up
ara

Okuyan Baykuş

Okuyan Baykuş

Okuyan Baykuş

@okuyanbaykus

Asla Asla -Tarryn Fisher, Colleen Hoover
Sevdiğim iki yazar olan Tarryn Fisher ve Collen Hoover’ın birlikte yazdığı Asla Asla ile ilgili kısacık yorum yapacağım. Kısacık olma sebebi kitabın da kısacık olmasından kaynaklanıyor. Bir kaç yerde okuduğum kadarıyla 3 kitaplık bir seri olacak. Kitabın sayfa sayısı 184 sayfacık. 3 kitap olduğu düşünülürse bu kısalıkta giriş, gelişme ve sonuç olarak bakabiliriz seriye diye bir şaka yapmak geldi içimden.

Ortalama olarak okuduğum kitapların 400 sayfadan fazla olmaları dolayısıyla biraz garipsediğimi hatta iki yazarın yazmış olduğundan dolayı da bende sadece sayfa sayısı olarak bir hayal kırıklığı yarattığını belirtmek isterim. Bir kitaba başlayıp en azından kurgudaki bir kaç sorunu halledip öyle bitirmek beni tatmin ederdi. Tadı damağımda kalamadı bu yönden baktığımda. Kitap arka kapak yazısını okuyarak sizlere fazlaca bir spoiler vermeden kitabı anlatmaya çalışacağım. Neden arka kapağı okumadım derseniz Tarryn Fisher ve Collen Hoover yani ne diyebilirim ki isimleri yeter kitabı okumak için. Arka kapak yazısına bakmaya gerek yoktu.

Tanıtım yazısına baktım ve baya açıklayıcı bir özet olmuş sadece bir detay var ki zaten kitabın bitişi de o detayla oldu, kitabın ilerleyen bölümleri için merak içerisinde kalmama yetti. Yani harika bir kurgu var okuyacağınız, tek sıkıntı devam kitaplarını beklemek olacaktır. Acaba yazarlar tek kitap yazdı da yayınevi politikası kitabı 3 kitap olarak çıkartalım filan mı dediler. Kafamda deli deli sorularla kaldım :) Okuyun hiç bir şekilde pişmanlık duymayacağınız kısacık bir kitap olacak.

Yazarları kısaca hatırlatayım: Collen Hoover’ı Umutsuz ve Çirkin Aşk kitaplarını okuduğum kadarıyla tanıyorum. Kendisine drama kraliçesi diyebiliriz bence. Kitaplarında genellikle dram ağırlıklı ögeler bulabilirsiniz. Kalemi sağlam yazarlardandır.

Tarryn Fisher ise epeyce kitabını okuyup çok sevdiğim bir yazar. Kalemi, kurgusu harika bir yazardır. Çevrilen kitaplarından Fırsatçı, Hırsız, Tehlikeli Kızıl (Bunlar seri kitaplarıydı ve gerçekten çok güzeldi) ve S*iktir Et Aşkı (bu kitabı da çok sevdiğimi hatırlıyorum) okudum ve yazarın kalemi hakkında oldukça güzel düşüncelerim var. Yazarın bir de gerilim romanları var fakat ben fazla strese gelemediğimden henüz cesaret edip okuyamadım, benim yüzümden yani okunmamaları.

Yazımın başında da belirttiğim gibi kitabın sayfa sayısı 184, Epsilon Yayınlarından çıkan kitabın çevirisini Nihal Yormaz yapmış.

Keyifli okumalar dilerim.
ataç ikon Asla Asla
kitaba puan vermedi
3 beğen · 0 yorum
Okuyan Baykuş

Okuyan Baykuş

@okuyanbaykus

Sis ve Öfke Sarayı(2)- Sarah J. Mass
lk kitap olan Dikenler ve Güller Sarayı’nın ardından hemen Sis ve Öfke Sarayı’na başladım. İlk kitap için yazmış olduğum yorumun sonlarında bahsettiğim masal birden değişti, farklı ve içerisinden çıkılmaz bir hal aldı. Sevdiği adam ve Periler diyarındaki lanetin kalkması uğruna ölümü göze alan Feyre bu kitapta kendisini bulacak.
Hayal kırıklıkları ile, güzelliklerle ve gerçek aşkla harmanlanmış bir dünyaya yeni bir bedenle, ölümsüz olarak gözlerini açacak Feyre. Yaşadığı olayların üzerindeki etkisi Feyre’yi oldukça sarsıyor ilk başlarda, fakat yeni dostluk ve arkadaşlıkları ile bunun üstesinden geliyor. Yaşadıklarının bir yalandan ibaret olduğunu, özgürlüğünün elinden alındığını ve gerçeğin peşine düşmesi gerektiğini zor koşullar altında kalarak öğreniyor.
İç dünyasının karmaşıklığı ve fiziken bir ölümsüz olmasının getirdiği yeniliklere adapte olmaya çalışmasının dışında savaş kapıda ve her şeyin anahtarı da Feyre gibi görünüyor. Yeni kendisini keşfetmek, eski kendisi ile vedalaşmak için çok az zamanı var. Sis ve Öfke Sarayı'nda ilk kitaptaki baş belası olan Amarantha’nın ölmesi ile lanet kalkıyor fakat ondan daha da kötü bir durumla karşı karşıya kalıyor kahramanlarımız. Kral’ın duvarları yok edip yüzyıllar önceki anlaşmayı bozarak savaş hazırlıkları yapması karşısında Feyre ve arkadaşları insanlık ve Peri diyarı adına harekete geçiyorlar. Gerçekten nefesimi tutarak okudum kitabın çoğu bölümünü.
Bahsetmeden geçemeyeceğim bir konu var, benim de takip ettim Goodreads’ta 2016 Goodreads En İyi Genç Yetişkin Fantastik Ve Bilimkurgu Ödülüne layık görülmüş Sis ve Öfke Sarayı. Yazarın bir önce yazmış olduğu Cam Şato serisinin methini duymuştum yıllar evvel. Şimdi bana düşen kitapları edinip okumak olacak çünkü böyle kalemleri seviyorum.
Kitap ile ilgili çok fazla detay vermek istemiyorum fakat öyle bir yerde bitti ki, üçüncü kitap halihazırda çevrilmiş olsaydı hemen okuyacaktım. Şimdi sevgili yayın evinden tek ricam serinin devam kitaplarını geciktirmeden dilimize çevirmeleridir. Bir çok seri var başlayıp sıkılıp bıraktığım, bir çok seri var çok beğendiğim fakat devamının gelmesini beklemekten yorulduğum. Lütfen bu seri de devamı gelmeyenler serisi olmasın.
Bu arada yazarın bu serisini George R. R. Martin’in Taht Oyunları ile karşılaştırıyorlarmış. Ben taht oyunlarının kitabını okumadım fakat diziyi bir ara takip etmiştim. Ne kadar doğru ne kadar yanlış bilemiyorum tanıtımlarında bundan bahsediliyordu ben de eklemek istedim.
Sarah J. Maas’ın Sis ve Öfke Sarayı yine DEX yayınlarından çıkmış. 2017 yılı basımı olan kitabın çevirisini yine Meriç Keleş yapmış ve sayfa sayısı 552. Bir bu kadar daha olsa da okusam modunda bitirdim kitabı ve yorumumu. Keyifle okuyabileceğiniz bir seri.
Not: Şubat 2018'de üçüncü kitabın müjdesini verdi yayınevi.
Kitap +18 içeriklidir.
1 beğen · 0 yorum
Okuyan Baykuş

Okuyan Baykuş

@okuyanbaykus

Grapon Kağıtları, İyi Ki Doğdun Didem Madak
Bu yazımı sevgili Işıl Madak’a ithaf ediyorum. Didem Madak’ın dizelerinde hissettiğimiz her şeyi birlikte yaşamış olduğu kızkardeşi, can yoldaşına. Uzun siyah saçlı kıza .

Didem Madak şiirlerini okumak, şiirlere bir daha aynı gözle bakamamak oldu benim için. Acılarımız denk mi geldi de bu kadar etkilendim yoksa bir tek bende değil herkeste aynı duyguları mı yarattı hep merak ettim durdum.

Bir önceki yazmış olduğum Didem Madak’a Mektubumdur yazımı okuyanlardan aldığım geri bildirimler üzerine bir gözlem yapma şansım oldu. Bir tek bende değil herkeste aynı duyguları yaratıyor. Daha önce hiç Didem Madak şiiri okumamış olan kişilerin yazımdaki şiiri okuyarak Didem Madak hayranı olmaları buna delalettir.

Grapon Kağıtları Didem Madak’ın ilk kitabı. 3 yıllık bir inziva mı diyelim yoksa bir kendini buluş mu bilemiyorum, böyle bir süreçte yazılmış kitaptaki şiirler. Bu zaman içerisinde yazdığı şiirleri kendisi değil canından çok sevdiği, annesinin emaneti olan kardeşi Işıl toplayıp bir dosya haline getirmiş ve Inkılap 2000 Şiir yarışmasına göndermiş.

Bu arada ben bu yazıyı yazarken kitap eleştirisi ya da yorumu modunda yazmıyorum. Didem Madak ile aramda bir bağ kurdum. Kardeşlerim doğduğunda bana dediler ki artık ablasın, abla oldum daha kendim küçücükken. Sonra annem öldü dediler ki artık anneleri sensin, neyse ki gerçekte de anneydim ve anne olmaya çalışıyorum kardeşlerime. Didem’i anlıyorum hatta o kadar anlıyorum ki, Işıl’ı da kardeşim gibi görmeye başladım ve nasıldır iyi midir hep merak ettim. Füsun’u düşündüm kaç yaşında olmuştur nasıl bir genç kız olmuştur diye. Şimdi biliyorum ki hepsi iyiler, içlerinde yaşadıkları dünya çok özel o kadar dahil olamam ama dışarıdan gördüğüm güzel, mutlu bir aile tablosu. Hep güzel günler yaşasınlar.

Nerede kalmıştım ? Evet Işıl’ın gönderdiği şiir dosyası birinci oluyor. Didem ödül törenine giderken bu geçirdiği inziva dönemini de üzerinden çıkarıp atarak gidiyor törene. Didem’in yazdığı toplam üç adet kitap var dostlarım. Okuyup da etkilenmeyecek bir kişi çıkacağını zannetmiyorum. Didem’in sözleri insanın beynine, ruhuna işliyor. Hatta sizinle paylaşmam gerekirse ben şiirlerini okuduktan sonra bu kadar güzel yazılmış sözlerin üzerine daha iyisi yazılabilir mi diye çok düşündüm. Sözlerin güzelliği, yaşanmışlıkların acılığını hafifletmiyor, hangisi diğerinden daha ağır basıyor bilemiyorum. İkisi de aynı galiba, bir yandan cümlelerin büyüsüne kapılırken diğer yandan yaşanmışlıkların acısı da yüreğinizi vuruyor.

Kitap İçiMdekiler kısmı ile başlıyor. On sekiz adet hayat hikayesinden oluşan şiir var içerisinde. On sekiz adet birbirinden okunası şiir. Kitabı Kardeşime, Işıl’a … diyerek kardeşine İthaf ediyor. Lütfen okuyun asla pişman olmayacaksınız okuduğunuza. Günümüzün en iyi şairlerinden birini okuyacaksınız. Kitabın arka kapak yazısını paylaşmak istiyorum size ki ne kadar özel bir kitap okuyacağınızı görmeniz için:

Bu kitapta yer alan şahıs ve mekanların gerçekle alakaları tamdır. Kahramanları hep yanlış ata oynayanlardır. Kediler, kadınlar, muhabbet kuşları, gözyaşları… hepsi sahiden vardır ve bir dönem yaşamışlardır. Şiirden hazzetmeyenler, ‘Grapon Kağıtları’nı yılbaşı ve diğer ehemmiyetli günlerde evi süslemek için kullanabilirler ya da bir ruh çağırma seansında, inatçı ruhlara seslenen uyduruk şarkılar olarak mırıldanabilirler.

8 Nisan 1970, bu yazıyı 8 Nisan’a yetişsin diye yazdım. Didem Madak’ın doğum günü. İyi ki doğmuşsun ve iyi ki geç de olsa hayatım çakışmış senin şiirlerinle. Erken olsaydı anlayamazdım ama, bu da bir gerçek, yani annem ölmeden evvel okusaydım seni bu kadar iyi anlayamayabilirdim.

Yaşarken seni tanıyamamış olmanın üzüntüsünü kalbimde hissetsem de, senin gibi güzel bir insanın bu dünyadan geçtiğini bilmek bir o kadar üzüntümü hafifletiyor. İçimden keşke daha çok yazmış olsaydın diye geçiriyorum hep, ama mantığım devreye girdiğinde de düşüncemden utanıyorum. Yazdığın her şey yaşanmışlık taşıyor ve acılarını dile getiriyor. Daha çok yazmış olsaydın derken bu yüzden vicdanım da sızlıyor.

Bir sözün beni darmadağın etti biliyor musun? Demişsin ya ”Canım kızım, cehaletimden şair oldum… Annesizlikten. Sen sakın şair olma! ” ben bu cümlelerinden ilerisine geçemedim öylece kaldım. Boğazımda düğüm oldu bu cümlelerin hep. Yazdıkların okunması gereken kitapların içerisinde yer alacak bana göre. Adın yaşayacak, şiirlerin yaşayacak ama hep eksik olacaklar. Tüm bu duyguları sen hissettirdin bana, bize, herkese.

”Bir zamanlar Didem Madak geçmiş bu dünyadan. Değmiş sözleri yüreğimizin en gizli köşesine.”

Bilir misin maviş anne?

Ben çekildiğim her fotoğrafta

Defolu bir kelebek gibi çıkarım.

(Yazımın görselini seçerken aklımda bu cümleler vardı hep. Bence görseldeki kadar güzel bir kelebektin sen, mavi güzel bir kelebek)

Kardeşi Işıl’a yazdığı bir şiir var Ay Işıl’a Sığışmıştı yazımı bu şiirin bir kısmı ile bitirmek istiyorum.


Büyük gemiler yüzmüştü ruhumuzda
Ben Işıl’ın yelkenini üflememiştim
Bensiz uzaklara gitmesin diye (şu cümle var ya bir ablanın bütün duygularının tek cümleye toplanmış halidir. İçinizden hep uzaklara gitmesin istersiniz.)
Pirinç taneleri savurmuştuk havaya,
Grapon kağıtları, konfetiler…
Fener alayı geçmişti gözlerimden
Işıl sevinçle alkışlamıştı.
Bir daha hiç ay Işıl’a sığışmamıştı.
O akşamki gibi, o akşamki kadar büyük
Siyah saçlı bir mucizeydi sanki ay
Ateşe atmıştık biz onu İnce ve beyaz bir kemik gibi…
ataç ikon Grapon Kağıtları
kitaba puan vermedi
6 beğen · 0 yorum
Okuyan Baykuş

Okuyan Baykuş

@okuyanbaykus

Dikenler ve Güller Sarayı(1)- Sarah J Maas
Kitaplarını okuyacağım bir yazar daha var artık listemin başlarına alacağım: Sarah J. Maas.
Hiç tarzım değil dediğim bir türdü fantastik kitaplar, tarzım değil diye diye baktım ki baya baya tarzım olmuş.
Okumaya başladıktan sonra kitaba kapılıp gittim. Kitabın başında bir harita var, periler diyarı ile insanlar diyarının bulunduğu bir harita. Kitabı okumaya başladıktan sonra haritaya ihtiyacınız olabilir hatta kesinlikle hayalinizdeki yerlere oturtmak adına bu gerekli bir ihtiyaç.
Fantastik kitapları aslında severim, vampirler, kurtadamlar ve iblislerin dışına çıkmayı pek sevmezdim sadece. Bu yargımı Karen Marie Monning’in ateş serisi ile kırmıştım. Periler, gulyabaniler vs vs bir sürü yaratıklarla karşılaşmıştım.
Sarah J. Maas’ın yazdığı Güller ve Dikenler Sarayı, dizinin ilk kitabı. DEX yayınlarından çıkan kitabın çevirmenliğini Meriç Keleş yapmış. 2016 yılında ülkemizde çevirisi ve basımı yapılmış olan kitabın sayfa sayısı 540.
Sayfalar birbiri ardına su gibi akıyor. Betimlemeler o kadar güzel ki ne abartılı ne de eksik, hayallerinizi sınırlamıyor ki bu benim için oldukça önemli bir konudur. Bazı yazarların karakterler üzerinde yaptıkları betimlemeler o kadar sınırlarla çerçeveleniyor ki, size hiç bir katkı payı bırakmıyor. Bu bana hiç zevk vermiyor kitabı okurken. Hayalimdeki karakter tamamen yazarın gözünden oluyor ve bana hiç bir hak tanımıyor. Oysa ki ben bir kitabı okurken yönetmen olmayı severim, karakterleri belirlemeyi severim ve bana bu hakkı tanıyan yazarları ayrıca çok severim.
Güller ve Dikenler Sarayı’na genel olarak bir bakış atarak, detaylara girmeden genel konusu hakkında bilgi vermek istiyorum: İnsanların ve perilerle diğer yaratıkların yaşadığı iki dünya var. Büyük savaştan sonra iki dünya arasına bir duvar örülmüş ve büyülerle koruma altına alınmış, ne insanlar ne de diğer varlıkların sınırı geçmesine olanak vermeyen. Ölümlülerin yaşadığı topraklar ve ölümsüz peri lordlarının, perilerin ve diğer varlıkların yaşadığı Prythian.
Kitap okurken zihnime kolaylık olsun diye bazı isimleri kişiselleştirme huyum vardır, Perihan olarak değiştirdim zihnimde Prythian’ı bundan da bahsetmeden geçemezdim.
Ölümlü topraklarında bir zamanlar varlıklı olan fakat tüm servetini kaybeden ailesi ile birlikte yaşayan kahramanımız Feyre, ailesinin yaşamak için ihtiyacı olan her şeyi tek başına karşılamaya kendini adamış birisidir. Avcılıkta kendisini geliştirmiş, avladığı hayvanların eti ile iki ablası ve babasının yiyecek ihtiyacını karşılamaya çalışıyor. Avladığı hayvanların postlarını satarak, yetmese de hiç yoktan iyidir diyerek para ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyor.
Bir gün büyük bir kurt avlıyor, duvarı aşıp ölümlü topraklarına girmiş bir peri kurt. Kurtun peri olabilme ihtimalini göz önünde bulundurarak da olsa avlıyor. Çünkü ara ara diğer taraftan garip yaratıkların, perilerin geldiğine dair söylentiler ve deliller oluyor.
Bu olayı izleyen günlerde kurdun intikamını almaya gelen bir peri lordu ile tanışıyoruz: Tamlin ile. Bundan sonrası bize çok tanıdık gelen bir masal gibi gelişiyor bakalım sizler de benim gibi aynı masalı mı düşüneceksiniz. Çünkü bunda sonrasını okumanız gerekecek. Aksiyonun ve maceranın dolu dizgin yaşanacağı bir kitap sizleri bekliyor olacak.
Kitabı bitirdikten sonra hemen 2. kitabı okumaya başladım onu da bir sonraki yazımda paylaşacağım sizlerle. Fakat 2. kitabın ortalarında dur bakayım kaç kitaplık bir seriymiş dedim. Yurt dışında 3. kitap yayınlanmış hay bin kunduz dedim kendi kendime ben nasıl düştüm bu tuzağa, şimdi bekle yenisi yazılsın ve yayınlansın diye. Umarım uzun bir seri olmaz uzun serileri sevmiyorum, ülkemizde yayınlanan 4. sezon 5. sezon diziler gibi sıkıntı veriyor bana. Bir zamanlar hevesle başlayıp 7. kitapta bıraktığım Gece Evi serisi benim için en büyük örnek ve hayal kırıklığıdır. Her kitap bir günü anlatıyordu olaylar bir türlü sonuçlanamıyordu ve en son 7. kitapta pes etmiştim. Çok da baymasınlar bizi, bize de yazık yani. Tabi bu sadece seri kitaplar için verdiğim benim için en kötü örnekti. Sarah J. Maas’ın Dikenler ve Güller Sarayı serisine başlayacaksanız bence çok eğleneceksiniz.
Not: Kitapta +18 içerik mevcuttur.
Keyifli okumalar
ataç ikon Dikenler ve Güller Sarayı
kitaba puan vermedi
1 beğen · 0 yorum
Okuyan Baykuş

Okuyan Baykuş

@okuyanbaykus

SAKLI DUYGULAR – Sara Sheridan
Kitabı okurken sıkılmak ile başlamış olduğum kitabı bitirmek istemenin verdiği hırs arasında kaldım ? Okudukça hazır bu kadar okumuşum sonunu da göreyim dedim. Değişik bir kitaptı. Kısaca konusuna değinmek istiyorum.
Marry skandal yaratan bir ilişkinin sonunda hamile kalır ve bebeğini dünyaya getirir. Eniştesi ve ailesi tarafından ülkeyi terk etmeye zorlanır ve bir gemiye bindirilip Hindistan’a gönderilir. Gemi fırtınada batar ve sadece Marry sağ olarak kurtulur. Yaraları iyileşince de ülkesine döner. Kendisini öldü zanneden ailesi şok olurlar. Oğlu büyümüş 5-6 aylık olmuştur . Oğlunun babası olan lord William bir teklif yapar Marry’e bebeği kendi himayesi altında tutmak ister çünkü William’ın kızları vardır ve eşi hala erkek çocuk doğurmamıştır. Eşinin ailesinde de hiç erkek çocuğu yoktur hepsi kızdır. Bir veliaht istediğinden Marry’e oğluna çok iyi bakacağına ve masraflarını karşılayacağına dair söz verir tek şartı Marry’nin ülkeyi terk etmesidir tabi.

Marry yetenekli bir tiyatrocudur , mesleğine devam etmek istemektedir ama kendisinden başka herkes onun hayatı hakkındaki kararları veriyordur.

Robert uzun bir yolculuğa çıkacaktır o sıralar Çin’e giderek siyah çay yapraklarını inceleyecektir (asıl amaç çayı İngiltere’ye sokup orada üretmektir).

Marry de tekrar Hindistan’a gönderilmek üzere gemiye bindirilir. Fakat gemide Marry’nin kimliğini ve yaşadıklarını bilen bir adam kendisine tehditkar bir teklif yapar , Marry de gemiden iner, gemi gider Robert küplere biner ve Marry’i kendi gideceği gemiye zorla götürür. Aradan aylar neredeyse yıllar geçen bir yolculuk başlar. Aslında yolculuk Marry’i değil de Robert’ı çok değiştirir bir kişisel gelişim yolculuğu diyelim biz buna. Sonuna geliyorum Robert ve Mary arasında (başlamış ama fark edilmemiş) bir aşk başlıyor. İlk bakışta çok itici geliyor kabul ediyorum bana da itici geldi çünkü. Ama kitabı bitirmek zorundayım. Şu da var ki Robert ve ablasının evlilikleri zoraki bir evlilik hiç bir duygu içermeyen tipik İngiliz asilzadelerinin mantık evliliği . (Robert’ın yokluğu ablasını daha çok mutlu ediyor ?

Marry bu yolculukta Çinli erkek kılığına bile girdi. Beline kadar uzun saçlarını kazıtmak pahasına:) Kitabı kah sıkılarak kah da merak ederek bitirdim. Çok fazla detaylarla dolu Çin’deki yaşamı anlatan farklı bir kitap. Okuyup okumamak size kalmış ?
ataç ikon Saklı Duygular
kitaba puan vermedi
3 beğen · 0 yorum
Okuyan Baykuş

Okuyan Baykuş

@okuyanbaykus

Küçük Kara Balık Samed Behrengi
Son günlerde sıklıkla ismini duyduğum bir kitaptı , çocuk kitabı olarak geçiyor, masal hatta. İçerik olarak ise hani kendi aramızda bir espri yaparız ya bana 5 yaşındaki çocuğa anlatır gibi anlat diye . İşte Behrengi hayatı , düzeni , toplum dayatmalarını , hurafeleri , baskıları 5 yaşındaki bir çocuğa anlatır gibi anlatmış. Yaklaşık 12000 tane torunu olan yaşlı bir balık torunlarına bu masalı anlatıyor. Bir ırmakta annesi ile birlikte yaşayan Kara Balığın hikayesi. Kara Balık merak ediyor bu ırmağın sonu başı neresi , nereye gidiyor . Hep aynı yerde yaşıyorlar hep aynı şeyleri yapıyorlar her gün annesi ile birlikte. Sıkılıyor ve bulunduğu dünyanın dışında neler olduğunu keşfetmek için annesinden izin istiyor. Bu kararını duyan diğer balıkların her biri ayrı konuşmaya başlıyorlar tutucu, baskıcı bir tavır sergiliyorlar. Kara Balığımız ise düşündüklerini uygulamak üzere yola düşüyor. Bir sürü badireler atlatıyor anlatılan her bir olay hayatta karşımıza çıkabilecek olan engelleri anlatıyor. Aslında araştırmama göre Behrengi çok genç yaşta hayatını kaybetmiş nehirde ölü bulunmuş. Yazmış olduğu çocuk kitaplarında zamanının Şah yönetimini eleştirmiş baş kaldırmış insanları sorgulamaya , direnmeye ve örgütlenmeye yönlendirmiştir. Ölümü de çok şaibeli bulunmuş dolayısıyla.

Küçük Kara Balığımız da çıktığı bu yolculukta yanına kendisi gibi denizi , özgürlüğü merak eden bir çok arkadaş katmıştır. Amacı daha önce kendisi gibi bu baskıcı düzeni sorgulayan, direnen diğer balıkları bulup onlara katılmaktır. Kitap 7 yaş üzeri çocuklara uygun olarak yazılmış .

Ben severek okudum güzel bir yetişkin kitabı olarak gördüm. Keyifli okumalar . Kitaptan bir alıntı eklemek istiyorum. Aslında bütün kitabın anlatmak istediği de bu sözlerde gizli.

“Şimdi artık ölüm korkutmuyor beni,
ama yaşadıkça onu arayacak değilim.

Ölümle karşı karşıya gelince, ki bu sık sık oluyor,
kaçınılmaz bir gerçekle yüz yüze gelmiş olacağım.
Önemli olan bu değil. Önemli olan benim
yaşamamın ya da ölümümün başkaları
üzerinde bırakacağı etkidir … ”
ataç ikon Küçük Kara Balık
kitaba puan vermedi
13 beğen · 3 yorum
Reşat Karakaş (@resatkarakas)
Eline sağlık, güzel inceleme
23.01.18 beğen 1 cevap
Okuyan Baykuş

Okuyan Baykuş

@okuyanbaykus

Ermiş Halil Cibran
1883 Lübnan doğumlu olan Halil Cibran bir filozof, ressam ve şairdir. Sanatçı ruhuna sahip olup aynı zamanda da filozof olmak, hem görsel olarak algısının açık olması ve bunu aktarabilmekte şairlik gibi bir yeteneğe sahip olması bir insanı dört dörtlük yapabilir benim gözümde. Kaldı ki hayran oldum demek istiyorum. Çoğu şiirini bir çok yerde okumuşuzdur zaten hayata dair olan. Ancak bu kitapta bir karma şiir şöleni var. Hem şiir hem felsefe, hayattan almamız gereken her şeye sahip bir kitap. Okumak inanın çok fazla vaktinizi almayacaktır fakat bir ömür yazılanları unutamayacağınıza inanıyorum.

Ermiş kitabında; Orphalese şehrinde 12 yıl kadar yaşayan El Mustafa isimli bir düşünürün şehirden ayrılmak için gemisinin gelmesini beklemesi ve bu esnada halk ile arasında geçen hayata dair dialogları okuyacaksınız. Dialoglar şiir olarak yazılmış başucu kitabı olmaya aday bana göre. En sevdiğim filozof olan Friedrich Nietzsche’in tahtını salladı Halil Cibran. Çok daha anlaşılır ve akıcı bir dili var hayatı şiir tadında okumak ve Cibran’ın gözlerinden görmek istiyorsanız mutlaka okuyun derim

Keyifli okumalar.

Kitaptan çok alıntı yapmak isterim sizlere çünkü her bir kelimesi çok değerli bilgiye sahip. Sizler için seçtiğim bir şiiri eklemek istiyorum.

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.
ataç ikon Ermiş
kitaba puan vermedi
9 beğen · 4 yorum
ayse gülce (@aysegulce)
Kum ve köpük de çok güzeldir, tavsiye ederim.
23.01.18 beğen 1 cevap
Gülşah Sönmez (@gulsahsonmez)
İnceleme çok güzel, emeğinize sağlık. Merak uyandırdınız doğrusu. Okunacaklar listeme ekliyorum hemen :)
23.01.18 beğen 1 cevap
Okuyan Baykuş

Okuyan Baykuş

@okuyanbaykus

Genelde hep çok beğendiğim kitaplara yorum yapmayı tercih ediyorum. Bu kitap için duygularım çok ortalarda yani ne beğendim ne beğenmedim . Yazarın kalemi gerçekten çok güçlü, ilk okuduğum kitabı ”umutsuz” beni gerçekten ters köşe yaptı, soluksuz bıraktı, canımı acıttı, mutlu etti, gerçekten beni çok çok etkiledi.

Çirkin aşk’dan da aynı düzeyde bir beklentim oldu normal olarak, ama aynı etkiyi yaratmadı bende.

Peki kitap kötü müydü? Hayır kesinlikle değildi ama ne vardı biliyor musunuz? Son zamanlarda çok fazla bu tarzda kitap okudum ve zihnim nasır tuttu zannedersem. Yeni çıkan kitapların çoğu birbirini tekrarlıyor sanki.

Yine de kitaba acımasızlık yapmayayım diğer kitaplarla karşılaştırdığımda okunabilirliği çok yüksek, kendi yazarının ilk okuduğum kitabı ile karşılaştırdığım için duygularım ortalarda diye söyledim. Kıyamadım yazara ? kitap için verdiğim puan 5 üzerinden 4 oldu, yazardan beklentim 5 puandı, aslında hayal kırıklığım bu yüzden.

Şikayetlerim hiç bitmeyecek böyle giderse. ? bu yüzden bir süre yeni çıkan kitapları okumamaya karar verdim. Klasik Türk edebiyatı yazarlarının daha sonra okurum dediğim kitaplarını okuyorum. Üstatların yazdığı kitapları burada yorumlamak da benim haddim değil tabi. ?

Bir şeye değinmeden de geçemeyeceğim kitabın ismi çirkin aşk ama biz ne çirkin aşklar okuduk gerçekten çirkindi, yazar çirkin aşk derken bence acımasız davranmış çirkin filan değildi. ?

Not: Kitap +18 içeriklidir .
ataç ikon Çirkin Aşk
kitaba puan vermedi
4 beğen · 0 yorum
Okuyan Baykuş

Okuyan Baykuş

@okuyanbaykus

Kadife Geceler- Jude Deveraux
Serinin üçüncü kitabını da keyifle okudum. Bu seriyi seviyorum , kasabadaki karakterleri çok seviyorum ,muhteşemler gerçekten. İlk kitapta yan karakter olan Sara Shaw ile ilgili gelişmeleri okuyoruz bu kitapta. Hatırlatayım, Sara ilk kitaptaki baş karakterimiz Luke’un kuzeni. Aniden zengin bir adam karşısına çıkıyor ve Sara’nın ayaklarını yerden kesiyordu. Sadece ayaklarını da kesmekle kalmıyor arkadaşları ile de arasına giriyordu resmen. Sara’yı tekeline alıyor, ona iş kuruyor ve sürekli meşgul ediyordu. İlk kitapta çok sevdiğim Ramsey ve Tess bu kitapta evlenmiş olarak karşımıza çıkıyor. Tess’in abisi Mike Newland polis teşkilatında gizli ve önemli bir dedektiftir. Azılı dolandırıcı çetesinin peşindedir ve Edilean kasabasındaki bağı da kullanılarak bu çetenin peşine düşmesi için Mike görevlendirilir. Çetenin beyni olan Mitzi Vandlo’yu yakalamak ilk hedefidir, Mitzi’nin yüzünü kimse bilmiyordur oğlu vasıtasıyla ki oğlu da bu çetenin mensubudur ona ulaşmayı amaçlamaktadırlar. Sara’nın evlenmeyi düşündüğü kişi de Mitzi’nin oğludur. Amaçlarının Sara ile evlenip onu öldürerek hedeflerine ulaşmak olduğunu tahmin ederler ama hedefin ne olduğunu ve Sara’yı neden istediklerini çözemezler. Burada devreye Mike girer, müstakbel damadı geçici olarak gözaltına alarak Mike’ı kasabaya yollarlar amacı çetenin neyin peşinde olduğunu bulmak ve Mitzi’nin kim olduğunu keşfedip yakalamaktır tabi işin içine aşk girmeden önce . Dolayısıyla Sara’yı da bu süreçte evlilik fikrinden uzaklaştırması gerekmektedir. Kitabımız böyle başlıyor. Konu ve kurgu çok güzel hiç sıkılmıyorsunuz okurken . Kitabın her bir sayfası sürprizlerle dolu bu yüzden sonuna kadar merakla okuyorsunuz. Hem aşk , hem macera dolu bir kitap. Serinin bu şekilde devam edeceğini tahmin ediyorum her bir kitap bir diğerinden daha ustaca yazılmış olacak büyük ihtimalle . Bazı kitaplar vardır aksiyon kitabın ortalarında yavaş yavaş başlar kitap bitmeye yakın da pat diye her şey gelişir ve biter . Aksiyon hep var kitabımızda ayrıca kasaba halkını tanımak açısından diyaloglar çok zengin. Benim kitap ile ilgili görüşlerim bunlar umarım sizler de beğenirsiniz. Ne okuyayım diye düşünenlere ısrarla önerebileceğim bir seri.
ataç ikon Kadife Geceler
kitaba 10 verdi
2 beğen · 0 yorum