up
ara
Mehmet

Mehmet

@yoldas

Batı diyarı başlayan değişimden huzursuz. Batı eyaletleri, fırtına öncesinde atlar kadar sinirli. Büyük arazi sahipleri değişikliği seziyor, tedirginleşiyor, ama nasıl bir değişiklik olacağını hiç anlamıyorlar. Büyük mülk sahipleri önlerine ne çıkarsa ona yükleniyor. Hükümet yetkililerinin genişletilmesine, işçi dayanışmasının güçlenmesine, yeni vergilere, yeni planlara... Ama bilmedikleri bir şey var. Bunların hiçbiri sebep değil, hepsi sonuç. Sebep değil sonuç. Sebep değil sonuç. Sebepler çok derinde ve çok basit. Sebepler midedeki açlığın bir milyonla çarpımı. Büyüme sancıları çeken kaslarda ve zihinlerde çalışma isteği, yaratma isteği... ve bunların da bir milyonla çarpımı. Kasların çalışmak, zihinlerin yaratmak için sancı duyması zaten insanoğlunun kesin işlevlerinin en sonuncusu. İnsan demek bu demek. Bir duvar yapmak, bir ev, bir baraj kurmak, ona insan'dan bir şey katmak, o duvardan, evden, barajdan da İnsan'a bir şey almak. Ağırlık kaldıra kaldıra sert kaslar edinmek, düşüne düşüne net çizgi ve şekiller bulmak. Çünkü insanın bu evrendeki organik olsun, inorganik olsun, başka hiçbir şeye benzememesinin nedeni, yaptığı işin ötesinde gelişmesidir. Kavradığı şeyleri basamak olarak kullanıp yükselir, yapıtlarının çok ilerisine varır. Şunu söyleyebilirsiniz insan için: Kuramlar değişip yıkıldığı zaman, düşünce okulları, felsefe ve inançlar, kimi milliyetçi, kimi dinsel, kimi ekonomik konudaki dar ve karanlık düşünce yolları önce gelişip sonra parçalandığı zaman, insan ileri doğru uzanır, sendeler, acı duyar, bazen de hatalar yapar. Adımını attıktan sonra bazen gerisin geri kayabilir ama, en fazla yarım adım geriye kayar, asla bir adım kaymaz. Kesinlikle inanabilirsiniz buna. Kapkara uçaklardan pazar yerine bombalar yağarken de, tutuklular domuz gibi üst üste tıkıştırılırken de, ezilen gövdeler pis pis akıp toza toprağa karışırken de emin olabilirsiniz bundan. Şu yüzden emin olabilirsiniz: eğer ileriye adım atılmamış olsaydı, o sendelemenin acısı insanın içinde hâlâ canlı olmasaydı, bombalar düşmez, gırtlaklar kesilmezdi. Siz asıl bombalayanlar sağ olduğu halde, bombalamanın kesileceği andan korkun. Çünkü her bomba, ruhun henüz ölmediğinin kanıtıdır. Mülk sahipleri sağken grevler durmuşsa... ondan korkun işte. Çünkü ezilip bastırılan her grev, bir adım atıldığının işaretidir. Şundan emin olabilirsiniz... Korkulacak zaman, İnsan'ın bir ülkü uğruna acı çekmeyi ve ölmeyi reddettiği zamandır. Çünkü bu bir tek nitelik İnsan'ın temelidir. Bu bir tek nitelik, evrende benzeri olmayan İnsan'ın ta kendisidir.
Batı eyaletleri değişikliğin başlamasından ötürü huzursuzdu. Teksas ve Oklahoma, Kansas ve Arkansas, New Mexico, Arizona, Kliforniya. Bir tek aileydi toprağından ayrılan. Baba bankadan borç almıştı. Şimdi de banka torağı istiyordu. Arazi şirketi... bu da bankaların toprak sahibi oldukları zaman kullandığı addı... traktör istiyordu, aileleri istemiyordu toprağında. Kötü şey mi traktör? Toprağı upuzun çizgiler halinde sürüp altüst eden güç, kötü şey midir? O traktör bizim olsaydı iyi sayılırdı... benim değil, bizim olsaydı. Sevebilirdik o traktörü o zaman. Bu toprağı da bizimken sevdiğimiz gibi. Ama bu traktör iki şey yapıyor. Hem toprağı altüst ediyor, hem de bizi topraktan atıyor. Bu traktörün tanktan farkı pek az. Her ikisi de insanları sürüyor, korkutuyor, incitiyor. Bunu iyice düşünmemiz gerek.
Topraktan atılan bir tek adam, bir tek aile. Batıya giden otoyolda ilerleyen şu paslı, gıcırtılı araba. Ben toprağımı kaybettim. Bir tek traktör geldi aldı benden toprağımı. Yalnızım, şaşkınım. Gece olunca o bir tek aile hendekte konaklıyor, derken yanına bir aile daha gelip duruyor, çadırlar ortaya çıkıyor. İki erkek yan yana çömeliyorlar, kadınlarla çocuklar da dinliyorlar. Ey değişiklikten nefret eden, devrimden korkanlar, işte düğüm noktası burasıdır. Eğer o çömelen iki adamı birbirinden uzak tutabilirseniz mesele kalmaz. Onların birbirinden nefret etmesini, korkmasını, kuşku duymasını sağlayabiliyor musunuz?Sizin ürküttüğünüz şeyin çekirdeği budur işte. Döllenmiş hücredir. zigottur bu. Çünkü artık, '' Toprağımı kaybettim,'' sözü değişmektedir. Bir hücre bölünmekte, o bölünmeden de sizin korktuğunuz şey doğmaktadır: '' Toprağımızı kaybettik. '' tehlike buradadır. Çünkü bir arada bulunan iki adam asla tek başına bulunan adam kadar yalnız ve şaşkın olmaz. Derken bu ilk '' biz '' sözünden, daha tehlikeli bir başka şey doğar: '' Bende biraz yiyecek var '' a karşı, '' Bende hiç yok. '' Eğer bunun sonucu, '' Bizde biraz yiyecek var, '' olursa, hareket başladı demektir. Bir yön kazanmıştır hareket. Artık tek gereken, biraz çarpma işlemidir. Bu toprak, bu traktör bizim oluverir. Bir hendekte yan yana çömelmiş iki adam, bir küçük ateş, tek tencerede kaynayan biraz et, o sessiz, taş gözlü kadınlar, onların ardından da akıllarının anlayamadığı kelimeleri ruhlarıyla dinleyen çocuklar. Gece bastırıyor. Bebek nezle. Dur, şu battaniyeyi, vereyim sana. Yündür. Annemin battaniyesiydi...al da bebeğe ört. İşte bombalamak gereken şey budur. İşin başlangıcı burasıdır...
'' Ben '' den '' Biz '' e geçiş.
Eğer herkesin olması gereken şeylerin sahibi olan sizler bunu anlayabilirseniz, kendinizi koruyabilirdiniz. Eğer sebepleri sonuçlardan ayırt edebilirseniz, Paine gibi, Marx gibi, Jefferson gibi, Lenin gibi kişilerin sebep değil sonuç olduğunu bilebilseniz, belki kurtulabilirdiniz. Ama bunu bilemezsiniz. Çünkü sahip olma, sizleri ebediyen, '' Ben '' çevresinde dondurmuş, '' Biz '' ile olan bağlantınızı ilelebet kesmiştir.
Batı eyaletleri değişimin başlangıcından huzursuz. İhtiyaç, kavramayı sağlar, kavrama eylemi doğurur. Yarım milyon kişi ülkenin yolları üstünde hareket halinde; bir milyon kişi tedirgin, harekete geçmeye hazır; on milyon kişi ilk huzursuzlukları hissediyor.
Traktörler de bomboş tarlalarda birçok paralel yolu birden sürüyorlar.

Sel Yayınları - Sayfa - 184, 185, 186

Tekelci Kapitalizm emekçileri en bencil yerlerine mahkum ediyor. Sınıfsal bilinçten yoksun örgütsüz işçiler arsında yaratılan rekabet işçileri patron karşısında bölerken, egemenlerin kendi çıkarları için yarattıkları fikirlere sıkı sıkıya bağlayıp kendi sınıfsal çıkarlarına sırt döndürüyor. Bu çarkın arasında öğütülen milyonlarca insana bireysel büyüme yalanıyla rekabetin propagandasını '' sizlerde başarabilirsiniz,'' kandırmacasıyla yapmaya devam ettiriyor. Toprağından koparıyor, insan elinin değmediği tarlalara traktör sokuyor. Toprak üretenin, toprak toplumun değilse tarlaya giren traktör emekçiler için kölelikten başka bir şey değildir. Gerçi 10 insanın yapacağı işi traktörle tek işçiye yaptıran toprak sahibine kölelik yapmak için çalışacak toprakta kalmıyor ortada. Sonrası açlık, sonrası sefalet, daha bir yoksulluk, sonrası uzak diyarlarda umudun peşine düşme...
ataç ikon Gazap Üzümleri
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum