerlik Şubesi Başkanı Albay Süleyman Fethi şehit edildiler.

Selanik'te doğan Hasan Tahsin'in asıl adı Osman Nevres'ti. 1904'te Teşkilat-ı Mahsusa'ya girdi ve Bükreş'te Türklere karşı kışkırtıcı çalışmalar yapan iki İngiliz gazeteciye suikast düzenlediği için 10 yıl hapse mahkum edildi.

1916'da hapisten kaçarak İstanbul'a döndü. Verem tedavisi için İsviçre'ye gitmek zorunda kalınca, tanınmamak için pasaportuna babasının adı olan Hasan Tahsin'i yazdırdı ve hep bu adı kullandı.

1918'de İzmir'e yerleşerek gazeteciliğe başladı. Hukuk-ı Beşer gazetesinde çıkan başyazılarında İttihat ve Terakki Fırkası'nı şiddetle eleştirdi.

15 mayıs 1919'da İzmir'e giren Yunan askerlerine ilk kurşunu sıkarak işgallere karşı silahlı direnişi başlatan Hasan Tahsin, hemen oracıkta şehit edildi. 1973'te İzmir Konak Meydanı'nda Hasan Tahsin anısına İlk Kurşun Anıtı dikildi.
Hasan Tahsin
ünlüye 10 verdi, inceleme eklemedi.
12 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Antik romadan miras miladi takvim paylaşım fotoğrafı
Antik romadan miras miladi takvim
Günlük hayatımızı, gelecek planlarımızı, geçmişte yaptıklarımızı ve önemli tarihleri Gregoryen takvimi ya da başka bir deyişle miladi takvim sayesinde rahatça takip edebiliyoruz. Takvimin bu günlere gelmesinin 2700 yıllık bir mazisi var. Gelin, dünya tarihini üzerine inşa ettiğimiz Gregoryen takviminin bugünkü şeklini almasının ardındaki sosyal ve astronomik nedenlere bir bakalım.

2015 yılının ilk ayları sert bir kış mevsimine sahne oldu. 21. yüzyıl insanına nice sıkıntı yaşatan kış aylarının, geçmiş toplumların başına ne dertler açtığını tahmin etmek zor değil. Öyle ki, Roma İmparatorluğu’nun kurucusu Romulus bundan 2700 yıl önce ilk Roma takvimini yaptığında, bir yılı şimdiki takvime göre Mart ayından başlayıp Aralık’ta bitecek şekilde 10 aya bölmüş (Martius, Aprilis, Maius, Junius, Quintilis, Sextilis, September, October, November, December); Ocak ve Şubat aylarına karşılık gelen dönemi takvime koymamıştı. O zamanlarda halk, takvimi tarım yapılacak günlerin takibi için, imparator ise vergi toplama günlerinin belirlenmesi için kullanıyordu. Ocak ve Şubat aylarında barınmak, ısınmak ve hatta yiyecek bulmak meseleyken, yılın hangi gününde olduğunuz çok da önemli değildi.

Peki, aylar nasıl isimlendirilmişti? Yılın ilk ayı Martius için Roma savaş tanrısı “Mars” seçildi. 2, 3 ve 4. aylar isimlerini yine Roma tanrılarından aldı. Quintilis ve Sextilis, Latincede “beşinci” ve “altıncı” kelimelerine karşılık gelirken diğerleri 7, 8, 9 ve 10 sayılarını ifade ediyordu.



Romulus’un takvimi ayın hareketlerine göre hazırlanmıştı ve 304 günü kapsıyordu. Romulus’un ardından tahta çıkan İmparator Numa, kış aylarını da takvime ekledi ve gün sayısını bir ay yılına eşitleyerek 355’e çıkardı. Numa, tek sayıların “uğurlu” olduğuna inanıyordu. 355’e ulaşmak için en fazla 11 ay tek sayı yapılabileceğinden yılın dört ayı 31, yedi ayı ise 29 gün olarak belirlendi. Geriye kalan 28 gün de zavallı Şubat ayına nasip oldu. Bugün bile Şubat’ın 28 gün olması, Numa’nın batıl inancından kaynaklanıyor diyebiliriz. Numa, yeni iki ayı takvimin sonu yerine başına koyarak, günümüzde pek çok Avrupa dilinde bu isimlere sahip olan ayların sıralarının kaymasına sebep olmuştur. Örneğin December, “10” anlamına gelirken, yılın 12. ayıdır.

Ortada bir takvim vardı ancak imparatorlar siyasi nedenlerle yılları uzatıp kısaltıyordu. Sevmedikleri siyasilerden kurtulmak için yılı kısaltıyor, destekledikleri kişiler iktidar olduğunda “güneş zamanına uyma” bahanesiyle araya bir ay koyup yılı uzatıyorlardı. Ayrıca ayın hareketini takip etmek kolay olsa da, ay takvimi mevsim döngüsünü yakalayamıyordu ve sürekli müdahale gerektiriyordu.

Bu karışıklıkları ortadan kaldırmak için Julius Sezar, MÖ 46 yılında kendi ismiyle anılan ve güneş yılı ile uyumlu olan Jülyen takvimini yaptı. Bir yılı 365 gün 6 saat olarak hesaplamıştı. Ayların günlerini belirlerken basit bir kural uyguladı. Sırası tek sayı olan aylar 31, diğerleri 30 gün olacaktı. Şubat 28 günden 29’a çıktı, artık yıllarda ise 30 çekecekti. Sezar, takvimin kabulünden kısa süre sonra öldü. Halk, doğduğu ay olan Quintilis’i (Temmuz) kendisine ithafen Julius olarak değiştirdi. Halefi Augustus da, iktidara geldiği ay olmasından ötürü; Sextilis (Ağustos) ayına kendi adını verdi. Fakat Sextilis 30 gündü. Augustus’un ayı, Julius’un 31 gün olan ayından kısa olmamalıydı. Bu durumu çözmek için Şubat kurban seçildi ve 28 güne düşürüldü. Şubat’tan alınan bir gün ise Augustus’a eklendi. Ağustos’tan sonraki aylar sırayla 30 ve 31 gün olacak şekilde takvim son halini aldı.



Jülyen takvimi, günümüzde kullanılan Gregoryen takvimine çok benzese de pek bilinmeyen bir farkı var. Astronomik bir yıl, yaklaşık 365 gün 5 saat 49 dakikadır. Jülyen yılı, astronomik yıldan 11 dakika uzun olduğundan 400 yılda bir 3 günlük hata oluşuyor. Bu nedenle, Gregoryen takviminin ortaya atıldığı ve Avrupa’da çeşitli ülkelerde kabul edildiği 1582 yılına kadar takvimde 10 günlük kayma olmuştur. Gregoryen takvimini kabul eden ülkeler, 4 Ekim 1582’nin ertesi günü 15 Ekim 1582’ye geçtiler ve Jülyen takviminin hatasını giderdiler.

Peki, bundan sonrası... Gregoryen takviminde artık yıl uygulamasına dört yılda bir kez olmak üzere devam ediliyor. 100’ün katı olan yıllarda ise artık yıl uygulanmıyor, ancak 400’ün katı olan yıllarda uygulanıyor. Haliyle 1700, 1800 ve 1900 yılları artık yıl olmadı (merak edenler, bilgisayarlarının takviminden 1900 yılına bakıp Şubat’ın 28 çektiğini görebilirler). 2000 yılı ise 400’ün katı olduğu için artık yıldı. 2100, 2200 ve 2300 de artık yıl olmayacak, fakat 2400 yılı yine artık yıl olacak. Gregoryen takviminin bu uygulaması ile 4000 yılda sadece 1 gün kayma olacak. Bu sebeple, 4000 yılında Şubat’ın 29 yerine 28 çekmesiyle sorunun giderilmesi düşünülüyor. Ancak o günler için şimdiden endişelenmek yersiz. Kaldı ki yörünge hızı zamanla değiştiğinden o gün nerede olacağımızı bilmek neredeyse imkânsız.
2 beğeni · 4 yorum beğen ikon
aisling (@aisling)
Fotoğrafı görünce Narnia ile alakalı bir şey sandım
13.05.19 beğen cevap
BUKALEMUN

BUKALEMUN

@karacurin

Köle(sel) paylaşım fotoğrafı
Köle(sel)
Son satır hakkında ne söylersiniz?
15 beğeni · 6 yorum beğen ikon
hasan kasap (@hsk1)
keske ugraşmasaydık ya ,bak ugraştıkta ne oldu hep zaman kaybıymış :))
09.05.19 beğen 2 cevap
iz'ah'sız (@rabiazeyneparslan)
Biz de kölecilik yok tarih süreci boyunca olması için koşullar elverişli olmamış.. Biz kim miyiz? Köleciliği modern hale getiren bir uygarlığız. Objektif bir metine daha anlamlı bir öznellik katılabilirdi 'bu tatsız işlerle uğraşmasaydık' dışında çok şey söylenebilir. Kölecilik hakkında düşüncem dediğim gibi devam ediyor insan isteği gibi yaşıyamıyorsa, düşüncelerini ifade etmekten kaçınır hale geliyorsa, boynuna bir şey takmadan da pazarlamadan da mülkiyet altında olmadan da köledir zaten.
09.05.19 beğen cevap
Necdet (@necdet)
Yazı olup olmaması önemli değil, sonuçta kölelik vardı. Burada böyle bir şeyin yazılması talihsizliktir.
09.05.19 beğen cevap
Tarih Meraklıları
Tarihi olaylar, karakterler ile alakalı bilgi ve fikir içerikli paylaşımlar yapabilirsin.
ODA KURALLARI
  • En az 20 yıl öncesinden bahsedilmek zorundadır.
  • Tarihi olaylar ve karakterler paylaşılabilir.
  • kopyala-yapıştır makaleler, metinler kuraldışıdır.
  • Tarihte önemli rol oynamış mekanlarla ilgili bilgilendirici paylaşımlar yapabilir.
  • Tarihi karakterlere hakaret kuraldışıdır.
  • Politika kuraldışıdır.
  • Link paylaşmak kuraldışıdır.